Page Nav

HIDE
GRID_STYLE

Cemaat yurdunda kalan bir kadın öğrenci yaşadıklarını anlatıyor...

Bir dönem cemaat yurdunda kalmak zorunda kalan bir kadın öğrencinin yurtta yaşadıklarına dair yazdığı yazıyı Kolektif Basın Merkezi olara...

Bir dönem cemaat yurdunda kalmak zorunda kalan bir kadın öğrencinin yurtta yaşadıklarına dair yazdığı yazıyı Kolektif Basın Merkezi olarak yayınlıyoruz;

Ankara üniversitesi 3.sınıf öğrencisiyim. Ankara’ya ilk geldiğimde Kredi Yurtlar Kurumu’ndan yurt çıkmadı. Okul çevresindeki özel yurtların fiyatları ise çok yüksekti. Babamla yurt ararken fakültenin kapısında yurt tanıtımı yapan bir grup insan bir cemaat yurdunu tanıtmaya başladı. Fakat sürekli yurdun MEB’e bağlı özel yurt olduğunu vurguluyorlardı. Yurda gittik koşullar gayet iyiydi. Ücret konusunda da sorun çıkarmadılar. Hatta fiyatı biz belirledik bile diyebilirim. O zaman başka çarem yoktu. Okula alışınca insanları tanıdıkça arkadaşlarımla eve çıkarım diye düşünmüştüm. Ailemi de çok zorlamak istemiyordum. Çünkü üniversitede bir kardeşim daha var. O zamanlar bu teklif bir kurtarıcı gibi görünmüştü. Zaman geçtikçe işin rengi değişmeye başladı. Görünüşte okumaya gelmiş maddi durumu iyi olmayan öğrencilere yardım ediyor gibi olsa da aslında cemaat yurtlarını gericiliği yaymak için bir araç olarak kullanıyorlar.

 İlk önce giriş çıkış saatlerine karışmaya başladılar. Sonuçta kadındık saat 20.00’dan sonra onlara göre sokakta işimiz yoktu. Yurda geç girdiğimde ailemi aramaya başladılar. Ailem buna tepki göstermeyince gittiğim yerleri söylemek gibi farklı bir yol denediler. Ama gerçekte gittiğim yerlerin “cemaat ablalarının” söyledikleri yerlerle ilgisi yoktu. Yalan yanlış şeylerle aile baskısını kullanarak beni de kendi kurallarına uygun yaşamaya zorluyorlardı. Söyledikleri şeyler yüzünden ailemle defalarca kavga ettim.

Bir süre sonra zorla kendilerinin çay saati dediği ama Fettullah Gülen’in videolarını izlettikleri sohbetlere çağırmaya başladılar. Kendi odamda bile rahat yoktu hatta. Saat başı gelip adeta taciz ediyorlardı. Üstten üstten de tehditler devam ediyordu. “Çay saatine” gitmezsem kendime program oluşturamaz o zamana düzgün ders çalışamaz hakim savcı olamazmışım. tabi zamanla hakim savcı olmanın ders çalışmakla çok da ilgili olmadığını anladım önemli olan programlı çalışmak değil önemli olan çay saatlerine gitmek ve Fettullah Gülen’in dediği çürük nesil olmamaktı. Onlar gibi düşünmem onlar gibi hissetmem onlar gibi yaşamam gerekiyordu. Ben onların kurallarına uymadıkça baskılar daha da artmaya başladı. Arkadaşlarım da onları rahatsız ediyordu. Kendi oluşturdukları küçük dünyanın dışındaki insanlarla arkadaşlık yapmamalıydım,çünkü söyledikleri yalanın ortaya çıkmasından korkuyorlardı. Bir senenin sonunda artık bu yurttan kurtulamaya karar verdim bu hiç kolay olmadı. Eve çıkacağım arkadaşlarımı terörist ilan ettiler. Ailemi arayıp Ankara’ya çağırdılar. Yurttan çıkarsam benimde onlar gibi terörist olup hücre evlerinde kalacağım yalanını söyleyerek yurttan ayrılmamı engellemek istediler. Hâlbuki tek yaptığım oradan kurtulmaya çalışmaktı. Çok uzun uğraşlardan sonra bunu başarabildim. Ama hala peşimi bırakmadılar onların ideolojilerine sahtekârlıklarına ters bir şey yaptığım zaman ailemi arıyorlar. 20 yaşındayım ve hiçbir bağlantım olmayan insanlar beni aileme şikâyet ediyor.

Oradan kurtuldum ve artık kendi hayatımı baskı olmadan yaşamak istediğim gibi yaşıyorum. Evet belki hakim savcı olamayacağım ama gencecik beyinleri yıkamalarına da göz yummayacağım. Benim daha birçok insanın hayatlarına bu derece müdahale eden bu zihniyet ODTÜ’de yine yalanlarla özgürlük savunuculuğu yapıyor. Aynı yollarla üniversite öğrencilerinin kandırılmasına izin vermeyip cemaati istemeyen gençlere cumhurbaşkanıyla başbakanıyla medyasıyla savaş açıyorlar. Biz bu ülkede ne sözde özgürlük savaşçılığını ne gerici politikalarını nede cemaatçileri istemiyoruz. Ne kadar kötü durumda olursak olalım hayatımıza saldıran onlara mecbur değiliz.

*Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi-KOLEKTİF.NET