Ülkemizde 200 yıldır altüstlükler yaşanıyor... Bu altüstlüklerde Yargıçlar kelle alıp veriyor, .... Adına... Mithat Paşa'nın yargıl...
Ülkemizde 200 yıldır altüstlükler yaşanıyor...
Bu altüstlüklerde Yargıçlar kelle alıp veriyor, .... Adına...
Mithat Paşa'nın yargılanmasından, Balyoz davası diye adlandırılan üstsubayların yargılanmasına kadar aynı tertip,aynı tarz...
"Osmanlıda Oyun Tükenmez diye bir deyim geçerliliğini koruyor.
Herşey kitabına uyduruluyor. Kitap'a da hukuk deniliyor..
Müktedirler İktidar Savaşı'nda rakiplerini eziyor.
Enver Paşa'nın Yakup Cemil'i kurşuna dizdirmesi.. Bakın Enver Paşa dedim. Mahkeme, yargıçlar demedim.. Yapı buna göre formatlanmış. Fabrika ayarları kullanıcının kullanımına uygun. Yargıç Enver "Adına" davranıyor..
Siyasi davalar tam tiyatro. Karar belli. Sanığı da, savcısı da, avukatı da ,yargıcı da bunu biliyor... Herkes oyunculuğunu konuşturuyor.. Sanıklar hariç diğerlerin özel kostümleri bile var...
Siyasi yargılamalar yargıçların kararlarıyla değil, iktidar sahiplerinin adlarıyla anılır.
Tesbit doğru; yargılamayı yargıçlar "Adına" yapıyor, kararı iktidar gücünü elinde tutan yapıyor.
Örneğin, 22 şubat 1962 girişiminde Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ı İsmet İnönü affetti, ama 21 mayıs 1963 girişiminde affetmedi astı.. derler... Kimse sormaz; ya yargılama...
Kenan Evren açıkça söylüyor," asmayıpta besliyecekmiydik.."
Yassıada da duruşmalarında DP lilere yargıç şöyle haykırıyordu: Sizi buraya getiren güç böyle istiyor...
İstiklal mahkemesinde- izmir suikastı- sanık aldığı hapis cezasına itiraz ediyor. İtirazı kabul ediliyor.. Götürüp asıyorlar...
Netice olarak siyasi davalarda kararı, siyasi gücü elinde tutan verdirir...
Halk mı?
Nazım Hikmet şiirle anlatmış:
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Bu altüstlüklerde Yargıçlar kelle alıp veriyor, .... Adına...
Mithat Paşa'nın yargılanmasından, Balyoz davası diye adlandırılan üstsubayların yargılanmasına kadar aynı tertip,aynı tarz...
"Osmanlıda Oyun Tükenmez diye bir deyim geçerliliğini koruyor.
Herşey kitabına uyduruluyor. Kitap'a da hukuk deniliyor..
Müktedirler İktidar Savaşı'nda rakiplerini eziyor.
Enver Paşa'nın Yakup Cemil'i kurşuna dizdirmesi.. Bakın Enver Paşa dedim. Mahkeme, yargıçlar demedim.. Yapı buna göre formatlanmış. Fabrika ayarları kullanıcının kullanımına uygun. Yargıç Enver "Adına" davranıyor..
Siyasi davalar tam tiyatro. Karar belli. Sanığı da, savcısı da, avukatı da ,yargıcı da bunu biliyor... Herkes oyunculuğunu konuşturuyor.. Sanıklar hariç diğerlerin özel kostümleri bile var...
Siyasi yargılamalar yargıçların kararlarıyla değil, iktidar sahiplerinin adlarıyla anılır.
Tesbit doğru; yargılamayı yargıçlar "Adına" yapıyor, kararı iktidar gücünü elinde tutan yapıyor.
Örneğin, 22 şubat 1962 girişiminde Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ı İsmet İnönü affetti, ama 21 mayıs 1963 girişiminde affetmedi astı.. derler... Kimse sormaz; ya yargılama...
Kenan Evren açıkça söylüyor," asmayıpta besliyecekmiydik.."
Yassıada da duruşmalarında DP lilere yargıç şöyle haykırıyordu: Sizi buraya getiren güç böyle istiyor...
İstiklal mahkemesinde- izmir suikastı- sanık aldığı hapis cezasına itiraz ediyor. İtirazı kabul ediliyor.. Götürüp asıyorlar...
Netice olarak siyasi davalarda kararı, siyasi gücü elinde tutan verdirir...
Halk mı?
Nazım Hikmet şiirle anlatmış:
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
