2007, Türkiye tarihi açısından kritik bir yıldı. İlk ayında Hrant Dink öldürüldü, yaklaşan genel seçimler öncesi Genelkurmay sık sık hükü...
2007, Türkiye tarihi açısından kritik bir yıldı. İlk ayında Hrant Dink öldürüldü, yaklaşan genel seçimler öncesi Genelkurmay sık sık hükümete "uyarılarda" bulundu, 27 Nisan'da e-muhtıra verdi, seçimler öncesi bugün artık "Ergenekoncu" diyebileceğimiz cephe büyük bir kampanya yürüttü, sonunda seçimlerde halk, askeri vesayetin savunucularına değil, hedef aldıklarına oy verdi. AKP oy oranı olarak en büyük sıçramasını 2007'de gerçekleştirdi.
Bu sürecin en önemli unsurlarından biri de çeşitli kentlerde yapılan Cumhuriyet mitingleriydi. Ordu bazen açık, bazen üstü kapalı olarak "göreve" çağrılıyor, "bölücülük" ve "irtica" tehditleri vurgulanıyor, cumhuriyetin elden gittiği anlatılıyordu. Mitingler ırkçı ve militaristti. Kürsüsünden "Burada 'Hepimiz Ermeniyiz' diyenler yok" hezeyanları duyuluyordu.
Bugün baktığımızda bu mitingleri tarihe trajedi olarak kaydetmek gerçekten de mümkün. Kemalizmin kutsal saydığı birçok "değer" bugün paramparça; Kürtlerin muhatap alınmasıyla bir çözüm süreci gündeme gelebiliyor, Ermeni Soykırımı sokakta anılabiliyor, başörtüsünün serbestliği konusunda gelişmeler var, hepimize Türk olmayı dayatan öğrenci andı kaldırıldı. "Cumhuriyet"ten anlaşılan bunların yasaklanması ve baskı altına alınması ise, o anlamda cumhuriyet çoktan "elden gitti".
Cumhuriyet mitinglerinin ikinci turunun, yani komedi kısmının hikâyesi ise biraz uzun.
Önce 2009 yılında birçok ilde denendi, katılım 2007 ile kıyaslanamayacak ölçüde küçüktü, lafını eden bile olmadı. 2011 ve 2012 yıllarında da medyada "yeniden yapılacak", "ha yapıldı ha yapılıyor" haberleri yer aldı. Bütün bunlarda ADD, CHP, İP gibi çeşitli ulusalcı örgütler harekete geçmeye çalıştı, hiçbiri başarı sağlayamadı.
Şimdi bu komediye isminde 'Komünist' geçen bir parti dahil oluyor.
29 Ekim'de Kadıköy'de yapılacak mitingin çağrı metninde cumhuriyetçilerin "ikiyüzlülüğü"nden yakınılıyor ama "karanlığa teslim olmayan tüm yurttaşlar olarak Kadıköy'de toplanıyoruz" diye bitiriliyor.
Marksist.org'u hazırlayan siyasi çizgi, 2007 yılında başlayıp Ergenekon, Balyoz ve diğer darbe davalarıyla devam eden sürecin sol içinde çok büyük bir ayrışmayı başlattığını tespit ediyordu. Davaların arkasında durmak gerektiğini, demokrasi mücadelesinin AKP'nin eline bırakılamayacağını, tüm eksiklerine rağmen ortaya çıkan belgelerin derin devletin üstüne yürümek adına olumlu veriler sunduğunu, solun ve emek hareketinin davanın derinleştirilmesi için seferber olması gerektiğini söyleyenler ile, kabaca, bunları diyenlere "AKP'yi destekliyorsunuz" diyenler ayrıştı.
Bunun yarattığı kutuplaşma dahilinde, iki arada bir derede duranlarla birlikte, artık herkesin pozisyonunu net olarak belirlediğini söylemek mümkün. Ayrışma yalnızca darbecilere ve askeri vesayet rejimine karşı alınan tutumla sınırlı değil, bazı diğer başlıklarda saflar bazen geçici olarak karışıyor, fakat kalıcı olan bir durum var.
Solu, sosyalistleri, darbecilerin peşine takma projesi tutmadı.
Örneğin, bugün Mısır'da durum böyle değil. Fiili bir darbe gerçekleşti, ordu eski rejimi tesis etmek için katliamlar yapıyor, olağanüstü hâl yasalarını geri getiriyor, Mübarek'i serbest bırakıyor, Müslüman Kardeşler başta olmak üzere kendisine muhalif olanlara baskı uyguluyor. Tüm bunlara rağmen solun çoğunluğu "İslamcılara karşı" generallerden yana ve böyle olmayanlara "Müslüman Kardeşler'in hizmetkârısınız" diyorlar.
Türkiye'de de solun tarihi, askeri darbeler karşısında alınan tutumlara ilişkin birçok sorunla dolu. "İlerici darbe" teorilerinin bu geçmişte bir yer tuttuğunu biliyoruz.
Ama artık böyle değil. Elimizde geçmişin deneyimleri, tartışmaları var. Solun içinde her tür askeri müdahaleyle bağı kesmiş bir damar var. Bu sebepledir ki, Türkiye solunda Mısır'daki darbeye sempatiyle yaklaşan kimse olmadı. Türkiye'deki darbe davalarına şüpheyle yaklaşanlar dahi, medyadaki yoğun kampanyalara, manipülasyonlara rağmen, "mağdur generaller"i savunan bir pozisyona düşmedi. Kimse Silivri kapılarına gitmedi.
Dolayısıyla, bahsi geçen ayrışma tamamlandı, hayırlı oldu.
İlk cumhuriyet mitinglerine soldan kimse katılmamıştı. Müsterih olabilirsiniz, ikincisine de katılan olmayacak.
Ozan Tekin-MARKSİST.ORG
ozan.tekin@gmail.com
Bu sürecin en önemli unsurlarından biri de çeşitli kentlerde yapılan Cumhuriyet mitingleriydi. Ordu bazen açık, bazen üstü kapalı olarak "göreve" çağrılıyor, "bölücülük" ve "irtica" tehditleri vurgulanıyor, cumhuriyetin elden gittiği anlatılıyordu. Mitingler ırkçı ve militaristti. Kürsüsünden "Burada 'Hepimiz Ermeniyiz' diyenler yok" hezeyanları duyuluyordu.
Bugün baktığımızda bu mitingleri tarihe trajedi olarak kaydetmek gerçekten de mümkün. Kemalizmin kutsal saydığı birçok "değer" bugün paramparça; Kürtlerin muhatap alınmasıyla bir çözüm süreci gündeme gelebiliyor, Ermeni Soykırımı sokakta anılabiliyor, başörtüsünün serbestliği konusunda gelişmeler var, hepimize Türk olmayı dayatan öğrenci andı kaldırıldı. "Cumhuriyet"ten anlaşılan bunların yasaklanması ve baskı altına alınması ise, o anlamda cumhuriyet çoktan "elden gitti".
Cumhuriyet mitinglerinin ikinci turunun, yani komedi kısmının hikâyesi ise biraz uzun.
Önce 2009 yılında birçok ilde denendi, katılım 2007 ile kıyaslanamayacak ölçüde küçüktü, lafını eden bile olmadı. 2011 ve 2012 yıllarında da medyada "yeniden yapılacak", "ha yapıldı ha yapılıyor" haberleri yer aldı. Bütün bunlarda ADD, CHP, İP gibi çeşitli ulusalcı örgütler harekete geçmeye çalıştı, hiçbiri başarı sağlayamadı.
Şimdi bu komediye isminde 'Komünist' geçen bir parti dahil oluyor.
29 Ekim'de Kadıköy'de yapılacak mitingin çağrı metninde cumhuriyetçilerin "ikiyüzlülüğü"nden yakınılıyor ama "karanlığa teslim olmayan tüm yurttaşlar olarak Kadıköy'de toplanıyoruz" diye bitiriliyor.
Marksist.org'u hazırlayan siyasi çizgi, 2007 yılında başlayıp Ergenekon, Balyoz ve diğer darbe davalarıyla devam eden sürecin sol içinde çok büyük bir ayrışmayı başlattığını tespit ediyordu. Davaların arkasında durmak gerektiğini, demokrasi mücadelesinin AKP'nin eline bırakılamayacağını, tüm eksiklerine rağmen ortaya çıkan belgelerin derin devletin üstüne yürümek adına olumlu veriler sunduğunu, solun ve emek hareketinin davanın derinleştirilmesi için seferber olması gerektiğini söyleyenler ile, kabaca, bunları diyenlere "AKP'yi destekliyorsunuz" diyenler ayrıştı.
Bunun yarattığı kutuplaşma dahilinde, iki arada bir derede duranlarla birlikte, artık herkesin pozisyonunu net olarak belirlediğini söylemek mümkün. Ayrışma yalnızca darbecilere ve askeri vesayet rejimine karşı alınan tutumla sınırlı değil, bazı diğer başlıklarda saflar bazen geçici olarak karışıyor, fakat kalıcı olan bir durum var.
Solu, sosyalistleri, darbecilerin peşine takma projesi tutmadı.
Örneğin, bugün Mısır'da durum böyle değil. Fiili bir darbe gerçekleşti, ordu eski rejimi tesis etmek için katliamlar yapıyor, olağanüstü hâl yasalarını geri getiriyor, Mübarek'i serbest bırakıyor, Müslüman Kardeşler başta olmak üzere kendisine muhalif olanlara baskı uyguluyor. Tüm bunlara rağmen solun çoğunluğu "İslamcılara karşı" generallerden yana ve böyle olmayanlara "Müslüman Kardeşler'in hizmetkârısınız" diyorlar.
Türkiye'de de solun tarihi, askeri darbeler karşısında alınan tutumlara ilişkin birçok sorunla dolu. "İlerici darbe" teorilerinin bu geçmişte bir yer tuttuğunu biliyoruz.
Ama artık böyle değil. Elimizde geçmişin deneyimleri, tartışmaları var. Solun içinde her tür askeri müdahaleyle bağı kesmiş bir damar var. Bu sebepledir ki, Türkiye solunda Mısır'daki darbeye sempatiyle yaklaşan kimse olmadı. Türkiye'deki darbe davalarına şüpheyle yaklaşanlar dahi, medyadaki yoğun kampanyalara, manipülasyonlara rağmen, "mağdur generaller"i savunan bir pozisyona düşmedi. Kimse Silivri kapılarına gitmedi.
Dolayısıyla, bahsi geçen ayrışma tamamlandı, hayırlı oldu.
İlk cumhuriyet mitinglerine soldan kimse katılmamıştı. Müsterih olabilirsiniz, ikincisine de katılan olmayacak.
Ozan Tekin-MARKSİST.ORG
ozan.tekin@gmail.com
