Bu Bir Erdoğan Yazısıdır, Seçim Yazısı Değildir!


BU YAZI YSK'NIN, İSTANBUL SEÇİM SONUÇLARINA İLİŞKİN İLK BEYANI ÜZERİNE YAZILMIŞTIR!

Önce çok önemli bir not düşelim...

Mansur Yavaş da 2014 yerel seçiminde geçersiz bütün oyların sayılmasını talep etmiş ama başvurduğu her ilçe seçim kurulu tek tek bu başvuruları reddetmiş ve nihayet YSK da bu ret kararlarına uymuştu... 

Pazar günü gerçekleşen seçim sonunda İmamoğlu'nun kazandığı kesindir... buna rağmen Erdoğan 2 temel nedenden dolayı İstanbul'u teslim etmek istememekte ve bunun için tüm devlet imkanlarını kullanmaktadır...

Bu 2 temel neden çok açıktır ve artık herkes tarafından da bilinmektedir...

Birincisi; İstanbul çok büyük bir rant alanıdır, o denli büyüktür ki, AKP'yi ve iktidarı büyük ölçüde finanse bile etmektedir... Dolayısıyla İstanbul'u teslim etmek Erdoğan açısından, hem kendisini hem de partisini neredeyse (ve Ankara da elden kayıp gittikten sonra) sona erdirmek anlamını taşımaktadır...

İkincisi; ortaya çıkma ve deşifre edilme ihtimali olan inanılmaz büyüklükteki bütün çıkar ilişkileri ağı, iktidarı ve Erdoğan'ı, partiyi ve bunların etraflarında kümelenen çevreleri çok zor durumda bırakacaktır...

Erdoğan işte bu 2 temel nedenden dolayı İstanbul'u vermemekte sonuna kadar direnecektir...

Buysa, kendi karşıtını içerisinde barındırmaktadır ki o da şudur: 

Erdoğan yenilgiyi kabul etmediği sürece devamlı olarak kendi ayaklarına sıkmaya devam edecek ve düşüşünü hızlandıracaktır... Bu da unutulmamalıdır! Nitekim iktidar medyası ve akıl hocaları bile artık bu yönde cümleler kurmaya başlamışlardır...

Erdoğan'ın bize göre yapacağı tek şey kalmıştır artık; "karşı taraf"la özellikle o sözünü ettiğimiz "çıkar ilişkileri ağı"nın deşifre edilip edilmemesi noktasında anlaşıp uzlaşmak!

Erdoğan birtakım garantileri almadığı sürece İstanbul'u, seçimi bu şehirde kaybetmiş olmasına rağmen, ne yapıp edip "karşı taraf"a, yani seçimi kazanmış olana vermeyecek, teslim etmeyecektir!


Bu son cümleye bağlı olarak şunları da söyleyebilmek mümkün görünmektedir:

Kazanan "karşı taraf", belediye faaliyetlerini normal bir biçimde sürdürebilmek ve Erdoğan'ın pazar günü seçimden sonra yaptığı konuşmasındaki; "Hadi bakalım, belediyeyi nasıl yönetecekler görelim, yönetemeyecekler, personellerinin maaşlarını bile ödeyemeyecekler" şeklindeki açık ve aleni tehditini kırmak veya göğüslemek noktasında böyle bir "uzlaşma"ya gidebilir... ama, artık elinin altında olacak bazı "bilgi", "döküman" ve "belge"yi de her an "hazır" tutarak... Bu "hazır" tutma, kazananın elindeki en temel koz olacaktır...

Kazanan tarafın yumuşak karnı, İller Bankası kanunundaki değişiklikle birlikte, İller Bankası'ndan yerel yönetimlere kaynak aktarma yetkisinin artık sadece cumhurbaşkanına verilmiş olmasıdır...

Kaybeden tarafın yumuşak karnı ise; İBB noktasında ve İstanbul ölçeğindeki, hayli "kirli" olduğu öne sürülen "çıkar ilişkileri" ağının deşifre edilmesi ihtimalidir...

Bu hatırlatmayla birlikte az önce sözünü ettiğimiz o "her an hazır tutulacak koz"un önemi ve değeri daha iyi anlaşılmıştır diye düşünüyoruz... Çünkü süreç artık, "tehdite karşı tehdit", "şantaja karşı şantaj" noktasına kadar gelmiştir...

Kazanan taraf mazbatasını aldığı an, yukarıda sözünü ettiğimiz "uzlaşma"nın gerçekleşmiş olduğu yollu bir ihtimali aklınızın bir köşesinde tutun deriz...

Dolayısıyla, İBB eksenli "çıkar ilişkileri ağı"nın deşifre edilmesi ve kamuoyuna olanca çıplaklığıyla açıklanması için bütün halkın, özellikle de İstanbul halkının var güçle ısrarcı olması ve böyle bir deşifrenin ya da açıklamanın kararlı bir takipçisi pozisyonuna geçmesi bugün için artık temel bir görevdir!

Kazanan adayın ilk demokrasi sınavı da işte bu deşifre ve açıklama olacaktır. O adayın ve hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, halk sabırsızlıkla bunu bekliyor olacaktır.

Ve yine hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, halkın sabırsızlıkla beklediği şey hem Erdoğan belediyeciliğinden ve hem de Erdoğan'dan kopuşu kendi içerisinde taşımaktadır.

HAYRİ GÜNEL
Blogger tarafından desteklenmektedir.