Page Nav

HIDE
GRID_STYLE
FALSE

Yeraltı Alametleri: "..."

Bir bebeğin ayağı takılıp düştüğünde, ilk önce ebeveynine bakar; bu bakış, henüz sinir uçlarına bile ulaşmamış olan acıya dair verilec...


Bir bebeğin ayağı takılıp düştüğünde, ilk önce ebeveynine bakar; bu bakış, henüz sinir uçlarına bile ulaşmamış olan acıya dair verilecek karara ilişkin bir andır. Ebeveyn son hızla, yüzündeki korkuyu, rasyonalize etmeye çalıştığı mağruriyetinde üzerine atılır. Sarılır ve henüz anlamını bilemeyeceğini bildiğini fısıldar kulağına “tamam… geçti…” Bir çocuğun ayağı takılıp düştüğünde, ilk önce ebeveynine bakar, korkusunu dışavurmak adına bir onay beklentisidir sanki bu; “eğer o da korkuyla atılırsa, sonsuzca bağırıp, ağlayacağım!” Ebeveyn, sonradan sıklıkla hatırlatacağı “eğer”li  kıssadan hissesini erteler ve, “Kaza oldu! Tamam kaza” der. Katharsisin parmak sallayışında rafine edilmiş ahlaki-hakim ideolojinin seri üretim bandı gibi ilerleyen bir büyüme sürecidir sanki sonrası…
-          İstisnalar kaideyi bozsun!
Modern siyasetin felsefi miladını öğrencilerle tartışırken, ben:
 Bu gün, bu tarihte bunları söylemem nasıl değerlendirilir bilmiyorum. Evet pek çokça eleştirdik, kızdık belki de; ama Prens’in sonsuz hükmünden, ahitlerin kılıç zoruna ve liberal empirist dokunuşlara dek, kelime kökeni batsın “uyruk”un en temel hakkı olan “yaşam özgürlüğü” fazla poster de sanki, her bir bireyin yaşamının gözetilmesi ve bu tehlikeye girdiğinde, ne Prens’in ne Leviathan’ın ne de bizlere “çoğunluğun tiranlığını” yanıtsız bırakan Locke misali hükümetin hükmünün kalmayacağının teorisi bile, bana şimdi çok daha naif geliyor, dedim.
Seni yapmayan, senin yarattığın* Tanrı’nın takdiri olarak gördüklerinde, sen onun “sevgili kulu”olmaklığı yanılsamanı bile yanlışlıyor, bir kul dahi olamıyor, eylemlerini kader üzerinden dolayımlıyor, mecazi de olsa “yok” oluyorsun ya…
-          Ya da kaideler istisna olsun!
Grizu patlamasında şehr-i  gaiyesinde Kozlu işçileri, denize açılamadan batan Tuzla ters!-anesinin işçileri, Soma’da ölüm-kalım saymacasında, bir kayıp ölüm çukurunda kalan meçhul işçiler** ve ağıtlara çıkarılan bedenler, Şırnak’ta “sözde” betimindeki yüzsüzlükler gibi coğrafi “bir..iki..üç..tıp!”a takılan *** “sessiz çığlık”, dilin yandığınca –sen unut biz unutmayız!- bütün sözlük taramalarında en sahih anlamını “alt yüklenici” de bulan taşeronlar, Rojava’da yaşama yolunda katledilen oncası…

“…”
Tarih, dil bilgisindeki “üç nokta” monarşisini sayende tanıdı!

Varsaydığın ilahın takdiri, şimdi de, ölüm çukurlarına****, örneğini daha çok öfkelenmemiz için sıralayadurduğun, Pozantı’da “Özgür”-ce zulmedilen çocuklar gibi tecavüzhanelerine, koyunlarla dansında Ceylan’ın anne eteklerinde taşıttığın parçalanmış bedeninin tarihine direnenlerin “katli vacip”i ise, “gözyaşları vadisinin embriyo şeklindeki eleştisi”ndedir ki sönsün ışıklar! Sönsün!…
Varsayımın bile böyle bir cürmün esini olamaz!
Artık yanmaya utanç ışıkları aç-kapa ritminden durup da, sonsuz bir karanlığın seslerini dinlemek bizi daha çok kalabalıklaştıracaktır! Yeryüzü bile sığ! Bir oyunda duyduğum  “doğa belamızı versin” küfrünün doruklarında, yerin altındaki ölüm fay-hattı ürkütebilirse sizi önce, sonra taşlara atfedilen dil sürçmelerini anlamak daha kolay olur belki…
Çünkü inan, nefesi o kalekollarda, karakollarda, hapis-hanelerde, hücrelerde, bedeninden “sen”in çoğulu bir gelecek tarih için feda değil, bekleyen, direnen (!)için,  geceleri bir soluk nöbeti terleyiş…

Gökyüzünün üstün bir insan aradığı inanılmaz gerçekliğinde kendi yansısından başkasını bulamayan insan, kendi gerçekliğini aradığı, aslında araması gereken bu yerde kendine ait olan görünüşünü, insan olmayanı bulabilecek gibi durmamaktadır.*****

Unutma! Sen nefesin kesildiğinde bağırdın pencerenden “Yeter artık! İçeride hasta var! Atma  gaz!” dediğince hedefini sana doğrultup attı!.. bunu unutmadığınca, merceğini genişlet!…

Ve esas “sen” diyebileceğimiz o “büyük Ö-zne”; “ö” olamadığınca demeliyiz ki, ruhumuz kurumasın! Belleğimizi zedelediğince dinç tutuyorsun işte o öfkede!
Bir büyüğümün,  ”vatandaşlık görevlerini yazınız” sorusuna “vergi ödemek” yerine “fatura ödemek” yazan…” çocuğundan alıntısı gibi, kaideyi bozun ki, çocuk büyüsün!…
İlahi açıklamanı rasyonalize etme çabanda “kaza” mı demiştin?

-          İstisna gerektirmeyen kaidesi yıkılmış tarih olsun!..
Sarılıp da “geçti” dediğimizde yüzümüzdeki ironinin yok olabilmesi için;
Çocuk “kaza”nın uyarımından “keza”ya açılabilsin… !

Dans edilebilen kaidenin, soğrulmuş istisnayı bozduğu günlere dek…!
 CANAN YARAR-FRAKSİYON.ORG

*Marks, Halkın Afyonu
** Sen bunu da, “Demek günahları çokmuş ki, cehenneme yakın olmuşlar” diye yorumlarsın!
*** O çelmeyi en çok da her “birlik bütünlük nutkunda sen attın” be halk nedir bilmeyip, ülke-ülkü sevdasına tutulmuş yanılgısına batmış, zihninde hala kart-kurt olan!
****”Toplu Mezar”
***** Marks, Halkın Afyonu