SOSYALİZM MÜCADELESİNE ADANMIŞ BİR HAYAT...


ÖLÜMÜNÜN 43. YILDÖNÜMÜ İÇİN...
Hikmet Ali Kıvılcımlı, (1902, Priştine - 1971, BelgradKomünist lider ve kuramcıyazaryayıncı ve çevirmen.
Babası Priştine'de posta telgraf müdürü Hüseyin Bey, annesi Münire Hanım'dır. 17 yaşında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı,Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayı Milliye gönüllüsü oldu, Köyceğiz Kuvayı Milliye Askerî Kumandanlığı görevinde bulundu. Liseyi Vefa Lisesi'nde okuduktan sonra sınavla İstanbul Tıp Fakültesi'ne girdi. Öğrencilik süresince direniş faaliyetlerini sürdürdü, KurtuluşAydınlıkgibi TKP yayınları yoluyla giderek komünist fikirlerle tanıştı ve 1920'lerin başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldu. 1925'de TKP'nin Beşiktaş Akaretler'de gerçekleştirdigi 2. kongrede TKP Merkez Komitesi'ne seçildi. Merkez Komite içerisinde gençlik sorumlusu olarak görev aldı. Aynı yıl Aydınlık gazetesinde ilk yazıları yayınlanmaya başladı. 1925'ten hayatının sonuna kadar kadar sürekli kovuşturmalara, işkencelere maruz kaldı ve toplam 22,5 yıl hapis yattı.
1925 yılında Kürt ayaklanmaları ile çıkan Takrir-i Sükûn Kanunu çıktıktan sonra İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı ve 10 yıl kürek cezası aldı. 1 yıl hapis yattıktan sonra çıkan afla serbest kaldı. 1927 yılında Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir'in partiden ayrılması ve parti arşivini polise teslim etmesi ile diğer parti üyeleriyle birlikte tutuklandı. 3 ay tutuklu kaldı.
1929 yılında İsmail Bilen'in (Laz İsmail) İzmir Davası'ndaki provokasyonu nedeniyle 4,5 yıl yeni bir mahkumiyet aldı[1]1938 yılındaNazım Hikmet'le birlikte yargılandığı Donanma Davası'nda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 12 yıl yattıktan sonra tahliye oldu. 1954yılında legal Vatan Partisi'ni kurdu. 1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınları'nı kurdu ve yönetti, MarxEngels ve Lenin'in eserlerinden birçok çeviriler yaptı ve yayınladı, Das Kapital'in bir bölümünü çevirdi. 1967'de İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği'ni (İPSD) kurdu. İktisattan antropolojiye, Marksist düşüncenin tarihsel ve kuramsal gelişiminin açıklanmasına ve Türkiye'de bir işçi sınıfı devriminin strateji ve taktik sorunlarına kadar çeşitli konularda çok sayıda telif eseri ve Aydınlık, Türk Solu, (kendisinin kurduğu) Sosyalist, Ant gibi dergilerde makaleleri yayınlandı. En önemli eserleri olan Tarih Tezi kitabını 1965, Yol: TKP'nin Eleştirel Tarihi kitabını da 1932 yılında yayınladı.1971 yılında ağır hasta olduğu için yoldaşları tarafından tedavi için yurt dışına çıkarıldı. 11 Ekim 1971'de Belgrad'da öldü.WIKIPEDIA
SOSYALİZM MÜCADELESİNE ADANMIŞ BİR HAYAT
Hayatını Türkiye'deki devrim mücadelesine adayan ve bu mücadelede tam 22 yıl cezaevinde yatmayı göze alan Doktor Hikmet Kıvılcımlı bundan 41 yıl önce aramızdan ayrılmıştı...
Doktor Hikmet Kıvılcımlı'yı ölümünün 41. yılında Asaf Güven Aksel'in kaleminden anıyoruz.
İskra ve vatan *
Soyadı, çıkardığı Kıvılcım dergisinden. Kıvılcım, Lenin’in İskra’sından. İskra’yı soyadı aldı, kurduğu partinin adı Vatan’dı. Bu bileşime, Dr. Hikmet Kıvılcımlı denir.
Hikmet Kıvılcımlı’yı ya birkaç anahtar kelime anlatabilir, ya da ciltlerce kitap. Arası yoktur. Hep eksik kalır. Kelimelerin genelleyicilerini atıp, karakteristiğini yansıtanları seçmek de zor. Türkiyeli. Şu an için, en uygunu bu geliyor.
“Dünya ve Türkiye tarihinin en büyük devrilişler ve devrimler günleri”ne denk düştüğünü söyler, çocukluğunun, ilkgençliğinin. 1902’de doğduğu Priştine, Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya’sında bir kasabadır. O imparatorluğun çöküşünü görmüş, dahası, tarihe gömülmesine katkıda bulunmuştur, yerini alacak olanın saflarında. Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayı Milliye gönüllüsüdür, işgalciyle savaşan gizli gençlik örgütünün yöneticisi de olacaktır. Sonra, Şefik Hüsnü’nün “çarpıcı fikirleri”, derken TKP. Askeri Tıp Akademisi’nden mezun olduğu 1925, 10 yıl kürek cezasına çarptırılarak “asıl yüksek okul”la tanıştığı yıldır aynı zamanda. Bir yıl “tahsil görüp” afla bırakıldığı bu okulda aldığı eğitimden memnun kalır, 1929’da bu kez 4 yıl 6 aylık bir öğrencilik yapar. “Yol” kitap dizisini kaleme aldığı, partisine yeni bir hat önermeye yönelik, “sosyalizmi özümsemeyi, Türkiye’nin orijinalitesini kavramayı” hedefleyen bir öğrencilik. Kısa bir ara verir “eğitime”, öğrenip biriktirdiklerini, kurduğu Marksizm Biblioteği’nde aktarmaya başlar. Sosyalist literatürün temel yapıtlarıyla buluşturur ülkeyi, çoğunu bizzat çevirerek, yanlarına anlaşılmasını kolaylaştırıcı özgün kitaplar ekleyerek. 1938’de, yeniden “okuluna” döner ve 12 yıl, yazdığı onlarca kitaba bakılırsa, “öğretim görevlisi” olarak kalır. 1950’de “teneffüse çıktığında”, iktidarda DP vardır.
Neden iktidarda DP’nin olması önemli? Buraya döneceğiz. Kıvılcımlı için tek kelime seçersek, bunun “Türkiyeli” olabileceğini söylemiştik. Bunu biraz geniş anlamda kullanıyoruz. Yalnızca, bilimsel sosyalizmin teorisini ve ülkelerdeki pratiğini, kendi ülkesinin özgül koşullarına uyarlama çabası değil söz konusu olan. Bu alanda geliştirdiği tezlere katılırsınız, katılmazsınız, ama Kıvılcımlı’nın Türkiye sol hareketi tarihinde özgünlüğünü belirleyecek bir sürekli uğraştır ve sunduğu örnektir “Türkiye’de devrim” anlayışı. Bununla doğrudan bağlantılı bir içeriği daha vardır bu tanımın: Ülkesini ve insanlarını milim hesabı tanımak. Üst düzey teorik sorunları, bir köy kahvesindeki insanlara anlatırcasına işleyebilmesi, Marx’ı bir kapı komşudan bahsedercesine hayatın içinden örneklerle aktarabilmesi, bir, kullandığı malzemeye derinlemesine hakimiyetle mümkün olmuştur, iki, anlatacağı kitleyi çok iyi tanımasıyla. Sosyal yaşamın hiçbir alanı yoktur ki, Kıvılcımlı’nın ilgi alanına girmesin, orada söyleyeceği bir sözü bulunmasın. Eyüp Camisi’nde “inananlara” hitap ederken de, Dev-Genç toplantılarında militan öğrencilerle bildiklerini paylaşırken de.
Dönüştürülemez, karşı saflara terk edilebilir bulduğu tek bir insan, uğraşmaya değmeyecek tek bir katman yoktur Kıvılcımlı için. Bu yüzden, bütün bir ömür boyu fiziki didinmesine, ulaşılması güç bir yazılı külliyat eşlik etmiştir. En hacimli kitabından, birkaç sayfalık broşürlerine varıncaya kadar, “sıradan insanı” da, “akademisyeni” de aydınlatmaya yönelik üslubuyla üretmiş, üretmiştir. Kıvılcımlı için, diyelim Türkçe’nin etimolojisiyle ilgili çalışmalarında da, emperyalizm olgusunu açımlamalarında da, farklı alanlar değil, bir bütünün parçaları vardır.
Kendi dilini yaratmıştır Kıvılcımlı. “Derdini” daha iyi anlatabilmek için, cümle kuruluşlarına, kelime bileşimlerine müdahale etmiştir. Bunun en olmayacağı sanılan yer neresidir, nerede anonim bir dil kullanılır? Parti tüzük ve programında mı? Hayır.
1954’te kurduğu Vatan Partisi’nin tüzük ve programı, içeriğinden önce, bir makale havasında yazılması, güncel örnekler içermesiyle ve Kıvılcımlı kelimeleri, deyimleriyle farklılık taşır benzerlerinden. Parti programında, ‘İkinci Kuvvayı Milliye’cilik tanımıyla, ‘altı ok’un, aslında sınıf adına yorumlanarak esas alınması, birçok görüşü gibi, tartışmaya açıktır kuşkusuz. Ama biz başka bir noktaya dikkat çekmek isteriz: Girişte, o çok eleştirilen, “Amerika’nın yüksek teknikli medeniyet kurması”nın temellerinin aktarılması, boşuna değildir. Programın yazıldığı tarihte, DP iktidardadır.
Hikmet Kıvılcımlı, bir parti tüzüğü ve programını da, bir örgütlenme, bir günün sorularına yanıt verme aracı olarak gördüğündendir Amerika örneği. DP’nin topluma “küçük Amerika olma” ideolojisini empoze ettiği ve belli oranlarda “gelişmişlik ve demokrasi” modeli olarak kabullendirdiği, bu sistemle kendi icraatları arasında paralellik kurarak “prestij” sağladığı süreçte kaleme alınan Vatan Partisi programı, bu modeli ve paralelliği sorgulanır hale getirmeyi hedeflemiştir. “İyi hoş da, Amerika nasıl böyle oldu” dedikten sonraki anlatım, “öyle olmak için bile devrimler lazım” sonucuna ulaştıran bir oyun bozmadır.
Görülüyor ki, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, Hikmet Kıvılcımlı’nın “hayatı ve eserleri” klişesinde, tek bir boş virgül yoktur. 11 Ekim 1971’de Belgrad’da sona eren bir hayatın, tek bir boş anı olmaması gibi. Tartışılmaz olan şudur: Geriye, sosyalizmin ayaklarını Türkiye toprağına bastırmak uğraşıyla bitip tükenmez bir çaba, bu yolda yaratılmış muazzam bir özgün külliyat kalmıştır Kıvılcımlı’dan. Şu da tartışılmaz: Türkiye’de sosyalistlerin devraldığı zengin mirastır bu.
Bütün yazıyı, şöyle de özetleyebilirdik: Soyadı, çıkardığı Kıvılcım dergisinden. Kıvılcım, Lenin’in İskra’sından. İskra’yı soyadı aldı, kurduğu partinin adı Vatan’dı. Bu bileşime, Dr. Hikmet Kıvılcımlı denir.SOL.ORG-2012
(* Asaf Güven Aksel'in yazısı daha önce soL dergisinde ve geçtiğimiz yıl soL Portal'da yayınlanmıştı.)
HAKKINDA...
Türkiye sosyalist hareketinin önderlerinden, bilimsel sosyalist kuramcı, özgün ve üretken eylem adamı Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın bugün aramızdan bedence ayrılışının 43.yılı.
17 yaşında Kuvayı Milliye saflarında mücadele veren, TKP'nin önderlerinden Kıvılcımlı'yı anlatan sanırız en güzel cümle eşi Emine Kıvılcımlı’dan da vasiyet olarak mezar taşına yazmasını istediği, Terentius’un ünlü “İnsanım: İnsancıl olan hiçbir şey, bana yabancı kalamaz” sözüdür. Topkapı’daki mezarının başındaki bu söz yazmaktadır.
Suat Kundakçı (Vatan Partisi Gençlik Kolu Yöneticisi, Sosyalist Gazetesi Yazıişleri Müdürü, eski sendikacı):
1955 yılının baharında bir gün Vatandaş gazetesi 1.sayısını arkadaşlarımla bir büfenin önünde gördük. Kadıköy İbrahimağa Caddesi üzerinde bir büfede rastladığımız bu gazetenin ilk sayfasında iri puntolarla; “Uzakdoğu’da iflas eden Amerikan politikası” diye bir başmakale var. İlk defa böyle Amerika aleyhtarı bir cümleye rastlıyorduk. Arkadaşım Günaydın Yücekent’le eve geldik, tekrar tekrar bütün yazıları okuduk. Ve “Vatan Partisi’ne gidelim, yeni kurulmuş” dedik. 1955 yılının 19 Mayıs’ını hiç unutmuyorum. Parti’ye ilk gidişimizdi. Beş kişiydik. Sultanahmet’te yarı ahşap bir bina. Giriş katı iki-üç basamak çıktık, sağdaki odada kapı açıktı, Doktor masa başında. Saçları siyahtı, yalnız önünde küçük bir meç halinde bembeyaz saç, bir fitil halinde mevcut. Kitaplar masanın üstünde yığılı, bir tarafta kulaktan dinleme aleti.
“Vatandaş gazetesini okuduk, adresinin oradan öğrendik ve bugün ancak mümkün oldu sizi ziyaret etmek” dedik. “Partinizi tanımak istiyoruz, bizim sosyalizme sempatimiz var, okulda bir arkadaş grubuyuz” dedik, ardından. Çok memnun oldu, ayağa kalktı, iki metre kadar boyu vardı, yer gösterdi oturduk. Bize Vatan Partisi’ni anlatmaya başladı. Üç dört saat bize parti programını anlattı. Gerekçesini, neden kurulduğunu.
Tercüme eserlerle sosyalizmin olmayacağını, kendine has yöntemlerle politika yapmak gerektiğini, bunun da Vatan Partisi programıyla olacağını anlattı bize. Bir de tarihten ve özellikle de insan sağlığına dikkat etmek gibi konulardan da bahsetti.
Arkadaşlarla bu kadar uzun bir konferansı ilk kez dinlediğimizden kafamız yorgun düşmüş bir şekilde Parti’den çıktık. İkinci gidişimizde bize el yazısı ile hazırlanmış “felsefe ekolleri” , yani diyalektik, tarihi materyalizm ve diğer metafizik felsefeler konusunda kısa, küçük fişler halinde 2-3 sayfalık bir metin verdi. Yaz günlerini VP programı, felsefe ekolleri ve buna bağlı birkaç kitabı inceleyerek geçirdik.
VP’de Gençlik kolları görevlisiydim. Örgütlenme çalışmaları yapıyorduk bir yandan da.
27 Mayıs sonrası ‘Anayasa’ teklifini, ‘Doktor’un küçük broşürlerini yayınladık (Fetih ve Medeniyet vb.), bir yandan “Komedi Tiyatrosu” adıyla bir tiyatro kurduk. Tiyatro ekibiyle Anadolu’da seyahatler yaptık. Ondan sonra Doktor’un 1964 yılında “Türkiye’de Kapitalizm”, 1965’te “Tarih, Devrim Sosyalizm” , 1. Kuvay-ı Milliye, 2. Kuvay-ı Milliye kitaplarının yayınını hazırladık.
Yapı-İş Sendikası’nın organizatörüydüm ben. Birçok ilde örgütlenmeler, eylemler ve direnişler yaptık. DİSK’in kuruluşunda da rol aldım.
Hikmet Kıvılcımlı'yla birlikte uzun süre mücadele eden üç kişi oldu. Fatma Nudiye Yalçı, Kerim Korcan ve ben. 1955 yılında O’nu tanıdığımda 20 yaşında bir gençtim. Öldüğü güne kadar da kopmadım. Günde 8-10 saat birlikte ‘yol yürüdük’. Doktor’un anlattıklarından ve kitaplarından edindiğim derslerle kendimi proletarya çizgisinin öğrencisi ve eylemcisi olmaya çalışarak bir 10 yıllık sendikalizm hareketi liderliği yaptım.
“ÖZGÜN BİLİM ÇALIŞMASI YAPAN TEK İSİM KIVILCIMLIDIR"
Er meydanına çıkıp mücadele edecek adamın bir saat sonra ne yapacağını yazmıştır, madde madde saymıştır Vatan Partisi programı. Türkiye gerçeğine göre hazırlanmış bir parti programıdır. Köylünün durumunu, işçi sınıfının, sanayicinin, ticaret erbabının yerini anlatır. Vurguncu ticaret yerine şuurlu ticareti anlatır. Bir planlamayla yapılabilecek bir ticaret düzenidir. Bunun için de iktidar olmak gerekir. Özgün bilim çalışması yapan tek kişidir Kıvılcımlı. Bu çok önemlidir, taklit yoktur O’nda. Verilerden hareketle sentez yapar. Veriler dediğimiz nedir? Türkiye’de her makalesinde her yazı, broşür, dergi ve kitap yazılarında verilerden hareket ederek bilim yapan bir insandır. Çalışmalarında ayrıca Resmi Gazete yazıları, İTO yayınları, Humanite gazetesi ve Lemonde dergisinden de faydalanırdı. Her çalışması bir sentezdir. Diyalektif illiyet bağlarını taşıyan, maddeci perspektifle olaylara yaklaşan, onlar arasında ilişki ve çelişkileri süreç ve olaya göre aynen olduğu gibi kaleme alıp sentez yapan, bu sentezi bilimleştiren adamdır Kıvılcımlı. Türkiye’de 27 Mayıs’a kadar Marksizm üzerinde kalem oynatan tek adamdır diyebiliriz çünkü, onun dışında Marksizm üzerinde özgün bir çalışma yapan kimse yoktur. Diğer yapılanlar tercümedir.
Dr. Mustafa Şahbaz (HKP Genel Başkan Yardımcısı):
Hikmet Kıvılcımlı’yla 1969-70’lerde hem düşüncesiyle hem de kendisiyle tanıştım. Cemal Abdül Nasır’ın cenazesinin kaldırıldığı günün ertesinde tanıştık. Sosyalist gazetesi ikinci kez çıkacaktı. Orhan Müstecaplıoğlu’nun Cağaloğlu Çatalçeşme Sokak’taki bir bodrum katındaki atölyesinde. Kıvılcımlı da oraya gelmişti, orada tanıştık. Bir cümlesini hiç unutmuyorum; Abdül Nasır’ın cenazesindeki ölümlerden dolayı “Arap halkı ne kadar santimental” demişti. Santimental kelimesinin anlamını sonradan öğrendim “duygusal” demekmiş. Nasır’ı son yolculuğuna milyonlar uğurlamış, arbede de hatırladığım kadarıyla 40 küsür kişi ölmüştü. Bir de Ankara’da bir konferans için gelmişti. Sosyalist’in bürosunda akşam yapılan 5 Mart tartışmalı toplantısı, orada görüştük.
1970’li yıllarda Sosyalist’in yeniden çıkış çalışmalarında yer aldık. Afişlemeler sırasında gözaltına alındık. Edirnekapı’da afiş yapıyorduk, gözaltına alınıp Ortaklar Karakolu’na götürüldük, oradan da Müteferrika’ya. Cumhuriyet Bayramı arefesiydi, savcı yok diye tutulduk. Bayramdan sonra bırakıldık. Partimizin Genel Başkanı Nurullah Ankut da bizimle birlikteydi. Hikmet Kıvılcımlı Sosyalist’in 1. Sayısında “Sosyalist Kimlerle Çıkıyor” yazısında bu olayı anlatır. Değerli hocamız Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in kefaletiyle bırakıldık, Kendisi aynı zamanda İPSD (İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği)’nin de başkanıydı. Saygıyla anıyorum.
Ustamızın yolunda 2. Kurtuluş Savaşı veriyoruz. "Finans kapital ve tefeci bezirgan sınıfı, antika para babalarına karşı bir mücadele vereceğiz ve bunun adı da İkinci Kuvayi Milliye’dir" der ustamız. Ve bu tespit Denizler, Mahirler tarafından da benimsenmiş, savunulmuştur. Ancak, bugün Denizlerin Mahirlerin takipçisiyiz diyenler bu çizgiyi kaybettiler.
"PAHA BİÇİLMEZ TEORİK VE PRATİK BİR MİRAS BIRAKTI BİZE"
Hikmet Kıvılcımlı Usta, 43 yıl önce ayrıldı bedence aramızdan. İnsanlığın Sınıflı Toplumlar Tarihinin kapitalizm öncesini “Tarih-Devrim-Sosyalizm” baş eseri-anıt eseriyle aydınlatan ve “Toplum Biçimlerinin Gelişimi”, “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş İngiltere”, “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme Son Geçiş Japonya”, “Osmanlı Tarihinin Maddesi”, “Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi”gibi teorik eserleriyle açan; yaşadığımız toprağın tüm sınıf ilişki-çelişkilerini açıklayıp bize sunan Hikmet Kıvılcımlı nasıl ölmüş olabilir?
Bütün bu eseleriyle hem dünya insanlığının hem de Türkiye insanının önünü aydınlatmıştır, teorik olarak. Bize devamlı kullanabileceğimiz paha biçilmez teorik miraslar-hazineler bırakmıştır.
Sadece teori adamı değildir. O, aynı zamanda yorulmak bilmez bir devrim savaşçısıdır. Devrimci mücadelede dinlenme zamanını, Kerim Korcan'ın aktardığı gibi; yalnızca bir çay içimlik zamana indirgemiş, bir devrim eridir O. Bu teorik ve pratik mücadelesinin bedelini, kimsenin dayanamayacağı sayısız işkencelerden geçerek ödemiştir. Fakat bu işkencelerden her defasında alnının akıyla, dimdik çıkmıştır. Kendi deyişiyle “Poliste direnmeyi en büyük erdem belle”miştir. 22,5 yıllık zindan hayatını ise çile çekerek geçirmemiş, hapishaneleri üniversiteye çevirmiştir. Kendisine 1929 Tevkifatı’nda İzmir Ağır Ceza Hâkimi kendisine 4,5 yıl ceza verdiğinde “kızıl bir profesör olmak için yeter”, demiştir. Hapishanedeki hayatı, O’nun nasıl bir iradeye sahip olduğunun kanıtıdır. Her gün kesintisiz yaptığı beden eğitimiyle bedenini, bir gün bile ara vermeden yürüttüğü teorik çalışmasıyla ruhunu dipdiri tutmuş, bu emeğin ürünü olarak da Antika Tarihi aydınlatmış ve sayısı yüzleri bulan eser yaratmış, bizlere bırakmıştır. Kıvılcımlı’nın bir ömür harcayarak bizlere sunduğu teorik ve pratik silahlar pırıl pırıl elimizdeyse O da yaşıyor, bizimle birlikte savaşıyor, demektir.
Blogger tarafından desteklenmektedir.