İHD ve TİHV: En ağır ihlal tablosuyla karşı karşıyayız
İHD ve TİHV, 2017 insan hakları raporunu açıkladı.
Çatışmalarda 695 kişinin hayatını kaybettiğini, 322 kadının öldürüldüğünü ve
bin 851 işçinin iş cinayetlerine kurban gittiğini açıklayan Öztürk Türkdoğan,
“Derneğimiz kurulduğu günden beri en ağır tabloyu yaşıyoruz” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı
(TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle 20 Temmuz 2016 tarihinden
bu yana süren OHAL’in yarattığı ihlallere ilişkin rapor açıkladı. İHD Genel
Başkanı Öztürk Türkdoğan tarafından açıklanan rapor, çarpıcı veriler sunuyor.
OHAL, şiddet ve savaşa karşı olduklarını ve insan hakları
değerlerini ayaklar altına alınmasına izin vermeyeceklerinin altını çizen
Türkdoğan, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 69’uncu
yıldönümünde Türkiye’deki ihlallerin ürkütücü boyutlara ulaştığını hatırlattı.
“OHAL koşullarında ve otoriterliğin arttığı bu günlerde okullara gidip evrensel
beyannameyi anlatacak durumda değiliz” diyen Türkdoğan, yaşananların
sorumlusunun hükümet olduğunu söyledi.
‘YAŞANANLARDA BM’NİN DE PAYI VAR’
Birleşmiş Milletler’in (BM) temel hakların korunması
noktasında da zafiyet altında olduğunu belirten ve BM denetimindeki Mahmur
Kampı’na yönelik yapılan saldırıya ilişkin BM’den henüz bir açıklamanın
gelmediğini hatırlatan Türkdoğan, yaşanan bu kadar insan hakları ihlalinde
BM’nin bu tutumunun katkısı olduğunu söyledi.
28 KHK’DEN SADECE 5’İ MECLİS’E SUNULDU
OHAL’le birlikte otoriter uygulamaların had safhaya
ulaştığını dile getiren Türkdoğan, OHAL, seferberlik hali ve savaş halinde bile
kısıtlanamayacak haklar olduğunu, bunların başında da yaşam hakkı geldiğini
belirterek, “Hiç kimse mahkeme kararıyla kesin hükümle cezalandırılmadığı
sürece suçlanamaz” diye konuştu. Türkdoğan, OHAL ilanıyla pek çok uluslararası
sözleşmenin ihlal edildiğini belirterek, “28 kararname çıkarıldı ve bunların
sadece 5’i Meclis denetimine sunuldu. Bunlar zaten Anayasa’nın 120 ve 121.
maddelerine aykırıdır. Türkiye fiili başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Bunlar
ilk seçimde uygulanması gerekiyor ama seçimler yapılmadan bunları uygulamaya
başladı. Türkiye’nin özelliği budur, önce yapar sonra yasasını çıkarır” diye
konuştu.
OHAL KALICI HALE GELDİ
KHK’lerle bugüne değin 306 kez 300 civarında kanunda
değişiklikler yapılarak OHAL’in kalıcılaştığını dile getiren Türkdoğan, bu
uygulamalardan dolayı Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerinde siyasi
denetime alınan ilk ve tek devlet olduğunun altını çizdi. OHAL sürecinde ağır
bir insan hakları ihlal tablosuyla karşı karşıya olduklarını belirten
Türkdoğan, şunları söyledi: “İHD kurulduğundan beri yaşadığımız en ağır
tabloyla karşı karşıyayız. Sadece bir örnek vereceğim. Adalet Bakanlığı’nın
resmi rakamları hep bir sonra açıklanıyor. Cumhurbaşkanına hakaretten sadece 4
bin 187 kişiye dava açılmış. Ağzını açan, konuşan, sosyal medya kullanan herkes
hakkında dava açılmış. Dava sayısında korkunç bir rakam varsa burada ciddi bir
ihlal vardır.”
YAŞAM HAKKI İHLALLERİ
Türkdoğan hem içerideki politik uygulamalardan hem de
Türkiye’nin dahil olduğu savaşın yaşam hakkı ihlalini arttırdığını ve bu ihlal
sonucunda 36 kişinin, çatışmalardan dolayı da 695 kişinin hayatını kaybettiğini
söyledi. Türkdoğan, yaşam hakkı ihlallerine ilişkin şu verileri açıkladı:
“Kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı
gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 36 kişi yaşamını yitirmiş, 12
kişi de yaralanmıştır.
Silahlı çatışmalar nedeniyle 183’i asker, polis, korucu,
460’ı militan, 52’si sivil olmak üzere toplam 695 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu
dönemde 282’si asker, polis ve korucu, 28’i sivil olmak üzere toplam 310 kişi
ise yaralanmıştır. Bunlar bizim ulaştığımız ve tarafların kabul ettiği
rakamlardır. 695 sayısı bile çok fazla ama korkarız ki bu sayı çok daha
fazladır.
Güvenlik güçlerine ait zırhlı araçların çarpması sonucu 6'sı
çocuk olmak üzere toplam 23 kişi yaşamını yitirmiş, 46 kişi de yaralanmıştır.
Kürt illerinde zırhlı araçların çarpması sonucu yaşanan ölümlerden dolayı yeni
ihlaller ile karşı karşıyayız.
Mayın ve sahipsiz bomba vb. patlaması sonucu 5'i çocuk olmak
üzere toplam 6 kişi yaşamını yitirmiş 18' i çocuk toplam 25 kişide
yaralanmıştır.
Cezaevlerinde 3’ü çocuk olmak üzere en az 10 kişi çeşitli
nedenlerle yaşamını yitirmiştir. Cezaevlerinde çeşitli nedenlerle yaşamını
yitiren kişi sayısı tespit edilebildiği kadarıyla İHD kayıtlarında en az
17’dir.
Bu dönem içerisinde 322 kadın öldürüldü, bin 851 işçi
hayatını kaybetti. Bu yaşam hakkı ihlallerinin yaşanan savaşla ilgili boyutu
vardır ve bu tablo değişmeden de bunu sona ermesi mümkün görünmüyor.
İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE VERİLERİ
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'na (TİHV) 2017 yılının ilk 11 ayında
işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 570 kişi
başvurmuştur. Başvuranların 328’i aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele
gördüklerini belirtmişlerdir.
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre ise 2017
yılının ilk 11 ayında 423’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 1855
kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen
toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2278 kişi işkence ve kaba muamele
ile karşılaşmıştır.
İHD’nin 30 Mayıs 2017 tarihinde açıkladığı verilere göre
çoğu Ankara’da olmak üzere 11 zorla kaçırma ve kaybetme vakası yaşanmıştır. Bu
kişilerden 4’ü daha sonra serbest bırakılmış, bunlardan 1’i intihar etmiştir.
Bunun yanı sıra özelikle Ankara’da ve bölgede çok sayıda kişi kaçırılarak
tehdit edilmiş, bu sırada işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Bunlar
içerisinde kaçırılan tehdit edilen gazeteciler var.”
‘TÜRKİYE ER YA DA GEÇ KÜRTLERLE BARIŞMAK ZORUNDA’
Bu veriler karşısında İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu diye
yetkili kılınan kurumun herhangi bir girişimde bulunmadığını belirten
Türkdoğan, “TBMM İnsan Hakları Komisyonu da kendisine yapılan başvurularla
ilgili sadece suç duyurusunda bulunuyor” diye konuştu. Türkdoğan, konuşmasını
şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur ve bu sorunla
ilgili kısa ve uzun vadede umutlarımızı artıran bir gelişme yaşanmadı içeride
ve dışarıda savaş ve baskı politikaları devam ediyor. HDP eş başkanları ve 9
milletvekillinin tutukluluğu devam ediyor, BDP, HDP üyesi 68’i tutukludur, 94
belediyesine el konulmuştur. Bu tablo ne kadar vahim bir durumla karşı karşıya
olduğumuzu gösteriyor.
Öcalan üzerinde katı bir tecrit uygulanıyor, geçen yıldan
beri hiç kimse kendisiyle görüşmemiştir. Türkiye’nin bu politikadan vazgeçip 28
Şubat Dolmabahçe Mutabakatına geri dönülmesi gerekiyor. Er ya da geç Türkiye
Kürtlerle barışacaktır, bundan başka bir seçeneği yoktur. O yüzden bu
politikadan vazgeçilmelidir. Kürt halkının iradesine saygı gösterin. Kolombiya
çözüm örneğinden Türkiye çok ciddi dersler çıkarabilir. Sokağa çıkma yasakları
nedeniyle ciddi ihlaller yaşandı. Sokağa çıkma yasakları devam ediyor. ‘Son
terörist kalıncaya kadar bu mücadele devam edecek’ deniyor. Ben yaşadığımız
sürece bu sözleri çok duydum. Lütfen bundan vazgeçin.
HÜKÜMET DE AİHM KARARLARINA UYMALIDIR
Cumhurbaşkanının kadınlar 5-10 çocuk doğuruyor sözü korkunç
bir ayrımcılıktır. Türkiye’nin AHİM kararlarına uygulaması gerekiyor. Dün
Cumhurbaşkanı Gümülcine’de AİHM kararlarına uyun çağrısı yapıyor. Bunu destekliyoruz
ama bizim hükümetimizin de AİHM kararlarına uyması gerekiyor. Düşünce ve ifade
özgürlüğüne ilişkin alınan çok sayıda karar vardır, Türkiye bunlara uymalıdır.
Demek ki her özgürlükleri her yerde talep etmektir.
CPT TÜRKİYE GELİP DETİMLERİNİ YERİNE GETİRMELİ
Türkiye’deki tutuklu ve hükümlü sayısı 230 bindir. Daha önce
bir düzenleme oldu ve örtülü olarak adliler af edildi. Eğer eski düzenleme
olmasaydı mahkum sayısı 300 bin olacaktı. Avrupa ortalamasında tutukluların
nüfusa oranı binde 1’dir, Türkiye’de bu binde 3’tür. Eğer düzenleme olmasaydı
binde 4 olacaktı. CPT daha sık Türkiye’ye gelip izleme denetimlerini yerine
getirmeli. Bizim gibi sivil kurumların denetim görevi yapmasına izin verilmesi
361’i ağır bin 37 hasta mahpus var bunları niye serbest
bırakmıyorsunuz. Ceza infaz sistemi gözden geçirilmelidir. Siyasiler açısından
giderek ağırlaşan bir infaz sistemi var.”
KCK’DEKİ KUMPASI NİYE SAHİPLENİYORSUNUZ
Türkdoğan, insan hakları savunucuları üzerinde de ciddi
baskıların olduğunu ve bunlara son verilmesi gerektiğini dile getirdi.
İnsanların 2017 yılında tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu gibi cezaevine girmemek
için Türkiye’yi terk etiğini kaydeden Türkdoğan, “Ergenekon-Balyoz davasında
‘kumpaslar’ kabul edildi, peki KCK davalarındaki kumpası niye kabul
etmiyorsunuz? Bu insanların çoğu cemaatin yapılanmasının hazırladığı dosyalar
sonucu yargılandılar. KHK’yle kapatılan çok sayıda kurum var ve bunların en
kısa sürede açılmasıdır. Selçuk Kozağaçlı’nın tutuklanması halkın savunmasız
bırakılmasına ilişkin bir hamledir. Ankara Valiliği her türlü eylemi yasakladı
ama iki gündür insanlar İsrail ve ABD’yi protesto ediyor. Bizde Kudüs’le ilgili
eleştiri hakkımızı kullanıyoruz” dedi.
‘NURİYE VE SEMİH İŞLERİNE GERİ DÖNMELİ’
Türkdoğan, insan hakları haftası nedeniyle Yüksel
Caddesi’nde yapmak istedikleri açıklamaya izin verilmediği bilgisini paylaştı.
“9 Kasım 2016 tarihinde başlayan ‘İşimi geri istiyorum’ eylemi yeni katılımlarla
devam ediyor” diyen Türkdoğan, “Nuriye ve Semih açlık grevlerinin 275’inci
günündeler ve bunlar işlerine geri iade edilmelidirler. OHAL komisyonu hala
neyi bekliyor” şeklinde tepki gösterdi.
‘BU GÜNLER DE GEÇECEK’
TİHV Yönetim Kurulu üyesi Sezai Berber ise, “İnsan hakları
alanında burada sayamadığımız kadar çok ihlal yaşadık. 2016-2017 yılı bu açıdan
çok sıkıntılı geçti. Barış İçin Akademisyenler önce işlerinden oldu, şimdi de
yargılanıyorlar. 3 milyon mülteci ihlaller yaşıyor. İşyerlerinde ağır çalışma
koşulları var. İnsanların cezaevlerinde intihar ettiği, baskı altında tutulduğu
bir dönemdeyiz. Ama bu günleri de aşacağız” şeklinde konuştu.
