Page Nav

HIDE
GRID_STYLE
FALSE

İçindeki Yargıcı Yargıla!

Bu sabah bir can daha kendinde can alma yetkisini bulan devletin yüce otoritesi eliyle bu dünyadan göçtü, Reyhaneh Jabbari İran’da idam ...


Bu sabah bir can daha kendinde can alma yetkisini bulan devletin yüce otoritesi eliyle bu dünyadan göçtü, Reyhaneh Jabbari İran’da idam edildi. Jabbari’nin tecavüzcüsünü öldürmek suçundan dolayı yargılandığı haberleri dolaşıyordu bir süredir internette. Onunla empati kurmamızı amaçlayan bu mesajlarla onun idamına tepki vermeye çağrılıyorduk. Sanki idam cezasının kendisi yeterli değilmiş gibi tepki vermemize. Reyhaneh Jabbari’nin iç mimar olduğu söyleniyordu bu mesajlarda, itibarı gözümüzde daha da artsın kurbanlığı pekişsin diye. Kimse de sormuyordu 2007’de 19 yaşında cezaevine girmiş bu kadının nasıl olup da iç mimar olabildiğini. 7 yıldır cezaevindeydi Reyhaneh Jabbari, idamı bekliyordu ve öldürdüğü Morteza Abdolali Sarbandi'nin kendisine tecavüz girişiminde bulunduğunu söylüyordu ifadesinde. Biz de “Kendini tecavüzden koruyanların değil de, tecavüzcülerin acımasızca cezalandırıldığı bi dünya dileğiyle…” paylaşıyorduk Jabbari’nin idam haberini. Kimsenin “acımasızca” cezalandırılmadığı bir dünya dileğine yer açacak kadar geniş değildi gönlümüz.

Bu tür durumlarda etik bir doğruyu (örneğin can almaya karşı olmayı) savunmak için ahlaki yargılara (öldürülecek kişinin “masumiyeti”) sığınma kolaycılığına ne sık düşüyoruz. Dayanışma içinde olduğumuz insanları “mağdurlaştırmadan”, “kurbanlaştırmadan” ve sonra da “kahramanlaştırmadan” onlarla dayanışamıyoruz maalesef. Meseleleri kamuoyuna duyurmak için bakış açımızı ve duruşumuzu net bir biçimde ifade etmek yerine olup biteni karikatürize bir basitliğe indirgemeden edemiyoruz.

Oysa ben bugün İran’lı çok sevdiğim bir dostumdan Reyhaneh Jabbari’nin hikâyesinin bizim duymak istediğimizden biraz daha karmaşık olduğunu öğrendim. Öncelikle İran’daki Kısas sistemini öğrendim. Öldürülen adamın ailesi Jabbari’yi affetseymiş, bu genç kadın bu sabah asılmayabilirmiş. Oysa biz o çok ses getirdiğini düşündüğümüz kampanyalarımızı hep İran İslam Cumhuriyeti’ne yöneltmiştik, kimsenin mi aklına gelmedi aileye af çağrısında bulunmak? Sonra öğrendim ki aile affetmek için Jabbari’den suçunu kabul edip, özür dilemesini beklemiş 7 yıl boyunca ama bu 7 yıl içinde öldürülen oğullarından, yeterli bir kanıt da yokken, hep cani bir tecavüzcü olarak bahsedildiğini duymuşlar. Bunu biz yaptık, tanımadığımız insanlar hakkında, bilmeden hükümler verdiğimiz sosyal medyamızla. Daha Jabbari öldürülmeden önceki gece annesi bir televizyon röportajında adamın ailesi hakkında küçük düşürücü haberler yapılmazsa belki affedebileceklerini söylemiş Jabbari’yi. Maalesef olmamış bu. Ve yine bu sabah Jabbari asılırken başka iki kişi ailelerin affetmesi sonucu idamdan kurtulup evlerine dönmüş İran’da, hangi birimiz duyduk bunları?

Jabbari’nin masumiyetinden şüphesiz emin bir biçimde paylaşımlarımızı yaparken kaçımız biliyordu Jabbari’nin olay günü cep telefonundan bir arkadaşına “Sonunda onu öldüreceğim,” mesajı attığını, çantasında bir ekmek bıçağı taşıdığını? Morteza Sarbandi’nin namaz kılarken sırtından bıçaklandığı bilgisinden kaçımızın haberi vardı? Ve daha da mühimi tüm bu detayları bilmek zorunda mıydık? Bir insanın idamına karşı çıkmak için “yargıç” cübbesine bürünüp onun masumiyetini savunmak zorunda mıydık? Morteza Sarbandi’nin oğlu, Reyhaneh Jabbari’yi affederlerse bunun babası hakkında çizilen şeytani tecavüzcü imajını onaylamak anlamına geleceğini söylemiş röportajında. Bilgisizliğimizden beslenen içimizdeki yargıcın hiç mi parmağı yok bu imajın çizilmesinde ve bu acı hikâyenin böyle son bulmasında? Bizim de elimizde değil mi şimdi Reyhaneh Jabbari’nin kanı, her konuda ahkâm kesme hakkını bize veren sosyal medyamız sayesinde?

Yargılamadan, şeytanlaştırmadan, kurbanlaştırmadan, kahramanlaştırmadan… bu kadar mı zor her koşulda yaşam hakkını savunmak? İNAN MAYIS ARU

(https://www.facebook.com/mayisaru?fref=photo)