Nasıl oluyor da oluyor?

AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kayyım olarak CHP’nin başına tayin edilmesi operasyonunun herhangi bir yerinde parti olarak bulunmadıklarını söylediğini okuyunca, kendisine sessiz bir teşekkür yolladım.


Bunca can sıkıcı haberin içinde insanı en azından tebessüm ettirecek bir yaklaşım.

Meğer AKP bu işin bir tarafı değilmiş!

Polis tarafından parti merkezinden zorla çıkarılan Özgür Özel mağdur değilmiş de “siyasi zorba” imiş!

Çelik, gerçek bir sitcom yapmış, medyamız da bunu haber diye yayınlamış!

Eğlenceli bir durum yani!

Kemal Kılıçdaroğlu ve avanesi ile AKP yöneticileri dışında herkes bu işin hukuk dışı olduğunu söylüyor.

MHP Genel Başkanı, Kılıçdaroğlu’na “bırak bu işleri” derken Genel Başkan Yardımcısı da hukuken bu işin neden mümkün olamayacağını açıklamış.

Bunlar zaten günlerdir konuşulan, yazıp çizilen şeyler.

Bütün bu gürültü içinde, nasıl olup da hukuk fakültesinde okumuş, orada gördüğü teorik eğitimi staj sırasında ve daha sonra hâkim – savcı olduklarında pratikte de uygulamış olan insanlar, “hukuk dışıyım” diye bağıran kararları bu kadar kolay alabiliyorlar meselesini merak ediyordum.

Yanıtımı geçen hafta New York Times’da yayınlanan bir haberde buldum.

Amanda Taub, bu haberinde yeni yayımlanan bir kitaptan söz ediyor ve otoriter rejimlerin, daha alt kademelerde görevli bürokratları nasıl olup da kendi hukuksuzluklarına bu kadar kolayca alet edebildiğini anlatıyor.

Bugün bu haberden bir özet yapacağım; okurken gözünüzün önünde canlan tiplerin isimlerini söylemenize gerek yok, onlar kendilerini kolayca tanıyacaklardır zaten.

Taub’un haberi şu cümleyle başlıyor: “En yetenekli otokratlar bile tek başına hüküm süremezler.”

Gerçekten de öyledir.

Süpermen bile olsa bütün işlere yetişemezler ve devlet bürokrasisinin alt kademelerinde yer alan bazı tiplerin kendilerine durumdan vazife çıkarmalarını beklerler.

“İktidarı pekiştirme ve sürdürmenin kirli işlerini fiilen yürütmek için bu liderler, çok daha fazla sayıda alt ve orta düzey kişiden yardım alırlar.”

İktidar elitlerinin ve iktidarın özel olarak zenginleştirdiği kişilerin nasıl bir “teşvik paketi” ile bu işe gönüllü olduklarını tahmin etmek zor değil.

Ancak asıl önemli olan “sıradan çalışanlar”; çünkü onlar olmasa rejimin işlerini görecek kimse olmayacak.

Alman siyaset bilimciler Christian Glassel ve Adam Scharpf’ın geçtiğimiz yılın sonunda yayınlanan kitapları “Diktatörlükte Kariyer Yapmak” adını taşıyor.

Adam Scharpf, genç bir doktora öğrencisi olarak Buenos Aires’te tez araştırması yaparken, bir kafede bir hükümet yetkilisi kendisine “askeri diktatörlük döneminde rejimin en kötü kirli işlerini yapan istihbarat görevlilerinin ‘özünde aptal’ olduklarını” söylemiş.

Dr. Scharpf, ilk başta yetkilinin bu sözü hakaret amacıyla söylediğini düşünmüş.

Ancak daha sonra yetkilinin sözünü kelimenin tam anlamıyla söylediğini fark etmiş.

Bunun üzerine 1970 ve 1980’lerde Arjantin’deki Kirli Savaş dönemi ile ilgili verilere dayanan bir araştırmaya girişmiş.

Taub’dan aktarıyorum:

“Her yerdeki çalışanların aşina olduğu kariyer baskılarının – durdurulmuş bir kariyeri canlandırma veya küçük bir terfi alma arzusu – alt ve orta düzey yetkilileri mesleki yükümlülükleri, temel normları ve hatta temel ahlakı ihlal etmeye teşvik etmek için yeterli olabileceği ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre, bu kararları veren kişiler ne aşırılıkçı ne de mağdur. Çoğu zaman sadece yükselmenin bir yolunu arayan orta düzey çalışanlar.”

Kitap, bu hizmetin onlara asla elde edemeyecekleri terfi ve kariyer başarılarına ulaşmalarına olanak tanıdığını anlatıyor.

Taub şöyle yazmış:

“Modern çağda, otokratik liderler genellikle seçimler yoluyla iktidara gelir ve ardından gücü kendi ellerinde toplamak için denge ve denetleme mekanizmalarını ortadan kaldırırlar. Bu süreç, Arjantin askeri cuntası veya Stalin’in NKVD’si tarafından gerçekleştirilen eylemlerden çok daha az şiddet içerir, ancak zamanla siyasi rekabeti ve ifade özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtlar. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde demokratik gerilemeyi inceleyen siyaset bilimci Erica Frantz, her ülkenin kendine özgü özellikleri olsa da bu sürecin genellikle bir kalıbı izlediğini söyledi. Frantz’a göre, başlangıçta, seçilmiş otokrat adayları, iktidarı ele geçirme girişimlerini onaylamak için genellikle önemli pozisyonlara ‘sadık kaybedenleri’ atarlar. Lider, insanların başka kariyer seçenekleri yoksa daha sadık olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu bilir.”

Otokrat liderin, bu kişilere “cezasızlık sinyali” vererek yanlış yapmaları durumunda herhangi bir sonuçla karşılaşmayacaklarından emin olmalarını sağlaması da bu işin bir başka boyutu.

Okurken gözümün önünden kimler kimler geçti, isimlerini şimdi vermek istemem.

Bir gün karşılıklı oturup sizlerin akınızdan geçen isimler ile benimkileri karşılaştırsak ortak isimlerin sayısının çokluğu karşısında şaşkınlığa düşebiliriz. (MEHMET Y. YILMAZ - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.