Katliamın tanığı Mehmet Güvel anlatıyor...

Katliamın tanığı Mehmet Güvel anlatıyor...

Kamuoyuna "Hayat Dönüş Operasyonu" olarak duyurulan, ancak operasyonu planlayanların plana "Tufan" adı verdiği çok sonradan ortaya çıkan 19 Aralık 2000'de Türkiye'de 20 cezaevine yapılan operasyonda yaşanan katliamının üzerinden 12 yıl geçti. Türkiye'nin Kıbrıs harekatından sonra gerçekleştirdiği en büyük operasyon olarak bilinen bu katliam esnasında tutsakların F Tipi cezaevlerine karşı başlattıkları ölüm orucu eylemi 60'ıncı günündeydi. 19-22 Aralık günleri boyunca cezaevlerinde 8 jandarma komando taburu, 37 bölük asker, binlerce çevik kuvvet ve ceza infaz memurunun katıldığı operasyonda binlerce mermi, el bombası ve 20 bini aşkın gaz bombası kullanıldı. Katliam sırasında 28 tutsak kurşunlanarak ve yakılarak yaşamını yitirirken, devam eden ölüm oruçlarıyla birlikte 19 Aralık katliamının bilançosu 122 kişiye çıktı. 600'ün üzerinde tutsak operasyon ve ölüm orucuna yapılan müdahaleler sonucu sakat kaldı. Katliam sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nden hastaneye götürülen Birsen Kars adlı kadın tutsağın "Hepimizi diri diri yaktılar" haykırışı halen hafızalarda.

Daha önce 1996'da uygulamaya konmak istenen F Tipi cezaevlerine karşı cezaevlerinde başlatılan ve 12 tutsağın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan ölüm orucu eylemine katıldığı için Wernicke Korsakoff sendromuna yakalanan Mehmet Güvel de, 19 Aralık'ta müdahalenin en sert yapıldığı Bayrampaşa Cezaevi'ndeki katliamın tanıklarından biri. Güvel, "F Tipi hapishaneleri emperyalistlerin ve işbirlikçilerin beraber hazırladığı kapsamlı bir projeydi. Biz de bu projeye karşı kapsamlı bir karşı koyuşu nasıl koyabiliriz, bulunduğumuz şartlarda bunun tartışması yapıldı ve bu tartışmaların sonucunda ancak ölüm oruçlarıyla bir çözüm yoluna yaklaşabileceği kararına varıldı" diyerek, 20 Ekim 2000 tarihinde F Tipi cezaevlerine karşı cezaevlerinde ölüm oruçlarının başladığını söyledi.

OPERASYON 2 YIL ÖNCE PLANLANMIŞTI

Uzun süren ölüm oruçlarının sonlandırılması kendileri ile görüşen bir heyetin, taleplerini kabul etmek üzereyken, gelen bir telefonun ardından görüşmeden ayrıldığını söyleyen Güvel, "19 Aralık katliamının yapılmasına 2 sene önceden karar verildiğini sonrada anladık. Bütün hapishanelerin planları çıkartılmış. Tek tek nerelerden saldırılabileceğinin planı yapılmış" diyerek katliamın devlet tarafından çok önceden bilinçli bir şekilde organize edildiğini kaydetti. Güvel, böyle bir operasyonu tutsaklar olarak öngördüklerini ifade ederek, "Biz saldırıdan önce böyle bir müdahaleyi beklediğimiz için koridorda sürekli nöbetçilerimiz olurdu. Hatta gazla saldıracaklarını düşündüğümüz için su şişeleri ve kömürden kendi imkanlarımızla gaz maskeleri yaptık. 19 Aralık sabaha karşı 04.00 civarında operasyon başladı. Wernicke Korsakoff hastası olduğum için bazı şeyleri aklımda tutamıyorum, ama katliamda gördüğüm sahnelerin hepsi aklımda. Hiç unutulacak görüntüler değildi" dedi.

HEM YANDILAR HEM DE KURŞUNLANDILAR!

Operasyonda kullanılan gazın, giysilere zarar vermediğini ancak teni ve saçları yaktığını aktaran Güvel, "Ayrıca içeri yangın bombaları da attılar. Böylece 6 kadın arkadaş yakılarak katledildi. Aileler katliamdan sonra evlatlarını teşhis etmek için gidiyorlar. 4 kişi bir şekilde teşhis ediliyor. Fakat 2 arkadaş tamamen kömürleşmiş olduğu için teşhis edilemiyor. Aileler artık 'birini sen al birini ben alayım' demek zorunda kalıyor" diye konuştu. Güvel, ölüm orucundaki tutsaklardan 2'sinin, olası bir operasyona karşı bedenlerini ateşe verme kararını önceden aldığını, bunu basına ve savcılığa bildirdiklerini ifade ederek, "Bu arkadaşlar Fırat Tavuk ve Aşur Korkmaz'dı. Operasyon başlayınca önce biri çıktı, 'operasyonu durdurmadığınız takdirde kendimi yakacağım' dedi, yanıcı maddeyi dökerek kibriti çaktı. Buna rağmen onu kurşunladılar. Hem yandı hem kurşunladılar. Daha sonra diğer arkadaşımız da aynı şekilde çıktı, onu da yanarken kurşunlarla katlettiler. O arkadaşlarımızdan sonra operasyon devam etti ama devletin çekinceleri olmaya başladı. Biz o katliamda ölmediysek arkadaşlarımızın fedası sayesindedir. Kalanlar olarak onların fedasının büyük bir rolü olduğuna inanıyoruz" diye belirtti.

Dışarı çıkmalarının ardından havalandırma duvarının kepçelerle yıkılarak, itfaiye ve ambulansların getirildiğini anlatan Güvel, "Bizleri teker teker karşılıklı dizilen askerlerin arasında döverek, hangar gibi bir yere attılar. Kimlik tespiti yapıldıktan sonra arkamızdan kelepçelediler. Ringe koydular, bir ringin içinde 9 kişiyiz. Arkadan plastik kelepçeli halde, nereye gittiğimizi bilmeden uzun bir yolculuğa çıktık. Bu arada hiçbir ihtiyacımız karşılanmadan Edirne F Tipi Cezaevi'ne getirildik" diyerek, yaşadıklarını söyledi.

F TİPİNE KARŞI MÜCADELEDE 122 İNSANIMIZ YAŞAMINI KAYBETTİ

Güvel, Wernicke Korsakoff sendromu nedeni ile bir yıl kadar sonra tahliye edildiğini aktararak, "Çıkar çıkmaz Küçük Armutlu'ya giderek dışarıda ölüm oruçlarına devam etmeye başladık. Çünkü biz bunu kendimiz için değil, tecridin kaldırılması için yaptık. Daha sonra Küçük Armutlu'ya yapılan operasyonlarda da 12 kişi katledildi. Ölüm oruçları ve operasyonlarla toplam 122 insanımız hayatlarını kaybetti" dedi ve F Tipi cezaevlerine karşı verilen mücadelenin halen sürdüğünü belirtti. "Tecrit ve 19 Aralık hala devam ediyor" diyen Güvel, tecridin sadece hapishanelerde değil, dışarıda da devam ettiğini ve sesini çıkaran herkesin hapsedilmek istendiğini dile getirdi.
Blogger tarafından desteklenmektedir.