Ama başlamak da önemlidir. Öyleyse yeniden “Sovyetizm!”
Sovyet fikri ilk olarak, Volin'in "La Révolution Inconnue - Russie 1917-1921" (Bilinmeyen Devrim - Rusya 1917 - 1921) adlı kitabında söz ettiği gibi, kendi evinde, gerçekten 30 - 40 kadar işçinin bir toplantısında mı ortaya çıktı tam olarak bilemiyoruz ama, pratiğe geçirildiği andan itibaren devrimci mücadelenin yakın ve uzak erimli birçok ihtiyacına cevap verdiği ve bu nedenle de çok hızlı bir biçimde yaygınlık kazandığı önemli bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.
“Teori Daima Pratiğin Gerisinde Kalır!” (TIKLA) başlıklı yazısında Gün Zileli bu konuyla ilgili olarak; “Sovyet örgütlenmesini işçiler icat etmiş ve pratiğe koymuş ve bu örgütlenme işçilerin acil örgütlenme ihtiyacına cevap verdiğinden bir orman yangını gibi yayılmış, her yerden pıtırak gibi işçi Sovyetleri doğmuştur. Başta Bolşevikler olmak üzere bütün sosyal demokrat hizipler ve diğer solcu partiler teoride yeri olmayan bu kendiliğinden işçi örgütlenmesine başından itibaren kuşkuyla bakmış, hatta kendi parti örgütlenmelerinin zararına bir gelişme olarak değerlendirmişlerdir” diyor.
Volin’in kitabında söyledikleri ve Zileli’den yaptığımız bu alıntı, Sovyet fikrinin, teoriden bağımsız ve onun tamamen dışında, hani deyim yerindeyse anlık bir durum tespitiymiş gibi, bir anda ortaya çıktığını gösteriyor bizlere.
Konuyla ilgili bir başka yere daha bakalım mı?
Antonio Gramsci, İtalyan Komünist Partisi’nin merkezi yayın organı L’Unità’nın 7 Ekim 1924 tarihli sayısında yer alan makalesinde; (TIKLA) “faşizme karşı mücadele ve sınıfsal çıkarların savunulması için İşçi - Köylü Komiteleri’nin inşasının zaruri olduğu idrak edilecektir” dedikten sonra yazısını şöyle noktalıyor:
“O vakit işçiler ve köylüler, bu komitelerin devrimci mücadele ve katiller hükümetinin yerine işçi-köylü hükümetinin kurulması için gerekli birer araç olduklarını anlayacaklardır. Emekçi halkı kendi safına kazanmaya bir kez daha çalışan Liberal Kongre’nin kapatıldığı o anda, İtalya’nın bir ucundan diğer ucuna tüm işçiler ve köylüler, boş teneke misali çok ses çıkartan ama gevezelikten başka bir şey yapmayan kongre üyelerine şu cevabı vereceklerdir: Ne faşizm ne liberalizm: sovyetizm!”
Bütün bunları niye mi yazdık? Şundan: Volin ve Gramsci’nin işaret ettikleri Sovyet düşüncesinin temel bir özelliği var: teori dışı olması. Sovyet’ten ne Bolşeviklerin, ne solcuların ve ne de onların partilerinin haberi vardı. Sovyet, basbayağı kendiliğinden bir işçi örgütlenmesiydi.
Gramsci’nin hararetle savunduğu ve işçi – köylü komitesi olarak tarif ettiği Sovyet işte bu yanıyla hepimize aynı şeyi söylüyor aslında: Pratik, teorinin daima önündedir. Ve teori bu nedenle hep koşmak zorundadır.
Devrimin hemen öncesinde Sovyet’in farkına varan Lenin, onu bir toplumsal örgütlenme projesinin ilk adımı, hatta çekirdeği olarak görmek yerine, iktidarı ele geçirmenin bir basamağı olarak değerlendirdiği için belki de günümüze kadar uzanan temel bir sorunun başlamasına neden olmuştu. Devlet Ve Devrim adlı kitabında Sovyet’ten neredeyse hiç bahsetmemesi, bu anlamda epeyce ilginçtir.
Kısacası, Ekim Devrimi’ni yapanlar, Sovyet’i hep küçümsemiş, zararlı bulmuş, çoğu zaman da ellerinin tersiyle itip durmuşlardır. Ve o Sovyet sonunda, Zileli’nin yukarıda sözünü ettiğimiz yazısında vurguladığı gibi; bir devletin adı haline getirilip hem teorik hem de pratik olarak ortadan kaldırılmıştır.
Öncelinde Paris Komünü’nün olduğu Sovyet düşüncesi, günümüzde dünyadaki 68 dalgası olarak yeniden canlanmış ve Türkiye öznelinde de Gezi Ayaklanması olarak önümüze çıkmıştır. “Gezi ayaklanması, klasik örgütlenme tarzına sahip dar örgütleri bir kenara iterek harika bir dayanışma mücadelesi yaratmış ve keza hayranlık verici örgütlenmeler ortaya koymuştur. Ne var ki, ayaklanmanın geri çekildiği koşullarda bu tür örgütlenmeler de geri çekilip sönmüş ve ortalığı yine eski örgütsel leş kargaları kaplamıştır. Onlar, canlı bir mücadeleden değil, ölmüş bir mücadeleden beslenir daima.” (Gün Zileli – TeoriDaima Pratiğin Gerisinde Kalır!)
Eski örgütsel leş kargaları… İşte sosyalizmin en temel sorunu da budur! Peki leş kargalarından kurtuluş yok mudur? Hiç kuşkusuz vardır. Peki nasıl olacaktır bu dediğimiz? Sorunun cevabı basittir aslında: Kendisini sosyalist olarak gören, kendisine devrimciyim diyen, solcuyum diyen partili, partisiz herkes sosyalist particiklerden ve onların tuhaf ve şimdiye kadar hiçbir işe yaramadıkları açıkça ortaya çıkmış devrimci programlar(?!)ından yakalarını kurtararak!..
Sorun kolayca anlaşılabileceği gibi aslında epeyce derinleştirilmeye muhtaçtır. Ama başlamak da önemlidir. Öyleyse yeniden “Sovyetizm!” (HAYRİ GÜNEL)
