Mustafa Suphi'nin Katili Mustafa Kemal'dir!
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesinin arkasında
Erzurum Valisi Hamit Kapanlı ve Şark Cephesi komutanı Kazım Karabekir'in
olduğu, T.İnkilap Tarihi E. Arşivinde bulunan bir takım telgraflardan
anlaşılmaktadır.
Bu telgraflara göre 2 Ocak'da Karabekir, Vali Hamit
Kapanlı'ya ''M.Suphi ve rüfekasının Ankara'ya gönderilmemesi arzusu B.M.M.
Riyasetinden ve Hariciye Vekaletinden makam-ı senaveriye tebliğ buyrulmuştur.''
demiş ve ona, bu görevi nasıl sağlayabileceklerini danışmıştır. Hamit Kapanlı,
ertesi günkü cevabında, bu kişileri sınırdışı etmelerini önermiş, ancak ''bu
ihraç keyfiyetinin Kars'ta Rusların gözlerinin önünde vaki olması mahzurdan
gayri-salim bulunduğu için, keyfiyetin bendenize havale buyurulması eslem-i
tariktir'' diyerek, gerekli düzeni kurmayı kendi üstlenmiştir.
Karabekir valinin önerisini onaylamış ve ona şöyle bir
taktik vermiştir. Erzurum'a vardıkları andan itibaren Suphi ve arkadaşlarına
karşı halk kışkırtılmalı ve kendilerinde, Ankara'ya gidemeyecekleri, hatta
Türkiye'de kalamayacakları izlenimi uyandırılmalıdır. Grup Erzurum'dan
Trabzon'a yöneltilmeli ve orada da aynı kışkırtmalarla karşılanmalıdır. Yalnız
bu gösteriler Suphi ve arkadaşlarının kişiliklerine karşı yapılmalı, dahası,
Sovyetler'i gücendirmemek için, ''tezahüratın komünizmin inkilap alemini
okşayacak tarzda idaresine itina'' olunmalıdır.
Buraya kadar ki anlatımlar Mete Tunçay'ın Türkiye'de Sol
Akımlar adlı eserinin birinci cildinin 579. sayfasından alıntıdır. Kaynakları
da kendisi tarafından belirtilmiştir.
Bu yukarıdaki telgraflaşmaların öncesinde ise Kazım
Karabekir'le Mustafa Kemal arasında geçen iki telgraflaşmanın ardından, Mustafa
Kemal'in ne yapmak gerektiği konusunda inisiyatifi Kazım Karabekir'e bıraktığı
anlaşılmaktadır. Eldeki belgelerle bu sonuca ulaşılmıştır; aralarında başka bir
iletişim yolu (en azından belgelenebilecek) olup olmadığı da bilinmemektedir.
Ancak böyle ciddi bir konuda sorumluluğun bir kişi ile sınırlanamayacağı da çok
açıktır. Kaldı ki valinin telgrafından da anlaşılacağı gibi, olayı fevrileştirme
çabaları vardır.
Bu arada 13 Eylül 1920 tarihli, Mustafa Kemal tarafından
kaleme alınmış bir mektupta TKP'den BMM nezdinde bulunmak üzere, en azından,
tam yetkili bir delege istendiği açıktır. ( Ayrıca Süleyman Nuri anılarında ise
Mustafa Kemal'den kendilerini ''BMM'nin sol koltukları işgal ve Türkiye işçi ve
çiftçilerinin haklarını müdafaa için '' Ankara'ya çağıran bir mektupdan
bahsetmektedir)
Buradan yola çıkarak, çağrılı olup olmadıklarını, bu yüzden
Anadolu'ya gelip gelmediklerini bir yana bırakırsak, Mustafa Suphilerin
Anadolu'ya temelli geldiklerini biliyoruz. Ama siyasi saflık, ama stratejik
hata, düşmanını tanımama vb bir çok değerlendirmenin dışında onların katline
sebep olanların, onlardan sonra da benzer cinayetler işleme konusunda hiç
tereddüt etmediklerini ortaya koyan doksan yıllık bir tarih vardır.
Koca bir tarihi baştan aşağıya yalanlarla yeniden yazmayı
başarmış(!) bir iktidarın her konuda özenle davranamamış olsa bile en azından
bu katliama dair çok daha dikkatli davranacağını tahmin etmek hiç de zor değildir.
Ama herşeye rağmen katliamı yapan ve emri verenler ortadadır; kimliklerinde
eski İttihatçılar yazmaktadır doğru, ama onlar aynı zamanda Kuvayi Milliyenin
komutanları ve askerleridirler artık. Dünün İttihatçıları (önder kadroları
hariç) bütün kadro ve örgütleriyle o gün Kemalisttirler.
İTTİHATÇILIKTAN KOMÜNİSTLİĞE
Mustafa Suphi, Osmanlı bürokrat sınıfına mensup bir ailenin
evladı olarak 1882de Giresunda dünyaya geldi. Babası, çeşitli devlet
kademelerinde yer almış ve sonunda vali olmuştu. İdadiyi (liseyi) Erzurumda
okudu, İstanbulda hukuk tahsil etti. Pariste LÉcole Libre des Sciences
Politiquesde Ziraat Bankası ve tarım kredileri üzerine teziyle lisansüstü
eğitimini tamamladı. 1908te II. Meşrutiyetin ilanıyla ülkeye döndü ve
Galatasaray Mekteb-i Sultanisinde muallimlik yaptı, Yüksek Ticaret ve Tarih
Mektebinde siyasi iktisat dersleri verdi. Tanin, Servet-i Fünun ve Hak
gazetelerindeki makalelerinde kâh özel teşebbüsçülüğü kâh devletçiliği öneren
Mustafa Suphi, 1911de Selanikte İttihat ve Terakkinin 4. Kongresine katıldı.
Kongrede İktisat Vekili olmak isteği yerine getirilmeyince İttihatçılara küstü
ve Ferit (Tek) ve Yusuf (Akçura) Beyler ile Milli Meşrutiyet Fırkasını kurdu.
İttihatçılığa göre daha sağ bir çizgiyi temsil eden fırkanın yayın organı İfhamın
editörlüğünü yaptı.
BAHR-I CEDİD SÜRGÜNLERİ
Mustafa Suphi, 23 Ocak 1913te Babıâli Baskını ile iktidara
el koyan İttihatçıların başa geçirdiği Mahmut Şevket Paşanın 11 Haziranda
öldürülmesi üzerine muhalifler ve İstanbuldaki serseri ve işsiz takımından
oluşan 322 kişilik grupla Bahr-i Cedid vapuruna bindirilerek Sinopa sürüldü.
1914te Mustafa Suphinin gayretiyle Ahmet Bedevi (Kuran) ve birkaç kişi daha
Sinoptan deniz yoluyla Kırımda Sivastopole kaçtılar. Kaçakların tümü Mısıra ve
Batı ülkelerine giderken, sadece Mustafa Suphi Kafkasyaya geçti. O sırada
patlayan savaş aleyhine yazıları yüzünden Ruslar tarafından Urallara sürüldü.
Sosyalizm ve komünizm fikirleriyle burada tanıştı. Şubat 1918den itibaren
Moskovada Tatar Başkut devrimcileriyle Yeni Dünya adlı bir gazete çıkardı. 20
Temmuz 1918de, Asyanın Müslüman halklarını komünizm düşüncesine çekmeyi
hedefleyen Stalinin girişimiyle Türkiye Komünist Fırkasının (daha sonra TKP)
ilk toplantısını yaptı.
LENİN'İN TEZLERİNİN HAYATA GEÇİRİLMESİ
''Cevat Yoldaş! Bizim meslek dervişlik! Gideceğiz!'' demişti
yola çıkmadan önce. Baş düşman olarak İttihat ve Terakkiyi gören Mustafa Suphi
ve arkadaşları, hemen hepsi İttihat ve Terakkiden gelen Mustafa Kemal ve
arkadaşlarıyla ittifak yapmak üzere, Ankaraya gitmeye karar vermişlerdi.
Bakûden peyderpey yola çıkan TKP kafilesinin beş kişilik ilk
grubu, Sovyet Rusyanın Ankaraya sefir olarak atadığı Budi Mdivaninin heyeti ile
birlikte, 28 Aralık 1920?de Karsa ulaştı. Sovyet diplomatları ile birlikte
gelen TKPliler törenle karşılandılar. Kâzım Karabekir, Mustafa Suphiye,
Ankaraya bir telgraf yollamasını ve gelişini haber vermesini tavsiye etti.
Ancak 29 Aralık 1920de Mustafa Kemalin, Kâzım Karabekire
yolladığı telgraf hiç iç açıcı değildi. Telgrafta Ankarada komünist cereyanları
arzu hilafınadır. Bakû Türk Komünist Fırkası Reisi Mustafa Suphinin bu
cereyanları körüklemesi sakıncası akla gelmektedir. Bir defa kendisini
gördükten sonra devletlilerinin görüşlerinin bildirilmesini rica ederim
yazmaktadır. Bu ricanın karşılığı bugüne dek yayınlanmadı. Ancak telgrafın
ikinci satırı TKPyi Meclis çatısı altında eritme yanlısı olan Karebekire bu
eğiliminden vazgeçmesi için Ankara tarafından tanınmış bir fırsat gibi
görünmekteydi.
"ZEKİ, BİLGİLİ, FAZLA KURNAZ..."
Gruba birkaç gün içinde başkaları da katıldı. O günlerde
Karsta olan Ankara Hükümetinin Moskovaya elçi tayin ettiği Ali Fuat (Cebesoy)
Bey, 2 Ocakta Mustafa Suphi ile görüştü. Bu görüşmeyi değerlendiren uzun
raporunda [Mustafa Suphi] zeki, bilgili, fazla kurnaz, konuşmalarında ihtiyatlı
ve acelesiz. Rus Sefiri ile memleket içine girmek ve Ankara Hükümeti
prensiplerine inanmış gibi görünmek istediğine bakılırsa bu kişinin yumuşak
düşünce ve prensiplerle Anadolu hareketini yönetenlerin güvenini kazanmak ve
böylece bir mevki yaptıktan sonra, Rus komünizminin gizli başı olmak suretiyle
memlekete [bu düşüncesini] duyurmak ve uygulamak düşüncesinde olduğunu
zannediyorum diye yazmıştı. Bu görüşme Ankara ile TKP yönetimi ile siyasi
konuların ele alındığı üst düzeydeki son görüşmeydi.
Meclisin 3 Ocak tarihli oturumunda, Mustafa Kemal, Erzurum
Mebusu Hüseyin Avniye (Ulaş) hitaben şöyle diyordu: Komünizm yayılması
meselesine gelince; kendileri buyurdular ki, istense de istenmese de bu bir
mikroptur, girer. O halde çaresi yok demektir. Mademki maddi tedbirle önüne
geçmek imkânı olmayan bir yayılmadır, bu mutlaka bulaşıcı olacaktır.
Zannediyorum ki, buna karşı tedbir düşünmek meselesiyle söz konusu olan siyasi
meseleleri birbirinden ayırmak ve seçmek daha uygun olur...
HALK GALEYANA GETİRİLİYOR
Mustafa Suphi ve beraberindeki 17 kişi (?) 18 Ocakta
Erzuruma gitmek üzere Kars'tan trenle yola çıktı. Heyet dört günlük bir tren
yolculuğunun ardından 22 Ocakta Erzuruma vardığında kendilerini Muhafaza-i
Mukaddesat Cemiyetinin örgütlediği eylemler bekliyordu. Modern Türkiyenin ilk
Komünizmle Mücadele Derneği olan Cemiyetin 18 Ocakta yayınladığı beyannamede
Rusyadan gelmiş, anası babası belirsiz, mazileri karanlık, cani iblislerin,
Allah, Peygamber, Halife ve şeriat yok dediği, kadınlardan başlayarak na-mahremliği
ortadan kaldıracağı, kadınların kamuya açık yerlere erkeklerle karışık girip
çıkması, erkeklerle çalışması ve erkeklere hizmet etmesinin mecbur kılınacağı,
üç yaşından büyük çocukların umumi depolarda toplanacağı, cinayet ve diğer
suçlara ait kanunları kaldıracağı, çalışmayanın ekmek yiyemeyeceği,
Başkırdistan, Taşkent ve Buharadaki milyonlarca Müslümanın bütün servetlerinin,
ırz ve namuslarının ellerinden alınacağı yazıyordu. Bu iddialarla galeyana
gelmiş göstericileri yönlendirenler arasında polis teşkilatından kişiler de
vardı. Heyet Erzuruma sokulmadı ve dekovil hattıyla Karabıyıka (Aşkale
yakınlarında köy) yollandı.
Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin olayları anlatan
telgrafı Mecliste okunduğunda, Mustafa Kemal, devletin her şeyden haberdar olduğunu
gösteren ve Erzurumlularla hemfikir olduğunu beyan eden bir konuşma yaptı.
Mustafa Kemal aynı oturumda yaptığı diğer konuşmada Kâzım Karabekir tarafından
Mustafa Suphi ve arkadaşları için yapılan plandan övgüyle bahsetti. Ardından
Erzurum Valisi Deli Hamite acele bir telgraf yolladı. Telgrafta Mustafa Suphi
Efendinin refakatinde kaç kişi olduğunun ve onların da kendisiyle birlikte
gönderilip gönderilmediğinin bildirilmesini rica ederim deniyordu.
İMHA PLANI YÜRÜRLÜĞE KONUYOR
Bayburttan kızaklarla aç biilaç yola çıkan TKP kafilesi
hiçbir yerde doğru dürüst konaklama fırsatı bulamayarak 27 Ocakta Maçkaya
vardı. Caminin yanındaki Yorgaki Otel?de bir gece kaldılar. Heyettekilerden
Baytar Abdülkadir Maçka Kaymakam Vekili Murat Efendinin yardımıyla kurtarılmıştı.
Mahmut Goloğluna göre, Abdülkadir, Karstan Trabzondaki kardeşi Mehmet Efendiye
gelişlerini müjdelemiş, Mehmet Efendi vekilliğini yaptığı Kayıkçılar Kâhyası
Yahyaya haberi verdiğinde, Yahya kendisine Mustafa Suphi ve arkadaşları
konusunda Ankaradan emir aldığını, eğer kardeşini kurtarmak istiyorsa şehre
girmesini engellemesini tavsiye etmişti. Abdülkadirin hayatını bu uyarı
kurtarmıştı.
Böylece geride Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı kalmıştı. 28
Ocakta Trabzonda olağanüstü bir hareketlilik vardı. Tellallar, Trabzon
Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı ve eski Teşkilat-ı Mahsusacı
Barutçuzade Ahmet Beyin oğlu Faik Beyin gazetesi İstikbâlin kışkırtıcı
yayınlarıyla galeyana getirilen halkı cuma günü öğleden sonra Rusyadaki esir
kardeşlerimizi kurşuna dizdiren dinsiz vatan hainlerinden intikam almak üzere
mağaza, dükkân ve kahvehaneleri kapatarak Değirmendereye çağırmıştı. Şehirdeki
Sovyet Konsolosluğunun elemanlarına da sokağa çıkmamaları tembih edilmişti.
Cuma günü, bütün esnaf dükkânlarını kapatarak, kapatmayanlar ise polis ve
inzibat memurları tarafından cebren kapattırılarak Değirmendereye doğru sevk
edildiler.
TKP heyeti, 28 Ocak akşamı saat 17.20 civarında Trabzona
vardı. Kayıkçılar Kâhyası Yahya ve adamları heyetin yolunu Değirmendere
mevkiinde keserek Çömlekçi Mahallesinin alt yolundan doğruca iskeleye (Buhtiye)
çevirdi. Burada Mustafa Suphi ve arkadaşları tükürükler, küfürler ve tekmeler
eşliğinde bir motora doğru sevk edildiler. Hemen arkalarından Kâhyanın silahlı
adamlarını taşıyan bir motor daha kalktı. Motorlar sabaha karşı 4-5 sıralarında
boş olarak geri döndü, ama kimsenin iskeleye yanaşmasına izin verilmiyordu.
Birkaç gün sonra tayfalardan birisi, motordakilerin birkaç mil açıkta, elleri
ve ayakları bağlanarak denize atıldıklarını söyledi.
MERYEM YOLDAŞIN ACI SONU
İddialara göre Sürmeneli Kınalıoğlu Ahmet Yakup motora
bindirilmeyip Yahya Kâhyanın evinde alıkonmuş, Tayyareci Tevfik ile Mustafa
Suphinin Rus (bazı kaynaklara göre Türk, bazılarına göre Rus Yahudisi) asıllı
eşi motordan geri getirilmişti. Adı çeşitli kaynaklara göre Meryem, Maria ya da
Semiramis olan bu hanım, önce Yahya Kâhyanın evine götürülmüş, kadıncağız
tutulduğu yeri Rus Konsolosluğuna bildirmeye çalışmış, notu götüren adam
Kâhyanın adamı çıkınca, ceza olsun diye Nemlizade Ragıp Beyin evine verilmişti.
Bir süre, Kâhya tarafından Rizelilere verilen kadıncağız bir oturak âlemi
sırasında öldürülmüştü.
Katliamın ardından Trabzondaki Rusya Sovyet Hükümeti
Konsolosu Ali Oruç Bagirov Trabzon Valisine Mustafa Suphi ve arkadaşlarının
akıbetini soran bir mektup yazdı. Trabzon Vali Vekili İsmail Sabri cevabi
mektubunda, halkın tepkisi karşısında Trabzonda kalamayacaklarını anlayan
ekibin, bir motor kiralanarak sağ salim Rusya sahillerine yollandığını
belirtti. Aynı gün İstikbâl gazetesinde, Bakû Seyyahları Geldiler ve Gittiler
başlığı altında çıkan haberde olay daha ağır ifadelerle anlatılıyordu.
Mustafa Kemalin 31 Ocak 1921de Erzurumdaki Muhafaza-i
Mukaddesat ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığına yazdığı telgrafta Türkiye
Halk İştirakiyun Fırkası efradından bazılarının vatana hıyanet suçundan dolayı
haklarında takibat ve soruşturma icra edilmektedir. Adı geçen fırka, hükümetçe
itibar ve itimada değer değildir, Efendim.denmekteydi. Yani, Ankara Mustafa
Suphi ve arkadaşlarının akıbetinden habersiz görünüyordu. 14 Şubatta
Trabzondaki Sovyet Rusya Konsolosu Bagirov, Trabzon Vali Vekiline Mustafa Suphi
ve arkadaşlarının Batuma ve hiçbir Sovyet sahiline gelmediğini, dolayısıyla
nerede olduğunu merak ettiklerini yazdı. Vali cevabında Üçüncü Enternasyonal
Heyetinden hiç kimse buraya gelmedi ve hiç kimse de buradan gitmedi. Bu konuda
bizde hiçbir bilgi yoktur dedi. Dışişleri Komiseri Çiçerin, radyogramla
Ankaradan Mustafa Suphilerin akıbetine dair bilgi talep etti. Ankara Hükümeti
ise, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının bir deniz kazasında öldüklerine ilişkin
açıklamasında ısrarlıydı.
KAÇ KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ?
TKPnin belgelerine göre, Anadoluya hareket edenlerin toplamı
Merkez Komite üyeleri ile birlikte 30dur. Merkez Komite üyesi Mehmet Zeki ile üst
düzey parti kadrosundan Süleyman Sami hasta oldukları bahanesiyle Erzurumda
veya Maçkada alıkonulup, Ankara Hükümetinin himayesine mazhar olmuşlardı. TKP
Harici Bürosu, haberin alınması ardından, Doğu Halkları Propaganda ve Faaliyet
Kurulu Başkanlığına gönderdiği mektupta, isim belirtmeksizin 16 kişinin
öldürüldüğünü yazmıştı. Aynı organ adına Ahmet Cevatın (Emre) 2 Nisan 1921
tarihli mektubunda ise, M. Suphi, dört Merkez Komite üyesi ve on iki diğer
yoldaşlarımız denmektedir ki, burada verilen rakamlarla öldürülenlerin toplam
sayısı 17ye ulaşmaktadır. Mete Tunçaya göre motorda öldürülenlerin sayısı,
Mustafa Suphi ile birlikte 14dür. Tunçay, listeye ayrıca Meryemi eklemektedir.
Emrah Cilasun başka kaynaklarda geçen isimleri de dikkate alarak öldürülen komünistlerin
sayısının daha çok olabileceğini söyler.
SONRA NE OLDU?
16 Mart 1921de TBMM Hükümetiyle Rusya Şûraları Federatif
Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti arasında bir dostluk anlaşması imzalandı.
Mustafa Kemal aynı gün Yahya Kâhyaya vatanperverâne hissiyat ve temennilerinize
teşekkür ederim şeklinde kısa bir telgraf yolladı. Bu telgraftan iki ay sonra
kanlı bir tasfiye hareketi başladı. Çünkü Trabzondaki yerel güçlerin Enver Paşa
ile flört etmesi, Ankarayı rahatsız etmişti. 300 kişilik çetesiyle Yahya Kâhya,
Enver Paşanın amcası Halil (Kut) Paşanın en has adamıydı. Dahiliye Vekili Ali
Fethi (Okyar) Bey, durumu Trabzondaki İskele Hükümeti diye nitelemişti.
Tasfiye harekâtı 26 Ağustos 1921de Ebubekir Hazım (Tepeyran)
Beyin Trabzon Valiliğine getirilmesiyle başladı. 7 Kasım 1921de Miralay Sami
Sabit (Karaman) Trabzondaki 13. Fırka Kumandanlığına atandıktan sonra Trabzon
Müdafa-i Hukuk Cemiyet adına toplanan paraları zimmetine geçirme suçuyla Yahya
Kâhya hakkında soruşturma başladı. Kâhya uzun bir direnişten sonra 12 Ocak
1922de Sivas Bidayet Mahkemesinde yargılanmak üzere tutuklanarak Sivasa
gönderildi. Ancak mahkeme heyetine yapılan baskılar sonucu beraat ederek
Trabzon?a geri döndü.
KÂHYA'NIN TASFİYESİ
Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey konuyu Meclis gündemine
getirdi ve Mustafa Kemal ile arasında sert tartışmalar yaşandı. Yahya Kâhyanın
sonunu, Suphilerin öldürülmeleri meselesini de ima ederek etrafa sanki bütün bu
işlerde ben tek başıma mıydım; her şeyi olduğu gibi ortaya dökeceğim diye
tehditler savurması getirdi. 3 Temmuz 1922de Kâhya ve dört kişiyi taşıyan
otomobil, Kâhyanın Soğuksudaki yazlık konağına giderken saldırıya uğradı. Kâhya
ve iki kişi öldürüldü. Arkadan ve önden atılan 40 kadar mermiye rağmen olaydan
karanlıkta kaçarak kurtulan Kâhyanın Mustafa adlı silahlı uşağı, olaydan sonra
nedense yoldaki askerî kışlaya ve şehirde önünden geçtiği hükümet, polis ve
jandarmaya olayı haber vermemiş, bütün gece ortadan kaybolmuştu.
Halk arasında olayı Sami Sabit Beyin tezgâhladığı inancı
yaygındı. Durumu soruşturan heyet, 13 Eylül 1922 günlü raporunda Kâhya öldükten
sonra askerî kışlaya doğru kaçtıkları görülen katiller hakkında zamanında
gereken araştırma yapılmamış olduğundan bulunmaları imkânsız hale gelmiştir?
diyerek soruşturmayı kapattı.
AZMETTİREN KİM?
O günden beri Mustafa Kemal'in olaydaki rolü aydınlanmadı.
Yıllar sonra Mustafa Kemal ile yolları ayrılacak olan Kâzım Karabekir uzun bir
süre yasaklı kalan anılarında, bu olayla ilgili olarak, hayatımla ve namusumla
oynadılar? diyecekti.
Yine yıllar sonra Mustafa Kemalin Muhafız Taburu Komutanı
İsmail Hakkı (Tekçe) Bey, Yahya Kâhyayı, 27 Mart 1923te Mustafa Kemalin yeminli
muhalifi Ali Şükrü Beyi öldürecek olan Giresunlu Topal Osmanın iki adamıyla birlikte
kendisinin öldürdüğünü açıkladı. Bu konuda bir makale yazan Yalçın Yusufoğluna
göre, Yahya Kâhyanın oğlu, Mete Tunçaya gönderdiği mektupta, babasının o
zamanki koşullara göre vatani vazifesini yaptığını ve asıl katilin bugün
tapınılan bir kişi olduğunun bir gün mutlaka anlaşılacağına inandığını
yazmıştı.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katli karşısında Sovyetlerin
ve Kominternin takındığı tavır dünya solculuğunun gelişme süreci bakımından bir
dönüm noktasıydı. Bu olayda sosyalist anavatanın dış politika çıkarlarıyla bir
kardeş partinin varlık sorunu çatışmış ve bolşevik partisi Mustafa Suphi'yi
katleden Anadolu'daki yönetime tavır almamıştır.
Kaynakça;
Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları,
Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1982; Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Merk
Yayıncılık, İstanbul, 1988; Hikmet Bayur, Mustafa Suphi ve Milli Mücadeleye El
Koymaya Çalışan Başı Dışarda Akımlar, Belleten, sayı: 140, Ankara, 1971, s.
567-654; Cumhur Odabaşıoğlu, Trabzon, Top-Kar Matbaacılık, Trabzon, 1990; TKP
MK 1920-1921 Dönüş Belgeleri-2, Çev. Yücel Demirel, Tüstav, 2004; Yalçın
Yusufoğlu, Kanunisaniyi unutma?, 30.1.2008, Mete Tunçay, Türkiyede Sol Akımlar,
1908-1925, Sevinç Matbaası, 1967; Alpay Kabacalı, Türkiyede Siyasal Cinayetler,
Gürer Yayınları, 2007.

