Page Nav

HIDE
GRID_STYLE
FALSE

Comments

{fbt_classic_header}

12 Eylül, 3-5 serseri ve Oktay Ekşi, ya da CHP'deki faşizm

Dün ilçe merkezinde toplanan insanlarla birlikte, belgesel gösterimine bakarak, 12 Eylül’ü hatırlama adına “sağlam” bir gece olacağı kan...

Dün ilçe merkezinde toplanan insanlarla birlikte, belgesel gösterimine bakarak, 12 Eylül’ü hatırlama adına “sağlam” bir gece olacağı kanısına kapılmıştık.
Çatalca’dan da gelen konuklar vardı salonda.
CHP İstanbul İl Başkan yardımcısı da.gelmişti.
İlçe başkanı da oradaydı.
Basın, sabah ki kahvaltılı basın toplantısına gösterdiği ilgiyi pek göstermemiş gibiydi geceye.
Bildik görüntüleri ve istatistikleri yansıttı bize bir müzik eşliğinde 12 Eylül belgeseli.
Sonra ilk sözü İstanbul milletvekili Oktay Ekşi aldı.
Anlattıkları, 12 Eylül’ün 3-5 serseri, kurtarılmış sokaklar ve silahlardan ibaret olduğunu söylüyordu.
Biz şaşırdık.
Salondakiler de şaşırdı.
Kendisinden sonra söz alan il başkan yardımcısı ise çok başka ve gerçeğe çok yakın bir 12 Eylül anlattı hepimize.
İlçe başkanı fazla uzatmadı.
Yediği sürgünden bahsetti yalnızca.
Konuşmalar bitip de soru cevaplara geçildiğinde, salondaki bir izleyici Ekşi’ye dönerek, “Bize öyle bir 12 Eylül anlattınız ki, biz, sanki ‘iyi ki 12 Eylül darbesi oldu’ şeklinde bir algıya kapıldık” deyiverdi.
Ekşi belli ki böyle bir tepkiyi beklemiyordu. Şaşırması sürerken, salonda basın mensubu olarak bulunan “biz” de daha fazla dayanamayıp söze karıştık.
“Evet, 3-5 serseri dediniz, ardından 700 bine yakın gözaltından söz ettiniz ve 17 yaşında idam edilen Erdal Eren’i bahis konusu yaptınız. Size göre bunlardan hangisi 12 Eylül?... Ben o zaman 20 yaşındaydım. İzmir’deydim. Darbenin ağırlığını ve acımasızlığını çok yakından yaşadım. 3-5 serseri ne demektir? Böyle bir değerlendirme olur mu? Çoğu çok yakın arkadaşım telef oldular. Sizce kaç 12 Eylül var? Sizin anlattıklarınızla o gözaltıları ve idamları nereye koyacağız?”
Ekşi cevap verecek zannederek sormuştuk sorumuzu.
Pek sayın milletvekili, cevap vermek yerine tekrar “3-5 serseri” de takılıp kalınca, “Hadi oradan sende” yi elimizle “ifade edip” salondan ayrıldık.
3 nedeni vardı bu ayrılmanın.
Kalsaydık eğer, durum iyice tatsızlaşacaktı.
“Uygar olma” hakkımızı kullandık.
İkincisi, salona saygı göstermek istedik.
Üçüncüsü ve en önemlisi, içinden aynı acıları çok yakından yaşayarak çıkagelmiş biri olarak, onurlu, yurtsever ve devrimci 78 kuşağını savunmak adına, o salonda Ekşi’nin yarattığı kepazeliği protesto etme hakkımızı kullandık.
Biz ayrılırken, Çatalca’dan gelen insanların bazıları da çıkmaya başladı.
İçlerinden biri Ekşi’yi, genellikle kavgalarda kullanılan bildik bir sıfatla andı. Kolundan çekerek “boş ver, değmez” dedik.
Biliyorduk ki, Ekşi’nin bu hali yeni değildi.
Darbeyi izleyen dönemlerin hemen tümünde, Hürriyet’teki köşesinde “başyazar” sıfatıyla yazdığı yazılarının hepsinde, nasıl bir darbesever olduğunu bilmeyen mi var.
Tıpkı gazetesi gibi…
Aradan 32 geçmiş olmasına rağmen hiç değişmemişti Ekşi.
Hadi o hiç değişmemişti, bu anlaşılabilir bir durum.
Peki ya koskoca CHP?
O niye değişmiyordu?
Ya da ne zaman değişecekti?
Biz bu sorunun cevabını biliyoruz.
Hemen söyleyelim.
Değişim öyle birdenbire olmaz.
CHP, Oktay Ekşi’lerden kurtulmayı akıl edebildiği ölçüde değişecekti.
Sosyal demokrat ve yurtsever olduğunu iddia eden bir parti, devrimci ve yurtseverlere 3-5 serseri demekte hiçbir sakınca görmeyen Oktay Ekşi zihniyetlerine ihtiyacı olmadığını anladığı ölçüde değişecekti.
Ve CHP, Ekşi’leri kendi içerisinden kovalayabildiği ölçüde değişecekti.
Keşke sadece Ekşi kaybetmiş olsaydı.
Onunla ve onun gibilerle yürüdüğü sürece CHP de kaybetmeye devam edecek.
Asıl dram da budur.
 
OKTAY EKŞİ 12 EYLÜL DARBESİNİ VE KENAN EVREN'İ NASIL PARLATIYOR
"Orgeneral Evren’in basın toplantısı, ‘Demokrasiye dönüş’ karşısında herhangi bir kuşkunun doğmasına sanıyoruz ki sebep olmamıştır. Hatta bir vade, belirli bir tarih isteyenlere Evren’in ‘En kısa zamanda demokratik sistemi işler hale getirip kendi asli görevine dönmesini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de istediğini’ üst üste birkaç defa belirtmesi, yeni yönetimin bu konudaki içtenliğinin bir kanıtı izlenimi vermiştir. ........ Evren’in bu sözleri sadece, geçmişte siyasi mücadeleyi hukuk dışına çıkmadan yürütmüş olanlar için bir güvence değerindedir. Bugünkü görüntüye bakarak söylemek gerekirse, Türkiye tam bir ‘onarım’ yönetimi altına girmiş bulunmaktadır. Bu yönetim, özgürlükçü demokratik sisteme ve Atatürk ilkelerine bağlı olanları tatmin edecek bir tutum içinde görünmektedir. O nedenle bu inancı bölüşenler, şimdiki izlenimleri devam ettiği sürece bu yönetime var güçleriyle yardımcı olmalıdırlar." (Oktay Ekşi - "Basın toplantısı izlenimleri" başlıklı yazı - 17 Eylül 1980 - HÜRRİYET)
 
OKTAY EKŞİ'NİN O DÖNEMDE BAŞYAZARI OLDUĞU HÜRRİYET, 12 EYLÜL DARBESİNİ VE KENAN EVREN'İ NASIL PARLATIYOR
"Yeni bir dönem başladı. Artık sokakları, mahalleleri yaşanmaz hale getiren, kurtarılmış bölgeler yaratan, masum çocuklarımızı anarşiye alet eden, bizi canımızdan bezdiren, her gün birkaç ananın gözyaşı dökmesine neden olan dünya sona erdi. Hainlerin, küstah ve kabadayıların, demokrasiyi yozlaştıran tüm güçlerin hepsi geriye itildi. Atatürk Türkiye’sinin temeline bir çivi daha çakıldı. Demokrasiye inancını açıklayan yeni yönetim, işçi-işveren ilişkilerinden köylümüzün efendiliğine, hatta bankalardaki paralarımıza kadar güvence getirdi. O halde bize düşen görevler de olmalıdır. Fırsat düşkünlerine, sapık ideologlara inanmaksızın, fısıltıyı, dırdırı, dedikoduyu unutarak bu ülkede haysiyetli ve güçlü bir yapı oluşturmalıyız. Mutlu günler bizim, huzur bizim olmalıdır. Güçlü bir Türkiye için kini, nefreti, ikililiği, bölücülüğü bırakıp bütün olmalıyız. Bugün günlerden pazartesi. Yeni bir hafta, yeni bir dünya başlıyor. Atatürk’ün demokrasiye inanan evlatları haykırıyor: Ne mutlu Türküm diyene... Haydi işbaşına!.." ("Bugün yeni bir gündür" başlıklı ve Hürriyet imzalı yazı - 15 Eylül 1980 - Hürriyet)
 
HAYRİ GÜNEL
BU YAZI İLK DEFA, 13 EYLÜL 2012 TARİHİNDE, BİZİM SİLİVRİ GAZETESİNDE YAYINLANDI