AKP 19 Aralık katliamının faillerini koruyor

13 yıl önce bugün cezaevlerine düzenlenen kanlı operasyon hâlâ hafızalarda. Katliamın failleri yargılanmadı, cezaevi koşulları ağırlaştı. 19 Aralık davası avukatlarından Several Ballıkaya ile katliamı, sonrasını, dava süreçlerini ve yapılması gerekenleri konuştuk.
Selin Asker - soL
19 Aralık 2000… Bu tarih devletin en kanlı operasyonlarından birini gerçekleştirdiği, onlarca insanın cezaevlerinde yanarak öldürüldüğü, “öldürülmeyenlerin” ise kalıcı hasarlarla hayatını sürdürmeye çalıştığı tarih olarak hafızalarda yerini koruyor.
Cezaevlerinde koğuş sisteminden F Tipi cezaevi uygulamasına geçilmesine karşı ölüm orucunu sürdüren devrimci tutuklu ve hükümlülere karşı devletin “Hayata Dönüş” adı altında katliamla sonuçlanan operasyonunun üzerinden, bugün tam 13 yıl geçti. O tarihte açlık grevi 20 Ekim’de başlamış, 45. günde ölüm orucuna dönüştürülmüştü. Bunun üzerine 19 Aralık’ta 3 gün sürecek operasyon başlatıldı. Operasyona yüzlerce asker, özel tim ve polis katıldı. Tutsakların üzerine yanıcı madde sürülmüş battaniyeler atıldı, 28 tutuklu müdahale sonucu yanarak hayatını kaybetti, 237 tutuklu yaralandı, 2 asker de jandarmanın silahlarından çıkan kurşunlarla can verdi.
‘Erdoğan hep saygı göstermiştir’
Operasyonun sorumluları hakkında göstermelik davalar açıldı, büyük kısmı zaman aşımından düştü ve katiller hâlâ yargılanmadı. AKP iktidarının koruduğu bazı katliamın failleri ise ancak açılan davalarda “tanık” olarak ifade verip o güne dair hiçbir şey “hatırlamadıklarını” söyledi. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün “Erdoğan’ın bana karşı saygısında bir eksiklik söz konusu değil. Bana her zaman saygı göstermiştir” dediği gibi, AKP katliamcıları hep kolladı ve F Tipi gibi insanlık dışı cezaevi koşullarını ağırlaştırdı.
‘Soruşturma eksik ve yetersiz kalacak’
19 Aralık Katliamı’yla ilgili açılan davaların avukatı Several Ballıkaya ile katliamı, katliam sonrasını, dava süreçlerini, sorumluların yargılanmamasını, karartılan delilleri ve tüm bunlara karşı neler yapılması gerektiğini konuştuk. Mağdurlar hakkında dava açıldığını, faillerin çoğunun tespit edildiği halde yapılan suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığını hatırlatan Ballıkaya, “MGK’da planlanan ve merkezi şekilde uygulanan operasyonun sorumluları bakanlar ve diğer sivil devlet görevlileri ile genel komuta konumundan operasyona bilfiil katılan ere kadar uzanan silsilede yer alan kişilerdir. Bunları kapsamayan bir soruşturma eksik ve yetersiz kalacaktır” vurgusu yaptı. Operasyondan sonra hasta ve sakat kalanların devlet tarafından tedavi edilmediğini, bakımlarına katkı sunulmadığını da belirten Ballıkaya, “Bir kısmı başkasının yardımı olmadan hayatını sürdüremeyecek durumda. İnsanlığa karşı işlenen bu suçlar asıl yargılayanı olan halkların bilincinde mahkum edilmiştir” dedi.
‘İnsanlık suçları halkın bilincinde mahkum’
19 Aralık operasyonlarında en ağır sonuç ne oldu?
Bayrampaşa Cezaevi tüm cezaevleri içinde en yoğun şiddete maruz kalan cezaevi oldu. Merkezi Cezaevi koordinasyonunun Bayrampaşa olması ve daha az zarar vererek operasyonu tamamlamak yerine yoğun bir şiddetle kısa sürede tamamlamak anlayışıyla hareket edildiğini düşünüyorum. Bu nedenle en çok ölüm burada oldu ve 12 kişi hayatını kaybetti. Bayrampaşa’da 6 kadın mahpus, koğuş kapıları dışarıdan kapatılarak koğuşlara atılan yanıcı madde ve gazların çıkardığı yangında yanarak hayatını kaybetti. Diğer ölümlerse ateşli silah yaralanmasına bağlı. Aynı nedenle çok sayıda kişi ağır şekilde yaralandı.
Bildiğim kadarıyla uzun süren bir soruşturmanın ardından dava açıldı. Ancak açılan birkaç dava daha var. Kaç dava sürüyor? Sonuç alınabilen bir dava oldu mu?
Operasyonun ardından çok sayıda suç duyurusu yapılarak sorumluların tespiti ve yargılanması istenmesine rağmen, önce mağdurlar hakkında dava açıldı. Cezaevi görevlileri ve askerler hakkında açılan davalar zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldı. Bu davalardan sadece Ümraniye Cezaevi davası devam ediyor ancak mahkeme tüm araştırma isteklerini reddederek karar aşamasına geldi. Buna karşın bir türlü operasyonun asıl yürütücüsü olan Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) görevlileriyle fiilen operasyona katılan görevliler “tespit edilemedi”. Genelkurmay ve Jandarma Komutanlığı operasyona katılan birliklerin listesinin olmadığı, JÖAK listesinin olmadığı bu tarihte soruşturma konusu olan askeri birliklerin listesinin bulunmadığı gerekçeleriyle sorumluların listesini soruşturma savcılığına ve mahkemelere bildirmedi. Oysa tanık olarak dinlenen çok sayıda kişi ve Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman operasyona katılan tüm birliklerin liste halinde komutanlıkta bulunduğunu açıkladı. Buna karşın operasyonun planlama ve yürütülmesinde komuta kademesinde bulunan veya askeri birliklere komuta eden pek çok isim saptanmıştır. Ne yazık ki bunlara karşı şu ana kadar dava açılmış değil ve yapılan suç duyurularına da takipsizlik kararı verildi.
Şu anda operasyona katıldığı disiplin soruşturması çerçevesinde bildirilen 37 er hakkında açılan dava devam ediyor. Bu davada pek çok konuda önemli bilgi elde edilmiş olmasına karşın, operasyonunun komutanları ve planlayanları dahil olmak üzere tüm sorumlularının tespiti, operasyon görüntülerinin ve kararların gönderilmesi istemleri askeri ve idari kurumlarca yerine getirilmemekte ve mahkeme kararları yanıtsız bırakılmaktadır.
Başından beri Bayrampaşa soruşturmasını yürüten savcının etkin soruşturma yapamadığı, isimleri saptanan sorumlulara dava açmadığı vb. nedenlerle yapılan şikayetler sonucu HSYK devreye girdi. Yapılan soruşturmada tüm bunlar saptandı ve görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle savcı hakkında dava açıldı.
Neden dava geç açıldı? Yeterli delil yok muydu, deliller mi karartıldı?
Dava açılmamasının en önemli nedeni, savcılığın etkin bir soruşturma yapmamasıdır. Ancak savcılık isimler ve operasyona ne şekilde katıldığı somut olarak belli olan kişilere karşı da dava açmadı. HSYK tarafından yapılan soruşturma raporundan savcının bu kişileri koruduğuna açık bir şekilde yer verildi. Soruşturmaların gereği gibi yapılmaması delil toplamada ortaya çıktı. Operasyon yapılan yerlerin incelemesi yine operasyonu yapan görevlilere bırakıldı ve buradaki deliller yok edildi. Belli bir dönemde elde edilmesi gereken pek çok delil yok edildi. Diğer bir neden ise, ilgili kurumların yargı organlarının yazılarını karşılıksız bırakarak sorumluları korumasıdır.
Açılan davalarda sanık olan isimlerin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Hangi isimler yargılanmalı sizce? Hangi isimler tanık olarak dinlenmeli?
Şu ana kadar operasyonun komutası, koordinasyon ve planlamasında yer alan tek bir isme dava açılmadı. Ne yazık ki 37 erin yargılandığı davada, operasyona katılan timde yer alan er yargılanırken, komutanın belli olmadığı söylenerek onlara dava açılmadı.
MGK’da planlanan ve merkezi bir operasyon olarak uygulanan 19 Aralık operasyonunun sorumluları, planlama aşamasından, uygulamaya kadar tüm süreçte sorumluluğu bulunan bakanlar ve diğer sivil devlet görevlileriyle genel komuta konumundan başlanarak operasyona bilfiil katılan ere kadar uzanan silsilede yer alan kişilerdir. Bunları kapsamayan bir soruşturma eksik ve yetersiz kalacaktır.
Operasyona katılan dönemin jandarma komutanları “Hatırlamıyorum” şeklinde açıklamalar yapıyor genelde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Operasyona katılan jandarma komutanlarının tüm aşama ve sorumlular hakkında bilgi sahibi olduğu, kendi beyanları veya mevcut diğer belgelerle ortada olmasına karşın, tanık olarak dinlendikleri davalarda bu bilgiler açıklanmamıştır. Bu durumun bir nedeni sorumluları veya olayları gizlemekle ilgilidir. Öte yandan kendisi bizzat bu operasyon planlama veya uygulamasında yer alan kişilerin aynı zamanda kendilerini korumak amacı taşıdığı da söylenebilir. Buna karşın alınan ifadelerin bir kısmından çok önemli bilgiler elde edildiğini de not etmek gerekir.
Bir de AİHM’in Türkiye’yi mahkum ettiği karar var. Var mı bir yaptırımı?
AİHM, operasyon sırasında yaşam hakkının ihlal edildiğini kabul ederek Türkiye’yi mahkum etti. Bu karar tazminat mahkumiyeti olmasına karşın esas etkisi devletin uymayı taahhüt ettiği sözleşme hükümlerine aykırı davrandığının tespit edilmiş olmasıdır.
Peki, şu an davalar hangi aşamada? Sizin talepleriniz nedir? Mevcut yargı düzeniyle sorumluların yargılanabileceğini düşünüyor musunuz?
Şu ana kadar sonuç alınan bir davanın olmadığını söyleyebiliriz. Bunun asıl nedeni ise sorumluların korunuyor olmasıdır. 19 Aralık operasyonunu yargılamak, devletin cezaevi politikasıyla, dahası devletin demokrasiye bakışı ve uygulamalarıyla köklü bir yüzleşmeyi gerektirir. Gerçek sorumlular da ancak böyle saptanabilir. Mevcut verilerle dahi, özellikle planlamada yer alan kişiler yönünden somut sonuçlara ulaşmak mümkün. Bağımsız ve korkmadan yapılan bir yargılamanın etkili sonuçlar sağlayabileceğini ifade etmek isterim.
Cezaevlerinde hâlâ tutulan Hayata Dönüş mağdurları var mı, kaç mağdur var? Sağlık durumları nedir? Ve sizin gözlemlediğiniz kadarıyla “dışarıdaki” Hayata Dönüş mağdurları hayatlarını ne ölçüde sürdürebiliyor?
19 Aralık operasyonu sırasında 30 mahpus hayatını kaybetmiştir. Ancak yaşanan kayıplar bununla sınırlı değil. 122 kişi açlık grevi ve ölüm orucu sonucu hayatını kaybetti. Yüzlerce yaralı, hasta ve sakat kalan insan var. Bu kişiler devlet tarafından tedavi edilmediler ve bakımlarına katkı sunulmuyor. Bir kısmı başkasının yardımı olmadan hayatını sürdüremeyecek durumda. Bunlara da aileleri, yakınları bakıyor. Ölüm orucu eylemi sonucu, Wernicke Korsakof sendromu tanısı konulan kişilerin bir kısmı adli tıp kurumu tarafından verilen raporlarla cezaevinden çıkmış olmasına karşın, bu durumda olduğu halde rapor verilmediği için cezaevinde kalanlar bulunmaktadır.
19 Aralık katliamı AKP iktidarında olmadı ancak cezaevleri muhaliflerle dolup taşıyor, cezaevi koşulları kötüleşiyor ve tecrit de halen sürüyor. 19 Aralık davasının geçtiğimiz duruşmalarından birinde duruşma salonunda biber gazı bile kullanıldı. Buna karşı ne yapmak gerekiyor?
Türkiye, cezaevinde bulunan insan sayısı açısından dünya ülkeleri arasında ilk sırada yer edinmiş bir ülke. Bu sayı her geçen gün artarak devam ediyor ve suç sayılarak tutuklama kararı verilen fillerin kapsamı da giderek genişliyor. Bununla orantılı olarak ifade özgürlüğünün ve politik faaliyetin sınırları giderek daralıyor. Tecrit koşullarında infaz edilen cezalar, haklarda kısıtlama niteliğindeki uygulamalar ve bu koşulların doğal sonucu olarak giderek artan sayıda hasta mahpusun varlığı nedeniyle cezaevi sorunları kronik halde devam ediyor.
Bunlarla birlikte, özellikle savunma hakkının üst boyutta sınırlandığı bir süreçten geçiyoruz. Giderek yaygınlaşan ve savunma hakkının kısıtlanmasına paralel bir uygulama olarak duruşma salonlarında, adliyelerde avukatlara saldırılar gerçekleştiriliyor. 19 Aralık günü aynı zamanda avukatların yargılandığı davanın da duruşması yapılacak, sonraki hafta yine avukat yargılamalarının olduğu dava görülecek. Saldırıların boyutlarını gösteren resimlere bir arada bakarsak, toplumun tüm kesimlerinin son derece güvencesiz olduğunu görüyoruz.
Son olarak söylemek istedikleriniz…
19 Aralık operasyonu, aynı zamanda Maraş katliamının da yıldönümü. Farklı zamanda ve mekanda ama aynı nedenle yapılan bu iki katliamın sorumlularının bir gün mutlaka açığa çıkacağına inanıyorum. İnsanlığa karşı işlenen bu suçların asıl yargılayanı olan halkların bilincinde mahkum edilmiş olduklarını söyleyerek kayıplarımızı saygıyla anıyorum.
Blogger tarafından desteklenmektedir.