Avrupa’nın İslam Kaygısı ve Gerçekler
Avrupa'da İslam korkusunun son dönemde ne denli derinleştiğini, İslam’ın adeta bir tehdit olarak algılanmaya başlandığını görmemek mümkün değil.
Yakın geçmişte tüm dünyayı korkutan 11 Eylül saldırısı, Hollanda’da İslam adına işlenen cinayetler, Madrid, Londra gibi AB başkentlerinde patlayan bombalar, Kenya’da, Pakistan'da, Nijerya’da, son olarak da Rusya’da yaşanan terör saldırıları, intihar eylemleri, dahası İslam coğrafyasının iç çatışmalarla kaynaması Müslümanlar hakkında hep önyargıların oluşmasına neden oldu.
Avrupalıların gözünde İslam’ın temsilcileri olarak radikal Müslümanlar ve teröristler görülmeye başlandı; bu da Avrupa toplumlarında İslam’a karşı bir korku oluşturdu.
Hoşgörü ve merhameti öğreten, yardımı ve insan sevgisini öğütleyen dinimiz nasıl oluyor da bir tehdit olarak algılanıyor?
Bilindiği üzere muteber olan binlerce ciltlik hadis kaynağı var. Ne var ki, Sünni, Şii fark etmeden, bu İslami kaynaklardan bazılarının içerisinde Peygamberimiz (sav)’in Kuran’a göre asla söylemeyeceği çok fazla uydurma hadis de var. Günümüz İslam toplumlarında sahih olmayan bu hadislerle fikir ve yaşantılarına yön verenler azımsanmayacak sayıda. Bu kişiler öyle olmadığı halde, İslam’ı laikliğe ve demokrasiye karşı, hayatı mahveden, kaliteyi, bilimi, sanatı, estetiği ortadan kaldıran, kadınların üzerinde erkek egemenliği kuran, hürriyetlerini ellerinden alan, vahşet saçan, akıl almaz faşist bir sistem gibi gösteriyorlar. Bu kişiler hanımların başlarının açık olmasına, makyaj yapmalarına, bakımlı olmalarına da hoşgörüyle yaklaşmıyorlar. Toplumları başörtülü-başörtüsüz olarak kutuplaştıracak bir çizgiye çekmek istiyorlar. Üstelik El Kaide’den El Nusra’ya, Hizbullah’a kadar dünyanın pek çok bölgesini kana bulayan, dehşet saçan radikal sağ örgütler de fikirlerinin, felsefelerinin zeminini bu uydurma hadislere dayandırıyor. Mazlumları öldürmeyi, intihar saldırılarını güya bir nevi “mücahidlik” olarak görüyor ve cennete gideceğini düşünüyor. Böyle olunca da din adına verilen vahşet fetvaları, ölüm fermanları bitmek bilmiyor.
Bu nedenle öncelikle saf vahye yani Kuran’a dayalı gerçek İslam ile hurafelere dayalı bağnazlık ayrımı çok iyi yapılmalı. Peygamberimiz (sav) adına uydurulan tüm hadisler itinayla ayıklanmalı. Eğer bu yapılmazsa, Avrupa Müslümanlardan çekinmekte haklı sebepler bulmaya devam eder.
Örneğin İsviçre...
Hatırlanacağı üzere bundan dört yıl önce İsviçre gibi çok kültürlü federal bir ülke bile bir 'minare krizi'yle sarsılmıştı. Bu kriz minarelerin ülkenin İslamlaşmasının işareti olduğunu savunan, ülkenin en güçlü sağ partisi SVP (İsviçre Halk Partisi) tarafından gündeme getirilmişti. Minareler İslami köktendinciliğinin, terörün ve kadınlara kötü muamelenin sembolü olarak gösterilmişti. SVP’nin propagandalarıyla empoze edilen İslam aleyhindeki bilgiler, Avrupa halkının korku, kuruntu ve cehaletiyle de birleşince, referandumla minarelerin yapımına yasak getirilmişti.
Doğrudan demokrasinin uygulandığı, insan haklarının, inanç özgürlüğünün ve hoşgörünün merkezi konumundaki İsviçre’de bile camilere minare yapılmasının yasaklanması, İslam hakkındaki bilgisizliğin ve çekincelerin çok net bir sonucudur.
Avrupa halkı gerçek İslam’ın ne olduğunu tam olarak bilmiyor. İslam’ı sadece aşırı görüşlülerden, medyadan, teröristlerden duyuyor. Kulaktan dolma bilgi ve haberlerle hareket ederek İslam’ı haşa çağdışı kalmış bir din olarak görüyor. İslam’ın tehlikelerle ve zorlamalarla dolu olduğunu, kadın-erkek eşitliğiyle bağdaşmadığını, kadınların ezilmesini savunan, yasakçı ve dayatmacı bir din olduğunu sanıyor. Bu yanlış bilgiler nedeniyle de, İslam’ı hatırlatan her şeyden çekinir hale geliyor. Müslümanlar hakkında her türlü fobi geliştiriliyor. Öyle ki artık ezan okunması bile bir tehlike olarak algılanıyor.
Sonunda da Avrupa kendinden olmayan herkesi “öteki” olarak tanımlamak istiyor. Hele ki bazıları şu an “öteki” yerine terör saldırıları yüzünden radikal Müslümanları koyuyor ve o zaman da İslam’a karşı doğal olarak bir tepki oluşuyor. Eğer “öteki” kavramı “radikal İslam” ile tanımlanmaya devam edecek olursa, bir İslam ülkesi olan Türkiye’nin tam üyelik ihtimali de oldukça azalabilir. Hatta Müslümanları sindirebilmek, asimile edebilmek önümüzdeki yıllarda Avrupa ülkelerinin en önemli gündem maddesi haline bile gelebilir.
Avrupa’ya Müslümanlarla barış içinde yaşayabileceğini öğretmek...
Bağnazlıktan arınmış, gerçek İslam’ı Avrupa toplumlarına anlatma görevini üstlenebilecek tek ülke Türkiye’dir. Çünkü ittifakla kabul edildiği gibi hem laik hem demokratik yapısıyla Türkiye gerçek İslam’ı en güzel şekilde hayata geçirebilmiş bir ülke. Üç yıllık bir aradan sonra 5 Kasım’da üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılacağı da göz önünde bulundurulursa, Türkiye gerçek İslam’ın anlatılmasında önderlik etmelidir.
Çalışmalara öncelikle Hıristiyan, Musevi karşıtlığı kaldırılarak başlanabilir. Çünkü bazı İslami kaynaklara yerleştirilmiş olan hurafelere göre Musevi veya Hıristiyan olan kişilere yaşam hakkı tanınmaz. Öncelikle bu batıl anlayışın yanlışlığının ayetlerle ortaya konması gerekir.
Bizler Kuran’a göre dili, dini, ırkı, cinsiyeti, fikri ve zikri ne olursa olsun herkese saygı, sevgi, şefkat göstermekle sorumluyuz. İslam, Musevi ve Hıristiyanlığı ve onların müntesiplerini tanır, onlara Ehli Kitap der ve asla dinsiz muamelesi yapmaz. Kaldı ki dinimiz ateistlere dahi hoşgörüyle yaklaşılmasını emreder. “İstediğinize inanın” diyen ama aslında “Bizim gibi olun” gibi bir dayatma, kendi ahlak anlayışını, yaşam şeklini kabul ettirmeye çalışma, kimsenin inancına karışma dinimizde yoktur. Hiç kimseye baskı ve zorlama yapılamaz. Hükümet bu noktada çeşitli çalışmalar
yapmaktadır. Ancak bu tedirginliğin tamamen ortadan kalkması için farklı inanç ve dinlere mensup toplum ve bireylerin Müslümanlar arasında rahatlıkla yaşayabileceğini hem sözlü, hem fiili açılımlarıyla göstermelidir. Bu konuda Müslümanlara karşı radikal görüşleriyle tanınan Avrupa’daki politikacılarla da konuşularak, onların felsefi zeminde ilimle, bilgiyle, Kuran’ın delilleriyle bilgilendirilip aydınlanmaları sağlanabilir.
Eğer İslam hakkında bilgilendirme yapılmaz, ortalık radikallere bırakılacak olunursa, alevlerin üzerine benzin dökülmüş olunur. Avrupa’da İslam karşıtlığı daha da tırmanır. Avrupalılar Müslümanlarla iç içe yaşama fikrine daha da şiddetle karşı çıkarlar; Müslümanların Avrupa toplumlarına entegre olmalarını istemezler. Zihinlerindeki “Bizler Avrupa’da henüz 3-5 milyon Müslümanla uğraşamazken Türkiye, Birliğe en az 70 milyon Müslüman taşıyacak” kaygıları sürer gider. Sonunda da vahim ama ortak düşünce; “Camiler kapatılmalı, ülkeye daha fazla Müslüman sokulmamalı, içerideki Müslümanları da bir an önce ülke dışına atmalıyız, yeni gelenleri de almamalıyız....” olur.
Türkiye İslam ahlakına tam uyarak şefkati, merhameti, nezaketi, kaliteyi en yüksek dereceye getirirse, bilimde, sanatta, demokraside, özgürlüklerde ileri gitmiş bir ülke olursa, Avrupa halkları Türkiye’ye elbette ki hayranlık duyacaklardır. Birliğe girmemizi kendileri talep edeceklerdir. İşte o zaman da Sultan Süleyman Avrupa Birliği’ne girmiş gibi olur. Avrupa’ya yepyeni bir medeniyet, yepyeni bir hayat, yepyeni bir güzellik götürmüş oluruz.
Ebru Yılmazatila
E-mail: ebruyilmazatila@yahoo.co.uk
Yakın geçmişte tüm dünyayı korkutan 11 Eylül saldırısı, Hollanda’da İslam adına işlenen cinayetler, Madrid, Londra gibi AB başkentlerinde patlayan bombalar, Kenya’da, Pakistan'da, Nijerya’da, son olarak da Rusya’da yaşanan terör saldırıları, intihar eylemleri, dahası İslam coğrafyasının iç çatışmalarla kaynaması Müslümanlar hakkında hep önyargıların oluşmasına neden oldu.
Avrupalıların gözünde İslam’ın temsilcileri olarak radikal Müslümanlar ve teröristler görülmeye başlandı; bu da Avrupa toplumlarında İslam’a karşı bir korku oluşturdu.
Hoşgörü ve merhameti öğreten, yardımı ve insan sevgisini öğütleyen dinimiz nasıl oluyor da bir tehdit olarak algılanıyor?
Bilindiği üzere muteber olan binlerce ciltlik hadis kaynağı var. Ne var ki, Sünni, Şii fark etmeden, bu İslami kaynaklardan bazılarının içerisinde Peygamberimiz (sav)’in Kuran’a göre asla söylemeyeceği çok fazla uydurma hadis de var. Günümüz İslam toplumlarında sahih olmayan bu hadislerle fikir ve yaşantılarına yön verenler azımsanmayacak sayıda. Bu kişiler öyle olmadığı halde, İslam’ı laikliğe ve demokrasiye karşı, hayatı mahveden, kaliteyi, bilimi, sanatı, estetiği ortadan kaldıran, kadınların üzerinde erkek egemenliği kuran, hürriyetlerini ellerinden alan, vahşet saçan, akıl almaz faşist bir sistem gibi gösteriyorlar. Bu kişiler hanımların başlarının açık olmasına, makyaj yapmalarına, bakımlı olmalarına da hoşgörüyle yaklaşmıyorlar. Toplumları başörtülü-başörtüsüz olarak kutuplaştıracak bir çizgiye çekmek istiyorlar. Üstelik El Kaide’den El Nusra’ya, Hizbullah’a kadar dünyanın pek çok bölgesini kana bulayan, dehşet saçan radikal sağ örgütler de fikirlerinin, felsefelerinin zeminini bu uydurma hadislere dayandırıyor. Mazlumları öldürmeyi, intihar saldırılarını güya bir nevi “mücahidlik” olarak görüyor ve cennete gideceğini düşünüyor. Böyle olunca da din adına verilen vahşet fetvaları, ölüm fermanları bitmek bilmiyor.
Bu nedenle öncelikle saf vahye yani Kuran’a dayalı gerçek İslam ile hurafelere dayalı bağnazlık ayrımı çok iyi yapılmalı. Peygamberimiz (sav) adına uydurulan tüm hadisler itinayla ayıklanmalı. Eğer bu yapılmazsa, Avrupa Müslümanlardan çekinmekte haklı sebepler bulmaya devam eder.
Örneğin İsviçre...
Hatırlanacağı üzere bundan dört yıl önce İsviçre gibi çok kültürlü federal bir ülke bile bir 'minare krizi'yle sarsılmıştı. Bu kriz minarelerin ülkenin İslamlaşmasının işareti olduğunu savunan, ülkenin en güçlü sağ partisi SVP (İsviçre Halk Partisi) tarafından gündeme getirilmişti. Minareler İslami köktendinciliğinin, terörün ve kadınlara kötü muamelenin sembolü olarak gösterilmişti. SVP’nin propagandalarıyla empoze edilen İslam aleyhindeki bilgiler, Avrupa halkının korku, kuruntu ve cehaletiyle de birleşince, referandumla minarelerin yapımına yasak getirilmişti.
Doğrudan demokrasinin uygulandığı, insan haklarının, inanç özgürlüğünün ve hoşgörünün merkezi konumundaki İsviçre’de bile camilere minare yapılmasının yasaklanması, İslam hakkındaki bilgisizliğin ve çekincelerin çok net bir sonucudur.
Avrupa halkı gerçek İslam’ın ne olduğunu tam olarak bilmiyor. İslam’ı sadece aşırı görüşlülerden, medyadan, teröristlerden duyuyor. Kulaktan dolma bilgi ve haberlerle hareket ederek İslam’ı haşa çağdışı kalmış bir din olarak görüyor. İslam’ın tehlikelerle ve zorlamalarla dolu olduğunu, kadın-erkek eşitliğiyle bağdaşmadığını, kadınların ezilmesini savunan, yasakçı ve dayatmacı bir din olduğunu sanıyor. Bu yanlış bilgiler nedeniyle de, İslam’ı hatırlatan her şeyden çekinir hale geliyor. Müslümanlar hakkında her türlü fobi geliştiriliyor. Öyle ki artık ezan okunması bile bir tehlike olarak algılanıyor.
Sonunda da Avrupa kendinden olmayan herkesi “öteki” olarak tanımlamak istiyor. Hele ki bazıları şu an “öteki” yerine terör saldırıları yüzünden radikal Müslümanları koyuyor ve o zaman da İslam’a karşı doğal olarak bir tepki oluşuyor. Eğer “öteki” kavramı “radikal İslam” ile tanımlanmaya devam edecek olursa, bir İslam ülkesi olan Türkiye’nin tam üyelik ihtimali de oldukça azalabilir. Hatta Müslümanları sindirebilmek, asimile edebilmek önümüzdeki yıllarda Avrupa ülkelerinin en önemli gündem maddesi haline bile gelebilir.
Avrupa’ya Müslümanlarla barış içinde yaşayabileceğini öğretmek...
Bağnazlıktan arınmış, gerçek İslam’ı Avrupa toplumlarına anlatma görevini üstlenebilecek tek ülke Türkiye’dir. Çünkü ittifakla kabul edildiği gibi hem laik hem demokratik yapısıyla Türkiye gerçek İslam’ı en güzel şekilde hayata geçirebilmiş bir ülke. Üç yıllık bir aradan sonra 5 Kasım’da üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılacağı da göz önünde bulundurulursa, Türkiye gerçek İslam’ın anlatılmasında önderlik etmelidir.
Çalışmalara öncelikle Hıristiyan, Musevi karşıtlığı kaldırılarak başlanabilir. Çünkü bazı İslami kaynaklara yerleştirilmiş olan hurafelere göre Musevi veya Hıristiyan olan kişilere yaşam hakkı tanınmaz. Öncelikle bu batıl anlayışın yanlışlığının ayetlerle ortaya konması gerekir.
Bizler Kuran’a göre dili, dini, ırkı, cinsiyeti, fikri ve zikri ne olursa olsun herkese saygı, sevgi, şefkat göstermekle sorumluyuz. İslam, Musevi ve Hıristiyanlığı ve onların müntesiplerini tanır, onlara Ehli Kitap der ve asla dinsiz muamelesi yapmaz. Kaldı ki dinimiz ateistlere dahi hoşgörüyle yaklaşılmasını emreder. “İstediğinize inanın” diyen ama aslında “Bizim gibi olun” gibi bir dayatma, kendi ahlak anlayışını, yaşam şeklini kabul ettirmeye çalışma, kimsenin inancına karışma dinimizde yoktur. Hiç kimseye baskı ve zorlama yapılamaz. Hükümet bu noktada çeşitli çalışmalar
yapmaktadır. Ancak bu tedirginliğin tamamen ortadan kalkması için farklı inanç ve dinlere mensup toplum ve bireylerin Müslümanlar arasında rahatlıkla yaşayabileceğini hem sözlü, hem fiili açılımlarıyla göstermelidir. Bu konuda Müslümanlara karşı radikal görüşleriyle tanınan Avrupa’daki politikacılarla da konuşularak, onların felsefi zeminde ilimle, bilgiyle, Kuran’ın delilleriyle bilgilendirilip aydınlanmaları sağlanabilir.
Eğer İslam hakkında bilgilendirme yapılmaz, ortalık radikallere bırakılacak olunursa, alevlerin üzerine benzin dökülmüş olunur. Avrupa’da İslam karşıtlığı daha da tırmanır. Avrupalılar Müslümanlarla iç içe yaşama fikrine daha da şiddetle karşı çıkarlar; Müslümanların Avrupa toplumlarına entegre olmalarını istemezler. Zihinlerindeki “Bizler Avrupa’da henüz 3-5 milyon Müslümanla uğraşamazken Türkiye, Birliğe en az 70 milyon Müslüman taşıyacak” kaygıları sürer gider. Sonunda da vahim ama ortak düşünce; “Camiler kapatılmalı, ülkeye daha fazla Müslüman sokulmamalı, içerideki Müslümanları da bir an önce ülke dışına atmalıyız, yeni gelenleri de almamalıyız....” olur.
Türkiye İslam ahlakına tam uyarak şefkati, merhameti, nezaketi, kaliteyi en yüksek dereceye getirirse, bilimde, sanatta, demokraside, özgürlüklerde ileri gitmiş bir ülke olursa, Avrupa halkları Türkiye’ye elbette ki hayranlık duyacaklardır. Birliğe girmemizi kendileri talep edeceklerdir. İşte o zaman da Sultan Süleyman Avrupa Birliği’ne girmiş gibi olur. Avrupa’ya yepyeni bir medeniyet, yepyeni bir hayat, yepyeni bir güzellik götürmüş oluruz.
Ebru Yılmazatila
E-mail: ebruyilmazatila@yahoo.co.uk
