Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, görevinden ayrıldığını açıkladı. Yıldız, yayımladığı mesajda, "Bu sizler...
Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, görevinden ayrıldığını açıkladı. Yıldız, yayımladığı mesajda, "Bu sizlere 'Genel Yayın Yönetmeni' olarak seslendiğim son mesajım olacak. Cumhuriyet gazetesindeki çalışma sürem 34 yılı doldurdu. Bunun son 21 yılı yazı işleri yöneticiliğinde geçti. Birlikte birçok sıkıntıyı göğüsledik. Mutlulukları paylaştık. Cumhuriyet gazetesinde çalışmanın zorlukları kadar, bir aile ve dayanışma havasını solumanın keyfini de sürdük." ifadelerini kullandı.
"Ama, bu kadar uzun bir süreden sonra artık veda zamanı. Bu veda gazetemle ve sizlerle ilişkinin kopuşu anlamında değil tabi ki. Yalnızca bir nöbet değişimi. Hepiniz gibi ben de yeni görevlendirilecek arkadaşımıza yardımcı olacağım" diyen Yıldız şöyle devam etti: "Gazetemizin bundan sonra da basındaki ayrıcalıklı konumunu, misyonunu koruyacağına ve bayrağı devralacak arkadaşımızın gazetemizi daha da ileri noktalara taşıyacağına inanıyorum. Görev sürem boyunca gösterdiğiniz dayanışma, yakınlık ve verdiğiniz katkılar için hepinize teşekkür ediyorum."
YENİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ KİM OLACAK
Cumhuriyet'te yeni genel yayın yönetmeninin kim olacağı henüz net değil. Ancak bir iddiya göre de; gazetenin yazarlarından Can Dündar ismi üzerinde duruluyor. Dündar'a bu teklifin yapıldığı ancak Dündar'ın bu teklifi önce reddetiği öğrenildi. Şu an Cumhuriyet'te toplantılar devam ediyor.Mustafa Balbay'ın da toplantıya katıldığı ve Can Dündar'a tekrar teklif götürüleceği iddia edildi.
Bu görüşe göre; "gazete içinden bir ismin olması uygun görülüyor" fikri benimsenecek.
Kulislerde T24'ün sahibi Doğan Akın'ın da isminin geçtiğini belirtelim. Bununla birlikte, gazetedeki tasfiyenin ve dönüşümün devam edeceği de konuşulanlar arasında...
YENİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ KİM OLACAK
Cumhuriyet'te yeni genel yayın yönetmeninin kim olacağı henüz net değil. Ancak bir iddiya göre de; gazetenin yazarlarından Can Dündar ismi üzerinde duruluyor. Dündar'a bu teklifin yapıldığı ancak Dündar'ın bu teklifi önce reddetiği öğrenildi. Şu an Cumhuriyet'te toplantılar devam ediyor.Mustafa Balbay'ın da toplantıya katıldığı ve Can Dündar'a tekrar teklif götürüleceği iddia edildi.
Bu görüşe göre; "gazete içinden bir ismin olması uygun görülüyor" fikri benimsenecek.
Kulislerde T24'ün sahibi Doğan Akın'ın da isminin geçtiğini belirtelim. Bununla birlikte, gazetedeki tasfiyenin ve dönüşümün devam edeceği de konuşulanlar arasında...
GEÇEN HAFTA NELER OLMUŞTU? (28.08.2014)
Cumhuriyet Gazetesi Yazıişleri Müdürü Murat Ataş dün gazeteden kovuldu. Bu kritik görevden almaya gerekçe olarak ise, gazetenin yazarı Bedri Baykam’ın yazısının sansürlenmesi gösterildi.
Ancak perde arkası, Cumhuriyet’te yaşananlara ve olası yaşanacaklara dair izler barındırıyordu. Odatv, işte bu izlerin peşine düştü ve şu bilgilere ulaştı:
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Bedri Baykam’ın 19 Ağustos'taki köşesi için kaleme aldığı “Başkanlığı bırakmanız için 11 gerekçe Sn. Kılıçdaroğlu” başlıklı yazısı yayımlanmadı. Yazının yayımlanmama gerekçesi olarak Bedri Baykam’a "Şu an CHP’deki kurultay konusunda adaylar arasında tarafsızlık politikası yürütüyoruz” olduğu söylenmişti.
Odatv’nin gündeme getirdiği bu sansürle ilgili Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu bir açıklama yaptı.
Baykam'ın köşesinde “Açıklama ve Özür” başlığıyla şu ifadeler yer aldı;
"Yazarımız Bedri Baykam’ın geçen haftaki yazısı editoryal değerlendirme neticesinde yayımlanmamıştır. Konuyu ilk toplantısında değerlendiren İcra Kurulu’nca, bu uygulamanın yazarın yorum, eleştiri özgürlüğüne “müdahale niteliğinde” olduğu belirlenerek sorumluları hakkında gereken yaptırımın uygulanmasına karar verilmiştir. Bu nedenle yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.
Saygılarımızla
Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu "
SANSÜRDE ERİNÇ VE YILDIZ’IN BİLGİSİ VE ONAYI
Yapılan açıklamada; kuşkusuz “sorumluları hakkında gereken yaptırımın uygulanmasına karar verilmiştir” vurgusu önemliydi.
İşte o açıklamanın “gereği” dün gerçekleştirildi: Cumhuriyet Yazıişleri Müdürü Murat Ataş görevden alındı.
İşte tam da burada şu soru gündeme geliyor:
Bedri Baykam’ın yazısının sansürlenmesinde tek “sorumlu” deneyimli gazeteci Murat Ataş mıydı?
Bu sorunun yanıtına dair edindiğimiz bilgiye göre; Bedri Baykam’ın yazısının sansürlenmesinde Cumhuriyet İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç’in ve Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’ın bilgisi ve dahli vardı. Zira; Yazıişleri Müdürü Murat Ataş Bedri Baykam’ın yazısını “üstündeki” bu iki isme de göstermişti.
Yani…
Ekleyelim: Zaten yazının asıl sansürlenme onayı, Erinç ve Yıldız’dan gelmişti.
Ancak…
Ne zaman ki; sansür Odatv’nin gündeme getirmesiyle duyuldu; bir “günah keçisi” bulundu:
Murat Ataş.
Sonunda, Akın Atalay’ın başında olduğu Cumhuriyet İcra Kurulu, Murat Ataş’ı gazeteden kovdu.
YILDIZ VE BALBAY İÇİN DE TEHLİKE ÇANLARI
Devam edelim ve soralım:
Murat Ataş’ın görevden alınması ne anlama geliyor?
Murat Ataş, Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’ın kolu kanadıydı. Hatta bir nevi “gizli genel yayın yönetmeniydi.” Gazetenin kilit ismiydi.
Bir kehanette bulunalım; aslında soralım:
Cumhuriyet’te yakın zamanda görevden alınacaklar arasında İbrahim Yıldız da olur mu?
Bir soru daha ekleyelim:
Aydın Engin’in gazeteye yazar olarak gelmesiyle birlikte, gazete yönetimiyle arasında soğuk ve hatta sert rüzgarlar esen Mustafa Balbay için de “tehlike” çanları çalıyor mu?
Ne demişti Mustafa Balbay “Medya operasyonları” başlıklı son yazısında: “Cumhuriyet gazetesi kimsenin babasının malı değildir!”
Bunu zaman gösterecek.
Ama şunu söylesek yanlış olmaz:
Bu “medya operasyonlarını” kim yapıyorsa; “Yeni Türkiye için Yeni Cumhuriyet gerekiyor” diyor.
AYDIN ENGİN - MUSTAFABALBAY KAPIŞMASI (31.07.2014)
Cumhuriyet gazetesinin yeni yazar transferleri gazetede krize neden oldu.
Gazetenin Aydın Engin ve Ceyda Karan'ı transfer etmesi gazete içinde bölünmelere neden oldu.
Bölünme haberleri üzerine bir açıklama yapan Cumhuriyet gazetesi, iddiaları yalanlamış ve Mustafa Balbay'ın da bulunduğu Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu'nun, oybirliğiyle gazetenin yeniden yapılanmasını onayladığını söylemişti.
Ancak Balbay açıklamayı yalanlayarak Aydın Engin ismine onay vermediğini söyledi.
Cumhuriyetin sembol isimlerinden Mustafa Balbay, gazetenin açıklamasından sonra Twitter'da Aydın Engin ismini istemediğini belirterek"Aydın Engin'in, fikirlerini düşünce yelpazesine uygun bir gazetede, özgürce yazmasını dilerim. Ancak, Aydın Engin'in Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmasına karşıyım. Buna hiçbir zeminde evet demedim." diye yazdı.

Sızan bilgilere göre, Mustafa Balbay dışında gazete içindeki Atatürkçü kesim de Aydın Engin isminden rahatsız...
Yine Ceyda Karan ismine de bazı isimlerin itiraz ettiği öğrenildi.
Yine edindiğimiz bilgilere göre Mustafa Balbay, Aydın Engin'in Ergenekon ve Balyoz davalarındaki operasyonları destekleyici tavrından dolayı Engin'i istemedi.
Aydın Engin ve eşi Oya Baydar, Ergenekon ve Balyoz davalarında, sürekli operasyonları destekler nitelikte bir duruş sergilemişlerdi.
Tartışmalar akıllara "Balbay gidiyor mu" sorusu getirdi.
CUMHURİYET NE DEMİŞTİ
Gazetenin yaptığı açıklama şöyleydi:
"Biraz önce bir internet sitesinden "Cumhuriyet Gazetesi tarihinde ikinci bölünme" başlığıyla bir haber yer almıştır.
Okurlarımıza ve kamuoyuna daha önce duyurduğumuz gibi aralarında -haberde ismi geçen- Orhan Erinç (Cumhuriyet Vakfı Başkanı), Akın Atalay(Cumhuriyet Vakfı Başkan Vekili ve Genel Koordinatör), İbrahim Yıldız, Hikmet Çetinkaya, Cüneyt Arcayürek ve Mustafa Balbay'ın da bulunduğu Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu, 12 kişilik üye tamsayısının oybirliğiyle gazetenin yeniden yapılandırılması konusunda tam yetkili olarak bir İcra Kurulu oluşturmuş ve bu kurula üye olarak Akın Atalay (Vakıf Başkan vekili ve Genel Koordinatör), İbrahim Yıldız (Genel Yayın Yönetmeni), Güray Öz (Okur Temsilcisi) ve Önder Çelik (Vakıf YK üyesi ve genel saymanı) atanmıştır. Belirtildiği gibi bu karar oybirliğiyle alınmış bir karardır.
İcra Kurulu yapmış olduğu toplantılarda görev değişiklikleri ve gazeteye yeni katılacak isimlerin her biri konusunda oybirliğiyle karar almıştır. Adı geçen kararların her biri, ayrıntılı olarak bir karar tutanağı ile tespit edilerek imza altına alınmaktadır.
Dolayısıyla, alınan kararlar konusunda haberde adı geçen isimler de dahil olmak üzere bugüne kadar Cumhuriyet gazetesi içinde herhangi bir görüş ayrılığı yaşanmamıştır.
Cumhuriyet gazetesi yayın yaşamı boyunca bu türden provokatif ve yıkıcı bir çok saldırıya uğramıştır. Buna karşın, Cumhuriyetin yayın anayasasında yer alan temel ilkeleri ve yayın politikalarından zerre kadar ödün vermeden yayınına devam etmiştir. Bundan sonra da aynı çizgide yayınına devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Okurlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz."
AYDIN ENGİN'DEN BALBAY'A: "OTUR YERİNE POSTALCI" (01.08.2014)
Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve yazarı Mustafa Balbay'ın, transferine karşı çıktığı Aydın Engin'in yazarı olduğu internet sitesi T24'ten Mustafa Balbay'a hakaret içeren bir yanıt geldi.
Ergenekon operasyonunu yapan polis ve savcılar tarafından manipüle edildiği bilimsel gerçeklerle ispatlanan "Günlükleri" yayınlamasıyla bilinen T24 adlı internet sitesinde "Cumhuriyet mi bölündü, Balbay mı yalnız kaldı?" ve "Balbay'a Twitter'da tepki yağdı: Aydın Engin'in hangi fikrinden ürküyorsun, otur yerine postalcı!" başlıklarıyla yayınlanan haberlerde Balbay hakkında hakaret içeren "Otur yerine postalcı", "Sol, Balbay gibi köhne militaristlerden kendini arındırmadıkça, muhalefetleri sarhoş narasından öteye geçemez", "Sizin gibi militarist, ulusalcı değil, ama gazeteyi onlar kurtarabilir", "Onu boşver de patron, yeni faaliyet yok mu, cumhuriyet mitingi, meşrutiyet mitingi falan gelelim. Darbe durbe de olur ha" ve "Bazı şeyleri tapulu malın gibi konuşuyorsun, aş bunları çıkar şu apoletlerini" gibi ifadelere yer verildi.
T24'ün bu haberlerine Cumhuriyet okurlarından sosyal medyada tepki yağdı.
Bilindiği üzere Aydın Engin, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'ın da yargılandığı Ergenekon ve Balyoz davalarında, sürekli operasyonları destekler nitelikte bir duruş sergilemişlerdi. Engin'in gazeteye transferine Mustafa Balbay karşı çıkmış ve sosyal medyada buna ilişkin mesajlar paylaşmıştı.
BEDRİ BAYKAM'A SANSÜR (19.08.2014)
Cumhuriyet gazetesi yazarı Bedri Baykam’ın bugünkü yazısı yayınlanmadı. Baykam’ın“Başkanlığı bırakmanız için 11 gerekçe Sn. Kılıçdaroğlu”başlıklı yazısının yayınlanmama gerekçesi, Cumhuriyet gazetesi tarafından “Şu an CHP’deki kurultay konusunda adaylar arasında tarafsızlık politikası yürütüyoruz” olarak söylendi. Ancak yine bugün Cumhuriyet’te yayınlanan; Hikmet Çetinkaya’nın “CHP’de Sonbahar Temizliği Şart...” başlıklı yazısı, iddia edilen gerekçeyle çelişiyor.
İŞTE BEDRİ BAYKAM’IN CUMHURİYET’TE YAYINLANMAYAN O YAZISI:
“Sayın Kılıçdaroğlu,
CHP'nin yaşadığı son çalkantılara karşı, kurultayı toplamanız sevindirici. Ancak bu seçimli Kurultay’ın birkaç bin kişilik dar bir salona hapsedilmesi çok üzücü. Bunu yol yakınken değiştirmenizi diliyorum. Genel Başkanlık’tan artık istifa etmeniz ve bu Kurultay’da tekrar aday olmamanız için 11 gerekçeyi size iletiyorum:
1- Parti’nin kuruluş felsefesine tamamen ters düşen bir adayı, Parti’nin hiçbir yetkili organına danışmadan kamuoyuna sundunuz.Bu zat'ın idollerini "Menderes, Erbakan ve Özal" olarak açıklamasını, tek parti sürecini ise "Menderes'in son verdiği baskıcı dönem" olarak tanımlamasını seyretmekle yetindiniz.
2- Seçimlerde yaşanan hezimetin ardından özeleştiri yapacağınıza, tutarsız kararınız yüzünden "tıpış tıpış" (!) oy kullanmayan milyonları suçladınız. Bir de üstüne "Yarın olsa yine İhsanoğlu'nu seçerdim" deme cüretini gösterdiniz. Ne yazık ki tavrınız, otobana ters yönden dalıp ardından "Hay Allah tüm sürücüler ters yönde" diyen fıkrayı hatırlatıyor.
3- Gezi eylemlerinde hayatını, gözünü kaybeden, canını ortaya koyan her yaştan genci hiçe sayarak, Çankaya seçiminizde onlarla alay edercesine AKP profiline çok yakın bir adayı öne sürerek, "Gezi ruhu" ile CHP arasında varolabilecek sinerjiyi baştan yok ettiniz.Yarattığınız akıl almaz boşluğu Selahattin Demirtaş doldurdu. Sayenizde etnik kökenli bir parti, sosyal demokrat değerlere çengel attı.
4- Parti’den ve kamuoyundan yükselen tepkileri hiçe sayarak bir B planı oluşturulmasına imkan tanımadınız, tehditlerle 20 milletvekilinin Emine Ülker Tarhan'a imza vermesini engellediniz. Sayenizde RTE ilk turda kazandı.
5- Sn. Kılıçdaroğlu, 2009 yılında siz henüz CHP Grup Başkanvekili iken, sizinle randevulaşarak Parti'nin demokratik bir tüzüğe kavuşması için bir çabaya öncülük ettiğimizi iletmiştim. Siz de bu çabaya hak verip tüzüğü beklediğinizi söylemiştiniz. 2010’un başında farklı kuşaklardan partilimizin katkısıyla hazırlanan bu taslağı size getirmiş ve destek sözü almıştım. Ardından Mayıs 2010'da Genel Başkan olmanızdan sonraki dönemde, bir Tüzük Kurultayı topladınız. Ancak bizim "Demokratik Devrim Tüzüğü” ndeki parti içi demokrasi önerilerimizi pas geçerek sadece kadınlar ve gençlere kota uygulamasını aldınız; o da ancak onları seçilemeyecek sıralara yerleştirerek! Şimdi de duyuyoruz ki, Parti’de ön seçim uygulamasının önünü daha da keserek kendi tek adam tavrınızı pekiştirecekmişsiniz! Niye örgüte güvenmiyorsunuz? Bırakın Zonguldak'ı Zonguldaklılar, Muş'u Muşlular seçsin! Sizin Atatürk dönemini sorgularcasına adlandırdığınız "Yeni CHP" (!) döneminde, parti ne halka açılabildi, ne de örgüte!
6- Düzenlediğiniz baskın seçimden önce milletvekillerinin medyaya konuşmasını yasaklamışsınız! Tüm atama ve azletme yetkilerinizle, örgüt üzerinde tahakküm kurmanız yetmiyormuş gibi, şimdi de rakibiniz olacak CHP'lilerin ağızlarını açmalarını mı engelliyorsunuz? Emin olun bu kadarını RTE bile düşünememişti! Bizi yanılttınız ...
7- Geçen hafta sizi eleştirenler hakında "Onları milletvekili yaptığıma pişmanım" diyerek, kendinizi Sadrazam, Vezir atayan Sultan konumuna taşıdınız. Parti imajına ve demokrasiye verdiğiniz zararı hesaplayamadan.
8- "Kurultay’dan sonra artık Parti içinde kimsenin böyle konuşmasına izin vermeyeceğim" diyerek sanki kazanacağınızdan eminmişsiniz gibi Kurultay'ın iradesine ipotek koydunuz.
9- Genel Başkanlığınızda Parti’nin temel değerlerini altüst eden demeçlerinizle Atatürk-İnönü dönemi ve 27 Mayıs hakkında en karanlık yorumları yaptınız. Ne o dönem şartlarını, ne bastırılan isyanları, ne demokrasiyi düşmanı Menderes ve Bayar’ın emellerini algılayamadan...
10- Yabancı yayın organlarına verdiğiniz mülakatlarda "Türkiye'de laikliği tehlikede görmüyoruz" diyerek, ülke gerçeklerine ne kadar uzak olduğunuzu tekrar açığa vurdunuz.
11- Çocukların, gençlerin akıllarını alt-üst ederek, altı ok ve sosyal demokrasiyi egemen sağ partilere benzemeye çalışan, solun önerdiği yaşam tarzından utanan bir konuma düşürdünüz. Yani gelecek kuşakları sağ veya marjinal partilere doğru savurdunuz, halkın umutlarını kırdınız.
Sn. Kılıçdaroğlu, Parti’yi demokratikleştirmek üzere hepimizin desteği ile geldiğiniz Parti başkanlığında CHP büyüyemediği gibi, rotası da Cumhuriyetçi-Atatürkçü çizgilerden uzaklaştı. Lütfen CHP'ye daha fazla zarar vermeyin. Çünkü sizden önceki Genel Başkanların çok farkında oldukları, maalesef unuttuğunuz bir konu var: O koltuğa kim oturursa otursun, CHP'nin ebedi şefi, Atatürk'tür.”
İŞTE HİKMET ÇETİNKAYA’NIN CUMHURİYET’TE YAYINLANAN O YAZISI:
“Türkiye 2014 yılında demokrasiyi, özgürlükleri, yurtseverliği tartışıyor...
Aslında bu tartışma kendimi bildim bileli sürer!
Ümmet olmaktan sıyrılan her toplumda ulusal kimlik arayışı doğaldır.
Bu arayış gelişmekte olan toplumlarda değişik anlamlar taşır...
Halkın yararına olan tartışmalar yapılırken, doğal arayışı şoven ve ırkçı sapmadan koruyarak barış ortamının yol ve yordamını bulmak gerekir.
Atatürk yurtseverliğinin temelinde, Türklerin üstünlüğü değil halkların kardeşliğini ve eşitliğini savunan yapıtaşı vardır.
Zaman zaman bunu unutanlar, bu yoldan sapanlar kendilerini “derin milliyetçiliğin” içinde bulurlar...
Kendileri gibi düşünmeyen herkesi “faşist” olarak görüp, halkların eşitliğini, kardeşliğini, emeğin örgütlü gücünü, sermaye-emek ilişkisini unuturlar...
Unutmayın, 1923 Devrimi’nin “Aydınlanma” sürecinde, laiklikle yurtseverliğin,demokrasi ve özgürlüğün eşzamanlı olması bir rastlantı değildir...
İnsan, insanlaşma yolunda “kul”luktan arınıp “birey”e dönüşürken “ümmet”indeğil, ulusun üyesi olduğunu anlamıştır.
İşte o zaman yurtseverlik kavramı doğmuştur!
Zaten Aydınlanma’nın felsefesi budur!
Yurtseverlik, halkların eşitliği, kardeşliği böylece ivme kazanıp yaşam biçimi olmuştur...
Bugün CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini devirmek isteyenler, bunu daha önce Bülent Ecevit’e, Erdal İnönü’ye karşı yapmışlar, ancak başarılı olamamışlardır...
***
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Aydınlanma”nın felsefesini bilen bir insan...
18. yüzyılda “demokrasi” ve “Aydınlanma”yla birlikte anılan yurtseverlik, sanayitoplumlarının ürünüdür.
O sanayi toplumları ki, kapitalist gelişme aşamasında, salt kendi emekçilerini değil,dünya halklarını da sömürmek yolunda emperyalizmin bayrağını ellerine almadılar mı?
Aldılar!
O zaman yurtseverlik şovenleşti ve derin milliyetçiliğe dönüştü!
Yoksul ülkelere yapılan seferler ırkçı bir içerik kazandı...
Batı, dünyayı sömürmek için mazlum halklara tepeden baktı, sömürgeciliği başlattı!
Atatürk yurtseverliği bu sürecin ürünüdür!
Çünkü Mustafa Kemal, sömürülen mazlum halkların yanında yer aldı... Sırası gelmişken bir kez daha yineleyeyim:
1923 Devrimi’nin “Aydınlanma” sürecinde laiklikle yurtseverliğin eşzamanlı gelişmesi bir rastlantı değil, gerçeğin kendisidir.
CHP’yi ırkçı sapmalara götürmek isteyen kadroların Mustafa Kemal’in partisinde işleri olamaz...
Yurtseverliğin çıkış noktasında “ilerici” bir akım vardır...
Acı ama gerçek, sayıları çok az olan CHP’liler bunu bilmiyor...
Parti küçük olsun benim olsun hesabı yapıyor!
Koskoca bir partinin 1999’da yüzde 10 barajını aşamayıp, Meclis’e giremediğini unutuyor!
Yurtseverlik, kapitalist bir toplumun yükseliş sürecinde demokratik düşünce veamaçlara bağlıdır; feodalizme karşıdır, ümmetçiliği arındıran bir içeriğe sahiptir...
Bu kavramlar durdukları yerde durmuyor zaten...
Zaman ve uzam içinde değişiyor!
***
2014 yılını yarılayıp geçtik bile...
Türkiye’de sosyalist ve komünist partiler var ama oy oranları bindelerde...
1965’te Mehmet Ali Aybar’lı, Behice Boran’lı TİP (Türkiye İşçi Partisi) Meclis’e girince İsmet İnönü panikledi ve şöyle dedi:
“CHP ortanın solunda bir parti.”
Bülent Ecevit, altı yıl sonra CHP’yi “demokratik sol hareket” olarak adlandırdı.
CHP 73 seçimlerinde oy patlaması yaptı, 77’de zirveye ulaştı... CHP sosyalist bir parti değildi...
Sosyal demokrat adını kullanmadı...
Peki nedeni?
Şimdilik birini söyleyeyim:
“Avrupa’da sosyal demokrasi Marksist kökenlidir, CHP değildir... Batı’da sosyal demokrat hareket sömürgecilik sürerken işçi hareketi olarak ortaya çıkmıştı... Bizde ise tersi var! Biz emperyalizme karşı savaşarak laik demokratik Cumhuriyetin temellerini attık!”
Aradan yıllar geçti!
Aydınlanmaya sahip çıkarak, sosyal demokrasinin kapısını aralamak zamanıdır!
Kılıçdaroğlu’nun önce bir temizlik yapması, sosyalist ve komünist partilerin birbirleriyle kavga etmemesi birincil koşul...”
CUMHURİYET'TEN SANSÜR AÇIKLAMASI (27.08.2014)
Cumhuriyet gazetesi yazarı Bedri Baykam’ın 19 Ağustos'ta kaleme aldığı “Başkanlığı bırakmanız için 11 gerekçe Sn. Kılıçdaroğlu” başlıklı yazısı yayımlanmamıştı. Yazının yayımlanmama gerekçesi olarak"Şu an CHP’deki kurultay konusunda adaylar arasında tarafsızlık politikası yürütüyoruz” olduğu söylenmişti.
İcra Kurulu toplantısının ardından Cumhuriyet gazetesi konuyla ilgili yeni bir açıklama yaptı. Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu tarafından yapılan açıklamada, Yazının yayımlanmamasından dolayı Baykam'ın eleştiri özgürlüğüne müdahale edildiği belirtilerek özür dilendi.
Baykam'ın köşesinde Açıklama ve Özür notuyla yer açıklamada şu ifadeler yer aldı;
"Yazarımız Bedri Baykam’ın geçen haftaki yazısı editoryal değerlendirme neticesinde yayımlanmamıştır. Konuyu ilk toplantısında değerlendiren İcra Kurulu’nca, bu uygulamanın yazarın yorum, eleştiri özgürlüğüne “müdahale niteliğinde” olduğu belirlenerek sorumluları hakkında gereken yaptırımın uygulanmasına karar verilmiştir. Bu nedenle yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.
Saygılarımızla
Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu "
ATAOL BEHRAMOĞLU AYDIN ENGİN'E İŞTE BÖYLE PATLADI
Cumhuriyet gazetesi yazarı Ataol Behramoğlu, yeniden Cumhuriyet’e yazmasıyla tartışma yaratan Aydın Engin’e dair sert bir yazı kaleme aldı.
Yılmaz Özdil'in Hürriyet tarafından sansürlenmesine dair Aydın Engin'in kaleme aldığı yazıyı eleştiren Ataol Behramoğlu şöyle dedi:
“Aydın Engin, Yılmaz Özdil’den hemen her konuda zıt bir konumda bulunduğunu söylüyor... Bu elbette onun hakkıdır. Fakat bu “her konu” acaba nelerdir... AKP diktasına karşı çıkan yazarların en ön sırasında yer alan bir yazara “hemen her konuda zıt konumda” yer alarak acaba nasıl Cumhuriyet yazarı olunuyor?”
İşte Ataol Behramoğlu’nun “Bir yazının analizi” başlıklı köşesinde yazdıkları:
“Yazılarımızda söylediklerimizin yanı sıra açıkça söyleyemeyip ya da söylemek istemeyip üstü örtülü ve kimi kez belki farkında olmaksızın söylediğimiz şeyler de vardır. Bunlar söyleyiş biçimimiz, vurgularımız, tonlamalarımız, seçtiğimiz sözcüklerde kendini ele verir. Bu yazıda ben, bir önyargım olmaksızın, sadece söz konusu yazının bende uyandırdığı izlenimlerle, “Tırmık” köşesinde yıllar sonra yeniden yazmaya başlayan Aydın Engin’in 17 Ağustos tarihinde yayınlanan “Yılmaz Özdil’i Savunmak” başlıklı yazısını böyle bir açıdan irdelemek istiyorum...
Başlıktan başlayalım... Fiilin mastar olarak kullanıldığı cümleler, bunu izleyecek cümlelere açık kapı bırakır... Okura yazarın ne söyleyeceğini merak ettirir. Nitekim söz konusu yazının başlığı ilk cümle olarak bir kez daha kullanıldığında bir ünlem işareti ve birkaç noktayla sonuçlanıyor... Böylece yazarın savunmaktan söz edeceği şey konusunda bir iç tartışmadan, soru işaretlerinden geçtiğini duyumsuyorsunuz...
Bir sonraki cümleyle sürdürelim:
“Bu, meslek ahlakımızın da düşünce özgürlüğünün de ertelenemez bir gereğidir...”
“Ertelenemez gerek” ne demek? Bu sözcük, içeriğinde tam tersini, ertelenebilir olma olasılığını da barındırır... Böylece de sanki üstünkörü, içtenlikle duyumsanmaksızın, bir klişe gibi kullanıldığını düşündürüyor... Zaten ardından gelen paragrafın son satırında, bu gerekliliğin “mesleğimizin olmazsa olmaz ilkelerine sahip çıkmak” olduğu söylenmekle, yazar bir bakıma kendini tashih etmekte, amacı biraz daha kesinlik vurgusu kazanmaktadır...
“CUMHURİYET YAZARINA DA, GAZETENİN KENDİSİNE DE YAKIŞMIYOR”
Şimdi, yeri geldikçe söyleyiş biçimine yeniden değinmek üzere, içerik konusuna geçelim... Aydın Engin, Yılmaz Özdil’den hemen her konuda zıt bir konumda bulunduğunu söylüyor... Bu elbette onun hakkıdır. Fakat bu “her konu” acaba nelerdir... AKP diktasına karşı çıkan yazarların en ön sırasında yer alan bir yazara “hemen her konuda zıt konumda” yer alarak acaba nasıl Cumhuriyet yazarı olunuyor?
Arkadan gelen bir paragrafı hem içerik hem biçem bakımından irdelemeye çalışarak yazımızı sürdürelim:
“AKP elebaşılarının medyayı iyiden iyiye dikensiz gül bahçesine çevirmek için kolları sıvayıp pervasızca harekete geçtiği, Başbakan’ın miting meydanlarında medya gruplarına tehditler savurduğu, çok bilir ve anlarmış gibi medyanın nasıl olması üstüne inciler yumurtladığı şu günlerde.....”
Allah Allah!.. Bütün bunlar şu günlerde mi oluyor?..
Siyahla belirginleştirdiğim, baştan aşağı klişe, zorlama sözler, şablon deyimler... Ve paragraf sonundaki şu cümle parçasına bakalım: “Başbakan’ın ... çok bilir ve anlarmış gibi medyanın nasıl olması üstüne inciler yumurtladığı...”
Yani, “bilse ve anlasa”, karışmaya hakkı olacak....
İnciler yumurtluyormuş....
Aydın Engin kusura bakmasın, ona yazarlık öğretmek elbette haddim değil... Ve bu irdelemeleri en iyi anlayacak kişilerin başında da kendisinin geleceğinden kuşku duymam...… Fakat bunlar zorlama, hafifletici, hafife alıcı laflardır. Diktatör inci yumurtlamaz. Böyle ifadeler, tehdidin, baskının, faşizmin vahametini azaltır, küçük gösterir... Yazar arkadaşımız AKP diktasından söz ederken, anlatımındaki, seçtiği sözcüklerdeki, deyimlerdeki, vurgulardaki hoşgörüyü, “müsamaha”yı, işine son verilen meslektaşından esirgiyor... Ona göre Yılmaz Özdil, “ırkçılık sınırında, aşırı faşizan tınılar taşıyan çok yazı yazmış” biridir... Ağır suçlamadan, Yılmaz Özdil’e kapılarını açan “Sözcü” gazetesi de payına düşeni alıyor... “Yakışır”mış.... Yani, “ırkçılık sınırında, aşırı faşizan yazılar yazan” yazara gel bizde yaz demek, “Sözcü”ye yakışıyormuş... Eleştiri başka, hakaret sınırında yazmak başkadır... AKP diktasına en ağır, en tutarlı, en cesur eleştirileri yapan seçkin yazarların yer aldığı ve yüz binlerce okuru arasında hiç kuşkusuz çok sayıda Cumhuriyet okurunun da bulunduğu bir gazeteyi tek bir sözcükle harcamak, Cumhuriyet yazarına da, gazetenin kendisine de yakışmıyor...
Devamını gerekirse başka yazılara bırakıyor, gerek görüyorsa “Tırmık” yazarının yanıtını saygıyla bekliyorum.”
