İktidarsız İktidarlar… İktidarlı İktidarsızlar… (GÜN ZİLELİ)
"Süreç şöyle anlayacağınız: İktidarsızlıktan küçük bir
iktidar odağına; oradan da biraz daha büyük bir iktidar odağına doğru adım adım
ilerlemek. Bunun müptezelliği bir yana, merak ediyorum, bütün bunları yapmaya
üşenmiyorlar mı?"
İktidar konusunda bugüne kadar çok söz söylenmiş, çok tanımlama yapılmıştır. Hepsi de bir şekilde gerçeğe tekabül eder. Örneğin “iktidar yozlaştırır” deyişi oldukça yaygın kullanılır ki, çok doğru bir saptamadır. Diğer yandan “iktidar boşluk tanımaz da” denir. Bu, daha çok, “uyanık olun da yerinizi başkasına kaptırmayın” türü bir açıkgözlük çağrısı olarak anlaşılır daha çok ama aslında doğrudur da. İktidar, hava gibi uçucu ama aynı zamanda güçlü bir maddedir. Nasıl hava boşluk tanımazsa, iktidar da boşluk tanımaz. Uçakta bile kısa süre için bir “hava boşluğu” olduğunda uçak düşer gibi olur. Bu yüzden iktidar boşluğu, özellikle iktidar sahipleri açısından tehlikeli bir şeydir.
Dolayısıyla iktidar sahipleri, iktidarları tehlikeye
girdiğinde, hele hele bu tehlikenin kendilerini iyice tehdit eder hale
geldiğini hissettiklerinde, yüzlerindeki her türlü “devlet adamı” ya da “adaba
göre davranma”, “kamuoyunun önünde terbiyeli bir görünüm arz etme” maskesini
atar ve doğrudan “kemikkıran” özlerini açığa vurma gereğini duyarlar. Çünkü
artık iktidarlarını koruyabilmek için ellerinde son bir silah kalmıştır: Korku
salmak.
Bu yüzden birilerinin bacaklarını “çatır çatır kırma”
talimatı verirler. Elbette bu talimat sadece şu ya da bu suç erbabıyla ilgili
değildir. Bundan herkes kendi payına bazı sonuçlar çıkartmalıdır.
Televizyonlardaki korkunç görünümleri de bu bacak kol kırmaya oldukça uygundur
zaten. Dolayısıyla iktidarın bu aşaması karşısında artık herhangi bir tereddüt
yaşamak yersizdir. İktidar bütün çıplaklığı ile kendini göstermiştir. Artık bu
aşamadan sonra iktidar sahiplerinin söylediği hiçbir şey şaşırtıcı olmamalıdır.
“Koydu mu oturturlar” mesela. Sonra kendilerine soru soran gazetecilere, “neden
şunu sormuyorsun, neden bunu sormuyorsun?” diye soru dikte etmeye bile
kalkışırlar. Bu, artık yaklaşan son aşamanın bir öncesidir. Son aşamayı da
söyleyeyim. Önümüzdeki dönemde soru soran gazetecilerin tekme tokat dövüldüğünü
görürseniz hiç şaşırmayın.
İktidardakiler için konuşmak biraz bıktırıcı oluyor doğrusu.
Çünkü artık yaptıkları veya yapacakları insanda hiçbir merak uyandırmıyor.
Onların karşısında şaşırma duygusunu kaybediyor insan. Eh sürpriz de ortadan
kalkınca yaptıklarını izlemek yavan, tatsız tuzsuz bir yemeği yemeye çalışmak
gibi bir şey oluyor.
Bu yüzden ben ilgimi, iktidarsızlığa doğru giden
iktidarlardan, iktidarsızların iktidarına yönelttim diyebilirim.
İktidarsızların iktidarı da nasıl bir şeymiş diye soracaksınız haklı olarak.
Aslında ben de bunları son zamanlarda keşfetmeye başladım ve bir hayli ilgimi
çektiler. Bende kaybettiğim merak ve şaşırma duygusunu yeniden canlandırdılar,
sağ olsunlar.
Aslında bu yazıda biraz da onlardan söz etmek istiyorum.
“İktidarsız iktidar sahipleri” deyişini bunlar için kullanmak ne kadar doğru
olur bilemiyorum. Çünkü aslında iktidarları hiç yok ya da iktidar bile
denemeyecek kadar küçük bir şey de, ben “iktidar sahipleri” derken onların
ulaşmak istedikleri iktidarı, buna ulaşmak için gösterdikleri gayreti, kısaca
iktidar hırslarını kastediyorum aslında.
Ve şunu hemen belirteyim ki, ilerlemiş yaşlarına rağmen
gösterdikleri bu iktidar hırsı gerçekten takdiri şayan olmanın ötesinde,
iktidarın ne kadar çekici bir şey olduğunu göstermesi açısından da bir ders
niteliğinde.
Örnek verecek olursam, adam neredeyse gelmiş yetmiş yaşına,
bundan sonra hadi diyelim yirmi yıl daha
yaşayacak azami, fakat iktidar hırsından vazgeçemiyor. Yani kınayayım mı, yoksa
bu “yaşama sevincini” takdir mi edeyim bilemiyorum.
Peki bu hırs nasıl tezahür ediyor. Elbette örnek vermem
gerektiğinin bilincindeyim. Adam ünlü bir şair ya da yazar, romancı falan
olamamış; hadi diyelim ki adını biraz duyurmuş ama ancak üçüncü sınıf şair ya
da romancıların arasında anılıyor adı, bu yüzden büyük bir hazımsızlıkla, 1.
sınıf kabul edilen yazarlara saldırıyor da saldırıyor. Bu satırlarımdan 1.
sınıf yazarlara büyük değer verdiğim sanılmasın. Aslında ben de onlarla birçok
bakımdan kan uyuşmazlığı içindeyim ama sırf 1. sınıf yazarlar arasındalar diye
onlara saldırmak aklımın köşesinden geçmez. Sen bırak onları da kendine bak.
Sen nesin? Ne yazdın? Ne kadar iyi yazdın? Bunların üzerinde dur. Yok öyle
değil. Bir kıskançlık, bir kıskançlık.
Orhan Pamuk Nobel ödülünü aldığı zaman da aynı şey olmuştu.
Özellikle ulusalcı sol kesim ayağa kalkmıştı. Birine rastladım, bana, Orhan
Pamuk’un “Ermeni katliamından söz ettiği için” Nobel edebiyat ödülünü aldığını
söyledi. Bunun üzerine ben de, “Öyle mi? O zaman ben de Ermeni katliamıyla
ilgili bir yazı yazayım. Belki bana da verirler Nobel ödülünü” dedim. Tabii ki
şakaydı. Fakat Nobel ödülüne saldıranların gözlerindeki kıskançlık parıltısını
görmemek mümkün değildi. Oysa ben bu ödüle o kadar da büyük değer atfetmem.
Gerçi küçümsemem ama Nobel de Nobel diye tutturmanın saçma olduğunu da
düşünürüm.
Neyse, işte bu iktidarsız iktidarlılar, öyle hırslılar ki,
edebiyatla falan da sınırlamıyorlar kendilerini. Bir de politikaya soyunmaları
var ki, gerçekten gülünesi. Mesela tutup “büyük politika yapma” havalarında CHP
Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’yla boy ölçüşmeye kalkıyorlar. Hayır,
Kılıçdaroğlu’nun boyunu çok uzun bulduğum ya da Kılıçdaroğlu’nun
eleştirilmemesi gerektiğini düşündüğüm için söylemiyorum bunu. Bu “bayram değil
seyran değil” eleştirilerin esas amacının bazı küçük iktidar sahiplerinin
gözüne girmek ve giderek o iktidar sahiplerinin kapısına yamanmak için
yapıldığını hissetmek, görmek insanın sinirine dokunuyor. Bunlar küçük “iskele
alabanda” politik numaraları. Yanaşmak istedikleri gemiye (gemi de ne gemi ya!)
çürük çarık tahtalar uzatıyorlar. Ne bileyim, bunlardan biri “Kılıçdaroğlu’nu
eleştirme” tahtası, bir diğeri “HDP’ye saldırı” tahtası. Bu iki tahtanın
üzerinden yürüyüp yakında kendilerini o gemiye atacaklar. Geminin kaptanı buna
zaten teşne. İktidar hırslısına kendi gemisinden “gel gel” ışıkları çakıp
duruyor.
Süreç şöyle anlayacağınız: İktidarsızlıktan küçük bir
iktidar odağına; oradan da biraz daha büyük bir iktidar odağına doğru adım adım
ilerlemek. Bunun müptezelliği bir yana, merak ediyorum, bütün bunları yapmaya
üşenmiyorlar mı?
Bana soracak olursanız, iktidar hırsı iktidarın kendisinden
bile daha tehlikeli bir şey.
Gün Zileli - 7 Ocak 2018 - www.gunzileli.com - gunzileli@hotmail.com