Bir Devlet Alışkanlığı: Provokasyon…


Kobanê’deki ambargonun kaldırılması, Türkiye’nin IŞİD’e verdiği desteği kesmesi ve Kobanê’ye yardım için bir koridor açılması talebiyle başlayan eylemler, daha önce de tanık olduğumuz şekilde, ustaca ters yüz edilip, demokratik haklarını kullananlar ve bu eylemi başlatan parti olan HDP hedefe konulup şeytanlaştırılıp lanetleniyor. Buna en son Gezi eylemlerinde tanık olmuştuk, Cami’de içki içilmesinden, başörtülü kadınların taciz edilmesine kadar yüzlerce yalan haber pompalandı. Bugün o haberleri pompalayanlar Kürtleri hedefe koydu, büstlerin kırılması, bayrakların indirilip yakılması, karakolların taranması, işyerlerinin yağmalanması gibi onlarca haber servis edip uyku halinde/yedekte bekletilen faşist sürülerin Kürtleri linç etmesi/öldürmesi ve evlerinin yağmalamasına sebep oldu.
Toplumu hizaya sokmak için dezenformasyon ve yalan, devletin doksan yıldır en çok başvurduğu yöntemlerin başında gelir. Defalarca buna şahit olup/maruz kalmamıza rağmen, aynı propagandanın her seferinde tutması can sıkıcı, hafızayı tazelemek adına birkaç başlıkla devlet provokasyon ve yalanları…
– 6 – 7 Eylül 1955: 5 Eylül tarihli gazetelerde üç Rum casusun yakalandığı haberi çıkar aynı gün Taksim’de bir Rum genci dövülür, bazı Rum gazeteler yakılır ve “Kıbrıs Türktür” yazılı bir pankart Patrikhane’ye bırakılır. 6 Eylül günü öğlen saatlerinde radyolar, Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalandığını duyurdu. Rumları sürmeyi amaçlayan provokasyon için önceden hazırlanan medya, yalanı hızlı bir şekilde dolaşıma sokar. Sonuç olarak Rum yurttaşlar katliam, yağma ve sürgüne maruz kalır. Emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun “muhteşem örgütlenme dediği” bu eylem baştan sona devletin tertibiydi. Atatürk’ün evine bomba atıp provokasyonu başlatan MİT mensubu Oktay Engin daha sonra Türkiye’de Emniyet Müdürlüğü Planlama Daire Başkanlığı ve ardından Eskişehir ve Nevşehir Valiliği yaptı… 
– 1978 Maraş Katliamı: Ülkücü Gençlik Derneği tarafından getirilen “Güneş Ne zaman Doğacak” adlı filmin gösterimi sırasında, seansın sonuna doğru sinemaya tesiri az bir bomba atılır, salondaki ülkücülerin “solcular bomba attı” tahrikleriyle provokasyona start verilir. Salonda, “Müslüman Türkiye” “Milliyetçi Türkiye” “Komünistler Moskova’ya”, “Başbuğ Türkeş” gibi sloganlar atılır. Olaya el koyan polis bombayı atan kişinin ülkücü Ökkeş Kenger olduğu ortaya çıkarması bir şeyi değiştirmez, provokasyon bir kere başlanmıştır artık. Ökkeş Kenger’in aktif şekilde yer aldığı saldırılarda, onlarca Alevi katledilir, yaralanır ve bu provokasyon amaçlanan sonla, Alevilerin Maraş’ı terk etmesiyle sonuçlanır. Ökkeş Kenger daha sonra soyadı Kenger’i değiştirip, Şendiller yaptı. Ökkeş Şendiller(Kenger) daha sonra Maraş Milletvekili olarak Meclise girdi ve Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeliği yaptı… 
– Çorum Katliamı 1980: “Cami yakılıyor” söylentisiyle, Alevi, Sünni, Kürt, Türk ve Çerkeslerin bir arada yaşadığı kent cehenneme çevrildi. Yaşanan provokasyon sonrası sivil faşist çeteler ve güvenlik güçlerin işbirliğiyle Alevilerin evleri yakıldı, provokasyon sonucu Çorum kentinin karakteri değiştirildi, Aleviler kenti terk etmek zorunda kaldı. Ortada yakılan bir Cami’nin olmadığı daha sonra anlaşıldı. 
– Sivas Katliamı 1993: Pir Sultan Abdal Etkinlikleri için kentte bulunan aydın, yazar ve sanatçıların Madımak otelinde katledildiği olay, “Müslüman kamuoyuna” başlıklı tahrik edici bildiriler ve yerel medyanın(Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) kışkırtmasıyla başladı. Yayınlanan bildirilerde Alevileri katletme fetvaları verildi. Saldırı için Maraş katliamında olduğu gibi Cuma günü seçildi, Cuma namazından sonra toplanan ve sayıları on bini bulan kitle önce Alevi Kültür Merkezini yakıp yıktı, ardından yeni dikilen “halk ozanları heykelini” kazmalarla parçaladı. Daha sonra Madımak Oteline yürüyen kitlenin katliam yapacağı sezen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin içişleri bakanı ve Başbakanı defalarca arar ve yardım ister, çevre illerden de yardım isteyen Valinin çağrısına Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında nöbet tutarcasına bekletilir…
Ayrıntılar ve kanıtlarla önceden tezgâhlandığı açık olan katliam girişimi otelin yakılmasıyla sonuçlandı ve Sivas’ın aydınlamaya başlayan çehresi karartıldı, bu provokasyon amaçlandığı şekilde, kentin Sünni, Türk ve tekçi karaktere bürünmesine sebep oldu. 4 Temmuz günü, Madımak Otelde 35 can yakılarak katledildi. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtuldu…
– Bebek katili: Kamuoyunda kurşunlanmış bir bebek cesedinin Abdullah Öcalan ile ilişkilendirilip, kamuoyunda ona “bebek katili” denmesine sebep fotoğrafı hatırlayanınız vardır. Bu propaganda, Kürtlere ve onun siyasi öncülerine karşı halen aktif olarak kullanılmaktadır. Kürtlere karşı yaratılan bebek katili algısı, günümüzde toplumda yer alan Kürt düşmanlığının, yüzlerce lincin de temel sebeplerinin başında gelir. Milliyetçi kafalara/kamuoyuna işlenen, “40 bin kişinin katili” ve “bebek katili” algısı, devletin özel savaş propagandalarındandır. Birçok katliamda yer aldığını itiraf eden Özel Harekatçı Ayhan Çarkın, “bebek katili” propagandasında yer alan bebeğin yaşadığı Pınarcık köyündeki katliamı kendilerinin işlediğini itiraf ettikten sonra, “Orada bir köy var, kurtarılması gerek’ dediler. Gittik, insanların ölüsüne, dirisine yapmadığımızı bırakmadık. Biz orada insanların tırnaklarını çektik, bok yedirdik; bize evinde yemek veren teyzeyi öldürdük.” İtiraflarında bulundu. Devlet, karşıt propaganda için gerektiğinde bebekleri bile öldürmekten çekinmemektedir, İstanbul’da otobüste Serap’ı, Cizre’de öğrenci yurdunu yaktığı gibi…
Kamuoyunda bilinen “30 bin şehit, 40 bin şehit” propagandası ise bütün ölümlerin sorumluluğunu Kürt tarafında yıkma propaganda çalışmasıdır.
Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre:
28 bin PKK’li
1350 Köy Korucusu
5821 Silahlı Kuvvetler Mensubu
775 Emniyet mensubu
MSB verilerine göre savaşta yaşamını yitiren 5821 Silahlı Kuvvetleri mensubunun memleketleri ise ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. En çok asker kaybı olan il 302 askerle Şırnak olurken, listenin ilk 10’undaki kentlerden 6’sı Kürt illeri, diğerleri İstanbul, Adana gibi nüfusu karışık olan büyük kentler. MSB’nin 40 bin kişinin öldürüldüğü savaş bilançosunda 17 bin olduğu söylenen faili meçhul cinayetler yok.
– Lice Katliamı 1993: Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın suikast sonucu öldürülmesiyle birlikte Lice’de taş üstünde taş bırakılmadı, devlet güçleri 11 saat boyunca ilçeyi taradı, yurttaşlara ait araçları yaktı, çok sayıda ev ve işyeri, yakıldı, yıkıldı. Saldırıda 16 kişi öldürüldü. Daha sonra Lice katliamıyla ilgili açılan davada Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı PKK’nin öldürmediği, çatışmanın tek taraflı olduğu, Bahtiyar Aydın’ın Jitem’e bağlı güçler tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. 
Ve Birkaç İtiraf
Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, “Eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini bir mukavemet hareketini göstermesini arzu ederseniz sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela.”
– Korgeneral Altay, “Güneydoğu’ya batıdan gelen memurlar ve hakimlerin evlerine işlerini ciddiye alsınlar diye bomba attırdım”
– Ahmet Davutoğlu, “Başbakan, bu (Süleyman Şah Türbesi) bir imkan gibi değerlendirilmeli bu konjoktürde”
– Hakan Fidan, “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesine’de saldırtırız”

Türkiye’de Müslüman olmayan azınlık ve Kürtler hakkında gerçek olmayan ve sürekli tekrarlanan yalanlarla, bu kesimlere karşı milliyetçi/ulusalcı ve ırkçı kesimler her dem tetikte bekletilir. Irkçı, faşist kesimleri devlet böyle zamanlar için besler, kendini tehlikede hissettiği anda iplerini salar, parola; vatan, bayrak ve iman’dır.
Devleti kutsayan ve kendini onu korumakla sorumlu hisseden milliyetçi kafanın, özellikle son 30 yıllık sürede Kürtlere karşı gerçekleştirdiği onlarca saldırı ve linç, işler halde olan propagandaların sonucudur. Devletin artık provokasyon için yoğun çaba sarf etmesine de gerek yok. İndirilmiş bir bayrak, kırılmış bir Atatürk büstü, yakılmış bir otobüs, ayakkabıyla girilmiş bir Cami görüntüsü, kitlelerin güdülerini harekete geçirip, hedeflenen kesimin en meşru taleplerinin terörle bastırılmasına sebep olabiliyor. Tıpkı bu günlerde yaşananlar gibi, Kobanê eylemleri aracılığıyla ortaya çıkan ve bir aradığı yaşadığı Kürtlere karşı onların katillerini dahi destekleten nefret, doksan yıldır Kürtlere karşı pompalanan yalan ve düşmanlığın sonucudur.
Devletin/sistemin temel amacı toplumu kontrol altında tutmaktır, devletin/sistemin gücü ne kadar yayılırsa, toplum/insanlar o derece geriler. Bu alan mücadelesinde ideolojik olarak devletin yanında yer alanlar/milliyetçiler, devletin alanını daraltma ihtimali olanlara karşı sopa olarak kullanılır. Şimdilerde Kürtlere karşı tekrar kullanılan bu sopanın hedefinde, Aleviler, demokratlar, çevreciler, emekçiler, devrimciler ve sosyalistler yani ülkenin büyük bir kısmı var, yani devletin/sistemin gasp ettiği alanları daraltma ihtimali olanlar. Devletin defalarca kullandığı ve artık sıradanlaşan provokasyon ve dezenformasyonlarına karşı uyanık olmak, bunları deşifre etmek, devlet ve kendini onu korumakla yükümlü hisseden ideolojiyi geriletmek, bu coğrafya’da barış içinde yaşamak isteyenler için olmazsa olmazdır… ÇETİN YILMAZ-http://jiyan.org/2014/10/10/bir-devlet-aliskanligi-provokasyon/
Blogger tarafından desteklenmektedir.