Kentsel yağma ve talanda görünen yalnız pisliğin ucu
AKP iktidarının merkezine yönelik operasyonun inşaat patronlarına, eski TOKİ başkanı şimdiki Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bakraktar’a, AKP’li belediyelere ve koruma kurullarına uzanması tesadüf değil. AKP iktidara geldiği 2002 yılından itibaren sermaye birikimine inşaat odaklı bir “atılım” sağladı. Kendi iktidarının sürekliliğini de bunun üzerine inşa eden AKP aynı zamanda bu birikimin aktörlerini ortaya çıkardı, besledi. 17 Aralık’ta ilk dokunulanlar da AKP için yaşamsal olan bu yağma ağının merkezindeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, belediyeler ve koruma kurullarına ulaştı.
Kentsel yağma ve talanda görünen yalnız pisliğin ucu
17 Aralık’ta başlayan operasyonda henüz kentlerin ve doğanın yağması, yaşam alanlarından sürülen, emeğine el konulan, evleri başlarına yıkılan insanların yaşamları pahasına yükselen bu pislik düzeninin ucu göründü, ancak gözaltına alınanların isimlerini, suçlama iddialarını bile alt alta yazmak AKP iktidarı tarafından kurulan ağın algılanması bakımından önemli. Kent yağması üzerine kurulan bu ağda gözaltına alınanlar şöyle; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Danışmanı Sadık Soylu, Bakan Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, kariyerine TOKİ uygulama daire başkanlığında başlayıp şimdi Emlak Konut GYO Genel Müdürü olan Murat Kurum var. AKP’nin kendi döneminde palazlandırdığı “müteahhitler ve yol arkadaşları” Ali Ağaoğlu, Taşyapı’nın sahibi Emrullah Turanlı, Yorum İnşaat’ın sahibi Osman Ağca, İBB eski Genel Sekreteri-Zorlu Gayrimenkul Grubu Başkanı Mesut Pektaş. İsimler bununla bitmiyor TOKİ’ye ve kentsel tarihsel mekanları korumakla yükümlü kurullara uzanıyor; Ali Seydi Karaoğlu (TOKİ İstanbul Emlak Dairesi Başkanı), Mehmet Ali Kahraman (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürü), Turgay Albayrak (İmar Planlama ve Kentsel Tasarım Daire Başkanı), Yavuz Çelik (TOKİ Şehir Planlama Şube Müdürü), Hakan Gedikli (Emlak Konut GYO Emlak ve Planlama Müdürü), Fuat Kuşçu (TOKİ İstanbul’da müdür yardımcısı), Mehmet Erdal (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda Bakanlık Müşaviri ve İstanbul (2) Nolu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı) İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ahmet Ayyıldız ve iki müdür yardımcısı, şehir planlamacıları. Ve elbette belediyelerden merkeze yürüyen bu iktidar ağının bir başka ucu olarak AKP belediyeleri. Tarihi yarımada, Balat, Sulukule, Ayvansaray, Yenikapı gibi İstanbul’un en önemli kültürel tarihi kent mekanları sorumluluk alanına giren Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve belediye görevlileri, 4 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Başkanı, eski başkanı, Bölge Kurulu Müdürü, koruma yenileme kurul müdürü, İstanbul 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nde raportör görevliler…listeyi uzatmak mümkün peki bu suçları “münferit” görmek, “suçun şahsiliği” ilkesi üzerinden değerlendirmek mümkün mü? AKP iktidarı döneminde kente ve halka karşı işlenen sistematik suçları ve iktidarın doğrudan bu işleyişin merkezinde olduğunu düşünürsek, hayır. AKP hükümeti kentsel rant üretimi ve dağıtımında gücü kendi eline alacak düzenlemeleri adım adım hayata geçirdi.
TOKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediyeler suç aygıtı
AKP döneminde yapılı çevre üretimi bir tür sermaye birikim rejimi haline geldi. Bunda ise bugün gözaltılarla gündeme gelen TOKİ’nin ve TOKİ eliyle palazlandırılan inşaat sermayesinin rolü çok büyük. AKP iktidarı döneminde TOKİ yetkilileri arttırılarak doğrudan Erdoğan’a bağlı bir zor aygıtına dönüştü. Arsa ofisi TOKİ’ye devredildi, kamu arazisi kullanma yetkisi TOKİ’ye geçti. Planlama açısından geniş yetkilerle donatıldığı gibi inşaat ve gayrimenkul sektörü finansmanı gibi alanlarda önü açıldı. Kamu arazileri birbiri ardına turizm, toplu konut, alışveriş merkezleri ve kentsel dönüşüm projeleri için sermayeye tahsis edildi, satıldı. Planlama yetkileri farklı (ama doğalında AKP kontrolündeki) devlet kurumları arasında dağıtıldı, kentlere bütünlükten yoksun ve kentsel yaşamı kötürümleştiren halk aleyhine, sermaye lehine müdahalelerin önü açıldı, kolaylaştırıldı. TOKİ, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bilim ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı planlama yetkilerini merkezileştirerek düzenleyen yasalarla bu yağma ağında rollerini aldılar. Kentsel dönüşüm projeleri, yenileme alanı ilanları, arazi satışları ile kentlerimiz sermayeye peşkeş çekilmeye başladı. Konutlar, AVM’ler, arka arkaya inşaat projelerinin finansmanına kaynak sağlamak için gayrimenkul yatırım ortaklıkları, bu ortaklıklar şeklinde örgütlenmiş büyük sermayeye aktarılan kamu mülkiyetindeki arsalar, bir ucu “çılgınlığa” varan 3.Köprü, 3. havaalanı, Haydarpaşaport, Galataport gibi büyük ölçekli kentsel projeler, yok edilen tarihi-kültürel mekanlar, mahalleler… Afet Yasası, Büyükşehir Yasası ve hazırlanan Danıştay Kanununda değişiklik tasarısı…tüm bunlar bu yağma düzeninin bizzat AKP eliyle yaratıldığını hesap sorulması gerekenin bir bütün olarak AKP politikaları olduğunu gösteriyor.
Suç iddiaları ne?
Operasyonlarda alınanların ‘İmar Yasası’na muhalefet, devlet malına zarar verme, rüşvet, kurul kararları ve belediye meclis kararlarına uymama’ suçlarıyla sorgulandıkları iddia ediliyor. İddialar arasında belediyelerde imar ruhsatı verme yetkisinin belediyelerde bekletilerek yetkinin bakanlığa devredilmesi ve arazilerin yandaş şirketlere peşkeş çekilmesi var. İnşaat ihalesi verilen şirketlerin altyapı işlerinin Bakan Bayraktar’ın oğlunun gizli sahibi olduğu şirketlere gitmesi, projeler önündeki engellerin de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın müdahaleleriyle kaldırılması var. Ağaoğlu’nun ‘Bakırköy 46’ projesindeki yapmak istediği usûlsüz değişikliklerle ilgili Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından imar değişikliği gerçekleştirilmesi var. Belediyeler tarafından onaylanmayan plan tadilatlarında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Özel ‘Proje Alanı’ veya ‘Kentsel Tasarım Projesi’ ilan edilerek usulsüzlükler yapılması, imar planlarında değişiklik yaptıramadıkları arazilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev alanına almak için usulsüz şekilde Kentsel Dönüşüm Alanı veya Rezerv Yapı Alanı ilan ettirilmesi, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları’na rüşvet vererek tarihi yapıların bulunduğu arazilerin, doğal sit alanlarının ve yeşil alanların imara açılması, imar planlarında huzurevlerinin otel, eğitim alanlarının konut ve ticaret alanı olarak değiştirilmesi var.
Fatih Belediyesi ve anıtlar kuruluna yönelik gerçekleştirilen rüşvet operasyonunda büyük meblağlar karşılığında tarihi yarımadada sit alanı olan arsalar için inşaat şirketlerine izin verildiği, Demiryolu, Liman ve Hava Meydanları İşletmesi’nin (DLH) ve Japon mühendislerin uyarılarına rağmen Marmaray’ın çökme tehlikesi pahasına bölgeye inşaat yapılmasına göz yumulduğu ileri sürülüyor. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve yardımcısı Güler’in, Marmaray’a zarar verecek projenin izin belgelerine onay vermeyen İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Başkanı Oğuz Ceylan’ı, bakana söyleyerek görev yerini değiştirmekle tehdit ettiği iddialar arasında yer alıyor. Ayrıca aynı ikilinin rüşvet konusunda belediyede kendilerine sıkıntı çıkaracağını düşündükleri İmar ve Şehircilik Müdürü Refik Lal’i görevden aldığı ancak susmasını sağlamak amacıyla Ulaşım Hizmetleri Müdürü olarak görevlendirdikleri öne sürülüyor. Yine Başkan Demir’in, 1.derece tarihi eser niteliğindeki yerin 2. dereceye düşürülmesi karşılığında mimar Sevinç Doğan’dan 1,5 milyon dolar istediği ileri sürülüyor. Projenin onay sürecinde Doğan’ın, Demir’in kardeşi Sebahattin Demir ile de görüşerek onayı hızlandırmaya çalıştığı soruşturma dosyasındaki iaddialar arasında yer alıyor.
Sendika.Org
Kentsel yağma ve talanda görünen yalnız pisliğin ucu
17 Aralık’ta başlayan operasyonda henüz kentlerin ve doğanın yağması, yaşam alanlarından sürülen, emeğine el konulan, evleri başlarına yıkılan insanların yaşamları pahasına yükselen bu pislik düzeninin ucu göründü, ancak gözaltına alınanların isimlerini, suçlama iddialarını bile alt alta yazmak AKP iktidarı tarafından kurulan ağın algılanması bakımından önemli. Kent yağması üzerine kurulan bu ağda gözaltına alınanlar şöyle; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Danışmanı Sadık Soylu, Bakan Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, kariyerine TOKİ uygulama daire başkanlığında başlayıp şimdi Emlak Konut GYO Genel Müdürü olan Murat Kurum var. AKP’nin kendi döneminde palazlandırdığı “müteahhitler ve yol arkadaşları” Ali Ağaoğlu, Taşyapı’nın sahibi Emrullah Turanlı, Yorum İnşaat’ın sahibi Osman Ağca, İBB eski Genel Sekreteri-Zorlu Gayrimenkul Grubu Başkanı Mesut Pektaş. İsimler bununla bitmiyor TOKİ’ye ve kentsel tarihsel mekanları korumakla yükümlü kurullara uzanıyor; Ali Seydi Karaoğlu (TOKİ İstanbul Emlak Dairesi Başkanı), Mehmet Ali Kahraman (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürü), Turgay Albayrak (İmar Planlama ve Kentsel Tasarım Daire Başkanı), Yavuz Çelik (TOKİ Şehir Planlama Şube Müdürü), Hakan Gedikli (Emlak Konut GYO Emlak ve Planlama Müdürü), Fuat Kuşçu (TOKİ İstanbul’da müdür yardımcısı), Mehmet Erdal (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda Bakanlık Müşaviri ve İstanbul (2) Nolu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı) İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ahmet Ayyıldız ve iki müdür yardımcısı, şehir planlamacıları. Ve elbette belediyelerden merkeze yürüyen bu iktidar ağının bir başka ucu olarak AKP belediyeleri. Tarihi yarımada, Balat, Sulukule, Ayvansaray, Yenikapı gibi İstanbul’un en önemli kültürel tarihi kent mekanları sorumluluk alanına giren Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve belediye görevlileri, 4 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Başkanı, eski başkanı, Bölge Kurulu Müdürü, koruma yenileme kurul müdürü, İstanbul 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nde raportör görevliler…listeyi uzatmak mümkün peki bu suçları “münferit” görmek, “suçun şahsiliği” ilkesi üzerinden değerlendirmek mümkün mü? AKP iktidarı döneminde kente ve halka karşı işlenen sistematik suçları ve iktidarın doğrudan bu işleyişin merkezinde olduğunu düşünürsek, hayır. AKP hükümeti kentsel rant üretimi ve dağıtımında gücü kendi eline alacak düzenlemeleri adım adım hayata geçirdi.
TOKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediyeler suç aygıtı
AKP döneminde yapılı çevre üretimi bir tür sermaye birikim rejimi haline geldi. Bunda ise bugün gözaltılarla gündeme gelen TOKİ’nin ve TOKİ eliyle palazlandırılan inşaat sermayesinin rolü çok büyük. AKP iktidarı döneminde TOKİ yetkilileri arttırılarak doğrudan Erdoğan’a bağlı bir zor aygıtına dönüştü. Arsa ofisi TOKİ’ye devredildi, kamu arazisi kullanma yetkisi TOKİ’ye geçti. Planlama açısından geniş yetkilerle donatıldığı gibi inşaat ve gayrimenkul sektörü finansmanı gibi alanlarda önü açıldı. Kamu arazileri birbiri ardına turizm, toplu konut, alışveriş merkezleri ve kentsel dönüşüm projeleri için sermayeye tahsis edildi, satıldı. Planlama yetkileri farklı (ama doğalında AKP kontrolündeki) devlet kurumları arasında dağıtıldı, kentlere bütünlükten yoksun ve kentsel yaşamı kötürümleştiren halk aleyhine, sermaye lehine müdahalelerin önü açıldı, kolaylaştırıldı. TOKİ, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bilim ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı planlama yetkilerini merkezileştirerek düzenleyen yasalarla bu yağma ağında rollerini aldılar. Kentsel dönüşüm projeleri, yenileme alanı ilanları, arazi satışları ile kentlerimiz sermayeye peşkeş çekilmeye başladı. Konutlar, AVM’ler, arka arkaya inşaat projelerinin finansmanına kaynak sağlamak için gayrimenkul yatırım ortaklıkları, bu ortaklıklar şeklinde örgütlenmiş büyük sermayeye aktarılan kamu mülkiyetindeki arsalar, bir ucu “çılgınlığa” varan 3.Köprü, 3. havaalanı, Haydarpaşaport, Galataport gibi büyük ölçekli kentsel projeler, yok edilen tarihi-kültürel mekanlar, mahalleler… Afet Yasası, Büyükşehir Yasası ve hazırlanan Danıştay Kanununda değişiklik tasarısı…tüm bunlar bu yağma düzeninin bizzat AKP eliyle yaratıldığını hesap sorulması gerekenin bir bütün olarak AKP politikaları olduğunu gösteriyor.
Suç iddiaları ne?
Operasyonlarda alınanların ‘İmar Yasası’na muhalefet, devlet malına zarar verme, rüşvet, kurul kararları ve belediye meclis kararlarına uymama’ suçlarıyla sorgulandıkları iddia ediliyor. İddialar arasında belediyelerde imar ruhsatı verme yetkisinin belediyelerde bekletilerek yetkinin bakanlığa devredilmesi ve arazilerin yandaş şirketlere peşkeş çekilmesi var. İnşaat ihalesi verilen şirketlerin altyapı işlerinin Bakan Bayraktar’ın oğlunun gizli sahibi olduğu şirketlere gitmesi, projeler önündeki engellerin de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın müdahaleleriyle kaldırılması var. Ağaoğlu’nun ‘Bakırköy 46’ projesindeki yapmak istediği usûlsüz değişikliklerle ilgili Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından imar değişikliği gerçekleştirilmesi var. Belediyeler tarafından onaylanmayan plan tadilatlarında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Özel ‘Proje Alanı’ veya ‘Kentsel Tasarım Projesi’ ilan edilerek usulsüzlükler yapılması, imar planlarında değişiklik yaptıramadıkları arazilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev alanına almak için usulsüz şekilde Kentsel Dönüşüm Alanı veya Rezerv Yapı Alanı ilan ettirilmesi, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları’na rüşvet vererek tarihi yapıların bulunduğu arazilerin, doğal sit alanlarının ve yeşil alanların imara açılması, imar planlarında huzurevlerinin otel, eğitim alanlarının konut ve ticaret alanı olarak değiştirilmesi var.
Fatih Belediyesi ve anıtlar kuruluna yönelik gerçekleştirilen rüşvet operasyonunda büyük meblağlar karşılığında tarihi yarımadada sit alanı olan arsalar için inşaat şirketlerine izin verildiği, Demiryolu, Liman ve Hava Meydanları İşletmesi’nin (DLH) ve Japon mühendislerin uyarılarına rağmen Marmaray’ın çökme tehlikesi pahasına bölgeye inşaat yapılmasına göz yumulduğu ileri sürülüyor. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve yardımcısı Güler’in, Marmaray’a zarar verecek projenin izin belgelerine onay vermeyen İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Başkanı Oğuz Ceylan’ı, bakana söyleyerek görev yerini değiştirmekle tehdit ettiği iddialar arasında yer alıyor. Ayrıca aynı ikilinin rüşvet konusunda belediyede kendilerine sıkıntı çıkaracağını düşündükleri İmar ve Şehircilik Müdürü Refik Lal’i görevden aldığı ancak susmasını sağlamak amacıyla Ulaşım Hizmetleri Müdürü olarak görevlendirdikleri öne sürülüyor. Yine Başkan Demir’in, 1.derece tarihi eser niteliğindeki yerin 2. dereceye düşürülmesi karşılığında mimar Sevinç Doğan’dan 1,5 milyon dolar istediği ileri sürülüyor. Projenin onay sürecinde Doğan’ın, Demir’in kardeşi Sebahattin Demir ile de görüşerek onayı hızlandırmaya çalıştığı soruşturma dosyasındaki iaddialar arasında yer alıyor.
Sendika.Org
