5 maddede 23 Haziran’ın İstanbul’u aşan sonuçları
23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tekrar seçimini Ekrem İmamoğlu’nun yüzde 54,20 oy oranı ve 800 bini aşkın oy farkı ile kazanması, gasp edilmiş bir mazbatanın hak ettiği sahibine geri verilmesinin ötesinde anlamlar içeriyor...
5 maddede 23 Haziran’ın İstanbul’u aşan sonuçları
1. Erdoğan Türkiye’yi kaybetti
“İstanbul’u kazanan, Türkiye’yi kazanır” sözlerinin sahibi Tayyip Erdoğan, gerek 31 Mart seçiminin iptalinde açıktan inisiyatif alarak gerek bizzat sahaya inip İmamoğlu’nu karşısına alarak bu seçimi Türkiye çapında hatta uluslararası çapta bir seçim olarak tarif ederek, kendi şahsi iktidarının da oylandığı bir referanduma dönüştürdü.
Böyle olunca 23 Haziran’daki seçim yenilgisi, doğrudan Erdoğan’ın ve iktidarının hanesine yazılan, tek meşruiyet kaynağını çoğunluk desteğinde gösteren Cumhur İttifakı’nı azınlık pozisyonuna düşüren, Erdoğan’ın Türkiye’yi de kaybetmekte olduğunun işaret fişeğini ateşleyen bir hezimet oldu.
İmamoğlu yalnızca muhalefet partilerinin tabanındaki seçmeni değil AKP tabanından bile oy aldı ve İstanbul’un seçim haritası 31 Mart’ta AKP’nin birinci çıktığı 12 ilçede daha CHP’nin öne geçmesiyle büyük ölçüde değişti. AKP’nin yenilgisi yalnızca İstanbul’da değil Türkiye’nin farklı kentlerinde de sokaklarda kutlandı.
Türkiye elindeki bütün kozları masaya süren, bütün olanakları kullanan ve halkın bütün kesimlerini aptal yerine koyan Tayyip Erdoğan’a “Artık yeter!” dedi.
2. AKP içi fay hareketliliği ivmelendi
Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi dışlanmışların yeni parti çalışmaları ve içeride de Pelikancılar vb hizipler arası iç gerilimlerden mustarip olan Tayyip Erdoğan AKP’si, 31 Mart yenilgisini iptal yoluyla erteleyerek bu iç gerilimleri de bastırma yoluna gitmişti.
Gerçekten de üç ay boyunca bu gerilimler büyük ölçüde geri plana itildi. Cemil Çiçek, Bülent Arınç gibi eskiler Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na alınarak yeniden Erdoğan’a bağlandı. Parti iç gerilimler yerine İstanbul’u kaybetmeme hedefine yönlendirildi.
Ne var ki bu süreç de üç ayın sonunda 31 Mart’ı mumla aratan bir hezimetle sona erdi ve bu ağır yenilginin basıncı altında seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz iç eleştiriler, özeleştiri talepleri ortaya saçıldı.
Kabine değişikliği ve parti içi yeniden düzenleme olasılığı daha kuvvetli bir biçimde gündeme gelirken bunun parti içi farklı kanatlar arasında bir hesaplaşma ve çatışma olarak yaşanması da mümkün. Erdoğan’ın elini Gül, Babacan ve Davutoğlu karşısında zayıflatan; yeni parti oluşumuna ya da Erdoğan’ı tavize zorlayan yeni iktidar paylaşımlarına uygun bir zemin açığa çıktı.
3. Azınlığa düşen Cumhur İttifakı’nı yeniden düşünme vakti
Tayyip Erdoğan’ın seçilmek için “yüzde 50” + 1 şartının arandığı Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde iktidarı elde tutmak ve meşruiyetini sorgulatmayacak bir çoğunluk desteği sağlamak için MHP ile kurduğu ittifakın artık bir avantaj değil dezavantaj kaynağı olduğu ayan beyan açığa çıktı.
31 Mart’ta Türkiye’nin pek çok büyük kentini kaybeden, 23 Haziran denemesinde de yenilgisini büyüten Erdoğan, bu süreçte MHP’nin ise kaybetmediğini aksine iktidar içinde ağırlığını artırdığını gördü.
Hal böyleyken seçim sonrası Devlet Bahçeli ittifakı bozacak bir çıkış ya da erken seçim çağrısı yapmadan topu Erdoğan’ın kucağına bırakan bir açıklama yaptı.
AKP içinde ise MHP ile kurulan ittifaka yönelik sorgulamalar yeniden canlanacağa benziyor. Erdoğan şimdi parti içi sorunlarla uğraşırken bir yandan da Cumhur İttifakı ile devam edip etmemeyi hesap edecek ve devam ederse çok yönlü erimeyi devam etmezse de MHP ile kavgayı göze alacak.
4. Erdoğan artık topal ördek
23 Haziran, Erdoğan’ın ne yapıp edip mutlak iktidarını koruyacağı algısını ortadan kaldırdı. Erdoğan’ınki artık eksik bir iktidar ve bu eksikliği açığa çıkaran muhalefet sayesinde alternatifsiz de olmadığı görülüyor.
Bu, hem büyük sermaye çevrelerinin hem de uluslararası muhatapların gördüğü bir gerçeklik. Bugüne kadar alternatifsiz olmanın ve mutlak iktidar sahibi olmanın konforuna sahip olan Erdoğan, artık egemen sınıflarla ilişkilerinde daha tavizkar olmaya zorlanacak.
AKP’nin Rus S-400 füzelerden vazgeçmesini isteyen ABD ve AKP’nin İdlip’teki cihatçıları desteklemekten vazgeçmesini isteyen Rusya artık karşılarında daha zayıf bir Erdoğan bulmanın rahatlığıyla bastıracak. Sermaye ise toplumsal hoşnutsuzluğu büyütecek “yapısal reformlar”ın hayata geçirilmesini isteyecek.
Erdoğan’ın geri çeviremediği gerileyişini ve diğer iktidar alternatiflerini gören egemen sınıflar siyasi yatırımlarını çeşitlendirecek. Sadece CHP ve İmamoğlu değil, Babacan gibi aktörler de bu durumdan istifade edecek.
5. Toplumsal muhalefete hareket alanı açıldı
Aynı anti-demokratik düzen hukuki altyapısıyla muhafaza edilmekle birlikte, iktidar güçlerinin toplumsal talep ve mücadelelere kayıtsız kalamayacağı bir siyasi denge durumu oluştu.
31 Mart-23 Haziran süreci arasında hem iktidarın hem de muhalefetin şaşırtıcı sosyal vaatlerde bulunması ve hatta bunların bir kısmının uygulamaya da geçirilmesi, bundan önce iktidar baskısı ile engellenen muhalif sendikal örgütlenmelerin nefes alır hale gelmesi, toplumsal desteği korumak için şeffaf ve katılımcı yönetim pratiklerinin devreye sokulması yerel yönetimlerin muhalefette olduğu koşullarda toplumsal muhalefet güçleri açısından önemli avantajlar açığa çıkardı.
5 maddede 23 Haziran’ın İstanbul’u aşan sonuçları
1. Erdoğan Türkiye’yi kaybetti
“İstanbul’u kazanan, Türkiye’yi kazanır” sözlerinin sahibi Tayyip Erdoğan, gerek 31 Mart seçiminin iptalinde açıktan inisiyatif alarak gerek bizzat sahaya inip İmamoğlu’nu karşısına alarak bu seçimi Türkiye çapında hatta uluslararası çapta bir seçim olarak tarif ederek, kendi şahsi iktidarının da oylandığı bir referanduma dönüştürdü.
Böyle olunca 23 Haziran’daki seçim yenilgisi, doğrudan Erdoğan’ın ve iktidarının hanesine yazılan, tek meşruiyet kaynağını çoğunluk desteğinde gösteren Cumhur İttifakı’nı azınlık pozisyonuna düşüren, Erdoğan’ın Türkiye’yi de kaybetmekte olduğunun işaret fişeğini ateşleyen bir hezimet oldu.
İmamoğlu yalnızca muhalefet partilerinin tabanındaki seçmeni değil AKP tabanından bile oy aldı ve İstanbul’un seçim haritası 31 Mart’ta AKP’nin birinci çıktığı 12 ilçede daha CHP’nin öne geçmesiyle büyük ölçüde değişti. AKP’nin yenilgisi yalnızca İstanbul’da değil Türkiye’nin farklı kentlerinde de sokaklarda kutlandı.
Türkiye elindeki bütün kozları masaya süren, bütün olanakları kullanan ve halkın bütün kesimlerini aptal yerine koyan Tayyip Erdoğan’a “Artık yeter!” dedi.
2. AKP içi fay hareketliliği ivmelendi
Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi dışlanmışların yeni parti çalışmaları ve içeride de Pelikancılar vb hizipler arası iç gerilimlerden mustarip olan Tayyip Erdoğan AKP’si, 31 Mart yenilgisini iptal yoluyla erteleyerek bu iç gerilimleri de bastırma yoluna gitmişti.
Gerçekten de üç ay boyunca bu gerilimler büyük ölçüde geri plana itildi. Cemil Çiçek, Bülent Arınç gibi eskiler Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na alınarak yeniden Erdoğan’a bağlandı. Parti iç gerilimler yerine İstanbul’u kaybetmeme hedefine yönlendirildi.
Ne var ki bu süreç de üç ayın sonunda 31 Mart’ı mumla aratan bir hezimetle sona erdi ve bu ağır yenilginin basıncı altında seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz iç eleştiriler, özeleştiri talepleri ortaya saçıldı.
Kabine değişikliği ve parti içi yeniden düzenleme olasılığı daha kuvvetli bir biçimde gündeme gelirken bunun parti içi farklı kanatlar arasında bir hesaplaşma ve çatışma olarak yaşanması da mümkün. Erdoğan’ın elini Gül, Babacan ve Davutoğlu karşısında zayıflatan; yeni parti oluşumuna ya da Erdoğan’ı tavize zorlayan yeni iktidar paylaşımlarına uygun bir zemin açığa çıktı.
3. Azınlığa düşen Cumhur İttifakı’nı yeniden düşünme vakti
Tayyip Erdoğan’ın seçilmek için “yüzde 50” + 1 şartının arandığı Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde iktidarı elde tutmak ve meşruiyetini sorgulatmayacak bir çoğunluk desteği sağlamak için MHP ile kurduğu ittifakın artık bir avantaj değil dezavantaj kaynağı olduğu ayan beyan açığa çıktı.
31 Mart’ta Türkiye’nin pek çok büyük kentini kaybeden, 23 Haziran denemesinde de yenilgisini büyüten Erdoğan, bu süreçte MHP’nin ise kaybetmediğini aksine iktidar içinde ağırlığını artırdığını gördü.
Hal böyleyken seçim sonrası Devlet Bahçeli ittifakı bozacak bir çıkış ya da erken seçim çağrısı yapmadan topu Erdoğan’ın kucağına bırakan bir açıklama yaptı.
AKP içinde ise MHP ile kurulan ittifaka yönelik sorgulamalar yeniden canlanacağa benziyor. Erdoğan şimdi parti içi sorunlarla uğraşırken bir yandan da Cumhur İttifakı ile devam edip etmemeyi hesap edecek ve devam ederse çok yönlü erimeyi devam etmezse de MHP ile kavgayı göze alacak.
4. Erdoğan artık topal ördek
23 Haziran, Erdoğan’ın ne yapıp edip mutlak iktidarını koruyacağı algısını ortadan kaldırdı. Erdoğan’ınki artık eksik bir iktidar ve bu eksikliği açığa çıkaran muhalefet sayesinde alternatifsiz de olmadığı görülüyor.
Bu, hem büyük sermaye çevrelerinin hem de uluslararası muhatapların gördüğü bir gerçeklik. Bugüne kadar alternatifsiz olmanın ve mutlak iktidar sahibi olmanın konforuna sahip olan Erdoğan, artık egemen sınıflarla ilişkilerinde daha tavizkar olmaya zorlanacak.
AKP’nin Rus S-400 füzelerden vazgeçmesini isteyen ABD ve AKP’nin İdlip’teki cihatçıları desteklemekten vazgeçmesini isteyen Rusya artık karşılarında daha zayıf bir Erdoğan bulmanın rahatlığıyla bastıracak. Sermaye ise toplumsal hoşnutsuzluğu büyütecek “yapısal reformlar”ın hayata geçirilmesini isteyecek.
Erdoğan’ın geri çeviremediği gerileyişini ve diğer iktidar alternatiflerini gören egemen sınıflar siyasi yatırımlarını çeşitlendirecek. Sadece CHP ve İmamoğlu değil, Babacan gibi aktörler de bu durumdan istifade edecek.
5. Toplumsal muhalefete hareket alanı açıldı
Aynı anti-demokratik düzen hukuki altyapısıyla muhafaza edilmekle birlikte, iktidar güçlerinin toplumsal talep ve mücadelelere kayıtsız kalamayacağı bir siyasi denge durumu oluştu.
31 Mart-23 Haziran süreci arasında hem iktidarın hem de muhalefetin şaşırtıcı sosyal vaatlerde bulunması ve hatta bunların bir kısmının uygulamaya da geçirilmesi, bundan önce iktidar baskısı ile engellenen muhalif sendikal örgütlenmelerin nefes alır hale gelmesi, toplumsal desteği korumak için şeffaf ve katılımcı yönetim pratiklerinin devreye sokulması yerel yönetimlerin muhalefette olduğu koşullarda toplumsal muhalefet güçleri açısından önemli avantajlar açığa çıkardı.
