Yaşananlar keşke Kılıçdaroğlu'nun koltuk hırsından ibaret olsaydı
Büyük ve derin projeyi başarısızlığa uğratmanın, müesses nizamı da sarsmanın tek yolu kitleleri seferber etmek, "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganını gerçek anlamına kavuşturmak. Özgür Özel buna adaydı, başına gelenler de bundan zaten. Kısa dönemde milletçe karşılaşacağımız güçlüklere rağmen değişim ve demokrasi talebinin büyüyeceğini ve kitleselleşeceğini umut etmek istiyorum...
T24'e yazmayalı tam iki yıl oldu. Son yazının başlığı "Bir yazamama yazısı"ydı. Kendi yazdıklarımdan sıkılmıştım, tekrarlar anlamsız geliyordu, rutine düşmüştüm, ayrıca aynı konuları benden çok daha iyi yazanlar vardı. Ancak, öyle günler yaşıyoruz ki yazmamak suça ortak olmak gibi geliyor. Ve asıl; meseleyi Kılıçdaroğlu'nun koltuk hırsıyla, Erdoğan'ın mutlak iktidar tutkusuyla açıklamanın -bütün bunlar doğru da olsa- büyük projeyi gözden kaçırmak olduğunu düşünüyorum.
"Büyük Proje", benim derin devlet terimini tercih ettiğim, kimilerinin müesses nizam (establishment) demeyi yeğlediği yapının / gücün ülkeye ve topluma nizam verme planıdır. Her devlette var olan, siyasal iktidarları etkileyen veya biçimlendiren derin yapılar ülkeye ve döneme göre kriminel veya görece demokratik olabilir. Hatırlayanlar vardır: 1991-1992'de, sosyalist sistemin çöküşünden sonra bütün NATO ülkelerinde bu yapının içinde yuvalanmış "gladio" teşkilatları deşifre edilmiş ve artık gerek kalmadığından lağvedilmişti. Türkiye'de, daha çok kontrgerilla terimiyle bilinen devlet içindeki gizli tetikçi odakların varlığı daha uzun sürdü. 1990'ların JİTEM'leri, PÖH'leri, Kürt işadamlarının katli, faili meçhuller, Eşref Bitlis suikastinden tutun Hrant Dink ve aynı dönemdeki benzer cinayetler, saldırılar, AKP'nin ilk iktidar yıllarında çoğu fazla dillendirilmeyen Erdoğan'a, vb. suikast teşebbüsleri…
Derin devlet müesses nizamın, kurulu düzenin kollayıcısıdır. Devletin kırmızı çizgileri dendiğinde anlaşılan derin aklın ideolojik tercihleridir. Türkiye'de, ulus-devletin kuruluşundan beri derin devlet aklının temelinde: bölünme korkusu (Sevre sendromu); çok halklı, çok etnisiteli, farklı dilli, farklı inançlı bir toplumda Türk unsurunun mutlak egemenliği; devlet yüceltmesi, merkeziyetçilik vardır.
Kurulu düzenin temelindeki kırmızı çizgiler kolay kolay değişmese de zamana zemine ve toplumsal güç dengelerine göre esneyebilir. Derinlere yeni unsurlar katılır, yeni ittifaklar yapılır, yeni söylemlere başvurulur. Örneğin bir süre direndikten sonra AKP'nin değiştirilerek özümsenmesi ve devlet partisine dönüşmesi… Örneğin Bahçeli'nin -ki kendisi derin devletin güçlü kanadının temsilcisi ve sözcüsüdür- yağlı urgan salladığı Öcalan'ı "kurucu önder" ilan etmesi, vatan haini saydığı, kapatılması için mücadele ettiği, kapatmazsa Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır dediği HDP/ DEM partiyi himayesine alması…
Büyük projenin iki ayağı
Gerek Bahçeli'nin ve gönülsüz de olsa Erdoğan'ın "terörsüz Türkiye" adını verdikleri, bizlerin umutla ve iyimserlikle Kürt Açılımı dediğimiz gelişme; gerekse Özgür Özel CHP'sinin zorbalıkla Kılıçdaroğlu'na teslim edilmesi aynı büyük devlet projesinin iki ayağıdır.
Kürt sorunu yoktur diyenlerin Kürt açılımı, sadece silahlı hareketin, PKK'nin tasfiyesi değil Kürt siyasal hareketinin ve bunu da içeren Kürt hak mücadelesinin pasifize edilme hamlesiydi. İç cepheyi güçlendirmekten kasıt Kürt muhalefetinden kurtulmak, daha doğrusu iktidarın muhalefetine dönüştürmekti. Sözde açılımın başladığı Ekim 2024'ten bu güne bir milim bile ilerleme olmaması, iki yıldır havanda su dövülmesi amacın ne olduğunun yeterli göstergesidir. Öcalan'la kanka olunurken Demirtaş'ın neden on yıldır hapishanede olduğunu düşünmek bile yeter…
Projenin Kürt ayağının Türkiye Kürtlerinden çok Rojava'daki Kürt varlığını hedefe aldığını da söylemeden geçmeyelim. Özellikle Erdoğan'ın bölgede nüfuz ve egemenlik kurma hayalinin önünde engel görülen Suriye Kürtleri El-Kaide kalıntılarına teslim edildi.
Bir yılı aşkın süredir Özgür Özel CHP'sine uygulanan yargı yoluyla devlet şiddetinin iki gün önce vardığı boyut aynı projenin diğer ayağıdır. 2023'te, 38. kurultayda kadim devlet partisi CHP'ye Özgür Özel ekibinin gelmesi ilk alarm ziliydi. Bu kadronun "majestelerinin muhalefeti" olmayacağı anlaşılmaya başlandığında Kılıçdaroğlu'nun devreye sokulması gerekiyordu. 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kılıçdaroğlu'nun adaylığını devlet projesi olarak niteleyenler haklı çıktılar. O zamanlar farklı bir söylem tutturmuş olan Kılıçdaroğlu misyonunu yerine getiriyor, devletin, ya da majestelerinin muhalefeti olduğunu açık açık ilân ediyor. Özgür Özel bir konuşmasında "müesses nizama çomak soktuk, başımıza gelenler bundandır," demişti, haklıydı. Müesses nizam, izin verdiğinin ötesinde bir muhalefeti kabul etmez, "değişimcilik" ürkütücüdür. Engeller ancak halk kitlelerinin gücüyle aşılabilir. AKP bir zamanlar toplumun kabaran"değişim" taleplerinin sesi olarak iktidara gelirken aynı sorunları yaşamıştı. Kitlelerin gücüyle o sınırları aşabildi ve sonra yirmi beş yıllık iktidarı sonunda Bahçeli'den de kan alarak devlet partisine dönüştü.
Devlet projesi derken ayrıntı gibi görünen bir noktayı da hatırlayalım: Gerek Kürt hareketini gerekse Özgür Özel'in nefesiyle canlanan, gerçek muhalefet olma istidadı gösteren CHP'yi teslim alırken devlet aklı hareketlerin liderlerinden yararlandı, onlarla ittifak kurdu, projeyi onlarla yürütmeye çabaladı: Öcalan ve Kılıçdaroğlu ile.
Bu iktidarı güçsüzleştirmek ve (demokratik yollarla) yenmek için
CHP'de olanları sadece Kılıçdaroğlu'nun koltuk sevdasıyla, Erdoğan'ın yeniden seçilme kaygısıyla açıklamak yetersiz kalacaktır. Bunlar kesinlikle doğrudur, bir projeyi uygun kişileri, uygun kurumları kullanarak uygularsınız. Ancak mesele onlardan ibaret olsaydı, onların arkasında daha büyük bir yapı, daha büyük bir güç olmasaydı bulundukları yere gelemezlerdi. Erdoğan, AKP'yi devlet partisine dönüştürerek, Kılıçdaroğlu ise devlet partisi olmaktan çıkmaya, halkın partisi olmaya çabalayan CHP'yi, kendi tabiriyle kuruluş kodlarına, yani 1930'ların CHP'sine geri götürerek "başardılar!"
Bugünkü amaç; ama erken ama zamanında, seçimlere göstermelik bir muhalefetle, becerebilirlerse Kürt muhalefetini yedeklerine alarak -ki ben Kürt hareketine güveniyorum, bunu başaramayacaklarını düşünüyorum-, ana muhalefet partisini ise yok ederek gitmek. Böylece artık otoriter olmaktan totaliter olmaya doğru giden rejimi pekiştirmek.
Büyük ve derin projeyi başarısızlığa uğratmanın, müesses nizamı da sarsmanın tek yolu kitleleri seferber etmek, "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganını gerçek anlamına kavuşturmak. Özgür Özel buna adaydı, başına gelenler de bundan zaten. Kısa dönemde milletçe karşılaşacağımız güçlüklere rağmen değişim ve demokrasi talebinin büyüyeceğini ve kitleselleşeceğini umut etmek istiyorum. (OYA BAYDAR - T24)
