Başbakan... Başbaka... Başbak... Başba... Başb... Baş... Ba... B
BU YAZI; BURSA'DAKİ FAKÜLTE YILLARIMDA AYNI EVİ PAYLAŞTIĞIM, O HEPİMİZİN BİLDİĞİ VE BENİM ÇOK SEVDİĞİM ŞARKIYI, "HAVUÇLARIMDA ALA SICAKLIĞIN VAR İNAN" DİYE SÖYLEYEN, DOĞUP BÜYÜDÜĞÜ VE ORALI OLMAKLA ÖVÜNDÜĞÜ EDİRNE'NİN HAVSA İLÇESİNE ISRARLA VE BİRAZ DA ZORUNLULUKTAN ÖTÜRÜ "AVSA" DİYEN, ÇOK GENÇ YAŞTA YİTİRDİĞİMİZ SEBAHATTİN KARLATLI'YA İTHAF EDİLMİŞTİR.
BİR DURUŞU VARDI HER ZAMAN GÜVEN VEREN.
VE SAĞLAM ÇOCUKTU. SAPINA KADAR DA DEVRİMCİYDİ...
IŞIKLAR İÇİNDE BİLİYORUM (H.G)
İspanya başbakanı hemen yanındaki kürsüde...
Karşıda yerli, yabancı gazeteciler...
Bir süre, al gülüm, ver gülüm soruları...
Arkasında, ayakta durduğu kürsüde hayatından memnun, çünkü gazeteciler hizada, ip gibiler adeta...
Ama birden...
Evet birden...
Urla'daki villalarla ilgili hiç beklenmeyen, hiç hesapta olmayan bir soru...
Ve devamında elbette ki, hani," şimdi nereden çıktı bu herif" der gibi baktıran,
orada, o basın toplantısı adı verilen seçim şovu komedisinin içine eden,
son tahlilde; adamı, "ben size sorarım bunun hesabını" kıvamına kadar getiren bir soru...
Ve böyle durumlarda, kendisinden beklenebilecek bütün tepkileri, yine başbakan falan olduğunu düşünmeden peş peşe dizmekten asla imtina etmeyen,
o soruya kadar, kürsünün ardında seçim şovuna devam etme pozisyonu bir tek soruyla darmadağın olduğu için çığırından çıkan bir adam...
Sonra, soruyu yönelten gazeteciye tehditler, öfkeler, aşağılamalar... bir tek küfür eksik adeta...
Klasik, bilinen, alışık olunan ve artık herkesin ezbere bildiği garip, anlaşılmaz, tuhaf tepkiler...
Hele o bakışlar... Kesinlikle hiçbir zaman "barışık olmayan", kin dolu, öfke dolu, hırs dolu, intikam dolu o bakışlar...
Ülkesinde kendisiyle ilgili bir yolsuzluk soruşturmasıyla cebelleşen İspanya başbakanına bu konuyla ilgili yöneltilen soru; "hukuk ve yasalar herkes için geçerlidir, soruşturmanın sonucunu beklemek durumundayız" şeklinde bir karşılık bulmuş olmasına rağmen,
bir adım bile geriye çekilmeyen,
öfkesinden, kininden, hırsından asla taviz vermeyen
ve insanlarda, "bu tavrı sistematik sanki ve bilerek böyle davranıyor" algısı yaratan, "hem suçlu, hem güçlü" psikolojisine dört elle sarılmış diğer başbakan,
bizim başbakanımız...
Üstelik de...
evet üstelik de,
o "hem suçlu, hem güçlü" hududuyla yetinmeyip, arkasından büyük büyük, kocaman kocaman yalanları peşi sıra sürükleyip getiren bir beyin refleksi, bir ruh hali...
"O villalar 35 sene önce inşa edildi"...
"Villaların inşa edildiği arsalar hazine arazisi değil"
"Zaten o villalar benim de değil, çok yakın bir dostumun"
"İşte bunlar hep paralel yapı"
İnsaf, izan, vicdan, Allah'tan korkma... hepsinin sonuna hep ve her zaman nal gibi soru işaretleri taktıran, evet büyük büyük ve kocaman kocaman yalanlar...
Bu teknoloji koşullarında, yalan oldukları çok ama çok kısa bir süre sonra ortaya çıkacak olan yalanlar...
"Son 5 yıl içerisinde senede 3 gün, 5 gün gittiğim, ailece görüştüğüm çok sevdiğim bir dostuma ait olan bir yerdir orası. Ve orası hazine arazisi değildir, onların kendi mülküdür. 35 yıl içerisinde orada yaptıkları evlerdir, bir köydür, 1. derece SİT, 3. derece SİT..."
şeklindeki kırık dökük cümlelerle bir yerlere oturtulmaya çalışılan o "eyvah" hallerini...
herkeslere anlaşılır kılmaya çalışan alelacele bulundukları çok belli, içleri pek doldurulamamış, fukara yalanlar...
Devletin kayıtlarıyla çok kısa bir süre sonra yalan oldukları ortaya çıkacak olan yalanlar...
"1. derece bir SİT alanı nasıl oluyor da, bir anda, konut yapımının önünü açacak olan 3. derece SİT alanına dönüşebiliyor ya da dönüştürülüyor?" sorusunu alnının tam ortasından vurduğunu zanneden yalanlar...
İzmir İl Özel İdaresi İl Encümenliği'nin 15/09/2010 tarih, 913 sayılı bir kararıyla...
yetmedi, buna benzer daha bir sürü kararla...
defalarca, defalarca, defalarca yalan oldukları ortaya çıkan yalanlar...
"Urla Zeytineli köyünde Hamdi Boyacı, Hayri Boyacı, Kadir Boyacı tarafından izinsiz olarak yapılan yapıdan dolayı para cezası verilmesi ve..." diye uzayıp giden encümen kararıyla patlatılan, havaya uçurulan yalanlar...
"Urla Zeytineli köyünde tapunun 1819 parsel numarasıyla kayıtlı Hazine Parseli üzerinde..." denilerek yeri tarif edilen ve dahi Yapı İşleri ve İmar Daire Başkanlığı'nın 25/08/2010 tarih, M.35.0.İÖİ.0.13.00.00.754/22794 sayılı ilgi yazısına istinaden kağıda dökülen cümlelerle...
teslim alınan, "tamam, buraya kadar" diyerek ellerini havaya kaldıran yalanlar...
İspanya başbakanının, kendisiyle ilgili yolsuzluk soruşturmasının sorulması üzerine; "hukuk ve yasalar herkes için geçerlidir, soruşturmanın sonucunu beklemek durumundayız" demesinin ardından, herkesin, hepimizin, senin, benim, onun, bizim, koskoca ülkenin gözlerinin içine baka baka, peş peşe sıralanan yalnızlığa mahkum yalanlar...
Burada biraz duralım mı?
Hadi gelin duralım ve şu SİT-Villa meselesine biraz da "içeriden" bakalım...
İzmir İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci, “Yıkım kararını hangi babayiğit uygulayacak?” diye soruyor 12 Şubat 2014 tarihli encümen toplantısında.
Hangi babayiğit uygulayacak? diye sorduğu yıkım kararı elbette Urla Zeytinli köyündeki villalar için alınmış bir karar.
Hani başbakanın, gözlerimizin içine baka baka; " orası hazine arazisi değildir, onların (yani 'dostlarım' dediği şahısların) kendi mülküdür" dediği arazi üzerine inşa edilmiş villalar...
Ulusal basına da kulak verelim mi?...
Kimi ses kayıtlarının internete düşmesiyle patlayan "villa bombası"nı basın aşağıdaki gibi görüyor...
1) "YIKIM KARARINI HANGİ BABAYİĞİT UYGULAYACAK"... - "Urla’da Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait olduğu ileri sürülen villalarla ilgili kaçak yapılaşma sebebiyle çok sayıda ceza kesildiği ve il encümeni tarafından oybirliğiyle yıkım kararı verildiği ortaya çıktı. Yıkıma itiraz ise mahkemece reddedilmiş. İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci, “Yıkım kararını hangi babayiğit uygulayacak?” diye sordu."(BASINDAN)
2) EN GÜZEL KOYDA 16 KAÇAK VİLLA... - "Zaman'dan Özdemir Özkan ve Hasan Çilingir'in haberine göre, İzmir İl Genel Meclisi’nin dünkü toplantısına, Başbakan Erdoğan ve yakınları için 1. Derecede sit alanına yapıldığı ileri sürülen Zeytineli’ndeki villalarla ilgili tartışmalar damga vurdu. Toplantının açılışını yapan İl Genel Meclis Başkanı Serdar Değirmenci, yolsuzluk iddiaları ve villalar üzerinden iktidarın temsilcilerine yüklendi. Değirmenci, “Zeytineli köyünün en güzel koyunda kaçak yapılmış 16 villa var. Buradaki iki villanın da Başbakan’a ait olduğu ileri sürülüyor. 1. derece doğal sit alanının 3. derece sit alanına çevrilmesi için Başbakan’ın devreye girdiği internette yayınlanan konuşma tapelerinde görülüyor. Bunlar doğru mudur bilmem ama Özel İdare ve İl Genel Meclisi’nin görev alanında olduğu için bildiğim bazı gerçekler var.” dedi." (BASINDAN)
3) KÖY YOLU VALİLİK YEDEK ÖDENEĞİNDEN HARCANAN 300 BİN TL İLE YAPILDI... - " Değirmenci devamla; Söz konusu villalarla ilgili resmî belgeler bulunduğunu belirterek sekiz madde halinde açıklayan Değirmenci, “Bu alan, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla 1. derece doğal sit alanıdır. Buradaki yapılar kaçak ve ruhsatsızdır. Yapı sahipleri, 1. derece doğal sit olan bu alanın 3. derece sit alanına döndürülmesi için çalışmalar yapmaktadır. Bu siteye giden yol, Zeytineli köyünün içinden geçmektedir ve köy yolu, valilik yedek ödeneğinden 300 bin TL ayrılarak yapılmıştır.” diye ekledi." (BASINDAN)
4) HAMDİ BOYACI, HAYRİ BOYACI, KADİR BOYACI, MUSTAFA TOPBAŞ,ABİDİN TOPBAŞ, AFİF TOPBAŞ, HALİT ÇİZMECİ VE DİĞERLERİ... - " Değirmenci, Zeytineli’ndeki tartışma konusu villalar için ruhsatsız olduğu gerekçesiyle il encümeni tarafından 15 Eylül 2010 tarihinde 6 kararla para cezası kesildiğini kaydetti. Hamdi Boyacı, Hayri Boyacı, Kadir Boyacı, Mustafa Topbaş, Abidin Topbaş, Afif Topbaş ve Halit Çizmeci’ye ait yapılar hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca 29 Şubat 2012’de İzmir İl Özel İdaresi İl Encümeni tarafından oybirliğiyle yıkım kararı alındığını söyledi. Yıkım için encümenin 19 Ekim 2012 tarihli kararıyla gerekli olan 80 bin 159 TL’lik paranın da kaymakamlığa gönderildiğini belirtti. Yapı sahiplerinin yıkımın durdurulması için başvuru yaptığını ve İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere bu başvuruyu reddettiğini hatırlattı. Halen haklarında yıkım kararı bulunan söz konusu villalarla ilgili dosyanın Danıştay’da olduğunu belirtti. “Yıkım kararını hangi babayiğit uygulayacak?” diye soran Değirmenci, madde madde açıkladığı işlemlerin usule ve kanunlara uygun olduğunu söyledi. Değirmenci, “1. derece doğal sit olan bu alan, mahkeme kararlarına karşın 3. derece sit alanına çevrilecek midir? Bunu kitabına uydurmak için kimler, ne gibi çalışmalar yapmaktadır? Böyle bir uygulama için hangi devlet görevlileri seferber olmuştur? Bu yıkım kararlarını uygulayacak bir babayiğit İzmir’de yok mudur?” dedi. İzmir 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıkları Korumu Kurulu tarafından Eylül 2010’da verilen yıkım kararının uygulanmadığına dikkat çeken Değirmenci, villaların yapıldığı bölgenin 1. derece sit alanı olduğunu, bunun 3. dereceye çevrilip çevrilmediğinin bilinmediğini söyledi." (BASINDAN)
5) TAPELERDE, MUSTAFA TOPBAŞ İZMİR VALİSİNİ ERDOĞAN'A ŞİKAYET EDİYOR... - " Konu ile ilgili mahkeme kararıyla yapılan dinlemelere ilişkin tapeler geçtiğimiz günlerde internet sitelerine düşmüştü. 5 Ocak 2013 tarihinde Mustafa Latif Topbaş’la Başbakan Erdoğan arasında geçtiği ileri sürülen konuşmalarda, Topbaş, Erdoğan’a İzmir Valisi’ni (Cahit Kıraç) şikâyet ediyordu. Valinin söz konusu villaları yıkmak istediğini söyleyerek, Başbakan’ı durumdan haberdar ediyordu. Aynı villalarla ilgili 6 Ağustos 2013’te M.Latif Topbaş ile Başbakan’ın kızı Sümeyye Erdoğan arasında geçtiği ileri sürülen diyalogda da Sümeyye Erdoğan, villalarda yapılmasını istedikleri tadilatlarla ilgili Topbaş’a bilgi veriyordu." (BASINDAN)
Ulusal basında mesele evet, bu şekilde görülmüş ve yansıtılmış...
Yani ve dahi görüleceği gibi, başbakanın "O villaların yapıldığı arazi hazine arazisi değil, özel mülktür" demesinin arkasında yatanlar başbakanın cümleleriyle asla örtüşmüyor.
Dahası da var.
Zeytineli köyündeki o koyda Mustafa Topbaş tarafından inşa edilen villalardan iki tanesinin Erdoğan ailesine verildiği ileri sürülüyor.
Bunu söyleyen biz değiliz, yine ve elbette ulusal basın!
Söz konusu "veriliş"in yasal prosedürünün ne olduğunu, nasıl olduğunu burada, bu köşede ne yazık ki açıklayamıyoruz. Bu noktada yasal bir engel var çünkü.
Aynı yasal engel, bu iki villayla ilgili olarak, Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan ile Mustafa Topbaş arasında geçen ve internete de düşen ses kaydının açıklanması noktasında da karşımıza çıkıyor. Erdoğan ailesinin bu tapeyle ilgili olarak mahkemeden aldıkları bir yayın yasağı var.
Ama bu yasak, tapenin olduğu gibi yayınlanmasına yönelik bir karar. İçeriği hakkında yapılan haberlere getirilmiş herhangi bir yasak yok.
Dinlemeye takılan telefon konuşmalarında...
Başbakan Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan’ın yolsuzluk soruşturmasının ikinci dalgasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Mustafa Latif Topbaş’la yaptıkları iddia edilen iki görüşme yer alıyor.
Konuşmaların içeriğinde ise İzmir Urla ilçesi Zeytineli köyündeki deniz koyunda Topbaş’ın inşa ettiği villalardan Erdoğan ailesine verildiği iddia edilen 2 villaya dair ifadeler geçiyor.
Tapelerde; iki ayrı görüşme de Erdoğanlar'ın villalarıyla ilgili.
İlk telefon görüşmesi Başbakan Erdoğan ile Latif Topbaş arasında.
Erdoğan'ın 15 Ağustos 2013'teki Türkmenistan ziyaretinden kısa süre önce yapıldığı anlaşılan görüşme 1 dakika 58 saniye sürüyor. Görüşmede Erdoğan'ın villalarının tamamlanması ile ilgili konuşmalar yapılıyor.
İkinci görüşme ise Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan ile İşadamı Topbaş arasında...
Sümeyye Erdoğan, "Mustafa Amca" diye hitap ettiği Topbaş'a villanın ve havuzunun nasıl olmasını istediğini anlatıyor. Bu görüşme de 2 dakika sürüyor...
Yazımızın başına döner isek...
İspanya başbakanı hemen yanındaki kürsüde...
Karşıda yerli, yabancı gazeteciler...
Bir süre, al gülüm, ver gülüm soruları...
Arkasında, ayakta durduğu kürsüde hayatından memnun, çünkü gazeteciler hizada, ip gibiler adeta...
Ama birden...
Evet birden...
Urla'daki villalarla ilgili hiç beklenmeyen, hiç hesapta olmayan bir soru...
Ve devamında elbette ki,
hani," şimdi nereden çıktı bu herif" der gibi baktıran,
orada, o basın toplantısı adı verilen seçim şovu komedisinin içine eden,
son tahlilde; adamı, "ben size sorarım bunun hesabını" kıvamına kadar getiren bir soru...
Ve böyle durumlarda, kendisinden beklenebilecek bütün tepkileri, yine başbakan falan olduğunu düşünmeden peş peşe dizmekten asla imtina etmeyen,
o soruya kadar, kürsünün ardında seçim şovuna devam etme pozisyonu bir tek soruyla darmadağın olduğu için çığırından çıkan bir adam...
Bu yazıyı burada kesmek ve size başka birşey anlatmak istiyorum.
Şu "sosyal ağlar" dedikleri gerçekten başka bir alem.
Geçenlerde facebook...
Bir adam, karşısındaki adama bir soru soruyor.
"Bu kadar çok yalanı tek başına mı buluyorsun, yoksa arkanda bir ekip mi var?"
Facebook işte...
Torba değil ki büzesin!
Sevgiyle, dirençli ve uyanık kalın.
HAYRİ GÜNEL
