Son Bakıştaki O Gözler Kaldı Aklımızda...
DEVLET UYUYOR, GÖRÜYORUZ!
Tespiti doğru yapmakta yarar var. Yapıyoruz: Cumhuriyet Adaleti Artık Uyuyor!
Hem de duruşmalar sırasında, hem de alenen, açıkça, herkesin gözü önünde. Uyuyan Adalet, ipin ucunu kaçırmış devlet demektir. Yani artık "yönetemeyen devlet".
Duruşmalarda uyuyan hakim ve savcılar bize bunları gösteriyor.
İpin ucunu kaçırmış olmanın sonucu ilk aşamada "Pişkinlik"tir. Bir de bunu görüyoruz. Avukatların; "Duruşma boyunca uyudunuz sayın hakim" çıkışına, "Siz de uyandırsaydınız öyleyse" diyebilmek bize başka hiçbir şeyi dğil, o pişkinliği anlatıyor.
Devlet artık pişkindir. Devlet artık hiçbir şeyden utanmıyor.
Duruşma sırasında uyuyan hakim ve savcı, duruşma sonunda uyanıp davadan çekildiklerini açıkladıklarında, devletin pişkinliğinin altına imzalarını atıyorlar.
On yıllık bir pişkinliktir bu. Ve artık bir tükenişi de işaret ediyor.
Adaleti, hukuku uyuyan devlet "Tamam, Buraya Kadar" diye bas bas bağıran devlettir. Daha fazla gidemez. Bu ortaya çıkıyor.
PİŞKİNDİRLER, UTANMIYORLAR, ARTIK BİLİYORUZ
Tükenen devletin sorumlusu hükümettir. Çünkü devleti hükümet yönetiyor.
Tükenmek çürümek demektir. Devlet çürüyor.
Bulgular ve ortaya çıkan sonuçlar hep bunu anlatıyor.
Çürümenin başladığını devlet erkinin valileri, kaymakamları gözlerimizin içine içine sokuyor. Bunlar artık devletin valisi ya da kaymakamı değil, iktidar sahiplerinin emir erleridir.
Hepsi artık halka ana avrat küfrediyor.
Hükümet olan partinin mitinglerine pankartlarla, afişlerle herkesi çağırıyor.
Pişkindirler, utanma görülmüyor.
Cumhuriyet tarihi boyunca eşi emsali görülmemiş kepazeliklerin altına imzalar atılıyor.
Halka "Gavat" diye bağıran vali, Halkı AKP mitinglerine çağıran vali, AKP adına kömür dağıtan kaymakam tükenen devleti temsil ediyor. O devlet de, iktidarı...
TÜKENMENİN VE ÇÜRÜMENİN REFERANS KAYNAĞI
Tükenmede referans alınan yer önemli. Bizde bu başbakanın kendisidir.
Vali ve kaymakam bize aslında başbakanı anlatıyor. Adam, devamlı "Ulan" diyen başbakana bakıp, "Gavat" demekte herhangi bir sakınca görmüyor. Durum artık normalleşmiştir, sırıtıyor.
İkiyüzlülükte de referans kaynağı orasıdır. Buraya da başka bir parantez açmamız gerekiyor.
Ergenekon, Balyoz ve benzer diğer davalar görülürken ortalıklarda uçuşan belgelere bakıp da gıkı çıkmayan başbakan, mızrağın ucu kendisine döndüğü an yaygarayı basıyor.
"Bunlar devlet sırrıdır, yayınlamak da vatana ihanettir"
Tükenme ve çürüme, başbakanın suratında kardeş kardeş yaşayıp gidiyor. Ama surat ifadesi prematüredir, bu artık biliniyor.
Geçmişte ordu, aydın, sanatçı, öğretim üyesi, parti başkanları ve gazeteciler için bavullar açanları el üstünde tutan erk, şimdi o bavullar kendisi için açıldığında saldırganlaşıyor.
O dönemi hepimiz biliyoruz, not düşmek gerekiyor: Artık herkesin tanıdığı gazeteci, emperyalist bir temizlik operasyonunun baş aktörlerinden biri olarak sahne alırken, yapılan operasyon için; "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" diyerek demokrasi naraları atanlar, bir başka bavul açılınca, aynı gazeteci için savcıları harekete geçmeye çağırabiliyor.
Alınan talimatla harekete geçen savcılar, sözünü ettiğimiz operasyon için açılan bavullardan çıkanları sağa sola "servis eden" savcılardır, bu kara mizahın altını çizmek gerekiyor.
ŞİMDİ TEMİZLENEN BAĞIRSAKLAR KİME YA DA NEREYE AİTTİR?
Açılan yeni bavuldan ortalığa saçılanlar ilginçtir, buraya bakıyoruz:
"- Sayın Başbakan, kurban verdi diye fişleme yapmak vatana ihanet değil de bunu ifşa etmek mi vatana ihanet.
- Sayın Başbakan: İhaleye girecek muhalifleri MİT’in dinleyip sizlere fişlemesi vatana ihanet değil de bunların belgelerini yayımlamak mı ihanet.
- Sayın Başbakan, size bağlı kurum cemaate kurban hissesi verdi diye bir devlet memurunu neden fişler? Vatan hainliğini boşverin buna cevap verin
- Sayın Başbakan, Alparslan ne yaptı da yanınızdan kovdunuz. Hangi pis işlere girdi ve siz kendisi hakkında neden soruşturma açmadınız.
- İran paralarını, altınlarını kimler yedi. Bir danışmanın cep telefonundaki 1 milyar dolar mesajı neyin nesi? Bu mesajı hangi iranlı attı
- O İranlı Zeytinburnundaki cafede kimlerle bir araya geldi. Hangi pazarlıklar yapıldı. Bu pazarlıkta hangi AK Partili bakan vekil vardı
- İki haberle Başbakanın kimyasını bozdum. Üstelik bu haberler devede kulak haberiydi"
Örnekleri çoğaltmak elbette mümkündür, yeterli görüyoruz.
Ama örneklere bakarak yönetici erkin neden bir anda ve koro halinde saldırganlaşıverdiğini anlamakta hiç zorlanmıyoruz.
Anlamakta zorlanmadığımız bir başka nokta da, işin devamının geleceğidir, " İki haberle Başbakanın kimyasını bozdum. Üstelik bu haberler devede kulak haberiydi" cümlesi bize bunu müjdeliyor.
Alpaslan kimdir?, Zeytinburnu'ndaki kafede bakanın buluştuğu İranlı'dan kasıt nedir?, 1milyar dolar ne parasıdır? İran paralarını, altınlarını kimler yemiştir? gibi soruların cevabını yakında alabileceğimizi görebiliyoruz.
Geçmişteki operasyon sırasında "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" diye efelenenlerden bu defa, "Şimdi temizlenen bağırsaklar kime ya da nereye aittir?" sorusunun da cevabını beklediğimizi belirtmek istiyoruz.
AKP'NİN MALI VALİLER, KAYMAKAMLAR
Yazımızın başında, devletin çürümesini gözlerimizin içine içine sokan valiler ve kaymakamlardır demiştik, tam da burada yeniden o konuya dönmemiz gerekiyor.
Vali ve kaymakamlar artık bir emir eridir derken abartmıyoruz, örneklerini verdik ve bu tespit üzerinden yürüyoruz.
Bu köşenin yazarının 21 Ağustos tarihli köşe yazısına tekrar bakıyoruz:
O yazımızda;
"Önce olay… 18 Ağustos 2013 Pazar. Silivri Çarşı Meydanı… AKP amblemli bir minibüsün yan kapağı açılmış. Minibüs, arkası kapalı olanlardan, rengi de beyaz. Her tarafında AKP ampulleri ve Recep Tayip resimleri var. Minibüsün içerisinde, elinde mikrofon olan ve durmadan konuşan da dahil, birkaç adam… Meydanda, ellerinde Mısır bayraklarıyla yaklaşık 50 – 60 sakallı poturlu, şalvarlı, sarıklı, türbanlı, tesettürlü kimi canlılar… Elinde mikrofon olan şahıs, önce Kuran’dan birtakım ayetler okuyor, sonra sözü Mısır’a getiriyor ve arkasından da alandaki canlıları bağırtıyor. Yan tarafta bir minik polis otosu… Olan biteni izliyor. Buraya kadar her şey normal ve tuhaf bir şey yok. Orada, o meydanda, kimi canlılar, demokratik bir hakkı kullanmaya çalışıyorlar. Buna kim itiraz edebilir? Kuşkusuz hiç kimse… Demin, “Önce olay” demiştik, şimdi de “Kanun” diyelim mi?… Başbakanlık, “Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Müdürlüğü” web sitesi… Linkini de verelim: http://www.mevzuat.gov.tr/ Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5. 2911&sourceXmlSearch=& MevzuatIliski=0 Bu link tıklandığında karşımıza, “Mevzuat Bilgi Sistemi” başlığı altında, halen yürürlükte olan bütün kanunlar çıkıyor. Biz, 06/10/1983’te kabul edilmiş 2911 sayılı “Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”na bakıyoruz. Ne diyor orada 7. (yazıyla; “yedinci”) madde? “Toplantı ve yürüyüşlere ve bu amaçla toplanmalara güneş doğmadan başlanamaz. Açık yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler güneşin batışından bir saat önceye, kapalı yerlerdeki toplantılar saat 23.00'e kadar sürebilir.” (Yasanın ilk kabul tarihi, 10 Şubat 1963, yeniden düzenlenmesine kadar süre 24.00’a kadarmış ve 3. madde içerisinde toplanmış. TBMM web sitesi söylüyor bunu, ben değil) Yazımızın başında, bir suç işlendiğinden bahsetmiş ve suçu işleyen kim? diye sorduktan sonra, “işte asıl mavra da burada başlıyor ya zaten” demiştik… Kanun açıkça ortada. Özetle, “hava karardıktan sonra, açıkta politik amaçlı olarak toplaşıp bağıramazsın” diyor. Buna göre, ortada bir yasa çiğneme durumu var yani. Suçu kim işliyor? Sadece o toplantıyı, bu kanuna rağmen düzenleyenlerle toplantıya katılanlar mı? Elbette ki hayır! Çünkü bu kasabanın bir de “En Büyük Mülki Amir”i var. Var olmasına var da, ama galiba iktidar partisinin ilçe başkanından çok korkuyor. Kapı gibi kanuna rağmen, o kanunun göstere göstere çiğnenip suç işlenmesine göz yummanın başka bir izahının olduğunu ya da icat edildiğini hiç sanmıyorum."
demişiz.
Köşe yazımızda bunları belirtmemizin üzerinden neredeyse 3 ay geçmiş, ama gerekli yerlerden beklenen gerekli kıpırdanmaların hiçbiri gerçekleşmemiş, bu saptamayı yapıyoruz.
Bu durum bizim için kesinlikle yadırgatıcı değildir, altını çiziyoruz.
Çünkü başta da belirttiğimiz gibi valiler ve kaymakamlar artık AKP'nin malıdırlar, bu durum içimizi burkuyor.
Emir eri tezimizin kanıtlandığını çok yakınımızdaki bir örnekle görüp yaşamaktır içimizi burkan, ama hayret etmiyoruz.
Artık gündemde olan, yargısı ve adaleti uyuyan, pişkin bir devlettir. Tükenmekte olan bir devlet., bunu biliyoruz. Kanıksamak, tükenmenin bir tanımı haline getirilmiştir, dayanamıyoruz.
SON BAKIŞTAKİ O GÖZLER KALDI AKLIMIZDA
25 Eylül 1964 yılında Şebinkarahisar'da doğdu.
İdam edilerek katledildiğinde 16 yaşındaydı. 13 Aralık 1980 günü Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde kurulan bir darağacında canını aldılar.
30 Ocak 1980 günü MHP'li bakan Cengiz Gökçek'in koruması tarafından öldürülen ODTÜ öğrencisi Sinan Suner'in katlini protesto etmek isteyen 24 kişiyle birlikte yakalanmıştı.
Yakalanmasına yol açan çatışmada bir askeri vurduğu iddia ediliyordu. Yıllar sonra o askeri kendi arkadaşlarının kazayla vurduğu ortaya çıktı.
Avukatlarının ısrarlarına rağmen 18 yaşından küçük olduğunu ortaya çıkaracak olan kemik testi hiç yapılmadı.
Askeri cunta, idama karar vermişti bir kere.
Ailesi idamı radyodan öğrenebildi. Cenazesi kaçırılarak kimsesizler mezarlığına gömülmek istendi.
İdam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan'a, avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.
Yaşasaydı eğer, bu köşenin yazarından 3 yaş küçük bir orta yaşlı olacaktı.
Bu köşenin yazarı, idamın engellenmesi için yurt içi ve yurt dışında başlatılan imza kampanyası için bütün illegalite koşullarının zorlanmasının gönüllü bir parçası olmuştu.
Birkaç gün sonra, katledilmesinin üzerinden dolu dolu bir 33 yıl geçmiş olacak.
Erdal Eren için saygı, onur, şeref!
Sevgiyle, Dirençli Ve Uyanık Kalın.
HAYRİ GÜNEL
