Onların vatan sevgisi, Malta sevgisi
HDP'li Kemalbay: Onların vatan sevgisi Malta sevgisi
HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, partisinin grup
toplantısında yaptığı konuşmada "Tüm ülkelerin iktidarları halka vergi
vermenin ne kadar kutsal olduğunu anlatarak nutuk çekerken, kendileri vergi
cennetlerinde sermayelerini katlıyor" dedi.
HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, partisinin grup
toplantısında konuştu.
Konuşmasında Paradise Papers Belgeleri'ne dikkat çeken
Kemalbay, “Benim dokunulmazlığım var ama çocuklarımın yok. Benim çocuklarım
ticaret yapıyor” diyen Başbakan Binali Yıldırım'a "Hodri meydan, araştırma
önergesi veriyoruz, siz de destekleyin önergemizi, araştıralım" diye
seslendi.
Kemalbay şunları söyledi:
Türkiye’deki baskıların uzantıları bu salona kadar geliyor.
Her yerde yasaklarla karılaşıyoruz. Ankara’da da, bu salona gelmek isteyen
yüzlerce arkadaşımız yasaklı. Meclis’in kapıları onlara kapalı. Baskılar bizi
yıldıramaz.
UMUT KİTAPEVİ'NE BOMBALI SALDIRI
Bugün, Umut Kitapevi'ne yapılan saldırının yıl dönümü.
Ellerinde bir infaz listesi vardı. Koydukları bomba sonucu Mehmet Zahir Korkmaz
yaşamını yitirdi. Sonrasında askerlerin halka silah sıkmasıyla da Ali Yılmaz
katledilmişti. Onları saygıyla anıyorum. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar
Büyükanıt saldırganlara iyi çocuklar demişti. Bombalamayı yapan 3 kişinin
yargılanması engellenmek isteniyor. Suçlama ortadan kaldırılıyor. Adeta
katliamı yapanlar kurtarılmaya çalışılıyor. Biz bu davanın sonuna kadar
takipçisi olacağımızı bir kez daha belirtmek istiyoruz.
"DEMOKRATİK BİR ÜNİVERSİTE İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ"
Dün YÖK’ün kuruluş yıl dönümüydü. 2002 yılından beri
vesayetle mücadele edeceğim diye iktidara gelen ama bütün vesayet kurumlarını
ele geçiren YÖK, yasakların hüküm sürdüğü bir kurum haline dönüştü. YÖK’ün bu
uygulamaları AKP döneminde arşa kadar yükseldi. Bilimsel üretim tavsiye eden
hocalara şeytan ayetleri tavsiye etmekten başka bir şey yapmadı. Ne diyelim
bizim hayalimiz bile böyle bir şeye yetmezdi. Üniversitelerin geldiği hal bu.
6 Kasım 1981’de üniversiteleri kontrol altına alan askeri
yönetim bile bu kadarını başaramamıştı. Bugün bilimsel eğitimin tasfiyesi,
akademisyenlerin OHAL ve KHK eliyle üniversitelerden uzaklaştırılmasıyla
oluyor.
Üniversitelerde bilimsel bir eğitimden söz etmek mümkün
değil. YÖK’ü her sene protesto eden öğrenciler YÖK’le ilgili bir afiş bile
asamıyorlar. Fakat gençlik YÖK’e de Saray’a da biat etmeyecek. Demokratik bir
üniversite için, bilimsel özgürlük için, demokratik özyönetimin hayat bulduğu
üniversiteler için hep beraber mücadele edeceğiz.
"2 YILDIR BİZLERE YALAN SÖYLÜYORLARMIŞ"
Eğitim alanında son dönemlerde çok büyük bir karmaşa var.
Eğitim sistemi tam bir çöküşte. Bugüne kadar AKP-Saray iktidarının sistem
değişikliği adı altında yaptıkları her defasında iflas etti. Yap boz tahtasına
dönen eğitim ilei çocuklarımız eğitim sisteminin mağduru oldu. 2 ay önce bir
sabah kalkıp “TEOG’u kaldırıyorum” diyen AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bu
sözünden sonra tüm bakanlar yerine ne koyacaklarını bilmedikleri halde TEOG’un
kaldırılmasının ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyorlardı. Şimdi yavaş
yavaş yerine ne koyacakları ortaya çıkıyor. Meğer 2 aydır bizlere yalan
söylüyorlarmış. Sınav sistemini kaldırırken, söyledikleri gerekçelerin aksine,
çocukları daha çok stres altına sokacak bir sınav sistemini uygulayacaklar.
Milli Eğitim Bakanının kendisini savunma şekli, artık bu sınavlarda yüzde 10
öğrenci yerleştirilecek, yüzde 90 öğrenci ise mahallesindeki okullara gidecek,
yani diyor, “nitelikli öğrenciler nitelikli okullara gidecek, niteliksiz
öğrenciler de diğer okullara.”
Herhalde dünyanın hiçbir yerinde bu kadar eğitimde fırsat
eşitsizliğini normalleştirmiş, içselleştirmiş bir bakan daha yoktur. Türkiyenin
utanç kaynağı olacak cümleler sarf etmiştir. Kimse çocuğunun niteliksiz
okullara gitmesini istemeyecektir.
Eskisinden farklı olarak, herkes çocuğunu o yüzde 10’luk
bölüme sokmak için daha büyük bir yarış içine girecektir. Bakana sormak gerek,
siz kendi çocuğunuz yüzde 90’ın içinde görmek ister misiniz? Kendiniz için
yapmadığınız bir şeyi neden bu halkın çocuklarına reva görüyorsunuz. 15 yıldır
bu eğitim sistemini de bu ülkeyi de yöneten AKP-Saray iktidarıdır. Tüm bu
anlattıklarımız AKP-Saray iktidarının çöküşünün resmidir. Uluslararası
göstergelerde de pisa sonuçlarında da bu görülmektedir. Eğitim sisteminin bu kadar
garabet dolu bir durma düşmesi, eğitim sistemi gibi bir derdi olmayan,
çocukların geleceğini düşünmek gibi olmayan bir iktidardan kaynaklıdır.
İktidarın bütün meselesi aslında nasıl kendi oy depomu
güçlendiririm, nasıl AKP’yi büyütebilir, AKP’nin bekasını kollayabilirimdir.
AKP-Saray iktidarı eğitim sektörünü arka bahçe olarak görmektedir. Eğitimdeki
dinselleştirmeden, bilimselleşmekten uzaklaşmaya kadar, cinsiyetçi, militarist
bir eğitim anlayışını görüyoruz.
Aynı zamanda bu sistem eğitimcileri de eğitim emekçilerini
de yok eden, onların birikimlerin tasfiye eden, iş güvencesini ortadan
kaldıran, onları sürgün eden, biata, itaate dayalı eğitimci anlayışı ile devam
etmektedir. Bunun yapı taşları her geçen gün döşenmeye çalışılıyor.
Burada en ciddi sorunlardan bir tanesi de eğitim kurumlarını
kendi arka bahçesi haline dönüştürmeye çalışırken, Ensar gibi, TÜRGEV gibi
kurumlara projeler dağıtırken Türkiye halklarının geleceğine darbe vurmakta, bu
tarikatların bu cemaatlerin değer eğitimi adı altında yürüttükleri işlemlere
çocuklarımız tabi olmaktadır.
"ÇOCUKLAR BURADA RİSK ALTINDA"
Ensar Vakfı, adını cinsel tacizlerle duyurmuştu. Çocuklar
buralarda risk altında.
Bütün bunlara rağmen AKP-Saray iktidarı daha önce
Fethullahçı kuruluşları içinde bu arındırdığı için bugün de yeni tarikatçı
kurumlarla içi içe geçerek politik bir müdahale gerçekleştirmektedir.
Bizler, alandaki tüm uygulamaların karşısında, ailelerin
yanında olacağız. Eğitimin bilimselleşmesi ve eşit bir şekilde tüm çocuklara
ulaştırılması için üzerimize düşen tüm çabaları sarf edeceğiz.
"EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ OLMALI"
Eğitim parasız olmalı, eğitimde fırsat eşitliği olmalı,
okullar arası nitelik farklılığı kaldırılmalı, devlet okulları güçlendirilmeli.
Eğitimde kaş yapayım derken göz çıkaranlar, ekonomide de uçma aşamasındalar.
Ekonomide uçuyorlar. Kendi söyledikleri bu. Fakat bizim yaşadığımız, gördüğümüz
şey aslında ekonominin büyük bir krize doğru yaklaştığı ve aslında örtülü bir
kriz yaşandığıdır. Bunu, zamlardan görüyoruz. Pahalılıktan görüyoruz.
İşsizliğin giderek büyümesinden görüyoruz. Fakat bütün bunlar hiç yokmuş gibi
her gün çıkıp “büyüdük, daha da büyüyoruz” diyen bir AKP iktidarıyla karşı
karşıyayız. Nasıl bir büyüme bu, nasıl bir büyüme ile övünüyorsunuz. Sizler
aslında FED ve AB Merkez Bankası’nın iki dudağı arasındaki kararlara
bağlısınız. Bu büyüme tamamen borçlara bağlı. Yeni doğan çocuklar bile binlerce
dolarlık borçla dünyaya geliyor. Sürekli inşaatçı politikalarla, kaynakların
yağmalanmasıyla yürüttüğünüz ekonomi politikaları ortadayken nasıl büyüme ile
övünebiliyorsunuz. Bu sizin göz boyama operasyonunuzun bir parçası.
Bu büyüme, her gün işsizliği, yoksulluğu da büyütüyorsa
yandaşlar büyüyor demektir. AKP’den beslenen sermaye kuruluşları büyüyor
demektir. Zaten biz bunu borçları silinen holdinglerden görüyoruz. İşçilere,
emekçilere zam olarak yüzde 3 buçuk reva görülürken, kurumlardan düşük vergiler
alınıyor, hatta siliniyor.
AKP-Saray iktidarının itibar harcamaları, “büyük Türkiye
masalı”nın bir parçası. Sarayın her gün yaptığı harcamalar, sadece AKP Genel
Başkanı’nın 36 tane baş danışmanı olması, kapılarının önünde yarım trilyonluk
araçların beklemesi uçaklar jetler ve tüm şatafat bize Saray’ın itibar faturası
olarak yansımaktadır.
"SARAY'IN İTİBAR FATURASINI HER GÜN İŞÇİLER
ÖDÜYOR"
İşçiler, emekçiler bu faturayı, Saray’ın itibar faturasını
her gün ödüyor. Bugünlerde bütçe konuşuluyor. Bütçeden payı Saray alıyor. Savaş
bütçesinin kat be kat arttığını görüyoruz. Niçin Türkiye’de bu kadar büyük bir
savaş bütçesi var?
Bakın 100 milyar’a yakın bir bütçe savaş bütçesi olarak
planlanıyor. Biz bu bütçeyle, halklarımıza çok büyük şeyler sağlayabiliriz. Ama
bunu, barış yolunu tutarak elde edebiliriz. Ekonomiyi düzeltmenin kolay yolu
barışın sağlanmasıdır, savaştan vazgeçmektir. Bakın Dolmabahçe mutabakat
metninin olduğu 28 Şubat 2015’te dolar 2 buçuk liraydı, bugün 3.84. Net dış
borç 266 milyar doları geçti.
Bizler bugünlerde kırmızı et projesiyle oyalanmaya
çalışıldığımızı da görüyoruz. Kırmız et ithal etmek, sadece tüketicilerin
gözünü boyamak anlamına geliyor. Üstelik bu eti de 21 liraya alıp 31 liraya
satmakla övünen bir iktidardan bahsediyoruz. Bunlar ucuz yalanlar, halk bunları
yemez.
"ONLARI VATAN SEVGİSİ MALTA SEVGİSİ"
Bugünlerde bir de Paradise Belgeleri çıktı. Dünya bu
belgeleri konuşuyor. Bu belgeler aslında bir vergi cennetinde sermayesini
büyütme hikayesini anlatıyor, tüm ülkelerin iktidarları halka doğrudan
vergilerle halka vergi vermenin ne kadar kutsal olduğunu anlatarak nutuk
çekerken, kendilerinin vergi cennetlerinde sermayelerini katlamaya
çalıştıklarını görüyoruz.
Bunlar, şöyle, Başbakan’ın oğlu, dayısı, yeğeni, kurdukları
11-12 şirketle vergi cenneti Malta’da iş yapıyorlarmış. Yine AKP Genel Başkanı
Erdoğan’ın damadı ve onun kardeşinin de bu Malta vergi cennetinde şirketleri
varmış.
Burada, Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ı analım,
çünkü Selahattin Demirtaş bir dönem bunlardan vatan ve bayrak sevgisinin
altında pis işler döndüğünü söylemişti. Her gün milliyetçilik yapılıyor, ortaya
çıkan belgelerden Hükümet’in bayrağın altında neleri sakladığını görüyoruz.
Zarrab davası da bugün AKP-Saray iktidarının en çok
sancılandığı konulardan bir tanesi. Neden bu kadar ABD ile sorun yaşıyorsunuz?
Siz ne istediniz onlar ne vermedi? Daha dün içtiğiniz su ayrı gitmiyordu.
Ertesi gün antiemperyalist geçiniyorsunuz. İşte bu tartışmanın arkasında, o
ayakkabı kutularını, paraların sıfırlanmasının , Zarrab ile girilen kirli
ilişkilerin olduğunu görüyoruz.
"HODRİ MEYDAN, ARAŞTIRMA ÖNERGESİ VERİYORUZ"
Bunların hep arkasında Selahattin Demirtaş’ı dediği gibi bu
pis işler var. Bayrakla, milletle diye tek tek sayarak bu pis işlerin üzerini
örtüyorlar. Başbakan diyor ki “bu normal, benim çocuklarım ticaret yapıyor.
Benim dokunulmazlığım var ama çocuklarımın yok.” Biz de diyoruz ki hodri
meydan, biz araştırma önergesi veriyoruz, siz de destekleyin bizim önergemizi
araştıralım.
Başkalarına “Gelin bizim ülkemizde yatırım yapın” diyen
AKP-Saray iktidarı yatırımlarını Malta’da vergi cennetlerinde yapıyorlar.
Halkın karşısına da vatansever diye çıkıyorlar. Onların vatan sevgisinin Malta
sevgisi olduğunu bayrak sevgisinin de o gemilere astıkları Malta bayrağı olduğunu
görüyoruz.
Ölümsüz şair Ahmed Arif’in Adiloş Bebe şiirinde çok güzel
söylüyor: Bunlar engerekler ve çiyanlardır / Bunlar aşımıza ve ekmeğimiz göz
koyanlardır / Tanı bunları, tanı da büyü
"İŞÇİLERE VERİLEN SÖZÜN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ"
Vergileri kaçıranlar tütün üreticisinin kazancına da göz
dikenler. Tütün üreticileri Adıyaman’da bugün çok ciddi bir işsizlikle karşı
karşıyalar. Devletin tarım politikasından dolayı ve devletin sigara tekellerine
olan desteğinden dolayı.
Sigarayla mücadeleden söz etmiyoruz, bu başka bir şey.
İnsanlar yıllardır tütün üretiyor. Ekmeklerini bundan kazanıyorlar. Alternatif
bir politika geliştirmeden bunları cezalarla üretimden uzaklaştırarak onları
ancak açlığa mahkum edersiniz. Tütün üreticilerinin mücadelesinin yanındayız.
Taşeron işçiliğin bu hükümet tarafından ne kadar büyük bir
yaygınlaştırma içinde olduğunu biliyoruz. İki milyonu aşkın taşeron işçiyle
karşı karıyayız. Türkiye Taş Kurumu’nun yapmak istediği özelleştirmeler,
taşeron ve rödavansı arttıran, iş güvenliğini baltalayan uygulamalar.
Biz bu uygulamalara karşı olarak da direnen maden
işçilerinin yanındayız. Onlar bir söz almış ve eylemlerini sonlandırmışlar. O
sözün takipçisi olacağız. İşçilerin güvenceli, örgütlü mücadelesinin yanında
yer alacağız.
"DİRENEREK KAZANACAĞIZ"
Bir milletvekilimizin cezası daha kesinleşti. Ferhat Encü.
Savcılar şöyle bir usulsüzlük yaptılar, kararı temyiz etmek istediler, ama
temyiz süreci sonuçlanmadan mahkeme kararı kesinleştirdi. Yeterki HDP’li
milletvekiliğinin milletvekilliği düşsün diye.
Ardahan’da tüm DBP ve HDP il ve ilçe yöneticilerinin hepsi
gözaltına alındı. Buradan Ardahan’a selam olsun. Direnerek kazanacağız.
Demirtaş’ın imza günündeki kuyruk binleri buldu. 3 bini
aşkın kişi Demirtaş’ın kitabını imzalattı.
Hiçbir algı operasyonu hiçbir, saldırı HDP’yi yolundan geri
tutamaz. Barışı, özgürlüğü eşitliği adaleti biz getireceğiz, HDP getirecek.
HDP’yi dağıtmak için operasyon yapanlar lime lime dökülüyor.
Bakın belediye başkanlarına yaptıklarına. Yerlerine nasıl kayyum atamaları
yaptıklarından görüyoruz.
Son olarak, Selma Irmak’a da bir selam gönderelim. Selma
Irmak önümüzdeki günlerde yapılacak Meclis Başkanlığı seçimindeki adayımızdır.
En güzel, en doğru, en kadın özgürlükçü aday Selma Irmak’tır. Onu aday gösterdiğimiz
gün ona da ceza yağdırdılar. 10 yıl ceza verdiler, ama Selma Irmak onurumuzdur,
irademizdir.
"SAVAŞI DEĞİL, BARIŞI SAVUNUN. BU ÜLKE BÖYLE DÜZE
ÇIKAR"
Savaş hiçbir zaman çözüm olmadı. 40 yıldır aynı nakaratı
söyleyenler çözümsüzlükle karşı karşıyadır. Bu sorunları çözmeye yetkili
olamazlar. Aslında sorun burada iktidar partisinin barışa yüreği olup
olmamasıyla ilgilidir. O yüzden her gün savaşa daha çok bütçe, daha çok
çatışma, daha çok ötekileştirme diliyle karşı karşıyayız.
Tekçilikle ayakta kalmaya çalışıyorlar, tekçilikle AKP ile
Ergenekon’la MHP ile birbirlerine sarılıp ayakta kalmaya çalışıyorlar. Yolun
sonuna geldiniz. Bu coğrafyaya barışı biz armağan edeceğiz. Sayın Öcalan bunu
2012-13’te gösterdi. O’nu tecrite almak savaş politikanızın göstergesidir.
Savaşı değil, barışı savunun. Bu ülke ancak böyle düze çıkabilir.
Barışı da bu ülkeye HDP getirecek buna sözümüz var. Bu
ülkenin ezilenlerine, işçilerine, kadınlarına, Kürt halkına, Alevilere özgürlük
ve barışı vaat ediyoruz.
