Katliam davalarının aileleri Dilovası’nda buluştu: 'Katiller ortak, mücadele de ortak'

Ravive Kozmetik fabrikasında 3'ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği yangın davası öncesinde beşinci kez bir araya gelen aileler, Kartalkaya ve Gayrettepe'de yakınlarını kaybedenlerle ortak adalet çağrısı yaptı.


Ravive Kozmetik fabrikasında 3'ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği yangın davasının 21 Temmuz'daki duruşması öncesinde sürdürülen Adalet Nöbeti'nin beşinci haftasında, farklı katliam ve iş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden aileler ortak adalet çağrısı yaptı. Kartalkaya, Gayrettepe ve Dilovası’nda yakınlarını kaybeden aileler, cezasızlık politikalarının yeni ölümlere yol açtığını belirterek kamu görevlilerinin de yargılanmasını istedi. “Katiller ortak, mücadele de ortak” mesajı veren aileler, adalet mücadelesini birlikte sürdüreceklerini vurgularken, gelecek pazar günü saat 16.00-18.00 arasında Türkiye genelinde adalet nöbetleri tutulması çağrısı yaptı.

“Bize ekmek, su değil; adalet lazım”

Kartalkaya Grand Kartal Otel yangınında eşi ve kızını kaybeden Hilmi Altın, Dilovası’ndaki ailelerin yaşadığı acıyı çok iyi anladığını belirterek, “Biz de çok benzer bir adalet süreci yaşıyoruz. Az önce kardeşim çok doğru bir şey söyledi; biz hiçbir şey istemiyoruz. Bize ekmek, su değil, adalet lazım” dedi.

Adalet mücadelelerinin uzamasının kendilerini yıldırmadığını söyleyen Altın, “Adalet süreçleri uzadıkça umudumuz tükenmiyor. Aksine daha da güçlenerek mücadele etmeye çalışıyoruz. Buradaki aileler gibi biz de vazgeçmeyeceğiz. En çok zorlandığımız konu kamu görevlilerinin soruşturulup yargılanması. Gerçek sorumlular yargılanana kadar hep birlikte mücadele edeceğiz” diye konuştu.

Yangınların ortak nedeninin cezasızlık olduğunu vurgulayan Altın, “Eğer Gayrettepe katliamında adalet sağlansaydı Kartalkaya olmazdı. Kartalkaya olmasaydı bugün burada bu ailelerle birlikte olmazdık. Yargılamalar zamanında sonuçlansaydı bu yangınların hiçbiri yaşanmayacaktı. Ben eşimi de çocuğumu da kaybettim. Çekirdek ailem kalmadı. Bundan sonra tek isteğim başka ailelerin aynı acıyı yaşamaması. Son sorumlu yargılanana kadar bu yoldan dönmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Burada yalnızca denetimsizlik değil, rüşvet düzeni var”

Gayrettepe’de 29 kişinin yaşamını yitirdiği yangında eşini kaybeden Emine Baş da “‘Zamanla geçer’ diyorlar ama geçmiyor. Tam tersine her gün biraz daha büyüyor. Her sabah sevdiklerimizin artık geri gelmeyeceği gerçeğiyle uyanıyoruz” dedi.

Davalarda gerçek sorumluların yargılanmadığını söyleyen Baş, “Bizim davamızda dört tutuklu var. Cuma günü on beşinci duruşmayı gördük. Kamu adına yalnızca belediye görevlileri yargılanıyor, onlar da tutuksuz. Dilovası’nın, Hendek’in, Kartalkaya’nın, Soma’nın ve adını sayamadığımız daha birçok katliamın failleri aynı anlayışın ürünüdür. Bir bakan da bir belediye başkanı da yargılanmadı. Onlar koltuklarında oturmaya devam ettikçe bu katliamlar yaşanmaya devam edecek” diye konuştu.

Yangınların yalnızca ihmalle açıklanamayacağını belirten Baş, “Her şey ortadayken davaların yıllarca sürmesini anlayamıyoruz. Bize sürekli ‘ihmal’, ‘denetimsizlik’ deniyor. Hayır. Burada yalnızca denetimsizlik yok. Rüşvet var, parayla alınan ruhsatlar var, kaçak tadilatlar var ve bütün bunlara göz yumuluyor. Peki kim göz yumuyor? Bizim yakınlarımızın ölümünden sorumlu olanlar” dedi.

“Katiller ortak, mücadele de ortak”

Ailelerin avukatlarından Onur Fırat Kaynun ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının da bu katliamlarda sorumluluğu bulunduğunu belirterek, “Gelinen noktada yalnızca birkaç alt düzey kamu görevlisi yargılanıyormuş gibi gösteriliyor. Böylece ailelere adalet sağlanıyormuş görüntüsü verilmeye çalışılıyor” dedi.

Kartalkaya’dan Gayrettepe’ye, Hendek’ten Dilovası’na kadar bütün dosyalarda benzer ilişkiler gördüklerini söyleyen Kaynun, “Bütün dosyalarda patronların siyasetle kurduğu ilişkileri görüyoruz. Kartalkaya’daki otel patronlarının Turizm Geliştirme Ajansında görevleri var. Dilovası’nda Ali Osman Akat Meclis’e dezenfektan satıyor, siyasetçilerle fotoğraf veriyor. Gayrettepe dosyasında da benzer ilişkileri görüyoruz. Bazı dosyalarda organize suç örgütleriyle bağlantılar olduğuna ilişkin ciddi endişelerimiz de var” diye konuştu.

Patronların ortak savunmasına dikkat çeken Kaynun, “Ortada milyonlarca lira kazanan patronlar var ama mahkemeye çıktıklarında ‘Biz sadece kâğıt üzerinde patronuz’ diyorlar. İnanın, bahsettiğim dosyaların tamamında aynı savunmayla karşılaşıyoruz. Yargıdan kaçmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

Dilovası dosyasında kamu görevlileriyle ilgili soruşturmanın ilerlemediğini de hatırlatan Kaynun, “Çalışma Bakanlığı yetkilileri nerede? İŞKUR nerede? Sağlık Bakanlığı nerede? Bu kurumların hiçbiri hakkında hâlâ soruşturma izni verilmiş değil. Belediyeye ilişkin verilen soruşturma izni kapsamında tutuklanan iki kişi de dosyada hiçbir değişiklik olmamasına rağmen yalnızca bir hafta sonra tahliye edildi. Diğer kamu görevlileri hakkında ise hâlâ dava açılmadı” diye konuştu.

Gergerlioğlu: “Hiçbir şey değişmedi, aynı anlayış devam ediyor”

DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, adaletin yalnızca yakınlarını kaybeden aileler için değil, yeni iş cinayetlerinin önlenmesi açısından da hayati önemde olduğunu söyledi.

Ravive Kozmetik yangınının ardından denetimsizliğin sürdüğünü söyleyen Gergerlioğlu, kısa süre önce Derince’de yaşanan fabrika yangınını hatırlatarak şunları söyledi: “Biz aylardır söylüyoruz; Ravive Kozmetik’te yaşanan katliam umursamazlık, denetimsizlik ve kâr hırsının sonucudur. Geçtiğimiz günlerde Derince’de bir boya fabrikasında yangın çıktı. Olay yerine gittiğimizde itfaiye henüz müdahaleye başlamıştı. Gördüğümüz manzara korkunçtu. Genç bir işçi yanarak yaşamını yitirdi. Daha sonra öğrendik ki bu boya fabrikası ruhsatsız çalışıyormuş. Düşünün; Dilovası’nda yedi işçi yaşamını yitirmiş, bütün ülke bunu konuşmuş ama buna rağmen onlarca işçinin çalıştığı son derece tehlikeli bir fabrikanın ruhsatsız faaliyet göstermesine göz yumulmuş.”

Yetkililere seslenen Gergerlioğlu, “Üstelik fabrika ocak ayında mühürlenmiş. Peki sonra neden takip edilmedi? Sayın Kocaeli valisi neden takip etmedi? Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı neden takip etmedi? Sayın Kocaeli Büyükşehir Belediye başkanı neden takip etmedi? Bu insanların canı bu kadar mı ucuz? Dilovası’nda yedi işçi hayatını kaybettiğinde belki bundan sonra ders çıkarılır diye düşündük ama görüyoruz ki hiçbir şey değişmedi. Aynı anlayış devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Kamu görevlileri hakkındaki soruşturmanın genişletilmesi gerektiğini belirten Gergerlioğlu, “Buradan Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir kez daha sesleniyorum. Patronlar hakkında iddianame hazırlandı ancak kamu görevlilerinin sorumluluğu da aynı ciddiyetle ortaya konulmalı” dedi.

DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar, Kartalkaya, Gayrettepe, Dilovası, Soma, Hendek ve Amasra’da yaşamını yitiren işçilerin unutulmaması çağrısında bulunarak, “Çalışırken ölmek istemiyoruz. İhmaller nedeniyle ölmek istemiyoruz. Çocuklarımızı ve sevdiklerimizi kaybetmek istemiyoruz. Herkesi pazar günü saat 16.00 ile 18.00 arasında meydanlarda adalet talebini yükseltmeye çağırıyoruz” dedi.

İSİG Meclisi: “Meslek hastalıkları görünmez kılınıyor”

İSİG Meclisi adına konuşan Aslı Odman ise Türkiye’de iş cinayetlerinin yalnızca büyük facialarla sınırlı olmadığını vurgulayarak “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yıllardır ortaya koyduğu verilere göre Türkiye’de her gün en az altı-yedi işçi yaşamını yitiriyor. Biz buna buzdağının görünen kısmı diyoruz. Büyük katliamlar olduğunda bu ölümler toplumun gündemine geliyor ama işçiler tek tek öldüğünde yalnızca istatistiklere dönüşüyor” diyen Odman, meslek hastalıklarının da görünmez hale getirildiğini söyledi.

Odman, “Bugün burada andığımız yedi işçi eğer yangında ölmemiş olsaydı büyük olasılıkla maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle yaşamlarını yitirecekti. Parfüm üretiminde kullanılan kimyasallar, uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalışma koşulları, tarım ilaçları ve asbest işçileri yavaş yavaş ölüme sürüklüyor. Türkiye’de her yıl en az 20 ila 25 bin işçi meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Ama bu ölümler görünmez hale getiriliyor. Hukuk mücadelesi önemli ancak mahkemeden çıkacak karar tek başına mücadelenin kazanıldığı anlamına gelmeyecek. Hukuk mücadelesi toplumsal mücadelenin yalnızca bir aracıdır” diye konuştu.

Aytekin Gikan: “Fabrikada iş güvenliği adına hiçbir önlem yoktu”

Yangında eşi yaşamını yitiren Aytekin Gikan, eşinin çocuklarını büyütmeyi hayal ettiğini belirterek, “İsterdim ki eşim çocuklarımızı görsün. En büyük hayali çocuklarını büyütmekti ama bunu göremedi. Ben de eşimi çok özlüyorum” dedi.

Fabrikadaki çalışma koşullarını anlatan Gikan, “O iş yerinde acil çıkış kapısı yoktu. Elektrikler güvenli değildi. Yangın söndürme sistemi yoktu. İş güvenliği adına hiçbir önlem alınmamıştı. Bir iş yerinde iş güvenliği yoksa orası üretim yapılan bir yer değil, insanların ölüme gönderildiği bir yerdir” ifadelerini kullandı.

Yangından önce yapılan denetimlerin göstermelik olduğunu söyleyen Gikan, “Eşim bana anlatıyordu. Denetime gelenler oluyordu ama hiçbir şey değişmiyordu. Patronlar kazanıyordu, işçiler ise en temel koruyucu ekipmanlardan bile yoksundu. Ne koruyucu kıyafet vardı ne güvenlik ekipmanı. İnsan hayatı bu kadar ucuz olabilir mi?” dedi.

Mahkeme salonunda sanıkların tutumuna da tepki gösteren Gikan, “Ali Osman Akat mahkemede ‘Oğlumun doğum gününde yanında olamadım’ dedi. Benim de üç çocuğum var. Bunları söyleyen insanlar biraz olsun utanmalı. Belediye görevlileri de sorumludur. Zabıtalar da sorumludur. Eşim bana zabıtaların fabrikaya gelip parfüm aldığını anlatıyordu. Peki o kadar denetim yapıldığı söylenen bir yerde neden hiçbir eksiklik görülmedi?” diye konuştu.

Avukat Sarı: “Bunlar kaza değil, bilinçli tercihler”

Ailelerin avukatlarından Lütfi Batı Sarı ise iş insanı Ali Osman Akat hakkında yaptıkları suç duyurusunun hâlâ sonuçlanmadığını belirterek, “Bu kişinin yalnızca ticari değil ceza hukuku açısından da sorumluluğu bulunduğunu düşünüyoruz. Dosya haftalarca savcı bekledi. Savcı atandı, kısa süre sonra görev yeri değiştirildi. İki aydan uzun süredir kayda değer hiçbir ilerleme olmadı. Ali Osman Akat’ın cinayet suçlamasıyla yargılanmasını talep ediyoruz” dedi.

Fabrikada dünya markalarına üretim yapıldığını söyleyen Sarı, “Bu iş yerinde yalnızca tek bir firma adına üretim yapılmıyordu. LC Waikiki, Koton, Zara, DeFacto, Victoria’s Secret ve başka büyük markalar için üretim yapılıyordu. Ancak bu büyük şirketlerin hiçbiri sorumluluk üstlenmiyor. Biz yalnızca atölye sahiplerinin değil, bu üretim zincirinden kazanç sağlayan bütün şirketlerin de yargılanmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Kamu görevlileri dosyasında geri adım atıldığını söyleyen Sarı, “Sekiz kişi gözaltına alınmıştı. Yedisi tutuklandı. Dosyada hiçbir değişiklik olmamasına rağmen iki kişi tahliye edildi. Neden? Çünkü bu düzen devam etsin isteniyor. Bu hafta Derince’de yaşanan yangın bunun en açık göstergesidir” dedi.

Patronların ve kamu görevlilerinin gerçek suçtan yargılanmadığını vurgulayan Sarı, “Cinayet suçlaması yerine taksirle ölüme neden olma suçlamasıyla yargılanıyorlar. Sanki bu ölümler bir dikkatsizlik sonucu meydana gelmiş gibi davranılıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. İnsanlar bile bile ölüme gönderildi. Gerekli önlemler alınmadı, bunun karşılığında ticari kazanç elde edildi. Bu nedenle burada yalnızca ihmal değil, bilinçli bir tercih söz konusudur” diye konuştu. (İZEL GÖZDE MEYDAN - EVRENSEL)

Blogger tarafından desteklenmektedir.