HASTA BİR BAŞBAKAN, RECEP TAYYİP’SİZ BİR TÜRKİYE


Halk hareketi sırasında, polis saldırısıyla hayatlarını kaybeden; Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş ve Ethem Sarısülük için, saygı, onur, şeref…!

ON GÜN
O kitabı 1978 yılında, yani 18 yaşımdayken İzmir’de okumuştum. Sovyet devrimini ve devrimin son günlerini anlatan baş döndürücü bir John Reed çalışmasıydı, “Dünyayı Sarsan On Gün”
31 Mayıs’tan başlayarak bugüne kadar yaşananlara baktığımda aklıma önce bu kitap geliverdi hemen…

31 MAYIS 2013
Fakülteden bir arkadaşım o küçük ama inatçı çevre hareketinin içerisindeydi. Hükümetin, Taksim için düşündüğü ve temelinde sadece rantın olduğu o artık hepimizin öğrendiği ve bilgi sahibi olduğu talan projesine karşı çıkıyordu bu hareket.
Önce sosyal medyada seslerini duyurmakla işe başladılar. Ardından, orada, Taksim meydanında bir nöbeti hayata geçirdiler. İstiklal caddesindeki Emek sinemasının yıkılmasının gündem almasıyla birlikte hareket ve bu karşı koyuş yavaş yavaş ete kemiğe bürünmeye başladı. 31 Mayıs akşam üzeri, İstiklal caddesinde polisin gerçekleştirdiği vahşi ve insanlık dışı ilk saldırıyla birlikte bütün bir ülkeye yayılan halk hareketinin fitili ateşlendi.
Başından beri, hareketin içinden en sıcak gelişmeleri arkadaşım sayesinde yakından gözlemledim.

EN SICAK SONUÇLAR
Bugün halk direnişinin 12. günü.
Kısacık ama, çok büyük, çok önemli ve çok derin derslerle ve sonuçlarla dolu bir süredir bu.
Her şeyden önce halk, kendi gücünün farkına varmıştır. Bu gelişme, bir kırılma noktasıdır. Sözünü ettiğimiz bu farkına varış, Recep Tayyip’in öyle pek de korkulacak bir figür olmadığı gerçeğini de peşinden getirmiştir. Yani halk artık korkmamayı öğrenmiştir.
Yine Örneğin Devlet Bahçeli’yi hayatın tamamen dışına itmiştir bu 12 gün.
Geldiği noktada artık fahişeleşmiş olan ana akım medyayı epeyce geniş ve bir o kadar da derin bir foseptik çukuruna fırlatıp atmıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu’na, içinde bolca milli sözcüğünün geçtiği bir sürü cümle kurdurabilmiştir.
Neredeyse her dünya görüşünden insanı, bir anda ve hesapsız, kitapsız bir araya getirmiştir.
Az şey midir bunlar.

HASTA BİR BAŞBAKAN, RECEP TAYYİP’SİZ BİR TÜRKİYE
Şimdi, başta ABD olmak üzere, bütün emperyalist odaklar Türkiye için yeni projelere kafa yoruyor. Ama şundan kesin emin olabilirsiniz ki, bu projelerin bir tekinde bile artık Recep Tayyip yok. Son çıktığı ve Suriye’ye müdahale onayı almayı düşündüğü ama ardına baka baka dönmek zorunda kaldığı ABD gezisiyle ilgili olarak kamuoyuna pek yansımayan bir gelişme, artık Recep Tayyip’siz bir Türkiye projesinin gündeme getirileceğini işaret ediyor.
O ABD gezisinin bir bölümünü işgal eden bu gelişme, Recep Tayyip’in sağlığıyla ilgili.
Yakın geçmişte birkaç kez kolon kanseri nedeniyle operasyon geçirmiş olan Recep Tayyip, söylenenlere göre, bu hastalığıyla ilgili olarak yeniden ve daha ciddi sıkıntılar yaşamaya başlamış. Emperyalist odakların Recep Tayyip’siz bir Türkiye projesini gündemine almasının temelinde en çok da işte bu gelişme yer kaplıyor.

RECEP TAYYİP UYDURAMADIK, ABDULLAH GÜL VERELİM
Ülke için hesaplanan bu yeni tasarımın içini emperyalizm, Abdullah Gül figürüyle doldurma formülasyonunu şekillendirme noktasına gelmiştir. Ve yine emperyalizm, bu çabasını yerleştirdiği çerçevenin içine büyük bir ihtimalle Devlet Bahçeli’yi de dahil edecektir.
Recep Tayyip’in hastalığı ve halk hareketi karşısındaki pozisyonu bu anlamda temel belirleyicidir.

TARİHE NOT DÜŞTÜK
3 ölüme rağmen “Polisimiz orantılı güç kullanmaktadır” diyen içişleri bakanını,
Direnişin 5. gününde hastaneler yaralı ve ağır yaralılarla dolup taşarken , “İstanbul’da şu an için yaralı yoktur” diyen İstanbul valisini,
Eski ve yeni milletvekilleriyle ve hatırı sayılır kalabalıklarla meydanları dolduran MHP’lilere rağmen, “Olayların içerisinde ülkücüler yer almamıştır” diyen MHP genel başkanını,
En sıcak çatışmaların yurdun her yanını sardığı bir anda penguen belgeselleri ve güzellik yarışmaları yayınlayan ana akım medyayı,
“Caminin içinde grup seks bile yapmışlardır” diyen Vakit gazetesi yazarını,
“Bu eylemleri ve eylem sürecini asla desteklemiyoruz” diyerek, MHP genel başkanıyla yan yana olmakta hiçbir sakınca görmeyen BDP eşbaşkanlarını,
Türkiye tarihi asla unutmayacaktır.

BU YAZININ DİPNOTU
1) Gazi Mahallesi’ndeki halk direnişinde, kalabalıkların üzerine eşi emsali görülmemiş bir vahşilikle saldıran polislere, “HEY GUYS, MOVE BACK” diye bas bas bağırarak talimat veren yabancılar var, kameralarla tespit edilmişlerdir.

2) Recep Tayyip’in kolon kanseri metastaz, yani yayılmacı bir özellik taşıyor. Erdoğan açısından sıkıntı da burada. Bunu biz değil, CIA söylüyor.

3) 12 Eylül’den bir hafta önce, Ankara Gölbaşı’nda, Renault marka bir aracın içerisinde, Devlet Bahçeli ve yanındaki iki kişi, bazı silahlarla birlikte yakalanıyorlar. O iki kişi tutuklanıyor ama Bahçeli nezarete bile konulmadan serbest bırakılıyor. Son gelişmelerin gündemi belirlemesi noktasında, Bahçeli etrafında şekillenen soru işaretleri ve yaptığı tuhaf muhalefet göz ününde bulundurulurken, akılların bir köşesinde tutulmasına inandığım için yazıyorum bunu. Bana inanmayan gidip Can Dündar’a sorsun.

4) İzmir emniyet müdürü nihayet dün (7 Haziran 2013), o eli sopalı ne idüğü belirsiz şahısların polis olduklarını itiraf etti. On gündür şiddetle yalanlıyordu. Değişik kanıtlara bakarak en sonunda geri adım attı ve doğruyu telaffuz etti.

5) Recep Tayyip’in tasfiyesi operasyonunun arkasında, Cemaat-CIA-İngiltere var. Hedefleri ise, yazımın içerisinde de belirttiğim gibi, artık Abdullah Gül’lü bir Türkiye.

6) Akademisyen ve Radikal gazetesi köşe yazarı Prof. Ahmet İnsel’in Gezi Direnişi’ne ilişkin söyledikleri hayli yol gösterici, kulak vermek gerekiyor: “Başbakan’ın her konuya maydanoz olması, muhtarlık seviyesindeki işlerden cumhurbaşkanlığı seviyesindeki işlere kadar her seviyede, her alanda müdahaleci, düzenleyici, yaptırımcı olma taşkınlığı. Bunu yaparken sergilediği kibirli, kendisini desteklemeyen, görüşlerini paylaşmayanları aşağılayıcı üslubu. Bunu sadece alkol kullanımı konusunda değil, kendi katı muhafazakar ahlak anlayışı ve estetik değerleriyle ilgili her konuda yapıyor. Firavunvari projelerine, özellikle kendisini İstanbul Sultanı gibi gördüğü bu kentte insanlar “Yeter artık!” dedi”
HAYRİ GÜNEL
Blogger tarafından desteklenmektedir.