15 Ağustos 1925 - 5 Ocak 2018... "MÜNİR ÖZKUL"... SAYGI, ONUR, ŞEREF!
Türk sinemasının usta ismi, ‘Mahmut Hoca’, ‘Yaşar Usta’ gibi
rollerle Türk halkının yüreğinde ve bilincinde derin izler bırakan Münir Özkul,
yaşamını yitirdi.
Münir Özkul, uzun yıllardır KOAH ve DEMANS hastalığı ile
mücadele ediyordu...
Tiyatrodan sinemaya uzanan sanat serüveninde canlandırdığı
rollerle hüznü ve neşeyi birbiriyle yoğurarak izleyiciye aktaran Özkul, ardında
paha biçilemez bir insanlık mirası bıraktı. Anadolu’nun binlerce yıllık kültürü
içinden süzülen ahlak, vicdan, sadakat, vefa, adalet, dayanışma ve sevgi gibi
büyük erdemler, onun replikleri gerçeğe dönüştüren oyunculuğuyla geniş
kitlelere ulaştı ve toplum hafızamıza iyice kazındı.
‘MUHALİF KOMİK’
Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı serisinde Mahmut Hoca’nın
sabrı, sevgisi ve büyük öğretme isteğiyle Türkiye’nin en haylaz öğrencilerinin
yaşadığı dönüşümü kim bilir kaç kere izledik. ‘Bizim Aile’ filminde ‘Yaşar
Usta’nın, oğlunun sevdalandığı kızın zengin ve vicdansız babasına nasıl
direndiğini gördük. Parayla kurulan büyük sarayların Yaşar Ustaların yüreği
karşısında nasıl da güçsüz olduğunu ve yıkıldığını onun oyunculuğu bilincimize
işledi. Özkul, İsmail Dümbüllü’den devraldığı ünlü kavuğu Ferhan Şensoy’a
verirken şöyle demişti: “İlle birine vermek zorunda değilsin. Vereceğin adam,
Türk tiyatrosunu senden sonra alıp başka bir yere götürecek bayraktar olacak.
Bu halkın tanıdığı, sevdiği, muhalif bir komik olacak.”
BAŞKÖŞEDEKİ EŞSİZ YETENEK
Sinema eleştirmeni Tunca Arslan Özkul’la ilgili şunları
söyledi:
“Türk tiyatrosunun, meddah geleneğinin ve Türk sinemasının
en önemli, derin izler bırakmış temsilcilerinden biriydi Münir Özkul. Rol
aldığı 200 kadar filmde hiç başrol üstlenmedi ama Türk halkının kalbindeki yeri
hep başköşedeydi. Dünya ve Türk sinemasında çok az oyuncunun başarabildiği
biçimde, bir sahnede mizahı da hüznü de taşıyabilecek, seyirciyi güldürmeyi de
ağlatmayı da üstlenebilecek bir yeteneğe sahipti. Türk toplumunun, ailenin,
mahallenin babası, ağabeyi, ustasıydı, öğretmeniydi.
Canlandırdığı
karakterlerle, bu toplumu birleştiren, boynunu eğmeyen ve dik duran, Cumhuriyet
değerlerini ve ahlakı temsil eden Mahmut Hoca olarak da Yaşar Usta olarak da
yeri asla dolmayacak.”
Oynadığı filmlerdeki bu anıtlaşmış karakterler geçekliği
yansıtmanın dışında geleceğin insan modelinin de resmini çizdi. Münir Özkul bu
resmi en iyi çizen sanatçılardan biri olarak Türk halkının yüreğinde ve
hafızasında yaşamaya devam edecek.
TİYATRODAN HİÇ KOPMADI
15 Ağustos 1925 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Münir
Özkul, tiyatrodaki ilk sahne deneyimini 1940 yılında Bakırköy Halkevi’nde
yaşadı. 1948 yılında Ses Tiyatrosu’nda sahnelenen Aşk Köprüsü” oyunuyla
profesyonelliğe ilk adımını atan Özkul, daha sonra Muhsin Ertuğrul
yönetimindeki Küçük Sahne’ye geçti. Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda
(1958-59), Ankara Devlet Tiyatrosu’nda (1959-60) ve Istanbul Aksaray’daki
Bulvar Tiyatrosu’nda arkadaşlarıyla kurduğu kendi topluluğunda (1960-62)
çalıştı.
Türk tiyatrosunun önemli bir simgesi olan Kavuk da, 1968
yılında İsmail Dümbüllü tarafından Münir Özkul’a devredildi.
1978’de yeniden Şehir Tiyatroları’na döndü. 1980’lerin
ortalarında Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular topluluğuna katıldıktan bir süre
sonra sahnelere veda etti.
200’DEN FAZLA FİLM
Özkul 1950’lerden itibaren sinemada da rol almaya başladı.
İlk deneyimi 1951 yapımı Vatan ve Namık Kemal” filminde figüran olarak rol
aldı. 1965’ten sonra karakter rolleriyle övgü toplayan Özkul, özellikle 1970’li
yıllarda, kalabalık kadrolu ve genellikle Ertem Eğilmez’in yönettiği filmlerde
önemli roller aldı. Özkul’un kadrosunda yer aldığı bu dönemde çekilen kalabalık
kadrolu aile filmlerinden bazıları Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen
Gözler, Neşeli Günler, Gırgıriye ve Görgüsüzler olarak sayılabilir. Bu
filmlerin büyük kısmında Adile Naşit’le beraber, Türk sinemasının unutulmaz
ikililerinden birini oluşturdu. Özkul, sanat yaşamı boyunca 200’den fazla
filmde oynadı.
TÖREN MUHSİN ERTUĞRUL'DA
Özkul’un kızı Güner Özkul, babasının vefatıyla ilgili,
“Defalarca asılsız haberlerle aslında bugüne biraz hazırlanmış olduk” dedi.
Babasının dün 11.25’te hayatını kaybettiğini söyleyen Güner Özkul, pazar günü
Muhsin Ertuğrul’da düzenlenecek törenin ardından Teşvikiye’de cenaze namazının
kılınacağı bilgisini verdi.
VEFATININ ARDINDAN SANATÇI ARKADAŞLARI DUYGULARINI DİLE
GETİRDİ
HÜLYA KOÇYİĞİT
Sevenlerine, Türk sinemasına ve yıllardır ona çok büyük bir
özenle bakan eşine ve kızına bütün kalbimle baş sağlığı diliyorum. Acısı
yüreğimi yaktı. Uzun yıllar bir çok filmde birlikteydik. Yeri dolmayacak çok
özel bir sanatçı. Ardında okadar güzel eserler bıraktı ki, hep bizimle
yaşayacak.
SÜLEYMAN TURAN
Çok üzgünüm. Benim çok hoş zamanlarım oldu Münir abi ile.
Müthiş bir oyuncu, olağan üstü iyi bir insandı. O bizim sinemamızın kilometre
taşlarından biridir. O kadar çok şey söylenebilir ki, Münir abinin arkasından.
Bütün hayatını sanata adamış çok değerli bir abimizdi. Allah gani gani rahmet
eylesin. Bizlere de sabır versin. Koskocaman bir Münir Özkul sözlük anlamında
yok artık.
ZİHNİ GÖKTAY
Çok üzüntülüyüm. her
ölüm erken ölümdür. 93 yaşında olmasına rağmen... bizim hafızamızda hep
başarılı bir oyuncu olarak kalacak. Türk sinemasına baş sağlığı diliyorum. Biz
filmlerde rol aldık sonra dizilerde karşılaştık. Ondan öğrenecek çok şeyimiz
vardı. Son zamanlarında onu o halde görmek istemedim. Eşi de ziyaretçi kabul
etmiyordu zaten. Eşine ona o kadar güzel baktığı için minnettarım. Bizim
kalbimizde olacak Allah hepimize böyle güzel, uzun ömür nasip etsin. Bir çok
kez sosyal medyada ölüm haberini aldığımız Münir Özkul’un bu kez ölüm haberini
ajanslardan ve televizyonlardan görünce inandım
HALE SOYGAZİ
Değerli bir aktördü. Ben onunla bir kaç filmde oynadım ama
en bilineni 'Oh Olsun'du. Benim babamı oynuyordu, fabrika işçisiydi Münir
Özkul. Tabi ki onun olduğu setlerde, espri mizah bol bol olduğundan
unutulmayacak bir çalışma ortamı vardı. Tiyatrodan onu bilenler de bilir ne
kadar önemli oyuncu olduğunu. Ve de şimdi artık filmleriyle yaşayacak. Onların
sayesinde herkes her şeyi öğrendi. Onlar dizilerle gelmediler, dizilerde
oynamadılar. Sinema ile doğrudan bu mesleklerini yaptılar. Onlar ilklerdi,
ilklerin devamıydı diyelim. Çok da çilesini çektiler bu işin. Teknik olarak da
konfor olarak da bugünkü koşullarda olmayan koşullarda çalışmalar...
Hatırlıyorum Münir Özkul ile ben karda, buz keserek Levent sokaklarında
ısınmaya çalıştığımızı odun ateşinde... Böyle şeyler yaşadık biz. Odun ateşinde
sokakta sırasını bekleyen rolünü yapmayı bekleyen emekçiler onlar. Bu işin
lüksünü yaşamadılar. Şimdi biz karavanda bekliyoruz ama onlar böyle şeyler
görmediler. Ama onlar oyunculuklarıyla örnek oldular.
MÜNİR ÖZKUL KİMDİR
Münir Özkul, İstanbul Erkek Lisesi mezunudur. Sanat hayatına
lise öğrencisiyken 1940 yılında Bakırköy Halkevi'nde tiyatro ile başladı. Bir
süre İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne ve Edebiyat Fakültesi'nin sanat
tarihi bölümüne devam etti. 1948'de Ses Tiyatrosu'nda sahnelenen "Aşk
Köprüsü" oyunuyla profesyonel oldu. Daha sonra Muhsin Ertuğrul'un
yönetimindeki Küçük Sahne'ye geçti. Bu dönemde John Steinbeck'ten Fareler ve
İnsanlar (1951), John Millington Synge'den Babayiğit, George Axelrod'dan Yaz
Bekarı (1954), John Patrick'ten Çayhane (1955) gibi oyunlarda oynadı. Daha
sonra İstanbul Şehir Tiyatroları'nda (1958-59), Ankara Devlet Tiyatrosu'nda
(1959-60) ve Istanbul Aksaray'daki Bulvar Tiyatrosu'nda arkadaşlarıyla kurduğu
kendi topluluğunda (1960-62) çalıştı. 1963-67 arasında çeşitli topluluklarla
turnelere çıktı; zaman zaman sahneden uzak kaldığı dönemler oldu. Sahne aldığı
özel tiyatrolarda Sadri Alışık, Cahit Irgat, Nevin Akkaya ve Şükran Güngör gibi
oyuncularla çalıştı.
MÜNİR ÖZKUL ŞEHİR TİYATROLARINA DÖNDÜ
1978'de yeniden Şehir Tiyatroları'na döndü. 1983-84'te, daha
önce kendi topluluğunda (1961) sahneye konan ve büyük ilgi gören, Jean
Anouilh'in "Generalin Aşkı" oyunuyla Dormen Tiyatrosu'nda sahneye
çıktı. 1980'lerin ortalarında Ferhan Şensoy'un Ortaoyuncular topluluğuna
katıldı, aralarında "İstanbul'u Satıyorum"un da yer aldığı dört
oyunda rol aldıktan sonra sahnelere veda etti.
DÜMBÜLLÜ, KAVUĞU ÖZKUL'A VERDİ
Özkul 1968'de Altan Karındaş topluluğunda oynanan Sadık
Şendil'in Kanlı Nigar oyunundaki rolüyle İlhan İskender Armağanı'nı kazandı.
Gene bu başarısı üzerine İsmail Dümbüllü, Kel Hasan'dan devraldığı 50 yıllık
simgesel kavuğu Özkul'a verdi (Özkul bu kavuğu 1989'da Ferhan Şensoy'a
devretti.)
HABABAM SINIFI
Özkul 1950'lerden itibaren sinemada da rol almaya
başlamıştır. İlk dönem filmlerinden dikkat çekenleri Edi ile Büdü, Balıkçı
Güzeli ve Kalbimin Şarkısı'dır. 1965'ten sonra sinemadaki karakter rolleriyle
övgü toplayan Özkul, özellikle 1970'li yıllarda, kalabalık kadrolu ve
genellikle Ertem Eğilmez'in yönettiği filmlerde önemli roller aldı. En bilinen
rollerinden biri onunla özdeşleşen Hababam Sınıfı serisindeki Özel Çamlıca
Lisesi'nin tatlı sert müdür yardımcısı Kel Mahmut tiplemesi oldu. Özkul'un
kadrosunda yer aldığı bu dönemde çekilen kalabalık kadrolu aile filmlerinden
bazıları Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen Gözler, Neşeli Günler,
Gırgıriye ve Görgüsüzler olarak sayılabilir. Bu filmlerin büyük kısmında Adile
Naşit'le beraber, Türk sinemasının unutulmaz ikililerinden birini
oluşturmuştur. 1980 sonrası ise dönemin akımı olan video için çekilen pek çok
filmde rol almıştır.
Kariyeri boyunca 200'den fazla filmde rol alan Özkul, Sev
Kardeşim filmindeki oyunuyla 1972 Altın Portakal Film Festivali'nde "en
iyi erkek oyuncu" ödülünü kazandı. "Bizim Aile" filminde
canlandirdigi "Yaşar Usta" rolüyle de 1977 Azerbaycan Film
Festivali'nde özel ödül kazandı. "Süt Kardeşler" filminde yönetmen
yardımcılığı da yapmıştır.
Tarık Buğra'nın romanından televizyona aktarılan ve Naşit
Özcan'ın yaşam öyküsünden bir kesiti canlandıran "İbiş'in Rüyası"nda
canlandırdığı İbiş karakteri de unutulmazlar arasındadır. Televizyon
dizilerinin yaygınlaşmaya başladığı 90'lı yıllarda dizi oyunculuğundan uzak
dursa da Uzaylı Zekiye, Ana Kuzusu ve Şaban ile Şirin gibi dizilerde rol aldı.
Son olarak 2000'li yılların başında, Hamdi Alkan'ın canlandırdığı
"Yarmagül" karakterinin dedesini oynadığı Reyting Hamdi televizyon
programında kamera karşısına geçti.
1980'de yapılan bir jübileyle 40'ıncı sanat yılı, 1996
yılında da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen gecede 55'inci sanat
yılı kutlandı. 1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Münir Özkul'a
"devlet sanatçısı" ünvânı verildi.











