Pardon, Türkiye’nin batısında yürütmekte olduğunuza inandığınız Gezi Direnişinizin ortasına düşüp, gündem dağıtacağım biraz. Affedersi...
Pardon, Türkiye’nin batısında yürütmekte olduğunuza
inandığınız Gezi Direnişinizin ortasına düşüp, gündem dağıtacağım biraz.
Affedersiniz. Siz sevmezsiniz böyle aykırı ve sizden olmayanların gündemi
meşgul etmesini ama Türkiye’nin doğusunda insanlar tüfeklerle taranırken sessiz
kalamadım. Kusuruma bakmayın.
Medeni Yıldırım’ı hatırlarsınız. 90 yıldır Doğu’da
katledilen Kürtlerden bir tanesiydi hani. Şansa (!) bakın ki Gezi dönemine denk
gelmişti ölümü, bu sayede adını öğrenebilmiştiniz. Daha 18 yaşındaydı. Lice’de
kalekol inşaatına karşı direnenlerden biriydi. Penguen medya ve Muz Cumhuriyeti
iktidarı, terörist olduğunu ve askerin havaya açtığı ateş sonucu öldüğünü
söylemişti hani. Hah, işte o çocukcağız.
Vah vah, nasıl oldu da uçarken vurulabilen canlılar
sınıfında yer alabilmişti? PKK beynini yıkamıştı herhalde. PKK küçük çocukları
dağa kaçırmakla meşhurdu ya.. Hem zaten neyineydi onun direnmek? Hem de TSK’ye,
koskoca vatana karşı direniyordu. Size göre TSK’ye direnmek, hükümete
direnmekle aynı değil, vatana direnmekti ya, o hesap işte. Askere karşı duran
bir vatan haini! Mehmetçiklerin tetiğe basan parmakları suçsuzdu size göre.
Gezi direnişçileri ile bir anıldığında adı, öfkeden kuduruyordunuz. Medeni
sizden değildi, olamazdı da.
Dün gece Lice’de yine sizden olmayanlar askerin açtığı ateş
sonucu katledildiler. Asker saldırmadan önce “sizi imha edeceğiz” anonsu yaptı.
Canlı bir insandan değil de, öylesine cansız bir nesneden bahsediyormuşçasına.
Rakamdan ibaret ölümlerinde, rakam bile belli değil hâlâ. Çünkü alana basın
sokulmuyor. Kimisi bir diyor, kimisi dört. Cesetler isimsiz, cesetlerin nerede
olduğu bile belli değil. Bilinmez çünkü oralarda, asker “leş” der o cesetlere
ve yine oranın halkına kalır cenazelerini aramak, bulmak ve gömmek. O da
şansları varsa.
Siz, güzel kardeşlerim, hani Gezi’de “faşizme karşı omuz
omuza” diyerek beraber direndiğimiz kardeşlerim, kalekol nedir bilir misiniz?
Gezi’den sonra önünden geçmeye korktuğunuz karakolların OHAL bölgesi
versiyonudur kalekol. TSK’ye bağlıdır. Sınır bölgeleri korumak adına yapıldığı
iddia edilen, ancak sınır bölgelerde yaşayan Türkiye vatandaşlarını katletmekte
“sınır tanımayan” askerlerin koşullandıkları binalardır.
28 Eylül 2009, 12 yaşındaki Ceylan Önkol Lice’nin Şenlik
köyünde hayvan otlatırken kalekoldan ateşlenen havan mermisiyle katledildi.
Annesi, kızının cesedinin parçalarını eteğinde taşıdı. Ceylan’ı kim öldürdü?
Siz bilmezden gelebilirsiniz, kanıt yok dersiniz; ama öldüren kişi, o havanı
kalekoldan ateşleyen bir askerdi. Aslında tam olarak kimin katlettiğinin ne
önemi var? Ceylan’ı öldüren bizdik güzel kardeşlerim. Batı’nın elitist, üsten
bakmacı, ötekileştiren ve tüm bunları vatanseverlik kisvesinde gizleyen
vatandaşları olarak bizdik.
Lice sadece 15 gündür direniyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
22 Ekim 1993, Lice Katliamı. Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar
Aydın suikasta kurban gittiği için, TSK Lice’de 16 kişiyi öldürüldü; insanların
evleri, işyerleri yakıldı. Yüzlerce insan göçe zorlandı. Ah ama doğru, siz ona
tehcir diyordunuz, unutmuşum. Lice’de olanları da PKK eylemini, TSK
müdahalesiyle yatıştırma olarak görüyordunuz. O gün katledilen herkes PKK’liydi
sizin gözünüzde. Teröristti. Kerem Cantürk’e anlatın bir de siz terörist
olmayı. 1993’te üç çocuğunu mezara gömen, katliam günü 5 yaşındaki kızının
havan mermisiyle patlatılmış beynini, kafatasına kendi elleriyle yerleştirmek
zorunda kalan Kerem Cantürk’e.
Lice halkının hafızası katliamlarla dolu. Bu nedenle de Lice
halkı, PKK sempatizanı/militanı olsun ya da olmasın, kalekol istemiyor. Kalekol
demek, sebepsiz yere katledilen insanlar demek. Kalekol demek, sebepsiz yere
gözaltına alınan insanlar demek. Gözaltına alınıp, işkence gören, tecavüz
edilen ve işkenceyle öldürülen insanlar demek. Kayıp cenazeler demek.
Siz ağaçlar için direndiniz, kürtaj hakkı için, alkol
alabilmek için, demokratik haklarınızın ihlal edilmemesi için direndiniz. Lice
halkı da bir vatandaşın elinde olması gereken birincil ve en gerekli hak için,
can güvenliği için direniyor.
Lice, Ceylanpınar, Kızıltepe, Dersim ve Doğu’nun daha nice
ili, ilçesi değil 15 gündür, 90 yıldır direniyor. Anlayacağınız dilden söylemek
gerekirse, direnmek Doğu halkının fıtratında var! 90 yıldır iktidarda kim
olursa olsun, gerek tarih kitaplarıyla, eğitim sistemiyle, gerek de ana akım
medya aracılığıyla sizi Doğu’ya düşman ederken, Doğu’yu az gelişmişlik ve
ezilmişlik cehenneminde bıraktı. Son bir
yıldır Batı’da yaşanan zulmün kaç bin katı yaşandı Doğu’da.
Siz güzel kardeşlerim, son bir yıldır direndiğinizi iddia
ediyorsunuz. Özgürlükçü ve eşitlikçi, demokratik bir sistem için direndiğinizi
söylüyorsunuz. Peki, bu iktidar, bu ana akım medya sizi de terörist ilan etmedi
mi? Vatan haini demediler mi sizi de? Yükselen “Yeni Türkiye”yi sabote etmekle
itham edilmediniz mi? Gezi’de direnişe katıldığınız için dış mihraklardan para
almamış olduğunuzu kanıtlamak zorunda kalmadınız mı? Polis kafanıza gaz fişeği
sıkmadı mı, karşısında düşman varmışçasına? Hem plastik, hem de gerçek mermiler
sıkılmadı mı? Yaralanan, gözaltına alınan, işkence gören, gözünü kaybeden ve
ölen onca insan için terörist demediler mi? Vatan hainlerini “imha ediyoruz”
demediler mi? Ölümler olağanlaşmadı mı?
Son bir yıldır yaşanan zulmün kat be kat fazlasını 90 yıldır
yaşadığınızı düşünün. Hem de coğrafi, ekonomik ve hayat şartları olarak çok
daha sefil bir ortamda. O zaman da sorar mıydınız acaba, neden dağa çıkıyoruz
diye? Neden silahlıyoruz diye?
Kimse paşa gönlünün keyfine dağa çıkmıyor. Kimse de kimseyi
dağa kaçırmıyor. Ancak 1916’dan beri devletin paşa gönlünün keyfine, ülkenin
tüm genç erkekleri TSK tarafından kaçırılıyor. Adına da zorunlu askerlik
deniyor. Bu zorunlu askerlikle de vatanın bölünmesi tehdidi ve korkusuyla,
ülkedeki insanlar birbirine düşman ediliyor. Adına da terörle mücadele deniyor.
Aynen bugün Batı’da “vatan haini Geziciler”le polisin verdiği mücadele gibi.
Ve ben, aradaki bu basit benzerliği anlatmaya çalıştığım
için Kürtçü, Türk düşmanı, vatan haini ve hatta terörist sempatizanı ilan
ediliyorum. Siz beni istediğiniz sınıfa sokabilirsiniz kardeşlerim, benim
gözümde ezilen herkes aynı sınıfta; ezilenin yanında durmayan, ezene yandaşlık
eden de zalimin sınıfında. Kazım Koyuncu’nun da dediği gibi “birbirimizi
anlamamız için aynı dili konuşmamıza gerek yok; ezildikten sonra hepimiz aynı
şarabız.”DİLARA G.-RADİKAL
