Kendi düşen ağlamaz, Kemal Bey!

Galiba o 2,5 yıl içinde hesabınızı, halkın, CHP’lilerin "alışacağı, unutacağı, her şeyi anlamayacağı" üzerine kurmuştunuz; ancak hesap tutmadı


Duyduk ki Deniz Göktaş’ın yanına gitmişsiniz, Kemal Bey.

“Ölü Deniz” ile kısa sürede milyonların izlediği ve sevdiği o cesur gençle görüşmüşsünüz.

Böyle popüler biriyle görüşme hamlesi doğrusu iyi bir fikir.

Bir de onun serbest bırakılmasını sağlasaydınız, nasıl bir bomba etkisi yaratırdı!

Bunu yapabilir miydiniz, Kemal Bey?

İktidar bu konuda size yardımcı olur muydu?

CHP genel başkanlık koltuğunun yanında bu da bir şey mi!

Deniz’le görüşme fikri sizden mi çıktı, sizin danışmanlarınızdan mı? Yoksa “yukarıdan” gelen bir öneri miydi bu?

Öğrendiğimiz kadarıyla Deniz, sizinle görüşmek istememiş. Kendisi “emrivaki oldu” diyor.

“Geçmiş olsun” demişsiniz, o da teşekkür etmiş. “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sormuşsunuz, “yok” demiş.

Aslında sizinle görüşmek istemediğini söylemiş.

“Madem geldiniz milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın!” demiş.

Siz başınızı sallamışsınız, sonra da gitmişsiniz.

Deniz Göktaş’la görüşme hamlesi boşa düşmüş.

Bu arada adliyede yine size “hain” ve “dışarı” diye bağırmışlar.

Yüzünüzden kimse sizin canınızın sıkıldığını, üzüldüğünüzü anlayamaz. Bu konuda özel bir yeteneğiniz var. Ama moralinizin bozulduğunu tahmin edebiliriz.

Sizi Kadir İnanır’ın cenazesinde de görmüştük. Bakan’a yakındınız. Size ön taraftan yer açmaya çalışıyorlardı. Yine tepkiler ve protestolar vardı.

Belli ki bu girişimleri sürdüreceksiniz.

* * *

Kabalık saymazsanız size bir atasözümüzü hatırlatmak istiyorum, Kemal Bey.

Kendi düşen ağlamaz!

Bu sizin seçiminizdi.

Hem de öyle ani bir seçim falan değil.

Diyelim ki, CHP Kurultay’ında Özgür Özel’e yenilmenizden birkaç gün sonra ofis açmanız konusunda size baskı yaptılar, ikna ettiler.

Sonrasında epeyce zaman geçti.

Düşünmek için 2,5 yılınız vardı.

Siz seçiminizi yaptınız, Kemal Bey!

Aslında o seçim bir intihardı.

İktidarla iş birliği yapıp CHP’nin başına atanmayı göze aldınız.

Partinizin kapılarını kırdırdınız.

Birçok CHP’liyi partiden atıyorsunuz.

Hapistekileri betona gömüyorsunuz.

Özgür olanların hapse gönderilmesinin yolunu döşüyorsunuz.

Ama bu arada Deniz Göktaş’ın yanında görünerek puan almaya çalışıyorsunuz.

Kadir İnanır’ın cenazesine giderek sempatik olma telaşındasınız.

2,5 yıl içinde halkın, CHP’lilerin alışacağını, unutacağını, her şeyi anlamayacağını düşündünüz.

Sanırım hesabınız buydu. Ya da hâlâ bu!

Yanınıza aldığınız insanlar da bu hesabın cazibesine kapılmış olabilir.

“İlk zamanlar zor geçebilir ama sonra herkes alışır, unutur…”

Bilmem katılır mısınız ama siyaseti ahlak ve vicdan gibi değerlerden sıyıran bir yaklaşım bu.

Başımıza ne geldiyse bu ayrımdan geldi…

* * *

“Mutlak butlan”! Bu kulağa bile tatsız gelen kavramı çoktan beri duyuyorduk.

Yüksek sesle itiraf edemesek de, içimizden bir ses “Acaba Kemal Bey çıkıp da ben butlan, kayyım falan olmam!” diyebilir mi diye fısıldıyordu.

Hani yüzde 1 de olsa…

Olmadı tabii…

Siz koltuğa oturdunuz.

Salı toplantıları, Sözcü TV söyleşisi, şu ya da bu göreve getirilecek kadrolar seçme, “halkla buluşma”, basın toplantısı; bu tür konularda pek de başarılı sayılmayacak adımlar attınız.

Galiba sadece siz değil, size CHP kapısını açanlar da başka şeyler ummuştu.

Hâlâ da birlikte umudunuzu sürdürüyor olabilirsiniz.

Ne var ki sadece sizin değil, herkesin umutları var...

Herhalde şunu kabul edersiniz: “Mutlak butlan” ile koltuğa oturmanızdan bu yana geçen 1,5 ayda işleriniz pek iyi gitmiyor.

Halk, CHP seçmenleri, parti üyeleri sizi kabul etmiyor.

Protestolar şiddetle devam ediyor.

Oysa siz o 2,5 yıl içinde “alışırlar, unuturlar, her şeyi anlamazlar” diye ummuştunuz.

Demek ki insanlar sizin sandığınız kadar aptal değilmiş, Kemal Bey.

Bizim değil, sizin anlamanız gereken şeyler var.

Siz intihar ettiniz, Kemal Bey.

Sizi bir zamanlar “iyi bilirdik”…

Bir zamanlar… (HAKAN AKSAY - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.