Her "Eşitlik" Diyeni Mandela Yapmak Üzerine

Mandela bile ‘’komünist değilim’’ diyor, dönüp Apo’ya bakıyoruz ki ne görelim! Büyük İslam birliği güdümünde, Hanefi sancağı altında bir ırka mahsus ülke kurma vaadiyle kendini komünistten başkaca, Marksist Leninist sosyalist olarak satıyor..!

Bir defa komünist nedir? Ortak mülkiyet temelinde özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu, sınıfsız, bir toplumun toplumsal örgütlenme ile kurulmasını hedefleyen  sistemin taraftarı/uygulayıcısıdır.

Sosyalizm sadece üretim araçlarının ortaklığına dayanırken komünizm aynı zamanda sınıfsız bir toplum tasarlar. Hem sosyalizmin hem komünizmin en önemli kuramcılarından üçü Marx, Lenin ve Mao’dur. Kendi adlarına kuramları bulunan bu üçlünün bir çok ortak noktasının olmasının yanında ciddi farklılıkları da vardır. Ancak her şeye rağmen sömürüye birebir tanıklık etmiş, toplumsal duyarlılığı yüksek insanlardır.

Düşün ki dünyanın herhangi bir yerinde ten renginden, cinsiyetinden, dilinden, inancından yahut ırkından vb. dolayı bizzat vatandaşı olduğun devlet yasaları ile topyekun ikinci sınıf insan muamelesi görüyorsun. En basit yurttaşlık haklarında bile ayrıcalıklı sınıfın feragati ile olağanüstü haller şartıyla bin bir badireyi aşarak asgari oranda faydalandırılıyorsun. 

Eğitimi, sağlığı, barınmayı geç. Diyelim ki bir sokakta yürüyorsun ve oturmak istedin. Cadde boyunca boş banklardan, üzerinde ‘’beyazlar içindir’’ yazmayanı bulmak zorundasın. Bir şeyler içmek istedin, ‘’Yahudiler giremez’’ yazan kafeyi pas geçmek zorundasın. Bir düğün yemeğindeysen önce erkeklerin karnını doyurmasını beklemek zorundasın. Çocuğuna ırkını belirten ata isimleri değil, kendisi her çağrıldığında iktidarın kimde olduğunu hatırlatan ‘’mealen’’ adlar uydurmak zorundasın. Kadın çocuk demeden tüm insani şartlardan, hukuki sendikal haklardan uzak günde 12-15 saat mesai yapmak ve aldığın 3 kuruşa kanaat etmek zorundasın.

Bunun gibi aklın havsalanın alamayacağı son derece fantastik ayrımcılık ve sömürü insanlık tarihinde olagelmiş ve hala büyük ölçüde sürmektedir. Öte yandan her devir kendi zalimiyle beraber kahraman(lar)ını da yaratacağı üzere, daima bir cengaver çıkıp ‘’eh yeterin be’’ diyerek halkına yapılan bu zulme başkaldırmış, toplumu ateşlemiş, yol göstermiş hatta bizatihi kitleyi yönetmiştir.  İşte bu cengaverler eski tarihlerde efsanevi karakterlerden, ilahi güçlerden, sonrasında kahraman babadan dededen ve nihayet son yüzyılda da başta söz ettiğimiz Marx, Lenin, Mao (belki Troçki’de eklenebilir) üçlüsünü –tıpkı Lenin ve Mao’nun da öncesinde Marksist olmaları gibi- teorisyen olarak öne koymuş ve o doğrultuda strateji belirlemiştir. Mao ve Lenin hem Marksist yaklaşımı benimsemiş hem de kurdukları kendi ülkelerinde geliştirdikleri kendi kuramlarıyla beraber fikri pratiğe geçirmeye çalışmışlardır. Çalışmışlardır nitekim başlangıçta niyet böyleyken sonradan işler değişmiştir.

Bak şimdi:

Mao bildiğin gibi, Marx’dan etkilenerek Stalin benzeri ‘’garantici’’ yaklaşımla devrimini gerçekleştirecekti. Ama onun elindeki dinamik Marx’ın proleterya’sı değil, köylülerdi. Sosyalizm
ekseninde bir ‘’Kültür Devrimi’’ projesi vardı. Ancak ömrü yetmedi. Komünist Çin kuruldu kurulmasına ancak Mao’nun ardından çağın gerisinde kalan sanayi ve teknoloji bahane edilerek özel sermaye inisiyatifi oluştu. Fakat mevcut sermaye hedef kalkınmayı karşılamaya yetmeyince önce Japonya sonra ABD ticaret işbirliğiyle bu gün tabelasında yazanın aksine; işçi ve köylüyü sömüren, ucuz iş kalitesiz ürün çizgisinde, tam anlamıyla kapitalist bir ekonomi politikasıyla burjuvasını yaratan bir ülkeye dönüştü. 

Bu arada Mao’dan sonra Çin’de kapitalizm’in el vermesiyle yükselen sanayi, dünyanın en kalabalık işçi sınıfını oluşturdu. Yani şöyle düşün, eğer Çin’deki işçi sınıfı devlet sendikasından kurtulup kendi sivil örgütlenmesini oluşturur, bu bağlamda bir ayaklanma başlatırsa tüm dünyada işçi yasaları alaşağı edip gerçek bir işçi devrimi yapılabilir. Neyse bu başka bir konu. Meseleye dönelim.

Hatırlayacağın üzere Lenin’in tek hayali sosyalizmi bütün Dünya’ya yaymaktı. Aksi halde yükselen emperyalizme karşı SSCB’nin tek başına ayakta kalması imkansızdı. Ancak Lenin ölümsüz değildi. Projesini uygulayamadan hayatını kaybetti. Stalin, Lenin’le aynı görüşte olmadığından, onun taraftarlarını lağvedip Troçki’yi sürgüne gönderdikten sonra demir yumrukla ülkeyi yönetmeye devam etmekle kendisi de öngörmüş olmalıydı Sovyet Rusya’nın er geç dağılacağını. Nitekim öyle de oldu. Geminin batması sadece sosyalizme olan güveni sarsmakla kalmadı. Rusya’nın desteğiyle mücadeleyi sürdüren iç savaşın pompalandığı sömürünün tahammülü aştığı bölgelerde de direnci kırdı. Rusya, devrimin üzerinden 100 yıl bile geçmeden ABD ile ticari ortaklıklardan Ortadoğu projesindeki stratejilere kadar her alanda emperyalizmin sacayağı olmaktan kaçamadı.

Mandela’da tam bu sırada özgürlüğüne kavuştu(ruldu). SSCB’nin varlığında, gerek ideolojinin ilham vermesi gerek yapılan yardımlar ile direnişini sürdüren; toprakları, kaynakları gaspedilmiş Afrikalı, bir anda yapayalnız kaldı. Öyle biri lazımdı ki bu kişi kahraman olduğu kadar ılımlı, uzlaştırıcı, halkı kışkırtmayacak, ilişkileri de sıcak tutacak biri olmalıydı.

Mandela komünist değildi. Çünkü halkı ‘’kötünün iyisi’’ denecek şartlarda yaşasın diye emperyalistlerle iş birliği yaptı. Başkan seçilir seçilmez İMF’den borç aldı. Ülkedeki tüm madenleri Avrupalı şirketlere ihale etti. Asla Batı’nın taleplerini geri çevirmedi, iyi geçindi. Bu yüzden Beyaz Saray’da bayraklar yarıya indi, Eyfel Kulesi Afrika bayrağı renklerine büründü, İngiltere saygı organizasyonlarına girişti. Öte yandan asla ırkçılığı da tetiklemedi. Hatta onun döneminde Güney Afrika’ya beyaz adam göçünde rekor artış görüldü. Fakat ülkenin en büyük sorunu AİDS’le baş edemedi. Nitekim Mandela öldüğü gün bile ülkesinde 6 milyon AİDS’li vardı. Mandela kendi halkı için değil tüm dünyadaki halkların muhatap olduğu ayrımcılığa karşı mücadele etti, ama hiçbir kitap yazmadı, teori üretmedi. Yani tüm mücadelesi ve 27 yıllık tutsaklığı boyunca geride tek bir doktrin bırakmadı. Mücadelesinde ayrımcılığın ortadan kalkması için bildiği tüm yöntemleri denedi Mandela bu yüzden ne tam manasıyla sosyalist, ne komünist ne Hümanist… Ne herhangi bir teori/kuramı baz alıp hayatı boyunca taviz vermeden onu uyguladı ne de bir ideolojinin pankartını taşıyarak kendine o ideoloji taraftarlarını kalkan yaptı. Tek başına bir adamdı. Belki de onunla hapiste olduğu son gün pazarlık yapan o karanlık adamlara halkının yoksulluğunu, arkasında destek görebileceği güçlü bir ülkenin olmayışını, bütün kıtada kontrolün çoktan kaybedildiğini düşünerek ‘’bir kişinin daha sokak ortasında vurulmasını engellesem kardır’’ dedi. kim bilir?

İşte tam bu noktada en başa dönünce bunu sormadan edemiyoruz. Bir insanın açlığını, yoksulluğunu, evsizliğini, eğitimsizliğini, sağlıksızlığını ırkına munhasır kurulmuş bir ülkemi giderir; sınıfsız, tam bağımsız, sosyal üniter bir devlet mi? Acaba bir kürtün işsiz olması, sosyal güvencesinin olmaması,
eğitiminin sağlığının paralı olması, barınacak evinin olmaması, Kürtlüğüyle mi, sosyal devletin işlemezliğiyle mi ilgilidir? Bir tecavüzcünün, eşini yaralayan birinin, ihaleye fesat karıştıran bir bürokratın sokakta elini kolunu sallayarak gezmesi mağdur tarafın ırkıyla mı, işlemeyen adalet sistemiyle mi ilgilidir? Devamlı arıza veren marmaray, en ufak sarsıntıda yıkılan binalar, çalışmayan mobese kameraları, çözülmeyen trafik, enflasyon, yoksulluk sırf bir ırkın hayatını cehenneme çevirmek için bulunmuş birer yıldırma teknikleri mi yoksa denetimsizliğin, baştan savmacılığın, inkarcılığın yanlış politikaların kaçınılmaz sonucu mudur?

Türkiye’de Kürtleri komünizm propagandasıyla etkilemeye çalışmak gülünçtür nitekim Kürtlerin sosyal yaşamı feodal aşiret çatısı üzerine kuruludur ve var olması sınıf eşitliği ve ortak mülkiyete dayalı bir yönetim biçiminde bunu yıkmak imkansızdır.

Türkiye’de Kürtleri sosyalizm propagandasıyla etkilemeye çalışmak gülünçtür nitekim Kürtler sosyalizm değil, kendi federal bölgelerinde göstermelik bir parlamentoyla oligarşik bir yönetim istemektedir. Daha doğrusu farkındalar mı bilmiyorum ama tariflerinden bu çıkmaktadır. Bölgenin adının sosyalizmde asla yeri olamayacak irk adından devşirilmesi ayrı bir ironidir.

Türkiye’de Kürtleri Leninizm propagandasıyla etkilemeye çalışmak gülünçtür nitekim Lenin’in hedefi dünyayı İslami Ortodoks birliğine dayalı mezhepçi yaklaşımla cemaat güdümünde bir ‘’Kürdistan’’ a değil, seküler  ‘’komünist’’bir yapıya dönüştürmekti. Zaten bütün dünyanın Kürdistan olması oldukça ütopik bir hedef olurdu.

Bu gün kürt politikacıların ifadelerine propagandalarına baktığımız zaman bolca kavram duyarız. Jargonlar, -izm’ler, -ist’ler havalarda uçuşur ancak somut tek bir bulguya rastlayamayız, hep afaki. Bolca tarih, bolca gözyaşı, bolca intikam vardır somut olarak. Ancak ‘’tüm o acılara bizde beraber üzülürken’’, ‘’ tamam da bundan sonra ne olacak’’ dediğimizde soru havada kalır. 

Vaat edilen ülkenin bir tabelası vardır, iyi kötü nereye çakılacağı da gerek kendileri, gerek örgüt, gerek Barzani ve dostlarınca söylenmektedir de sonra ne olacaktır? İşte orası muallaktır. İsmi Kürdistan olan bir ülkede diğer etnisiteden insanlar azınlık olmayacak mı? Dini İslam mezhebi şafi-sunni olacak bu memlekette diğer inanıştan olanların durumunu mübadeleyle mi çözeceksiniz? Bu gün güneydoğuda ramazanda sokakta sigara içtiği vakit linç edilen insanlar resmi bir Kürdistan’da sokakta istavroz çıkarabilecek mi? Lider Marxist-Leninist-Maoist olduğuna göre böyle şeylerin sorun olmaması gerekir! Sizi can hıraş savunan Aleviler için cem evi ibadethane olacak mı mesela kuracağınız ülkede, bu gün güneydoğuda cem evleri parmak sayısını geçmezken… Aşiretçilik bitecek toprak reformu yapılacak, örneğin Diyarbakır’da kurulsa Kürdistan, İzol Aşireti bütün arazileri köylülere dağıtacak mı? Töre cinayetleri bitecek, kız çocukları okutulacak, şeriat yasalarınca bir erkeğe düşen 4 kadın 1’de sabitlenecek, tüm beraberlikler resmi nikahlı olacak, başlık-berdel kalkacak, bir genç eşcinsel olduğunu mesela korkmadan söyleyebilecek mi? Lider sosyalist komünist hümanist… Ondan dolayı soruyorum.

Bunları neden anlatıyorum. Yukarıda bir tamlama vardı dikkat ettin mi? Kültür Devrimi. Sen bırakacaksın ülke kurmayı devlet yıkmayı yapmayı. İlk önce halkını çağdaşıyla eşit seviyeye getireceksin. Van’da şu anda 15 aile donuyor. Bunun kürtlükle bir ilgisi varsa, Van’da ki bir düzine AKP milletvekilini seçen kim? O vekiller belediye başkanları bir aylık maaşlarını bile birleştirseler insalar başını sokacak ev sahibi olurlar. Bu gün Uludere Katliamının üzerinden onlarca hafta geçti? Bu durumun Kürtlükle ilgisi varsa, kürt olmanın bedeli olarak yapıldıysa Diyarbakır’da Barzani’yle
Erdoğan’ı tam tekmil Kürt milletvekilleri ve BDP’nin tüm siyasi hatlarının mihmandarlığında karşılayıp kucaklatıp şarkılar türküler eşliğinde el etek öptüren ne?

Siz en iyisi ne yapın biliyor musunuz? Barzani’yi filan bırakın. Onun kendi topraklarındakilere hayrı yok. Mahmur’dakiler açlıkla hastalıklarla savaşıyor. Her gün canlı bombalar faili meçhuller cinayetler kol geziyor. Saddam’dan kurtulanlar Ebu Gureyb hapishanesinde Saddam’ın feriştahını gördüler. Hiç Barzani’den, PKK’dan, BDP’den, AKP’den duydunuz mu işgal sırasında ABD askerinin tecavüzünün işkencesinin hesabını sorduğunu. Göremezsiniz. Barzani ağzını açtığı anda kendini altınlarıyla beraber Bağdat meydanında bir ipin ucunda buluverir. Diğerlerini de sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Bence siz boşverin onu bunu, Mandela’dan biraz örnek alın. Komünist değildi Mandela, ama yalancı da değildi. Çıkıp ne olduğunu söyleyemedi belki ama mertçe ne olmadığını söyledi. Minnet etmedi hazır ideolojilerden beslenme gayretiyle. Onu kahraman yapanda bu tevazusuydu. Onu bu kadar sevdiren de…
SEVDA EĞER
Blogger tarafından desteklenmektedir.