‘Kürdüm, dediğim için 280 sopa yedim’
Helsinki Yurttaşlar Derneği, hazırladığı
'Kürt meselesi okula nasıl yansıyor' başlıklı araştırmada çözüm sürecinde
okullarda yaşananları inceledi...
'Müfettişler, Kürt öğretmen ve öğrencilerden
Türklük ispatı bekliyor!'
Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin hazırladığı
“Toplumsal Barışın İnşasında Öğretmenlerin Rolü / Kürt Meselesi Okula Nasıl
Yansıyor?” başlıklı araştırma raporu açıklandı. Raporda yer verilen öğretmen
anlatımları arasında, okullardaki müfettiş denetimleri için dile getirilen “Kürt
öğretmenlerden ‘Türklüğünü’ ispat için daha da fazla çaba göstermesi bekleniyor.
Kürt çocukları da aynı şeye zorlanıyor” sözleri de yer alıyor.
Banu Can, Prof. Fatma Gök ve Soner
Şimşek’in yaptığı araştırmaya ilişkin raporda görüşülen öğretmen ve velilerin de
görüşüne yer verildi.
Araştırmada, anadilde eğitimin önemi
vurgulanırken, müfredattaki milliyetçi öğelerin ortaya çıkardığı sorunlara
işaret edildi. Doğu illerinde görev yapan öğretmenlerin üniversitede aldıkları
eğitimin yeterli olmadığına dikkat çekilen raporda, Kürtçe’yi de içerecek dil
derslerinin öğretmen adaylarına da verilmesi gerektiğinin altı çizildi.
Yine Doğu illerinde görev alan öğretmenlerin kısa sürede bölgeden
ayrılmalarının öğrenciler üzerinde yarattığı olumsuz etkinin de anlatıldığı
raporda son olarak “uzlaşma ve barış ikliminin hâkim olduğu dönemlerde okulda
toplumsal çatışmadan kaynaklanan problemlerin azaldığını, gündelik yaşamla
birlikte sınıf ve okul ortamının da daha az gerilimli ve huzurlu olduğunu
söyleyebiliriz” görüşüne yer verildi.‘Kürtlere, Türklüğünü ispat zorlaması’
İstanbul’da görev yapan bir öğretmen, müfettişlerin yaptıkları denetlemeler için söyledikleri raporda şöyle yer aldı:
“Müfettişlerin Kürt öğretmenleri teftişinde
çok ciddi ayrımcılık yaşanıyor. Kürt öğretmenlerden ‘Türklüğünü’ ispat için daha
da fazla çaba göstermesi bekleniyor, üstelik öğretmenler de kendilerini buna
zorunlu hissediyor; Kürt bir okul müdürü en ufak bir toplantıyı bile İstiklal
Marşı ile açıyordu mesela… Müfettişler Kürt çocukları da aynı şeye zorluyor,
çocuklara şöyle sorular sorulduğunu biliyorum mesela:
‘Sınıfınızda Anıtkabir var mı?’Herhalde Anıtkabir resminden bahsediyor, fakat bu soru çocuğu zor durumda bırakıyor… Bana da şöyle bir soru sorulmuştu:
‘Atatürk köşesindeki fotoğraflar neden güncel değil?’”
‘Kürdüm, dediğim için 280 sopa yedim’
Muş doğumlu ve Muş’ta görev yapan bir öğretmen öğrencilik yıllarında yaşadıklarını şöyle anlattı:“Birinci sınıftan itibaren sekiz yıl, Muş korkut Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda okudum. Okula ilk gittiğimde Türkçe bilmiyordum. Annem Çerkes, babam Kürt. Anlıyordum, ama cevap veremiyordum. (Ceza olarak) saç kesmeler, sıfıra vurmalar hepsini yaşadım… Kürtçe şiir yazıyordum. Tansu Çiller zamanında baskılardan korkup, bunları sakladım… 76’da sadece ‘Kürdüm’ dediğim için bir elime 280 sopa yedim. Bunu da ben saymadım, arkadaşlarım saymış. Altıncı sınıf çocuğuydum. Adamın yüzüne bakamadım, hıncımdan, sinirimden dudaklarımı yedim.”
‘Devlet iyi bir şey olsa bize vermez’ düşüncesi
Rapora yansıyan görüşler arasında Muşlu bir öğretmen bölgede yaşayanlar arasındaki “güvensizlik” duygusunu şöyle anlattı:“Bu son kampanya ile okula süt geldi, ben bir tane bile içmedim, korktum. ‘Devlet iyi bir şey olsa bize vermez’ diye düşündüm. Süt dağıtmak aslında iyi bir fikirdi. Maddi olarak zor koşullarda yaşayan aileler için iyi olurdu, ancak devlete karşı güvensizlik, önyargı var. Devlet bir ara ampul dağıtmıştı, ‘içinde kamera var’, ‘dinleme cihazı var’ gibi söylentiler yüzünden insanlar kullanmaya çekindi.”
‘Kürtçe isimli çocuklar sorun yaşıyor’
Kürt meselesinin, sınıflarda, öğrencilerin
birbirlerine bakışını da etkilediğinin anlatıldığı raporda, “Büyük çatışmalardan
sonra Kürt öğrencilere ‘öteki’ olarak bakıldığını sık sık görüyordum fakat
öğretmen olarak her iki tarafa eğit konumda olmamız gerektiği için, müdahale
edemiyordum. Mesela Kürtçe isimleri olan çocuklar sırf bundan dolayı sorun
yaşıyorlar, Van depreminden sonra gelen öğrencilerin de çoğu tutunamadı, geri
dönmek zorunda kaldı” ifadelerine yer verildi.
‘Aynı sırada oturmak istemeyen Türk ve Kürt öğrenciler var’
İstanbul’da yaşayan Tatvanlı bir veli, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Büyük kızım Selma, birinci sınıfta
Bağcılar’da okudu. Kız geldi bir akşam ağlayarak, ‘Anne biz Kürt müyüz?’ diye
sordu. Ben de ‘Evet’ dedim, ‘Biz Kürt’üz. Niye, n’oldu?’ Tokatlı bir sınıf
arkadaşı vardı, adı Tuğçe, annesi öğretmenine gidip ‘Kızımı Selma’nın yanından
kaldır, Kürt’tür o, onlar Kürt’tür’ demiş. Kız ağladı vallahi. Sonra ben gittim,
‘Hocam, siz bu veliye niye ters tepki vermediniz? Bir Kürt’üz diye neden böyle
davranıyorsun çocuğa? Çocuk eve gelmiş ağlıyor’ dedim. O da bana dedi ki, ‘Veli
geldi, ben de (çocuğun yerini) değiştirmiştim.’ Yerini değiştirdi inan ki…”
‘Seçmeli’ Kürtçe dersi rahatsızlığı
Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin yaptığı görüşmelerde hemen hemen bütün velilerin Kürtçe’nin seçmeli ders olmasından rahatsızlığı da yer aldı. Veliler, “Kürtçe seçmeli dersten memnun olmadı insanlar. Niye anadilimizi seçelim ki biz? Allah’ın verdiği dil o… Benim için yabancı dil Türkçe’dir. Ancak, Türkçe benim için seçmeli olabilir” görüşlerine yer verildi.Kürt meselesi okula nasıl yansıyor?
Anadilde eğitim beklentisinin vurgulandığı, okullarda yaşanan ayrımcılığın anlatıldığı raporun sonuç bölümünde şu ifadelere yer verildi:‘Hiçbir farkınız yok’ demek inandırıcı değil
“Toplumsal ve bireysel farklılıklarla ilgili farkındalık ve bilinç gelişme aşamasındayken, öğretmenlerin tutumlarının çok önemli olduğu yadsınamaz. Eşitliğin koşulunun aynılık olmadığı, aksine farklılıkların tanınması, saygı görmesi ve topluma eşit ve demokratik katılımın sağlanmasıyla eşitliğin hayata geçmesinin mümkün olacağı düşüncesi bugüne kadar eğitim alanında gereken ağırlığa sahip olmadı. “Hiçbir farkınız yok” yaklaşımı gerçekçi değildir ve aslında küçük çocuklar için bile inandırıcı değildir. Er ya da geç farklılıklarla karşılaşacak çocuğun kendi gibi olanlar ve bazı yönleriyle kendinden farklı olanlarla nasıl bir ilişki geliştireceği, okulda bu konuların nasıl ele alındığıyla yakından ilişkilidir.
Anadilde eğitim elzem
Okulun ve öğretmenlerin, öğrencileri evden getirdikleri özellikleriyle, sosyo-ekonomik, kültürel, dilsel ve diğer farklılıklarıyla tanıyıp, kendilerini özgüven ve saygıyla ortaya koyabilecekleri bir ortam yaratabilmesi önemlidir. Bunun için Türkiye’de kültürel aidiyetin en belirgin taşıyıcısı olan anadili konusunda tutum ve uygulamaların gözden geçirilmesi elzem görünüyor. Ayrıca, müfredatın ve okuldaki eğitim etkinliklerinin, Türkiye’deki çeşitlilikleri dikkate alacak, sorunları ve talepleri değerlendirecek şekilde geliştirilmesi için farklı kesimlerden veli, öğrenci ve eğitimcilerin, konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının ve araştırmacıların, akademisyenlerin de dâhil edileceği heterojen çalışma grupları oluşturulmalıdır.
Milliyetçi öğeler sorunlu
Müfredattaki milliyetçi öğeler gündeme
geldiğinde veya güncel bir politik mesele ya da çatışma vakası tartışılırken,
öğretmenlerin öğrencileri dinlemeye ve anlamaya açık olmaları, tartışmayı
kısıtlayıcı, yasakçı, sansürcü bir tutum sergilemekten kaçınmaları, zor
meseleler gündeme gelirse ne yaparım korkusundan bağımsız, güvenle hareket
edebilmeleri önemli bir konudur. Çatışmalar ve anlaşmazlıklar yokmuş gibi veya
okul bunlardan tamamen soyutlanmış bir alanmış gibi davranmak gerçekçi değildir.
Toplumsal sorunlardan kopuk bir eğitim alanı, öğrencilerin hayatında okulun ve
öğretmenlerin rolünü önemsizleştirebilmektedir. Öğretmenlerin açık bir tartışma
ortamı sağlayabilmeleri için öncelikle memuru oldukları devletin bu konuda
onlara güvenebilmesi gerekir. Öğretmenlerin, öğrencileri, savundukları görüşleri
temellendirmeye, karşı argümanları iyi anlamaya, çok taraflı, analitik
değerlendirmeler yapmaya teşvik etmeleri, onları çatışmalı ve zor toplumsal
meselelere, karşıt görüşlerin ve yaklaşımların dayanaklarını da dikkate alarak
demokratik, uzlaşıya dayalı çözümler üretebilmek yönünde güçlendirecektir.
Öğretmenlerin eğitimleri
yetersiz
Öğretmenler, eğitim fakültesinde aldıkları
eğitimin özellikle çatışmalı bölgelerde ve çokkültürlü ortamlarda öğretmenlik
yapmaya onları yeterince hazırlamadığını düşünmektedirler. Öğretmen yetiştirme
programlarının Türkiye’nin çokkültürlü, çokdilli yapısını, yakın tarihini ve
güncel toplumsal meseleleri daha iyi tanımalarını ve kavramalarını sağlayacak,
açık bir tartışma ortamını teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmesi yararlı
olacaktır.
Öğretmenler seçmeli dil dersi
almalı
Muş ve Van’da görev yapan batılı
öğretmenler, öğrencilikleri sırasında Kürtçe dersi üniversitelerde seçmeli
dersler arasında yer almış olsaydı, bu dersi almanın onlar için çok yararlı
olacağını düşündüklerini belirttiler. Bu imkânın bazı üniversitelerde sunulmaya
başlamasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Bir dili, taşıyıcısı
olduğu kültür ve yarattığı edebiyatla öğrenmek, iletişim sorunlarını hafifletmek
yanında, zenginleştirici bir deneyimdir ve öğretmenlerin Türkiye’deki halkların
konuştuğu dillerden en az birini öğrenmeye teşvik edilmesinin çok yönlü olumlu
sonuçları olacaktır.
Öğretmenlerin gitme isteği öğrencileri
etkiliyor
Doğu ve Güneydoğu illerine Batıdan atanan
öğretmenlerin çoğunun az tecrübeli oluşu ve önemli bir bölümünün en kısa zamanda
bölgeden ayrılmaya çalışması, bölgedeki öğrencilerin eğitimini olumsuz
etkilemektedir. Meslektaşları ve öğrenci velileri, bölgede uzun süre
kalmayacağını düşünen öğretmenlerin, mesleğe adanmışlık ve çalıştıkları okul ve
öğrencilerini benimseme düzeylerinin ve motivasyonlarının düşük olduğunu
gözlemlediklerini belirtmişlerdir. Bölgedeki öğretmenlerin sorunlarının
çözülmesi için gerekenler yapılmalı ve atanan öğretmenlerin hiç değilse birkaç
yıl aynı okulda kalmaları için devlet politikaları yoluyla uygun teşvikler
düşünülmelidir. Doğu ve Güneydoğu illerinde çalışan öğretmenlerin ortak
meseleleri olabileceğinden, tecrübeli eğitimcilerin, yeni atananlara
deneyimlerini aktarabileceği, öğretmenlerin birbirlerine danışıp,
dayanışabileceği sanal ortamlar oluşturulması ve periyodik bölgesel öğretmen
forumları düzenlenmesi de sorunların tartışılması ve çözümler üretilmesi
açısından yararlı olacaktır.
Veli ve ailelerin rolü
Eğitim alanında toplumsal çatışmanın
aşılması, çatışma temelli problemlerin ortaya çıkmasının önüne geçilmesi ve
problemlerin sağlıklı bir biçimde üstesinden gelinmesinde, okulla birlikte,
velinin ve ailenin de belirgin bir rolü ve yeri var. Bu sebeple, ailenin okul
süreçlerine daha etkin bir biçimde katılımı üzerinde yeniden düşünülmelidir.
Son olarak, hem veli hem öğretmen
görüşmelerinden yola çıkarak uzlaşma ve barış ikliminin hâkim olduğu dönemlerde
okulda toplumsal çatışmadan kaynaklanan problemlerin azaldığını, gündelik
yaşamla birlikte sınıf ve okul ortamının da daha az gerilimli ve huzurlu
olduğunu söyleyebiliriz.”
Ahmet
Küçük-T24
Kaynak: http://www.haberdiyarbakir.com/kurdum-dedigim-icin-280-sopa-yedim-60352h/#ixzz2g2fNiAR9
Kaynak: http://www.haberdiyarbakir.com/kurdum-dedigim-icin-280-sopa-yedim-60352h/#ixzz2g2fNiAR9
