AKP, Ekonomi tıkırında' demeyen raporların yayınını engelliyor!
New York Times’te yayınlanan bir analiz, AKP hükümetinin bir yandan Avrupa’daki ekonomik krizi fırsat bilerek Türkiye ekonomisinin güçlü olduğuna yönelik propagandaya hız verirken diğer yandan Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarına işaret eden raporların yayınlanmasını engellemeye devam edeceğini düşündürüyor.
23 Temmuz günü Dan Bilefsky imzası ile yayınlanan bir New York Times makalesinde Osmanlı İmparatorluğu’na son dönemlerinde takılan “hasta adam” lakabının, artık adalarına Türk turistlerin aktığı Yunanistan’a yakıştırıldığı iddia edildi. Makalenin Türkiye ekonomisinin “canlılığına” değinirken, 150 bin dolarlık son model BMW otomobiller için 6 sıra bekleyen zenginleri ve yükselen İslami burjuvazinin haremlik-selamlık plajı bulunan 5 yıldızlı otellerde kaldığını örnek göstermesi dikkat çekiyor. Bilindiği üzere AKP hükümeti, Avrupa’daki krizden kendine pay çıkararak her fırsatta Türkiye ekonomisinin “gücünü” vurgularken, ana akım medya da kendi üzerine düşen misyonu yerine getirerek artık “hasta adam”ın başkaları olduğunu, Türkiye’nin “örnek gösterilen ülke” haline geldiğini müjdeliyor.
Oysa birçok iktisatçı, 2009 krizinden sonraki canlanma sürecinde aşırı şişkinleşen Türkiye ekonomisini ayakta tutan ihracatın ve kısa vadeli sermaye akımlarının, Avrupa’daki borç krizi ve küresel krizdeki “ikinci dip” olasılığının hemen hemen kesinleşmesi nedeniyle, sürmesinin zor olduğunun altını çiziyor.
Analistler AKP’nin pembe tablosunu yalanlıyor
Bilefsky’nin makalesi Türkiye’nin geçtiğimiz yıl yüzde 8,5 büyümüş olduğuna, ihracat hacminde büyük paya sahip olan Avrupa Birliği’ndeki krize rağmen, IMF tahminlerinin 2012 yılı için yüzde 2,3 büyümeye işaret ettiğine dikkat çekiyor. Ancak daha sonra Türkiye’nin “dünyaya örnek” teşkil ettiği yönündeki söylemlere rağmen, iktisatçıların ekonomik kırılganlıklara vurgu yaptığı hatırlatılıyor ve “Analistler, tüketici kredilerindeki patlamalı büyümenin, hükümet tarafından gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 8’i olarak tahmin edilen cari açığın endişe verici bir şekilde büyümesine yol açtığını söylüyor” deniliyor.
Bilefsky’nin makalesi Türkiye’nin geçtiğimiz yıl yüzde 8,5 büyümüş olduğuna, ihracat hacminde büyük paya sahip olan Avrupa Birliği’ndeki krize rağmen, IMF tahminlerinin 2012 yılı için yüzde 2,3 büyümeye işaret ettiğine dikkat çekiyor. Ancak daha sonra Türkiye’nin “dünyaya örnek” teşkil ettiği yönündeki söylemlere rağmen, iktisatçıların ekonomik kırılganlıklara vurgu yaptığı hatırlatılıyor ve “Analistler, tüketici kredilerindeki patlamalı büyümenin, hükümet tarafından gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 8’i olarak tahmin edilen cari açığın endişe verici bir şekilde büyümesine yol açtığını söylüyor” deniliyor.
Bilefsky, Türkiye ekonomisinin dış koşullarındaki kötüleşmenin durmaması halinde 2009 sonrasındaki gibi keskin bir toparlanmanın mümkün olmadığına ilişkin yorumlara yer verdikten sonra IMF’nin AKP hükümetinin çizdiği pembe tablodan çok daha olumsuz bir görünüm çizdiğine dikkat çekiyor. Avrupa’da kısır bir döngü haline gelen krizin Türkiye’nin ihracat performansını tehdit ettiği değerlendirmesinde bulunan IMF raporları, aynı zamanda, Türkiye’nin bankacılık sektörünün önemli bir kısmını elinde tutan Avrupalı bankalar kendi sıkıntılarıyla uğraşırken yıllardır Türkiye ekonomisini ayakta tutan ucuz kredilerin kuruma riskinin de görmezden gelinmemesi gerektiğini söylüyor.
Milliyet kendi haberinden habersiz!
IMF raporları hükümetten daha kötümser bir tablo çizerken, AKP hükümeti bu tablonun tartışılmasını ve “ekonomi tıkırında” propagandasının inandırıcılık yitirmesini engellemek için 4-5 IMF raporunun yayınlanmasını bloke etmiş durumda. Bilefsky’nin makalesinde, Ali Babacan’ın 3 Haziran 2012 tarihinde Milliyet’te yayınlanan röportajına referans verilerek “Türkiye’de ekonominin önde gelenleri 21. yüzyılın kazananının –Avrupa veya ABD değil- Türkiye olacağını söyleyip böbürlenirken, IMF son birkaç aydır bu kadar güllük gülistanlık bir görünüm çizmiyor. Bu durum, Milliyet gazetesine göre, 4-5 IMF raporunun ülke içinde yayınlanmasının Ankara tarafından engellediğinin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından kabul edilmesini de açıklıyor” denildi.
IMF raporları hükümetten daha kötümser bir tablo çizerken, AKP hükümeti bu tablonun tartışılmasını ve “ekonomi tıkırında” propagandasının inandırıcılık yitirmesini engellemek için 4-5 IMF raporunun yayınlanmasını bloke etmiş durumda. Bilefsky’nin makalesinde, Ali Babacan’ın 3 Haziran 2012 tarihinde Milliyet’te yayınlanan röportajına referans verilerek “Türkiye’de ekonominin önde gelenleri 21. yüzyılın kazananının –Avrupa veya ABD değil- Türkiye olacağını söyleyip böbürlenirken, IMF son birkaç aydır bu kadar güllük gülistanlık bir görünüm çizmiyor. Bu durum, Milliyet gazetesine göre, 4-5 IMF raporunun ülke içinde yayınlanmasının Ankara tarafından engellediğinin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından kabul edilmesini de açıklıyor” denildi.
Ancak asıl trajikomik olan, Bilefsky’nin makalesinde Milliyet’in söz konusu röportajına, üstelik link de verilerek atıfta bulunmasına rağmen, Milliyet gazetesinin 23 Temmuz tarihli haberinde, IMF raporlarının bloke edilmesi olayını “NYT’nin ortaya attığı bir iddia” şeklinde yansıtması oldu.Milliyet'in makaleyi haberleştirirken bu son derece ciddi iddianın dayandırıldığı kaynağı araştırmaya bile gerek duymaması, gazetenin hükümete toz kondurmama reflekslerinin ne kadar baskın hale geldiğini ortaya çıkarmış oldu.
Babacan bundan böyle daha kolay rapor sansürleyecek
Bu arada, geçtiğimiz haftalarda imzalanan siyasi bir anlaşma ile birlikte Türkiye'nin, Polonya ile beraber ilk kez IMF’nin İcra Kurulu’nda yer alacağı belirtildi. Bazı IMF yetkilileri, “büyük bir reform” anlamına geldiğini öne sürdükleri bu hamlenin “Avrupa’nın kendi gücünü feda ederek gelişmekte olan ülkelere daha fazla güç vermesi” anlamına geldiğini söyledi. Oysa bu durum esas itibariyle finansal belirsizliklerin giderek daha fazla arttığı dünya ekonomisinde IMF’nin bir uluslararası finansör olarak daha fazla kaynak toplama ihtiyacından kaynaklanıyor. Kaldı ki, Türkiye’nin IMF İcra Kurulu’nda koltuk elde etmesi, “gelişmekte olan ülkeler”e verilen ilk “taviz” değil. 2010 yılında yapılan bir reformda bundan çok daha fazlası yapılmış; Çin, IMF içerisinde üçüncü büyük oy hakkına sahip ülke haline gelirken, Rusya’nın da IMF faaliyetleri içerisindeki söz hakkı genişlemişti. Dolayısıyla yapılan yorumlar, ekonomik krizle birlikte ciddi meşruiyet yitiren bir kurumun imaj tazeleme çabasından öte bir anlam taşımıyor.
Bu arada, geçtiğimiz haftalarda imzalanan siyasi bir anlaşma ile birlikte Türkiye'nin, Polonya ile beraber ilk kez IMF’nin İcra Kurulu’nda yer alacağı belirtildi. Bazı IMF yetkilileri, “büyük bir reform” anlamına geldiğini öne sürdükleri bu hamlenin “Avrupa’nın kendi gücünü feda ederek gelişmekte olan ülkelere daha fazla güç vermesi” anlamına geldiğini söyledi. Oysa bu durum esas itibariyle finansal belirsizliklerin giderek daha fazla arttığı dünya ekonomisinde IMF’nin bir uluslararası finansör olarak daha fazla kaynak toplama ihtiyacından kaynaklanıyor. Kaldı ki, Türkiye’nin IMF İcra Kurulu’nda koltuk elde etmesi, “gelişmekte olan ülkeler”e verilen ilk “taviz” değil. 2010 yılında yapılan bir reformda bundan çok daha fazlası yapılmış; Çin, IMF içerisinde üçüncü büyük oy hakkına sahip ülke haline gelirken, Rusya’nın da IMF faaliyetleri içerisindeki söz hakkı genişlemişti. Dolayısıyla yapılan yorumlar, ekonomik krizle birlikte ciddi meşruiyet yitiren bir kurumun imaj tazeleme çabasından öte bir anlam taşımıyor.
Türkiye’nin borcu azaldı mı?
AKP sözcülerinin her fırsatta Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun azaldığını ve ortadan kalkma noktasına geldiğini propaganda ettikleri biliniyor. Türkiye’nin IMF İcra Kurulu’na katılmasının da “artık IMF’ye borçlu olan değil, IMF’ye borç veren ülke haline geldik” söylemi üzerinden bir milliyetçilik türetilmesini kolaylaştıracak gibi görünüyor. Oysa Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun azalması, Türkiye’nin “daha az borçlu” bir ülke olması anlamına gelmiyor. Zira Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun yüzde 80 azalarak 3,8 milyar dolara düştüğü 2002-2011 döneminde toplam dış borç yüzde 136 artarak 306 milyar dolara çıktı. Üstelik 2002 yılı sonunda toplam dış borç içerisinde kısa vadeli borçların oranı yüzde 13 iken, 2012’nin ilk üç ayında bu oran yüzde 28’e yükselmiş durumda. Başka bir deyişle, Türkiye’nin dış borç stoku AKP döneminde hem muazzam ölçüde arttı hem de yapı itibariyle eskisine göre daha sürdürülemez hale geldi.
AKP sözcülerinin her fırsatta Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun azaldığını ve ortadan kalkma noktasına geldiğini propaganda ettikleri biliniyor. Türkiye’nin IMF İcra Kurulu’na katılmasının da “artık IMF’ye borçlu olan değil, IMF’ye borç veren ülke haline geldik” söylemi üzerinden bir milliyetçilik türetilmesini kolaylaştıracak gibi görünüyor. Oysa Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun azalması, Türkiye’nin “daha az borçlu” bir ülke olması anlamına gelmiyor. Zira Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun yüzde 80 azalarak 3,8 milyar dolara düştüğü 2002-2011 döneminde toplam dış borç yüzde 136 artarak 306 milyar dolara çıktı. Üstelik 2002 yılı sonunda toplam dış borç içerisinde kısa vadeli borçların oranı yüzde 13 iken, 2012’nin ilk üç ayında bu oran yüzde 28’e yükselmiş durumda. Başka bir deyişle, Türkiye’nin dış borç stoku AKP döneminde hem muazzam ölçüde arttı hem de yapı itibariyle eskisine göre daha sürdürülemez hale geldi.
