"Devrimci Eylem, Halka Değil, Halk Düşmanlarına Yöneliktir"
AŞAĞIDA YER ALAN METİN, 13 MART 1999'DA İSTANBUL'DAKİ MAVİ ÇARŞI KATLİAMININ ARDINDAN, DEVRİMCİ KAMUOYUNDA BAŞLATILAN "DOĞRU DEVRİMCİ EYLEM TARTIŞMALARINA KATILAN BİR POLİTİK HAREKETİN BU ANLAMDAKİ BİR DUYURUSUDUR.
SON BİR HAFTADIR GİDEREK İVME KAZANAN OLAYLARIN NİCELİĞİ VE NİTELİĞİNİN YÜKSEK SESLE KONUŞULMAYA BAŞLADIĞI BU DÖNEME BİR KATKI OLACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDEN DOLAYI METNİ YAYINA ALDIK VE İLGİNİZE SUNUYORUZ. (DEMOKRATHABER/İDEAHAYAT)
Toplumun hemen tüm kesimleri, “sağda solda patlayan bombaları”, “çıkarılan yangınları” konuşuyor. Kimin, niye yaptığının belli olduğu eylemlerle, kimin, niye yaptığının belirsiz olduğu eylemler birbirine karışmış durumda. Birbiri peşi sıra devrimci eylem anlayışıyla, ilkeleriyle hiç ilgisi olmayan ve ancak kontrgerillanın yaptığı türden eylemler gerçekleştiriliyor.
Oligarşi tüm karşı propagandasını bu tür eylemler üzerine oturtarak devrimcilere, devrimci eylemlere, Kürt halkına saldırıyor.
Devrimci eylem, meşru ve haklıdır. Devrimci eylemin meşruluğu, haklılığı, amaçlarında ve yöneldiği hedeflerde ifadesini bulur. Yani devrimci eylemin amacı ve hedefi arasında bir uygunluk vardır. Eğer bu uygunluk -kaçınılamayan bir yanlışlık sonucu değil de “iradi” olarak- bozulmuşsa, orada ya bir ilkesizlik ya da kolaycılık vardır.
Devrimciler için şu veya bu eylemi gerçekleştirmenin kendisi bir amaç değildir. Eylem bir araçtır. Bu araca çok çeşitli nedenlerle başvurulabilir; bu anlamda eylemlerde amaçlar da değişebilir. Ama sonuçta da hepsi bir noktada toplanır.
Devrimci eylemin amacı nettir; düşmanın gerçek yüzünü teşhir ederek halkı örgütlemek, devrimin mesajlarını taşımak, halkı iktidar savaşına katmaktır. Halk iktidara aday olduğunu söyleyen örgütün ciddiyetini, gücünü, adalet anlayışını, tutarlılığını, o örgütün yaptığı eylemlerde görür. Yapılan eylemlerde bunları bulduğunda, devrimci eyleme, devrime güvenle, sempatiyle yaklaşır. Hak verir.
Ama tersi durumda, bu süreç de tersinden işleyecek demektir.
Bugün karşı karşıya olunan durum böyle bir durumdur.
Geniş halk kitlelerinin neyin ne olduğunu ayrıştırmasının mümkün olmadığı bir ortam yaratılmıştır.
Ortam netleştirilmelidir. Bunu sağlama görevi de herkesten önce devrimcilerindir.
Çok açık, çok kesin ifade ediyoruz; doğrudan halkı hedefleyen, halkı katletmeye yönelik hiç bir eylem devrimci bir eylem değildir. Böyle bir eylemi yapanlar da devrimciler olamaz.
Son günlerde, başta Mavi Çarşı’nın yakılarak 12 kişinin ölümüne yolaçılması “eyleminde” olduğu gibi, halka yönelik bu tür eylemleri kimin yaptığı belirsizdir. Eylemin niteliğinden hareketle söyleyebileceğimiz, bu eylemleri yapanların karanlık ilişkileri olan kişiler olduğu, devlet tarafından örgütlenen bir provokasyon eylemi olabileceğidir. Türkiye halkları bu tür eylemlerin yabancısı değildir ve altından hemen her zaman kontrgerilla çıkmıştır.
Ancak bilindiği gibi eylemlerin “Milliyetçi Kürt İntikam Güçleri” adıyla üstlenildiği de söylenmektedir. Kimdir bunlar, ne isterler, ne savunurlar, nereden, ne zaman, hangi zeminde ortaya çıkmışlardır, çeşitli açıklamalarda dile getirildiği gibi “paravan bir örgüt” müdür, bir bilgi yoktur. O nedenle bu konuda bu aşamada bir şey söylemek için erkendir.
Burada esas üzerinde durulması gereken, bu vesileyle eylemlerin PKK’ya ve onun da ötesinde Kürt halkına maledilmesi, bu zeminde Kürt düşmanlığının geliştirilmesidir.
Ortam netleştirilmelidir, bu herkesten önce devrimcilerin görevidir dedik. Ancak bu noktada PKK’ya düşen sorumluluk daha da fazladır. Çünkü PKK gerek daha önceki çeşitli eylemleriyle, gerekse de Öcalan’ın tutsak edilmesinden sonraki süreçte yaptığı çeşitli açıklamalarla, yanlış bir eylem çizgisi biçimlendirmiş, böylelikle de bu yöndeki her türlü spekülasyona açık bir zemin oluşturmuştur.
Örneğin Öcalan’ın tutsak edilmesinden sonra PKK sözcüleri tarafından yapılan açıklamalarda “Bugüne kadar savaşın halka taşırılmamasına dikkat ettik, ama bundan sonra...”, “artık garantisi yoktur, halk da zarar görebilir...” ve benzeri söylemler geliştirilmiş, bu sözler Kürt milliyetçi hareketinin yöneticilerinin ağzından sık sık duyulmaya başlanmıştır.
Burada doğru bir yönlendirme yoktur.
Eylemler bu boyuta varmadan önce de esasında yanlış bir çizgide gelişmekteydi. Öcalan’ın tutsak edilmesini protesto eden devrimci eylemlerin dışında, örneğin şu tür açıklamalara sık sık tanık olduk: “üç ticari taksi, iki özel oto yakıldı.” Ticari taksiler, özel otolar niçin yakılıyor? Hepsi faşistlere mi ait bunların, böyle bir belirtme de yok. O zaman önüne gelen özel otoyu, ticari taksiyi yak! Hayır, devrimcilerin böyle bir eylem anlayışı yoktur. Bunlar küçük burjuva kesimler. Ama küçük burjuvazinin en azından önemli bir kesimi devrimin düşmanı değil ki; tersine devrimin kazanması gereken bir kesimi oluşturuyorlar. Keza halktan insanların araçlarına, işyerlerine yönelmenin mantığı nedir?
Bu eylemler, bizzat PKK tarafından yapılan “eylemlerin artık halka da zarar verebileceği” açıklamalarının doğal sonucudur.
PKK’nın hiç bir zaman “sivillere, doğaya yönelik” eylem yapmadığını, böyle bir anlayışının olmadığını söylemek, geçmiş pratiği inkar etmektir. Kapalıçarşı eylemleri, üstlenilen orman yakma eylemleri nedir peki? PKK bunları inkar etmek yerine, eğer yanlış buluyorsa, özeleştirisini vermek durumundadır.
“Milliyetçi Kürt İntikam Güçleri” adıyla yapılan eylemlerle ilgili yaklaşım, kendi geçmiş yanlışlıklarının üzerine tuz biber eker niteliktedir. “Biz onlara da saygı duyuyoruz” diyor.
Hayır, bu eylemlerin saygı duyulacak bir yanı yoktur. Nesine saygı duyulacak? Bir mağazayı yakarken bile, mağazayı yakmaktan çok içindeki insanları öldürmeyi hedefleyen bir eylem tarzına kendine devrimciyim, yurtseverim diyenler saygı duyamazlar.
Bunu “Kürt halkının tepkisi” diye açıklamak da doğru bir yaklaşım değildir ve bunun burjuva partilerin pek çok halk düşmanı politikalarını “halkın tepkisi” diye veya TV’lerin rezil programları “halk böyle istiyor” diye açıklamalarından öz olarak bir farkı yoktur. Bir halkın öncüleri, halkı eğitmek, yönlendirmek, halka öncülük etmek göreviyle karşı karşıyadırlar. Eğer halk egemen sınıfların yönlendirmeleri altında veya bilinçsizliğin bir ifadesi olarak halkın çıkarlarına, yani kendisine zarar veren tavırlar geliştiriyorsa, devrimcilerin tavrı “halk böyle yapıyor, ne yapalım” demek değil, o tavrın yanlışlığını göstermektir.
Kaldı ki, bu eylemlerin ne Kürt halkının çıkarlarıyla, ne duygularıyla da ilgisi yoktur. Bu eylemleri Kürt halkı adına yaptığını söyleyenler, Kürt halkına zarar vermekten başka bir şey yapmıyorlar. Kürt halkının çıkarları “Türk halkını” katletmekte midir? Kimse, Kürt halkından hiç kimse bu soruya evet cevabı vermeyecektir.
Öyle tahliller yapılmaktadır ki, Kürt halkına yönelik baskı ve zulmün sorumlusu olarak adeta “Türk halkı” gösterilmektedir. “Türk halkı da suçludur” denilmektedir. Bu söylem de tek başına doğru değildir ve hedef sapmasına yol açabilecek bir muhtevaya sahiptir. Evet, bir ülkede olan bitenden sonuçta ses çıkarmayan halk da sorumludur. Ama ülkemiz özelinde bunu ortaya koyacaksak, bu yalnızca Türk halkı olarak ifade edilemez; Türk halkının da, Kürt halkının da susan kesimleri suçlu ve sorumludur. Öte yandan buradaki suçun vasfıyla, egemen sınıfların suçunun vasfı asla aynı değildir; birbirine benzeştirilemez bile. Gerçeği böyle ortaya koymalıyız.
Oligarşi bu eylemleri kullanarak yaygın bir saldırı dalgası geliştirmektedir.
Hemen her devrimci eylem sonrası, oligarşi saldırır. Bunda doğal olmayan bir şey yoktur. Ancak saldırı ve oligarşinin kazanımları geçici, devrimci eylemin kitlelere taşıdığı mesaj ve diğer kazanımları kalıcıdır. Devrim, karşı-devrimle birlikte gelişir esprisinin pratikteki yansıması budur. Ancak şu anda olan bu değildir. Oligarşi bu eylemleri kullanarak kendine meşruluk zemini yaratıp saldırmaktadır. Eylemlerin halk ve devrimciler açısından bir kazanımı yoktur.
Devrimci çizgiden sapan her eylem, egemen sınıflar açısından çarpıtma, provokasyon ve demagojiler için uygun bir zemindir. Oligarşi bu zemin içinde halka ve devrimcilere karşı daha etkili saldırılar gerçekleştirme şansı bulur.
Her ne olursa olsun halka yönelen fiziki, ideolojik bu saldırılara karşı duracağız. Ancak oligarşinin saldırılarını etkisizleştirmenin, kitlelerin kafalarının bulandırılmasının önüne geçmenin koşullarından biri de eylemlerimizin niteliği, hedefleridir. Devrimcilerin bu konuda yanlış yapma hakkı yoktur.
(Bağımsızlık ve Demokrasi Yolunda Kurtuluş, Sayı: 22)
MAVİ ÇARŞI KATLİAMI NEYDİ?
Mavi Çarşı Katliamı, PKK örgütünün 13 Mart 1999'da İstanbul'daki Mavi Çarşı'ya düzenlediği ve 13 kişinin ölümüne neden olan saldırıdır. Saldırıyı PKK örgütü yaptığı birkaç açıklama ile üstlenmiştir.
13 Mart 1999 günü saat 16.25'de bir grup militan İstanbul Kadıköy'deki Göztepe mahallesinde yer alan Mavi Çarşı'ya girdi. Önce çarşının içine molotof kokteyli atan grup kaçarken de vitrinlere molotof kokteyli fırlatmayı sürdürdü. Molotof kokteyllerinden bazıları parfüm reyonuna atıldı. Parfüm ve benzinin parlaması neticesinde, bütün katı alevler sardı. Yangın merdiveni bulunmayan çarşıda çıkan yaygın giderek büyüdü. İnsanlar yangının büyümesi üzerine 6 katlı binanın en üst katına çıkmaya başladılar. Üst kattadaki 10 kişi yoğun duman nedeniyle zehirlenerek hayatını kaybetti.
İtfaiye önce yangını söndürmeye çalıştı. Daha sonra Mavi Çarşı'nın çatısı ile yandaki binanın çatısı arasına uzatılan merdiven sayesinde birkaç kişi yan binaya ulaşarak hayatlarını kurtardı. Katlarda bulunan kişilerden ikisi yanarak öldü. Yanarak yaşamını yitirenlerden biri tanınmayacak haldeydi. Yere atlayarak hayatlarını kurtarmaya çalışan birkaç kişi ağır yaralandı. Bir yaralı ise hastanede yaşamını yitirdi





