Ulusalcılar Tartışıyor! - GÜN ZİLELİ
2000’li yılların başlarında belirginleşen ulusalcı hareketin
üç teorisyeni vardı: Attila İlhan, Yalçın Küçük, Doğu Perinçek.
Aslında Doğu Perinçek’e teorisyen demek pek doğru
olmayabilir. Bir siyasi stratejist demek daha doğru gibi. Bu stratejistliği
sonucunda bugün ırkçı-faşist bir noktaya varmış bulunmaktadır. Attila İlhan
büyük bir sanatçıydı. Belki de bu yüzden teorisyenliği de son derece özgündür.
Ulusalcılıkla ilgili olarak ortaya attığı özgün görüşlerini şu yazıda
eleştirmiştim:
http://www.gunzileli.com/1998/07/23/galiyev-uzerinde-el-sikismak/
Yalçın Küçük, 1960-70 sol hareketinin “sosyalist devrimci”
kesiminden geldiği halde, kendine özgün fikirleriyle ulusalcı görüşlere katkıda
bulunmuş, fakat daha sonraları “Sabetaycılığın teşhiri” gibi çıkmaz sokaklara
sapmıştır.
Ulusalcılığın iki farklı temsilcisi Yalçın Küçük ve Doğu
Perinçek, dün gece Ulusal Kanal’da Hulki Cevizoğlu’nun yönettiği “Ceviz Kabuğu”
programında karşı karşıya geldiler. Bu yazıda kısaca, bu karşılaşmada dikkat
çeken noktalar üzerinde duracağım.
Genelde şunu söyleyeyim: Doğu Perinçek, tahmin edileceği
gibi, ırkçı-faşist ve AKP yanlısı görüşleriyle son derece zayıf kaldı. Hulki
Cevizoğlu’nun çaktırmadan yaptığı bütün yardımlara rağmen. Bu zayıflık, Doğu
Perinçek’in iyi bir konuşmacı olmamasından değil, görüşlerinin iler tutar
tarafı olmamasından, özgürlük ve halk düşmanı karakterinden kaynaklanıyordu.
Hele Kürtlere zulüm yapan Türk polisine selam göndermesi, fikirlerinin
zafiyetinden de öte, sadece komikti.
Tartışmada Yalçın Küçük, tüm ulusalcı ve orducu görüşlerine
rağmen görece doğru tarafı temsil etmekle birlikte, bir tartışmacı olarak zayıf
kaldı, hatta, İstiklâl Marşı tartışmasının dışında epey çekingen olduğunu
söyleyebilirim. Bu da hem Doğu Perinçek’e hem de Hulki Cevizoğlu’na boş sahada
serbestçe paslaşma ve top dolandırma fırsatı verdi.
Hulki Cevizoğlu, her ne kadar moderatör olarak
tarafsızlığını ikide bir vurgulasa da tarafını açıkça belli etmesinin yanında,
bir ara polis rolüne bürünüp, Tahir Elçi’ye yapıldığı gibi, “soruyorum, açık
net cevap verin, PKK terörist mi değil mi?” gibi sorularla Yalçın Küçük’ü
sıkıştırmaya kalkıştı. O kadar ki, Doğu Perinçek bile, yüz ifadesiyle bu
sorgulamadan rahatsız olduğunu belli etti ama müdahaleci karakterini bu noktada
ortaya koymamayı tercih etti.
Yalçın Küçük, tartışmada iyi bir taktisyen olmadığını
kanıtladı bence. Fikirlerine ve kitaplarına bu kadar âşık olan birinin
tartışmada doğru taktikler uygulayamaması anlaşılır bir şey. Kitaplarım dedi,
başka bir şey demedi. Rol olarak mı yaptı bilemiyorum ama ikide bir kaybettiği
bir şiiri arar pozlara girerek tartışmadan kaçtı ve tartışmayı
verimsizleştirdi.
Birinci raundu oluşturan ve bence böyle bir programda hiç
yeri olmayan (muhtemelen Doğu tartışma öncesinde Hulki’nin kulağına fısıldadı
bunu, böyle bir tartışmaya pek teşne olan Yalçın da cumburlop üstüne
atladı)“İstiklâl Marşı” tartışmasında Yalçın Küçük tam anlamıyla çuvalladı
diyebiliriz. İstiklâl Marşı’nın Mehmet Akif Ersoy’a ait olmadığına ilişkin
getirdiği argümanlar, aynı birilerinin Sabetaycı olduğunu ispatlamaya
çalıştığında olduğu gibi mesnetsizdi; hiçbir ikna ediciliği yoktu. Bu konudaki
başarısızlığı tartışmaya neredeyse baştan 1-0 yenik girmesine neden oldu.
Doğu Perinçek’in gemi azıya almış faşizmi karşısında
Kürtlere yapılan zulmü onaylamayan doğru bir tutum alan Yalçın Küçük,
argümanlarını “ordunun şerefi”, “komutanların kaymakamların peşine takılması”
gibi gerekçelere dayandırmaya çalışınca yine pek ikna edici olamadı. Böyle
durumlarda savaşın mantığını temelden reddetmediğiniz zaman daima en azgın
savaş yanlılarının kazanmasına neden olursunuz. Ulusalcı mantıktan kurtulamayan
Yalçın Küçük’ün argümanları, ulusal azgınlığın yanında sönük kaldı. Galiba
Hulki Cevizoğlu’nun yukarıda sözünü ettiğim saldırısı da çekingenliğini arttırdı.
Yalçın Küçük, “paralel örgüt” tartışmasında da görece doğru
bir yerdeydi ama bu son rauntta iyice çekingen bir görünüme bürünmüştü (Belki
de reklam aralarında kendisini ürkütecek bazı müdahaleler oldu, bilemiyorum.
Çünkü sonlara doğru, şu program bitse de çekip gitsem der gibilerden saatine
bakıp duruyordu). Sadece “Paralel” tutuklamalarına karşı olduğunu söylemekle
yetindi. Doğu’nun AKP işbirlikçiliğine de işaret etti ama bunu da güçlü bir
şekilde yapamadı. Üstelik, Cumhuriyet, Sözcü ve CHP’yi Fethullah işbirlikçisi
ilan ederek kendi bindiği dalı kesti ve Doğu’ya önemli bir avantaj sağlamış
oldu. Üstelik Cumhuriyet ve CHP’yi Fethullahçı gösterdikten sonra Cemaatin
önemli bir güç olmadığını ileri sürmesi iyice tutarsızdı. VP’nin AKP
işbirlikçiliği noktasına nedense fazla vurgu yapmadı. Bunun sebebi, belki,
kendisinin de bir ara böyle bir işbirlikçiliğe cevaz vermesi ve buna fazla
vurgu yaparsa, “sen de öyle düşünmüyor muydun?” türü bir teşhirle karşılaşacağı
korkusu olabilir.
Sonuç olarak, dünkü tartışma, bütün cepheleriyle
ulusalcılığın hal-i pürmelalini gösterdi diyebiliriz. Attila İlhan hayatta
olsaydı, belki daha tutarlı bir ulusalcı çizgiyi savunabilirdi.
Gün Zileli - 13 Mart 2016 - www.gunzileli.com - gunzileli@hotmail.com



