Dünya alev aldı: Küresel eylemlerle ısınan 40 ülke, 40 isyan (VİDEO - FOTO)
Dünya hiç olmadığı kadar sıcak. Halklar bütün coğrafyalarda ayakta. Ancak son derece heterojen özellikler taşıyan bu yeni küresel isyan dalgasının genel ideolojik eğilimlerini saptamak çok da mümkün değil. Zira kimi yerde tamamen ayrılıkçı milliyetçi taleplerle (Hong Kong, Katalonya) ayaklanan kitleler, başka bir yerde bütünüyle ekonomik talepleri (Lübnan, Ekvador) öne çıkarabiliyor. Kimi coğrafyadaki isyanlar 20. yüzyıl isyanlarına benzer özellikler taşırken (Endonezya gibi) kimileriyse bambaşka şekiller alıyor (Cezayir vb.)...
BİRİNCİ BÖLÜM
İlk fitili Hong Kong ateşledi
Bu yılın başında önceki seneden devreden bazı isyanlar tüm hızıyla sürüyordu ancak asıl küresel büyük eylem dalgası yaz aylarından başladı ve sonbahara da damgasını vurdu. Bu dalgada ilk büyük çıkış ise Uzak Asya’dan, Hong Kong protestolarıyla geldi.
Hong Kong'lu isyancılar yeni yüz tarama teknolojisiyle tam bir gözetim toplumu kurmaya yönelen Çin devletine karşı "mobese"leri özellikle hedef alıyor.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: Hong Kong’da aslında ilk büyük protesto dalgası 31 Mart’ta görüldü. Ancak bu yazıda yoğunlaştığımız küresel eylem dalgasının parçası sayabileceğimiz asıl şiddetli protestolar 9 Temmuz’dan itibaren kendisini gösterdi.
Yaygınlık: Protestolar, Hong Kong adasının 20’den fazla bölgesine ve Hong Kongluların yaşadığı onlarca Batı şehrine sıçradı.
Nasıl başladı: Eylemlerin çıkış nedeni Çin Komünist Partisi'ne yakın çizgi izleyen, seçilmiş Hong Kong yönetiminin Özerk İdare Meclisi'ne suçluların iadesine dair ihtilaflı bir tasarıyı getirmesiydi.Tasarıya göre suçlular Çin'e, Makao Özel İdari Bölgesi'ne ve Tayvan'a iade edilecekti. Yasaya karşı çıkanlar, Pekin yönetimin, tasarının içeriğini bölgedeki siyasi muhalifleri de içerecek şekilde genişletebileceği endişesi taşıyordu. İlk eylemlerde protestocular, tasarının tamamen iptalini sağlayarak Hong Kong'daki siyasi muhaliflerin Çin'e iadesinin önünü kesmeye çalıştıklarını savundu.
Kitlesellik: Haber ajansları farklı farklı eylemler için 100 bin ila 1 milyon arasında değişen rakamlar verdi.
Eylemci profili: Eylemlerde ağırlığı, prekarya diye de tabir edilen genellikle iletişim, bilişim ve finans gibi hizmet sektörlerinde çalışan genç profesyoneller oluşturuyor.
Devletin tavrı ne oldu: Pekin yönetimi, eylemciler için ilk anda “radikal göstericiler isyanı” tanımını yaptı ancak daha sonra tutumunu sertleştirerek “terör benzeri eylem” tanımlamasında bulundu. Pekin’in Hong Kong’a asker sevk edebilmesi için yerel hükümetin merkezi hükümetten talepte bulunması gerekiyordu. Öte yandan, Çin ordusunun Hong Kong yakınlarındaki Şıncın’da yaptığı askeri sevkiyat ve tatbikatların göstericilere uyarı olduğu ifade edildi. Ne var ki, Çin’in sertlik yanlısı tutumu eylemlerin inatçı bir direnişle sürmesiyle değişti. Eylemlerin önünü alamayacağını anlayan Çin yönetimi geri adım atma sinyalleri vermeye başladı ve en nihayet bugün (23 Ekim) ÇKP çizgisine yakın mevcut Hong Kong yönetimi, eylemlerin başlamasına neden olan tasarıyı resmen geri çektiğini açıkladı.
Liderlik: Hong Kong eylemleri lidersiz olması ve siyasi yapılardan bağımsız oluşuyla biliniyor şimdiye kadar hiçbir siyasi parti ya da grup eylemleri sahiplendiğini açıklamadı.
Yöntem: Eylemciler Bruce Lee’nin “su ol” felsefesini izlediklerini söylüyor. Buna göre eylem biçimleri içinde bulundukları ortama göre sürekli değişiyor. Yeri geldiğinde siyah maskeler giyip şiddet eylemlerine girişen protestocular, genel olarak barışçı eylemleri tercih ediyor ancak bir protesto yöntemi olarak hayatına son verenler bile var. Eylem olarak intihar davranışı daha önce Vietnam, Kore vb. yerlerde gözlenmişti ve neredeyse tamamen Uzak Asya’ya özgü.
Sosyal medya: Prostestocular Reddit ve Telegram karışımı diye tanımlanabilecek bir forum ve mesajlaşma uygulaması olan LIHKG’yi kullanıyor.
Dış destek ve dünyadan tepkiler: Hong Kong eylemcileri sık sık Amerikan bayrakları açtı ve Trump’tan yardım talep etti. Kimi zaman Hong Kong’u sömürgeleştirmiş olan Britanya ve Kraliçe Elizabeth de yardıma çağrıldı. Protestolar Uluslararası Af Örgütü gibi Batı merkezli Sivil Toplum Kuruluşları’ndan destek gördü. Batı hükümetleri, Çin’i insan haklarına uyması konusunda defaatle uyardı.
Talepleri neler: Eylemlerin ilk talebi Çin’e iade tasarısının iptalinden ibaretti. Ne var ki, eylemler ilerledikçe, Özel İdare’nin seçilmiş başkanı ÇKP çizgisine yakın Carrie Lam’in istifasından Hong Kong’un Çin’den bağımsız olması ya da yeniden Britanya’ya bağlanmasına kadar genişleyen bir yelpazede değişik talepler öne sürüldü. Hareketin üzerinde anlaşılmış bir programatik çerçevesi ya da talep ortaklığı yok. İade tasarısında başarı sağlandıktan sonra eylemlerin devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Protestoların başından beri en az 10 kişi hayatını yitirdi. Tümü de bir protesto yöntemi olarak hayatlarına son vermeyi seçenlerden oluşuyor. 2 binin üzerinde yaralı var ve 10 Ekim itibarıyla 2 bin 379 kişi eylemler nedeniyle gözaltına alındı ya da tutuklandı.
Şili halkından şiddetli ama şiir gibi bir isyan
Faşist General Pinochet’yi deviren bir başkaldırı kültürüne sahip Şili’deki isyan bu dosyada incelediklerimiz arasında belki de en şiddetli görüntülere sahne oldu. Ama aynı zamanda videoları internette en çok paylaşılan, en estetik eylem görüntüleri de bu ülkeden çıktı.
Şili'deki protestolardan sosyal medyaya sadece şiddet görüntüleri değil bizdeki Gezi Parkı eylemlerini hatırlatan böylesi renkli kareler de düştü.
Ne zaman başladı: 14 Ekim’de başladı, gittikçe şiddetlenerek sürüyor.
Yaygınlık: Santiago’da başlayan hatta ilk günlerde Santiago isyanı olarak adlandırılan protesto dalgası kısa sürede Concepcion, San Antonio, Valparaiso’ya ardından Antofagasta, Coquimbo, Iquique, La Serena, Rancagua ve Valdivia kentlerine sıçradı. Şu sıralarda Paskalya Adası dışında neredeyse bütün Şili’de yaygın protestolar var.
Nasıl başladı: Latin Amerika’nın en pahalı toplu taşıma sistemine sahip Şili’de, düşük gelirli bir aile gelirinin %30’unu ulaşıma veriyor. Bu yüzden protestolar, metro ücretlerine yapılan zamla başladı. Öğrenciler metro istasyonlarını işgal ederek, metrolara kitlesel olarak ücretsiz binerek, turnikelerden atlayarak ve nihayetinde metro istasyonlarını tahrip ederek isyan ateşini yaktı. Öğrencilere uygulanan şiddet, bu kez toplumda biriken tepkiyi açığa çıkardı. Santiago’da başlayan isyan kısa sürede kuzeyden güneye bütün ülkeye yayıldı.
Kitlesellik: Toplam katılım için milyonlar telaffuz ediliyor.
Eylemci profili: Öğrenciler başı çekiyor ama her kesimden katılım var. Öğrencilere ilk destek orta sınıflardan gelse de eylemler ilerledikçe kent yoksulları, özellikle de gecekondu mahallelerinden gelenler ağırlık kazandı.
Devletin tavrı: Protestoların ilk gününde OHAL ilan eden Devlet Başkanı Pinera ölümler gelmeye başladıktan sonra Santiago’daki ordu karargahından bir televizyon yayınına bağlanarak yaptığı açıklamada, “Herhangi bir sınır tanımadan şiddet kullanmaya istekli güçlü bir düşmana karşı savaştayız” ifadelerini kullanarak OHAL’i uzattı. 2019 isyanları genellikle kazanımla sonuçlansa da Şili hükümeti, henüz isyancıların taleplerini dikkate alacağına dair herhangi bir işaret vermiş değil.
Liderlik: Öne çıkan bir lider yok.
Yöntem: Şili’deki isyan ilk günden beri şiddetli biçimler aldı. Ülkeden internete düşen videolarda metro istasyonlarının, otobüslerin ve daha sonra elektrik idaresi binasının ateşe verilmesi öne çıktı. Sokağa çıkma yasağının ardından başkent halkı balkonlarından tencere tava çalarak bütün gece boyunca Santiago’yu inletti. Diğer kentlerdeyse halk sokaklara akmaya devam etti.
Sosyal medya: Diğer güncel isyanların aksine Şili isyanlarında halkın organize olmasında sosyal medya özel bir rol oynamadı. Ancak isyanın şiddetini gösteren videolar sosyal medyadan bütün dünyada yayılarak yankı yarattı ve eylemlerin uluslararası bilinirliğini sağladı.
Dünyadan tepkiler ve dış destek: Daha çok sol esintiler taşıyan isyana yaşanan ölümlere rağmen Batı dünyasından ilgi gösterilmiyor. Batı hükümetleri örneğin kimsenin polis müdahalesinde hayatını kaybetmediği Hong Kong protestolarında insan haklarına saygı gösterilmesi için Çin’i defaatle kınadı. Ancak 15 ölüme karşın Şili hükümetine tek hatırı sayılır “dış” tepki, şu an Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olan Şili’nin eski devlet başkanı Michelle Bachelet’den geldi.
Talepler: Eylemler toplu ulaşıma yapılan zamlarla başlasa da bu buzdağının görünen yüzü… Eylemcilerin dile getirdiği sorunlar kısaca şöyle: Şili dünyada şebeke suyunun özelleştirildiği tek ülke, ülkedeki pek çok sektör ve temel tüketim maddesinin (tuvalet kağıdı, tavukçuluk, kargo, ilaç vb.) üretiminde tekeller var bu da fiyatların çok yüksek olmasına neden oluyor, siyasi elitlerin maaşları asgari ücretin 33 katı, polis teşkilatında büyük yolsuzluklar dönüyor (46 milyon dolarlık polis teşkilatı skandalı), çalışma saatleri çok uzun, sağlık sistemi kötü durumda, Güney Amerika’nın en kötü eğitim sistemine sahip Şili’de eğitim dünyanın en pahalıları arasında, kiralar aşırı pahalı… Bu sorunların birinci derece sorumlusunun Pinera’nın neoliberal politikaları olduğunu iddia eden eylemciler, istifa talep ediyor.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Ölü sayısının 15’e yükseldiği Şili’de hükümet güçlerinin eylemcilere sert müdahalesi sürüyor. Şimdiye dek en az 300 yaralı ve bin 500 tutuklama rapor edildi.
Endonezya halkı, gericiliğe ve yolsuzluğa başkaldırdı
Endonezya eylemleri katılan kişi sayısı itibariyle 2019 isyanlarının açık ara en kitleseli
Küresel isyan dalgasının en kitlesel parçalarından biri olan Endonezya isyanına Türkiye basını nedense pek ilgi göstermedi. Ne var ki, dünyanın en büyük Müslüman nüfusunu barındıran bu ülkedeki isyan dalgası tarihsel önem arz ediyor. Genelde 21. isyanlarında ve özellikle bu yılki küresel isyan dalgasında prekarya ve yeni toplumsal hareketler başı çekiyor, sosyal medya da isyanın yönlendirilmesinde büyük rol oynuyor. Oysa Endonezya’daki ayaklanma tipik 20. yüzyıl isyanlarına benzeyen, öğrencilerin ve işçi sendikalarının önderliğindeki bir kalkışma… Bu; Endonezya’da, 1960’larda yaklaşık 1 milyon komünistin katledilerek toplu mezarlara atılmasından bu yana ülkede sol motiflerin baskın olduğu en kitlesel gösterilerden biri.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: 23 Eylül’de başlayan protestolar 28 gündür hız kesmeden sürüyor.
Nasıl başladı: Sağcı ve otoriter devlet başkanı Joko Widodo’nun meclise getirdiği yeni ceza kanununda Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun (KPK) zayıflatılmasını, evlilik dışı birliktelik, eşcinsel ilişki, tıbbi zorunluluk dışında kürtaj ve devlet başkanına hakaret gibi eylemlerin de suç kapsamına alınmasını öngören değişiklikler üzerine öğrenciler 23 Eylül’de parlamento binasının önünde toplandı.
Yaygınlık: Başkent Cakarta’da başlayan protestolar, ülkenin bütün büyük şehirlerini sardı.
Kitlesellik: 300’ün üzerinde üniversiteden öğrencilerin katıldığı eylemlere sendikaların da destek vermesiyle, bu protestolar 1998’de Suharto’yu deviren eylemlerden bu yana ülkede görülen en kitlesel eylem dalgası olarak kabul ediliyor.
Eylemci profili: Öğrenciler, işçiler…
Devletin tavrı: Widodo taleplerin kabul edilemeyeceğini söyledi ve polisin protestoları güç kullanarak dağıtmasını emretti.
Liderlik: Harekette lider figürler yok ama Etkin Halk İttifakı ve Öğrencilerin Yürütme Kurulu adlı iki ulusal gençlik örgütü eylemlerde öne çıkıyor.
Yöntem: Barışçıl başlayan eylemler, polis müdahaleleri sonrasında barikat savaşları, büyük ölçekli çatışmalar, yağmacılık, yaygın sivil itaatsizlik gibi biçimler almaya başladı.
Sosyal medya: Her ne kadar ilk protesto 23 Eylül’de sosyal medyadan yapılan çağrıyla başlasa da Endonezya’daki harekette sosyal medyanın büyük bir ağırlığı bulunmuyor, hareket bu açıdan da 20. yüzyıldaki hareketlere benziyor.
Dünyadan tepkiler ve dış destek: Endonezya’daki protestolar Batı basınında sanki hareketin tek talebi “evlilik dışı cinsel ilişki” yasağının önlenmesiymiş gibi haberleştirildi. BBC, Deutsche Welle, Al Jazeera, CNN gibi basın kuruluşlarının bu tavrı, harekete önderlik eden gençlik örgütleri ve protestocular tarafından kınandı.
Talepler: Endonezya protestoları diğerlerine kıyasla talepleri de en net olan eylem dalgasına sahne oldu . Başı çeken her iki öğrenci örgütü de 7’şer maddelik ve birbirine çok benzeyen birer talep listesi açıkladı. Öğrenciler bu talepler karşılandığı takdirde eylemlere son vereceklerini söylüyor. Taleplerin bir kısmı özetle şöyle; Yeni ceza kanunu önerisinin problemli maddelerinden vazgeçilmesi, tarım reformunu tersine çeviren yeni toprak kanununun değiştirilmesi, tutuklanan aktivistlerin ve düşünce suçlularının bırakılması vb.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: 23 Eylül’den bu yana eylemcilerden 5’i hayatını kaybetti, 265’i yaralandı ve 30 eylemci tutuklandı. Güvenlik görevlilerinden de 65 kişi yaralandı.
İKİNCİ BÖLÜM
Çok uzaktan ve epey yukarıdan bir bakış açısıyla protestolar bazen insanların bağırıp çağırıp, yakıp yıktığı böylelikle rahatlayıp sonunda işlerine güçlerine döndüğü hareketler olarak görülebilir. Oysa halklar kavgaya dertlerine deva bulmak için girer, bazen kazanır, bazen de kaybeder.
Bu yazı dizisinin Hong Kong, Şili ve Endonezya isyanlarını işleyen perşembe günkü ilk bölümünü yayına vermeden hemen önce de Hong Kong isyanı sonuç almış, Çin yanlısı Hong Kong yönetimi, isyancıların ilk talebi olan suçluların iadesi yasasının geri çekilmesini kabul etmişti.
Günün ilerleyen saatlerinde henüz tam bir kazanım diyemesek bile anlamlı bir geri adım da Şili’nin egemen güçlerinden geldi. Şili’nin neoliberal politikalarıyla nam salan Devlet Başkanı Sebastian Pinera, Devlet Başkanlığı Sarayı La Moneda’da düzenlediği basın toplantısında, halkın taleplerini göz önüne aldığını ve bir dizi ekonomik yardım planının hayata geçirileceğini açıkladı. Daha önce halkını “savaştayız ve buna göre davranacağız” gibi sözlerle tehdit eden Pinera halkın inatçı direnişi karşısında sükunet çağrısında bulunarak şu ifadeleri kullandı:
"Halkın meşru ihtiyaçları ve sosyal talepleri karşısında Şilililerin bize vermek istediği mesajı alçak gönüllülükle ve net bir şekilde aldık. Yıllardır sorunların yığıldığı ve biz de dahil çeşitli hükümetlerin bu durumun büyüklüğünü idrak edemediği doğrudur. Bu konuda ileri görüşlü olamadığımızı kabul ediyor ve bu nedenle özür diliyorum."
Pinera, protestolara son vermek amacıyla muhalefet ve iktidar partileri ile yaptığı görüşme sonrasında hazırlanan ve 10 ana maddeden oluşan “Sosyal Gündem” isimli ekonomik yardım paketini açıkladı.
Bir kez daha görüldü ki “kavga derde deva için” diyen halklar, direnek kazandı. Direnen kazanır diyen halkları ele aldığımız yazı dizimizin bugünkü bölümüne de, kazanımlarla ilerleyen bir direnişle Lübnan halkının son derece özgün isyanıyla başlayacağız.
Lübnan’da “vergi intifadası”
Benzine, tütüne, internet üzerinden telefon konuşmalarına ve WhatsApp’a vergi konmasının ardından ülke çapında başlayan protestolar, şimdiden sonuçlar almaya başlasa da yayılarak devam ediyor.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: Lübnan protestoları 17 Ekim’den bu yana devam ediyor.
Yaygınlık: Beyrut’ta başlayan protestolar tüm ülke sathına yayıldı.
Nasıl başladı: İnternet ve telefon ücretlerinin yüksek olduğu ve altyapının yetersiz olduğu Lübnan’da, VoIP üzerinden telefon görüşmesi ve WhatsApp üzerinden mesajlaşma iletişimin bel kemiğini oluşturuyor. Lübnanlıların çoğu sadece bu hizmetleri ve bunların yanı sıra FaceTime ve Facebook gibi uygulamaları kullanmaya yarayan internet paketlerini satın alıyor. Yeni vergi paketinde bu internet paketlerine ek vergi konmasının planlanması protestocuları sokağa iten sebep olarak gösterilse de aslında bu bardağı taşıran son damla. Protestoların asıl nedeniyse devam edegelen yolsuzluk nedeniyle ülkenin dış borçlarını ödeyememesi, bunun getirdiği hayat pahalılığı ve ekonomik durgunluk.
Kitlesellik: Toplam katılım için 2 milyon rakamı telaffuz ediliyor. Lübnan’ın toplam nüfusunun 6 milyon olduğu düşünülürse, aktif yetişkin nüfusun anlamlı bir çoğunluğunun eylemlere katılım gösterdiği söylenebilir.
Eylemci profili: Lübnan protestolarındaki eylemci profili Hong Kong protestocularına çok benziyor. Her iki eylem dalgasında da en önde prekarya var. Ancak Lübnan’da üst orta sınıf da eylemlere katılım gösteriyor. Eylemci profilinin bir özelliği de dinler ve mezhepler arasında keskin bir şekilde bölünen, Müslüman ve Hıristiyan 20’ye yakın mezhepsel grubun yer aldığı ülkede her inançtan insanın protestolarda yan yana gelebilmiş olması. Daha da ilginci her mezhepten kesimlerin Lübnan’ın kendine özgü kota sistemiyle Meclis’te sandalye sahibi olabilen kendi mezhepsel önderliğini de hedef tahtasına koyabiliyor olması. Eylemlerin bu özgün yanıyla ilgili bölgeyi çok iyi bilen Bülent Şahin Erdeğer’in Lübnan çıkışı olmayan labirenti yıkabilecek mi? başlıklı yazısını öneririm.
Devletin tavrı ne oldu: Lübnan halkı, 2019 protesto dalgası içinde en erken kazanım elde eden ülke oldu. Eylemlerin 5. gününde Başbakan Saad Hariri, “krizin etkilerini hafifletecek bir dizi reformu hayata geçireceklerini” açıkladı. Bunlar arasında milletvekili maaşının yarıya indirilmesi, iletişim sektörünün özelleştirilmesi ve ülkede kronikleşmiş elektrik sorununa kalıcı çözüm getirecek adım atılması gibi önlemler de var.
Liderlik: Hareket tamamen anonim herhangi bir lideri ya da kurumsal örgütlenmesi yok. Eylemciler tüm siyasi partileri reddederek sadece Lübnan bayrağı altında toplanıyor.
Yöntem: Protestoların ilk iki gününde lastik yakarak yolları trafiğe kapatma, polisle çatışma gibi olaylar yaşansa da hareket üçüncü günden itibaren sadece barışçıl protestolar üzerinden ilerledi.
Sosyal medya: Lübnan isyanı sosyal medyayla ilişkisi açısından da biricik özellikler taşıyor. İsyanın başlangıç motivasyonu sosyal medya uygulamalarına vergi getirilmesi oldu. Doğal olarak beklenir ki bu isyan büyük ölçüde sosyal medyadan örgütlensin. Ne var ki tam tersine Lübnan protestocuları diğer 2019 isyanlarına kıyasla sosyal medyaya en az yaslanan kitleyi oluşturuyor. Lübnanlılar, geleneksel topluluklar (özellikle mezhepsel) üzerinden örgütleniyor ama işe geleneksel topluluklarının seçip merkeze yolladığı yöneticileri eleştirerek başlıyor ve her topluluk kendi "resmi liderliğini" diğerlerinden önce hedef tahtasına koyuyor. Böylelikle mevzu "sizinkiler suçlu, bizimkiler iyi" yarışından çıkıp, egemenlere karşı toplu ve mezhepler üstü bir tavır niteliği kazanıyor. Batı medyasının ilk günlerde görmek istediğinin aksine sosyal medya vergileri vesilesiyle başlayan bu eylemler kesinlikle sosyal medya merkezli eylemler değil. Vergi mevzusunda da temel mesela sosyal medyadan ziyade, parçalı bulutlu Lübnan hükümetinin ekonomiyi yönetmekte acziyeti... Özetlersek Lübnan isyanı çıkış anı itibariyle sosyal medyayla son derece ilgili görünse de gelişimi itibariyle sosyal medyadan en uzak eylem dalgalarından biri.
Dış destek ve dünyadan tepkiler: Lübnan isyanı tüm mezheplerden Lübnan halkının kendi temsilcilerine karşı tepkilerini de ifade ettiği, temel motivasyonu ekonomik nedenler olan bir isyan olsa da İran rejim medyası tarafından "Gösteriler, Nasrallah'a ve direniş eksenine karşı bir komplo" manşetleriyle değerlendirildi. Öte yandan üst düzey bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi çarşamba günü (24 Ekim) yaptığı açıklamada Lübnan’daki protestoların desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Talepleri neler: Eylemlerin temel hedeflerinden biri olan vergi zammının geri çekilmesi talebi gerçekleşmiş durumda. Eylemciler arasında rejim değişikliği, hortumlanan malların iadesi ve devrim gibi daha radikal talepleri olanlar bulunduğu gibi, "hedefimize ulaştık, evlerimize dönelim" diyenler de var. Protestoların devam edip etmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecek.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: İlk geceki protesto gösterilerinde iki kişi hayatını kaybetti. Aynı gece yaklaşık 70 kişi gözaltına alındı ancak herhangi bir suçları bulunmadığı gerekçesiyle ertesi sabah serbest bırakıldı.
Haiti halkı bir yılı aşkındır ayakta
Halihazırda süren protestolardan en uzun süredir devam edenlerden biri 7 Temmuz 2018’de başlayan Haiti protestoları… Haiti halkı tam 472 gündür Devlet Başkanı Jovenel Moise’nin istifası talebiyle sokaklarda.
Yaygınlık: Protestolar, ülkenin tamamını sardı.
Nasıl başladı: Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden Haiti’de devlet başkanı Jovenel Moise ve çevresinin Venezuela’yla yapılan Petrocaribe programından gelen yardım paralarını iç ettiğinin anlaşılması üzerine yolsuzluk karşıtı protestolar başladı.
Kitlesellik: Protestolara katılanların sayısı onbinlerle ifade ediliyor. Ülkenin toplam nüfusu yaklaşık 11 milyon.
Eylemci profili: Haiti isyanı, halkın her kesiminden kendisine katılımcı buluyor. Öğrenciler, işsizler, esnaflar gibi halk kesimlerinin katıldığı isyana, Haiti işçi sınıfı da ülke çapında genel grevle destek verdi.
Devletin tavrı ne oldu: Başkan Moise protestoların başından beri diyaloga açık bir tutum sergiledi. “Haiti’nin sorunları sadece politik değildir, sosyal, ekonomik ve politiktir” diyen Moise, muhalefete defaatla masaya oturma çağrısında bulundu. Haiti polisiyse barışçıl gösterileri rayından çıkarmak isteyen kötü niyetli insanları suçladı.
Liderlik: Başkan Jovenel Moise ile aynı soyadını taşıyan ancak herhangi bir akrabalık ilişkisi bulunmayan Jean-Charles Moise ana muhalefet lideri olarak hareketin de önderi konumunda.
Yöntem: Şiddetli sokak eylemlerini yeğleyen göstericiler sıklıkla polise taş atıyor ve araçları ateşe veriyor, molotof kokteyl de göstericilerin sık kullandığı silahlar arasında.
Sosyal medya: Temmuz 2018’de başlayan ama kısa sürede hız kesen eylemler, Ağustos ayı ortalarında atılan “Petrocaribe paraları nereye gitti?” tweeti ve #petrocaribechallenge etiketiyle yapılan paylaşımların ardından yeniden alevlendi.
Dış destek ve dünyadan tepkiler: Moise hükümetinin, Venezuela’yla yakınlaşma politikalarına karşı olan ABD, Haiti’deki protestoların baş destekçisi konumunda. Diğer yandan, Haitili eylemciler, Batılı gazetecileri sık sık hedef almalarıyla Batı kamuoyunda sık sık eleştiri konusu oluyor.
Talepleri neler: Eylemcilerin bütün protestolarda dile getirdiği tek bir talep var; Başkan Jovenel Moise’nin istifası ve bir geçiş hükümetinin kurulması.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Şimdiye dek 9 protestocu hayatını kaybederken 100’e yakın protestocunun da yaralandığı bildiriliyor.
Mısır halkı diktatörlere boyun eğmiyor
Tahrir Meydanı durulmuyor. 2011’de Mısır’ın kadim diktatörü Hüsnü Mübarek’i deviren, seçimle gelen Mursi’nin diktatörleşme emareleri göstermesinin ardından 2013’te ona karşı da ayaklanan ama Mursi’ye yapılan darbeyle durdurulan Mısır halkı bu kez Abdulfettah Sisi’nin diktatörlüğüne karşı sokakları doldurdu.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: 20 Eylül’de başlayan protesto dalgası düşük yoğunluklu olsa da halen devam ediyor.
Yaygınlık: Mısır’ın tamamına yayılan protestolar, yurtdışında yaşayan Mısırlıların bulunduğu ABD, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık ve Güney Afrika gibi ülkelere de uzandı.
Nasıl başladı: İspanya’da sürgünde yaşayan Muhammed Ali adlı müteahhitin sosyal medyadan yaydığı yolsuzluk videolarıyla başlayan protestolarda Mısır halkı Sisi’nin istifası talebiyle sokaklara çıktı.
Kitlesellik: 2011 ve 2013’teki protestoların sayısına ulaşamayan eylemlerde, katılımcıların sayısı binlerle ifade ediliyor.
Eylemci profili: Eylemlerde gençler başı çekiyor. Mısırlı aydınların da geniş desteği söz konusu… İlk günlerdeki iddiaların aksine eylemlerin arkasında Müslüman Kardeşler’in bulunduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamadı.
Devletin tavrı ne oldu: “Halkımla benim aramdaki ilişki bir güven ilişkisidir” diyen Sisi, protestoların ardından aralarında öğrenciler, avukatlar, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin bulunduğu muhalif kesimlere yönelik bir tutuklama dalgası başlattı. Gösterilere yanıtı da kendisini destekleyenlere düzenlettiği Sisi yanlısı eylemler oldu.
Liderlik: Yolsuzluk videolarını yayan iş insanı Muhammed Ali hareketin lideri olarak öne çıkıyor.
Yöntem: Barışçıl sokak protestoları.
Sosyal medya: İnternetten yayılan videolarla başlayan Mısır isyanında sosyal medyanın rolü büyük. Bunun farkında olan Sisi yönetimi ülkede BBC News gibi yabancı haber sitelerine ve WhatsApp, Signal gibi mesajlaşma uygulamalarına erişimi bloke etti.
Dış Destek ve dünyadan tepkiler: Batı dünyasının genellikle duyarsız kaldığı protestoların herhangi bir dış desteği yok.
Talepleri neler: Bütün siyasi mahkumların serbest bırakılması, Abdulfettah Sisi’nin istifası.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Aralarında avukat, akademisyen, gazeteci ve öğrencilerin bulunduğu 3 bine yakın kişi eylemleri destekledikleri gerekçesiyle tutuklandı.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ekvador’da akaryakıt isyanı zafer kazandı
Correa’nın 6 yıl başkan yardımcılığını yaptıktan sonra başkanlığa aday olan Lenin Moreno, devrimci olan babasından kalan “Lenin” isminin aksine Correa’nın sol popülist politikalarını ters yüz eden neoliberal bir program izledi. Hatta Correa hakkında soruşturma açılmasını da sağladı. Moreno, IMF’yle yaptığı anlaşma çerçevesinde, 1 Ekim’de neoliberal bir kemer sıkma paketini kararnameyle geçirdi. Bu paket, akaryakıtta devlet sübvansiyonlarını kaldırarak benzin fiyatlarını tamamen serbest bırakıyordu.
Kararname sonucunda, dizel benzinin fiyatı hemen iki katına çıktı, normal benzinin fiyatı ise %30 arttı. Bu artış, bütün diğer fiyatlarda hızlı artışlara yol açtı ve ülkede sosyal bir krize sebep oldu. Kemer sıkma paketinin iptal edilmesi için 3 Ekim’de başlayan protestolar kısa sürede birçok sektörde grevler, şiddet olayları ve öfkeli yerlilerin de başkente yürümesiyle tam bir isyan biçimine büründü ve Moreno protestolardan korunmak için hükümetini başkent Quito'dan liman kenti Guayaquil'e taşıdı. Sekiz kişinin hayatını kaybettiği protestoların neticesinde Moreno, 14 Ekim itibariyle kemer sıkma paketini geri almayı kabul etti.
Kardeş Azerbaycan polisi Türkiye’yi hatırlattı
Azerbaycan’da da muhalifler düşük ücretlere, yolsuzluğa ve siyasi baskılara karşı siyasi dokunulmazlıkların kaldırılması talebiyle 17 Ekim’de sokağa çıktı. Göstericilere destek vermek isteyen Azerbaycan Halk Cephesi lideri Ali Kerimli, evinden çıktıktan kısa süre sonra polis tarafından gözaltına alındı. Türk emniyeti tarafından eğitilen Azerbaycan polisinin eylemlere müdahale tarzı, Türkiye’deki protestolarda yaşananların ikizi gibiydi. Azerbaycan’daki protestolar diğer ülkelerdeki gibi bir isyana dönüşmedi ancak 2011’de şiddetle bastırılan büyük protesto dalgasından bu yana ülkede yaşanan ilk önemli protesto eylemi olarak tarihe geçti.
Katalonya’da ekim isyanı
Katalonya’nın tek taraflı olarak İspanya’dan bağımsızlık ilan etmesinden bu yana bölgede devam eden gerginlik 2019 protestolarının zirve yaptığı gün olan 14 Ekim’de yeni bir isyan dalgasına dönüştü. Referandumda öne çıkan 9 Katalan siyasetçinin İspanyol Anayasa Mahkemesi’nde cezaya çarptırılması eylemlerin kıvılcımını çaktı. Eylemler genel grev ve sivil itaatsizlik kampanyalarıyla bölge çapında bir isyana dönüştü. 500 binin üzerinde protestocunun katıldığı eylemlerde 19’u ağır olmak üzere 576 protestocu, üçü ağır olmak üzere 283 polis yaralandı. Katalonya’da bağımsızlık isyanının ateşi yanmaya devam ederken diğer yandan bağımsızlık istemeyen Barcelonalılar da sokağa çıktı.
Peru’da anayasa krizi
2017’den beri hükümet krizinin yaşandığı Peru’da da krizin sokağa taşması 2019 sonbaharına denk geldi. Devlet Başkanı Martin Vizcarra’nın Kongre’yi, Kongre’nin de Devlet Başkanı’nı görevden alması üzerine ülke kendisini bir anda büyük bir yönetilememe krizinin ortasında buldu. Kongre’de çoğunluğu elinde bulunduran Halk Gücü’nün lideri Pedro Olaechea da kendisini devlet başkanı ilan edince işler iyice karıştı. 30 Eylül’den itibaren Vizcarra’yı destekleyenlerle Olaechea’yı destekleyenler aynı anda sokağa çıkarken, siyasi kaosa son verilmesini ve yolsuzluk karşıtı reformlar yapılmasını isteyen üçüncü bir kesim de Kongre binası önünde gösteriler düzenlemeye başladı. Protestolar şimdiye dek barışçı çizgide devam ediyor ama henüz kriz aşılmış değil.
En ölümcül isyan Irak’ta
Ekim 2019 isyan dalgasında en çok can kaybı, ABD işgalinden bu yana kanın oluk oluk aktığı, insan hayatının neredeyse hiçbir öneminin kalmadığı Irak’ta yaşandı. Ekim başındaki protestolarda 226 kişinin halihazırda süren eylemlerde ise şu ana dek 74 kişinin hayatını kaybettiği isyanda, yaklaşık 8 bin kişi de yaralandı. İşsiz üniversite mezunlarının öncülüğünde başlayan ayaklanmada 50’den fazla resmi kurum ve 8 kadar da parti binası kundaklandı. Diğer Ekim 2019 ayaklanmalarından farklı olarak bardağı taşıran son nokta olmadan kendiliğinden başlayan isyanda "Başbakan ve yozlaşmış parti sistemi devrilmedikçe protestolara devam" yazan pankartlar öne çıktı. Gösteriler Twitter'da "Haklarım için protesto ediyorum" etiketiyle paylaşılan mesajlarla büyüdü. Protesto kitlesinin çoğunluğunu Şiiler oluştursa da eylemlerde İran’ın Irak’tan elini çekmesi talebinin dillendirilmesi de dikkat çekti. Bu anlamda isyan Lübnan isyanına katılan Şiilerin Hizbullah’ı da hedef tahtasına koymasına çok benziyor. Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, daha gösterilerin ilk günü "üniversite mezunlarına iş sözü" vererek protestocuların temel taleplerinden birini karşılamak suretiyle tansiyonu düşürmek istese de durulmayan gösterilere sert müdahale emri vermekten çekinmedi. Çok sayıda ölümle sonuçlanan bu sert müdahalelerin ardından isyan duruldu ve Irak’ın yakın tarihine kanlı bir sayfa daha eklemenin ötesine geçemediği yorumları yapıldı. Ne var ki, 23 Ekim'den itibaren isyan bir kez daha alevlendi. Hükümet güçlerinin sert müdahaleleri bir kez daha ölümlere neden olsa da inatçı direniş, siyasal alanda da ses getirmeye başladı. Hafta sonu ikisi Irak Komünist Partisi'nden olmak üzere dört milletvekili ülkede devam eden gösterilerdeki taleplerin hükümet tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle görevlerinden istifa ettiklerini duyurdu.
Cezayir’de gülümseme devrimi
2019 isyan dalgasını en güçlü yaşayan ülkelerden biri de Cezayir oldu. Gülümseme Devrimi olarak da adlandırılan bu hareket, 2010-2012’de Arap Baharı adı verilen isyan dalgasında koltuğunu kaybetmeyen az sayıdaki yöneticiden biri olan Abdülaziz Buteflika’yı hedef aldı ve onu devirmeyi başardı. 1999’dan bu yana 20 yıldır ülkenin başkanı olan Butefelika’nın 82 yaşında, tekerlekli sandalyeye mahkum ve neredeyse konuşamayacak durumda olmasına karşın devlet başkanlığına yeniden aday olması üzerine başlayan protesto dalgasında üç protestocu hayatını yitirdi, 112’si polis memuru olmak üzere 183 kişi yaralandı. Genel olarak barışçıl ve şiddetsiz ilerleyen protestolar ordunun da isyancılara destek vermesiyle 2 Nisan 2019’da Buteflika’nın istifasına neden oldu. Buteflika 5. kez aday olmaktan çekilirken gösterilerin bir diğer hedefi olan Başbakan Ahmed Uyahya da istifa etmek zorunda kaldı. Başkanlık seçimleri belirsiz bir süreye ertelenirken Ordu’nun vesayetinde kurulan ulusal birlik hükümeti yeni bir anayasa yazmaya koyuldu. Öte yandan eylem dalgası Buteflika yönetiminin çökmesiyle tümden sönümlenmedi. Başkanlık seçim tarihinin belirlenmesi talebiyle yapılan gösteriler 15 Eylül’de sonuç verdi ve 12 Aralık Cezayir için seçim tarihi olarak belirlendi. Protestolar eylülden bu yana seyrelse de daha demokratik bir anayasa talebiyle zaman zaman eylemler yapılmaya devam ediyor. Cezayir diğer 2019 isyanlarına kıyasla kadınların devrimde daha güçlü bir rol oynamasıyla öne çıktı. 22 Mart’tan itibaren “Eşitliğe Doğru Değişim için Cezayirli Kadınlar” adlı bir grup, Cezayir Üniversitesi önünde her Cuma “Feminist Meydan” (carré féministe) eylemi yapmaya başladı. Bu eylem halen sürüyor ve devrimin temel sloganlarından birini “kadınlar olmazsa demokrasi olmaz” şiarı oluşturuyor.
(MERİÇ ŞENYÜZ - INDEPENDENT TÜRKÇE)
![]() |
| Şili'de eylemlerin kıvılcımını çakan olay toplu taşımaya yapılan son zamlar oldu, halkın öfkesi zaman zaman doğrudan toplu taşıma araçlarına yöneldi (Skynews) |
BİRİNCİ BÖLÜM
İlk fitili Hong Kong ateşledi
Bu yılın başında önceki seneden devreden bazı isyanlar tüm hızıyla sürüyordu ancak asıl küresel büyük eylem dalgası yaz aylarından başladı ve sonbahara da damgasını vurdu. Bu dalgada ilk büyük çıkış ise Uzak Asya’dan, Hong Kong protestolarıyla geldi.
Hong Kong'lu isyancılar yeni yüz tarama teknolojisiyle tam bir gözetim toplumu kurmaya yönelen Çin devletine karşı "mobese"leri özellikle hedef alıyor.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: Hong Kong’da aslında ilk büyük protesto dalgası 31 Mart’ta görüldü. Ancak bu yazıda yoğunlaştığımız küresel eylem dalgasının parçası sayabileceğimiz asıl şiddetli protestolar 9 Temmuz’dan itibaren kendisini gösterdi.
Yaygınlık: Protestolar, Hong Kong adasının 20’den fazla bölgesine ve Hong Kongluların yaşadığı onlarca Batı şehrine sıçradı.
Nasıl başladı: Eylemlerin çıkış nedeni Çin Komünist Partisi'ne yakın çizgi izleyen, seçilmiş Hong Kong yönetiminin Özerk İdare Meclisi'ne suçluların iadesine dair ihtilaflı bir tasarıyı getirmesiydi.Tasarıya göre suçlular Çin'e, Makao Özel İdari Bölgesi'ne ve Tayvan'a iade edilecekti. Yasaya karşı çıkanlar, Pekin yönetimin, tasarının içeriğini bölgedeki siyasi muhalifleri de içerecek şekilde genişletebileceği endişesi taşıyordu. İlk eylemlerde protestocular, tasarının tamamen iptalini sağlayarak Hong Kong'daki siyasi muhaliflerin Çin'e iadesinin önünü kesmeye çalıştıklarını savundu.
Kitlesellik: Haber ajansları farklı farklı eylemler için 100 bin ila 1 milyon arasında değişen rakamlar verdi.
Eylemci profili: Eylemlerde ağırlığı, prekarya diye de tabir edilen genellikle iletişim, bilişim ve finans gibi hizmet sektörlerinde çalışan genç profesyoneller oluşturuyor.
Devletin tavrı ne oldu: Pekin yönetimi, eylemciler için ilk anda “radikal göstericiler isyanı” tanımını yaptı ancak daha sonra tutumunu sertleştirerek “terör benzeri eylem” tanımlamasında bulundu. Pekin’in Hong Kong’a asker sevk edebilmesi için yerel hükümetin merkezi hükümetten talepte bulunması gerekiyordu. Öte yandan, Çin ordusunun Hong Kong yakınlarındaki Şıncın’da yaptığı askeri sevkiyat ve tatbikatların göstericilere uyarı olduğu ifade edildi. Ne var ki, Çin’in sertlik yanlısı tutumu eylemlerin inatçı bir direnişle sürmesiyle değişti. Eylemlerin önünü alamayacağını anlayan Çin yönetimi geri adım atma sinyalleri vermeye başladı ve en nihayet bugün (23 Ekim) ÇKP çizgisine yakın mevcut Hong Kong yönetimi, eylemlerin başlamasına neden olan tasarıyı resmen geri çektiğini açıkladı.
Liderlik: Hong Kong eylemleri lidersiz olması ve siyasi yapılardan bağımsız oluşuyla biliniyor şimdiye kadar hiçbir siyasi parti ya da grup eylemleri sahiplendiğini açıklamadı.
Yöntem: Eylemciler Bruce Lee’nin “su ol” felsefesini izlediklerini söylüyor. Buna göre eylem biçimleri içinde bulundukları ortama göre sürekli değişiyor. Yeri geldiğinde siyah maskeler giyip şiddet eylemlerine girişen protestocular, genel olarak barışçı eylemleri tercih ediyor ancak bir protesto yöntemi olarak hayatına son verenler bile var. Eylem olarak intihar davranışı daha önce Vietnam, Kore vb. yerlerde gözlenmişti ve neredeyse tamamen Uzak Asya’ya özgü.
Sosyal medya: Prostestocular Reddit ve Telegram karışımı diye tanımlanabilecek bir forum ve mesajlaşma uygulaması olan LIHKG’yi kullanıyor.
Dış destek ve dünyadan tepkiler: Hong Kong eylemcileri sık sık Amerikan bayrakları açtı ve Trump’tan yardım talep etti. Kimi zaman Hong Kong’u sömürgeleştirmiş olan Britanya ve Kraliçe Elizabeth de yardıma çağrıldı. Protestolar Uluslararası Af Örgütü gibi Batı merkezli Sivil Toplum Kuruluşları’ndan destek gördü. Batı hükümetleri, Çin’i insan haklarına uyması konusunda defaatle uyardı.
Talepleri neler: Eylemlerin ilk talebi Çin’e iade tasarısının iptalinden ibaretti. Ne var ki, eylemler ilerledikçe, Özel İdare’nin seçilmiş başkanı ÇKP çizgisine yakın Carrie Lam’in istifasından Hong Kong’un Çin’den bağımsız olması ya da yeniden Britanya’ya bağlanmasına kadar genişleyen bir yelpazede değişik talepler öne sürüldü. Hareketin üzerinde anlaşılmış bir programatik çerçevesi ya da talep ortaklığı yok. İade tasarısında başarı sağlandıktan sonra eylemlerin devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Protestoların başından beri en az 10 kişi hayatını yitirdi. Tümü de bir protesto yöntemi olarak hayatlarına son vermeyi seçenlerden oluşuyor. 2 binin üzerinde yaralı var ve 10 Ekim itibarıyla 2 bin 379 kişi eylemler nedeniyle gözaltına alındı ya da tutuklandı.
Şili halkından şiddetli ama şiir gibi bir isyan
Faşist General Pinochet’yi deviren bir başkaldırı kültürüne sahip Şili’deki isyan bu dosyada incelediklerimiz arasında belki de en şiddetli görüntülere sahne oldu. Ama aynı zamanda videoları internette en çok paylaşılan, en estetik eylem görüntüleri de bu ülkeden çıktı.
No no es un partido de futbol ni fiestas patrias. ES CHILE DESPIERTO LUCHANDO POR SU DERECHOS Y SU GENTE #EstoPasaEnChile
Şili'deki protestolardan sosyal medyaya sadece şiddet görüntüleri değil bizdeki Gezi Parkı eylemlerini hatırlatan böylesi renkli kareler de düştü.
Ne zaman başladı: 14 Ekim’de başladı, gittikçe şiddetlenerek sürüyor.
Yaygınlık: Santiago’da başlayan hatta ilk günlerde Santiago isyanı olarak adlandırılan protesto dalgası kısa sürede Concepcion, San Antonio, Valparaiso’ya ardından Antofagasta, Coquimbo, Iquique, La Serena, Rancagua ve Valdivia kentlerine sıçradı. Şu sıralarda Paskalya Adası dışında neredeyse bütün Şili’de yaygın protestolar var.
Nasıl başladı: Latin Amerika’nın en pahalı toplu taşıma sistemine sahip Şili’de, düşük gelirli bir aile gelirinin %30’unu ulaşıma veriyor. Bu yüzden protestolar, metro ücretlerine yapılan zamla başladı. Öğrenciler metro istasyonlarını işgal ederek, metrolara kitlesel olarak ücretsiz binerek, turnikelerden atlayarak ve nihayetinde metro istasyonlarını tahrip ederek isyan ateşini yaktı. Öğrencilere uygulanan şiddet, bu kez toplumda biriken tepkiyi açığa çıkardı. Santiago’da başlayan isyan kısa sürede kuzeyden güneye bütün ülkeye yayıldı.
Kitlesellik: Toplam katılım için milyonlar telaffuz ediliyor.
Eylemci profili: Öğrenciler başı çekiyor ama her kesimden katılım var. Öğrencilere ilk destek orta sınıflardan gelse de eylemler ilerledikçe kent yoksulları, özellikle de gecekondu mahallelerinden gelenler ağırlık kazandı.
Devletin tavrı: Protestoların ilk gününde OHAL ilan eden Devlet Başkanı Pinera ölümler gelmeye başladıktan sonra Santiago’daki ordu karargahından bir televizyon yayınına bağlanarak yaptığı açıklamada, “Herhangi bir sınır tanımadan şiddet kullanmaya istekli güçlü bir düşmana karşı savaştayız” ifadelerini kullanarak OHAL’i uzattı. 2019 isyanları genellikle kazanımla sonuçlansa da Şili hükümeti, henüz isyancıların taleplerini dikkate alacağına dair herhangi bir işaret vermiş değil.
Liderlik: Öne çıkan bir lider yok.
Yöntem: Şili’deki isyan ilk günden beri şiddetli biçimler aldı. Ülkeden internete düşen videolarda metro istasyonlarının, otobüslerin ve daha sonra elektrik idaresi binasının ateşe verilmesi öne çıktı. Sokağa çıkma yasağının ardından başkent halkı balkonlarından tencere tava çalarak bütün gece boyunca Santiago’yu inletti. Diğer kentlerdeyse halk sokaklara akmaya devam etti.
Sosyal medya: Diğer güncel isyanların aksine Şili isyanlarında halkın organize olmasında sosyal medya özel bir rol oynamadı. Ancak isyanın şiddetini gösteren videolar sosyal medyadan bütün dünyada yayılarak yankı yarattı ve eylemlerin uluslararası bilinirliğini sağladı.
Dünyadan tepkiler ve dış destek: Daha çok sol esintiler taşıyan isyana yaşanan ölümlere rağmen Batı dünyasından ilgi gösterilmiyor. Batı hükümetleri örneğin kimsenin polis müdahalesinde hayatını kaybetmediği Hong Kong protestolarında insan haklarına saygı gösterilmesi için Çin’i defaatle kınadı. Ancak 15 ölüme karşın Şili hükümetine tek hatırı sayılır “dış” tepki, şu an Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olan Şili’nin eski devlet başkanı Michelle Bachelet’den geldi.
Talepler: Eylemler toplu ulaşıma yapılan zamlarla başlasa da bu buzdağının görünen yüzü… Eylemcilerin dile getirdiği sorunlar kısaca şöyle: Şili dünyada şebeke suyunun özelleştirildiği tek ülke, ülkedeki pek çok sektör ve temel tüketim maddesinin (tuvalet kağıdı, tavukçuluk, kargo, ilaç vb.) üretiminde tekeller var bu da fiyatların çok yüksek olmasına neden oluyor, siyasi elitlerin maaşları asgari ücretin 33 katı, polis teşkilatında büyük yolsuzluklar dönüyor (46 milyon dolarlık polis teşkilatı skandalı), çalışma saatleri çok uzun, sağlık sistemi kötü durumda, Güney Amerika’nın en kötü eğitim sistemine sahip Şili’de eğitim dünyanın en pahalıları arasında, kiralar aşırı pahalı… Bu sorunların birinci derece sorumlusunun Pinera’nın neoliberal politikaları olduğunu iddia eden eylemciler, istifa talep ediyor.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Ölü sayısının 15’e yükseldiği Şili’de hükümet güçlerinin eylemcilere sert müdahalesi sürüyor. Şimdiye dek en az 300 yaralı ve bin 500 tutuklama rapor edildi.
Endonezya halkı, gericiliğe ve yolsuzluğa başkaldırdı
Endonezya eylemleri katılan kişi sayısı itibariyle 2019 isyanlarının açık ara en kitleseli
Küresel isyan dalgasının en kitlesel parçalarından biri olan Endonezya isyanına Türkiye basını nedense pek ilgi göstermedi. Ne var ki, dünyanın en büyük Müslüman nüfusunu barındıran bu ülkedeki isyan dalgası tarihsel önem arz ediyor. Genelde 21. isyanlarında ve özellikle bu yılki küresel isyan dalgasında prekarya ve yeni toplumsal hareketler başı çekiyor, sosyal medya da isyanın yönlendirilmesinde büyük rol oynuyor. Oysa Endonezya’daki ayaklanma tipik 20. yüzyıl isyanlarına benzeyen, öğrencilerin ve işçi sendikalarının önderliğindeki bir kalkışma… Bu; Endonezya’da, 1960’larda yaklaşık 1 milyon komünistin katledilerek toplu mezarlara atılmasından bu yana ülkede sol motiflerin baskın olduğu en kitlesel gösterilerden biri.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: 23 Eylül’de başlayan protestolar 28 gündür hız kesmeden sürüyor.
Nasıl başladı: Sağcı ve otoriter devlet başkanı Joko Widodo’nun meclise getirdiği yeni ceza kanununda Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun (KPK) zayıflatılmasını, evlilik dışı birliktelik, eşcinsel ilişki, tıbbi zorunluluk dışında kürtaj ve devlet başkanına hakaret gibi eylemlerin de suç kapsamına alınmasını öngören değişiklikler üzerine öğrenciler 23 Eylül’de parlamento binasının önünde toplandı.
Yaygınlık: Başkent Cakarta’da başlayan protestolar, ülkenin bütün büyük şehirlerini sardı.
Kitlesellik: 300’ün üzerinde üniversiteden öğrencilerin katıldığı eylemlere sendikaların da destek vermesiyle, bu protestolar 1998’de Suharto’yu deviren eylemlerden bu yana ülkede görülen en kitlesel eylem dalgası olarak kabul ediliyor.
Eylemci profili: Öğrenciler, işçiler…
Devletin tavrı: Widodo taleplerin kabul edilemeyeceğini söyledi ve polisin protestoları güç kullanarak dağıtmasını emretti.
Liderlik: Harekette lider figürler yok ama Etkin Halk İttifakı ve Öğrencilerin Yürütme Kurulu adlı iki ulusal gençlik örgütü eylemlerde öne çıkıyor.
Yöntem: Barışçıl başlayan eylemler, polis müdahaleleri sonrasında barikat savaşları, büyük ölçekli çatışmalar, yağmacılık, yaygın sivil itaatsizlik gibi biçimler almaya başladı.
Sosyal medya: Her ne kadar ilk protesto 23 Eylül’de sosyal medyadan yapılan çağrıyla başlasa da Endonezya’daki harekette sosyal medyanın büyük bir ağırlığı bulunmuyor, hareket bu açıdan da 20. yüzyıldaki hareketlere benziyor.
Dünyadan tepkiler ve dış destek: Endonezya’daki protestolar Batı basınında sanki hareketin tek talebi “evlilik dışı cinsel ilişki” yasağının önlenmesiymiş gibi haberleştirildi. BBC, Deutsche Welle, Al Jazeera, CNN gibi basın kuruluşlarının bu tavrı, harekete önderlik eden gençlik örgütleri ve protestocular tarafından kınandı.
Talepler: Endonezya protestoları diğerlerine kıyasla talepleri de en net olan eylem dalgasına sahne oldu . Başı çeken her iki öğrenci örgütü de 7’şer maddelik ve birbirine çok benzeyen birer talep listesi açıkladı. Öğrenciler bu talepler karşılandığı takdirde eylemlere son vereceklerini söylüyor. Taleplerin bir kısmı özetle şöyle; Yeni ceza kanunu önerisinin problemli maddelerinden vazgeçilmesi, tarım reformunu tersine çeviren yeni toprak kanununun değiştirilmesi, tutuklanan aktivistlerin ve düşünce suçlularının bırakılması vb.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: 23 Eylül’den bu yana eylemcilerden 5’i hayatını kaybetti, 265’i yaralandı ve 30 eylemci tutuklandı. Güvenlik görevlilerinden de 65 kişi yaralandı.
![]() |
| Her mezhepten yurttaşı birleştiren Lübnan eylemlerinde Lübnan bayrağı dışında sembol kullanılmamasına da özen gösterildi (AFP) |
İKİNCİ BÖLÜM
Çok uzaktan ve epey yukarıdan bir bakış açısıyla protestolar bazen insanların bağırıp çağırıp, yakıp yıktığı böylelikle rahatlayıp sonunda işlerine güçlerine döndüğü hareketler olarak görülebilir. Oysa halklar kavgaya dertlerine deva bulmak için girer, bazen kazanır, bazen de kaybeder.
Bu yazı dizisinin Hong Kong, Şili ve Endonezya isyanlarını işleyen perşembe günkü ilk bölümünü yayına vermeden hemen önce de Hong Kong isyanı sonuç almış, Çin yanlısı Hong Kong yönetimi, isyancıların ilk talebi olan suçluların iadesi yasasının geri çekilmesini kabul etmişti.
Günün ilerleyen saatlerinde henüz tam bir kazanım diyemesek bile anlamlı bir geri adım da Şili’nin egemen güçlerinden geldi. Şili’nin neoliberal politikalarıyla nam salan Devlet Başkanı Sebastian Pinera, Devlet Başkanlığı Sarayı La Moneda’da düzenlediği basın toplantısında, halkın taleplerini göz önüne aldığını ve bir dizi ekonomik yardım planının hayata geçirileceğini açıkladı. Daha önce halkını “savaştayız ve buna göre davranacağız” gibi sözlerle tehdit eden Pinera halkın inatçı direnişi karşısında sükunet çağrısında bulunarak şu ifadeleri kullandı:
"Halkın meşru ihtiyaçları ve sosyal talepleri karşısında Şilililerin bize vermek istediği mesajı alçak gönüllülükle ve net bir şekilde aldık. Yıllardır sorunların yığıldığı ve biz de dahil çeşitli hükümetlerin bu durumun büyüklüğünü idrak edemediği doğrudur. Bu konuda ileri görüşlü olamadığımızı kabul ediyor ve bu nedenle özür diliyorum."
Pinera, protestolara son vermek amacıyla muhalefet ve iktidar partileri ile yaptığı görüşme sonrasında hazırlanan ve 10 ana maddeden oluşan “Sosyal Gündem” isimli ekonomik yardım paketini açıkladı.
Bir kez daha görüldü ki “kavga derde deva için” diyen halklar, direnek kazandı. Direnen kazanır diyen halkları ele aldığımız yazı dizimizin bugünkü bölümüne de, kazanımlarla ilerleyen bir direnişle Lübnan halkının son derece özgün isyanıyla başlayacağız.
Lübnan’da “vergi intifadası”
Benzine, tütüne, internet üzerinden telefon konuşmalarına ve WhatsApp’a vergi konmasının ardından ülke çapında başlayan protestolar, şimdiden sonuçlar almaya başlasa da yayılarak devam ediyor.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: Lübnan protestoları 17 Ekim’den bu yana devam ediyor.
Yaygınlık: Beyrut’ta başlayan protestolar tüm ülke sathına yayıldı.
Nasıl başladı: İnternet ve telefon ücretlerinin yüksek olduğu ve altyapının yetersiz olduğu Lübnan’da, VoIP üzerinden telefon görüşmesi ve WhatsApp üzerinden mesajlaşma iletişimin bel kemiğini oluşturuyor. Lübnanlıların çoğu sadece bu hizmetleri ve bunların yanı sıra FaceTime ve Facebook gibi uygulamaları kullanmaya yarayan internet paketlerini satın alıyor. Yeni vergi paketinde bu internet paketlerine ek vergi konmasının planlanması protestocuları sokağa iten sebep olarak gösterilse de aslında bu bardağı taşıran son damla. Protestoların asıl nedeniyse devam edegelen yolsuzluk nedeniyle ülkenin dış borçlarını ödeyememesi, bunun getirdiği hayat pahalılığı ve ekonomik durgunluk.
Kitlesellik: Toplam katılım için 2 milyon rakamı telaffuz ediliyor. Lübnan’ın toplam nüfusunun 6 milyon olduğu düşünülürse, aktif yetişkin nüfusun anlamlı bir çoğunluğunun eylemlere katılım gösterdiği söylenebilir.
Eylemci profili: Lübnan protestolarındaki eylemci profili Hong Kong protestocularına çok benziyor. Her iki eylem dalgasında da en önde prekarya var. Ancak Lübnan’da üst orta sınıf da eylemlere katılım gösteriyor. Eylemci profilinin bir özelliği de dinler ve mezhepler arasında keskin bir şekilde bölünen, Müslüman ve Hıristiyan 20’ye yakın mezhepsel grubun yer aldığı ülkede her inançtan insanın protestolarda yan yana gelebilmiş olması. Daha da ilginci her mezhepten kesimlerin Lübnan’ın kendine özgü kota sistemiyle Meclis’te sandalye sahibi olabilen kendi mezhepsel önderliğini de hedef tahtasına koyabiliyor olması. Eylemlerin bu özgün yanıyla ilgili bölgeyi çok iyi bilen Bülent Şahin Erdeğer’in Lübnan çıkışı olmayan labirenti yıkabilecek mi? başlıklı yazısını öneririm.
Devletin tavrı ne oldu: Lübnan halkı, 2019 protesto dalgası içinde en erken kazanım elde eden ülke oldu. Eylemlerin 5. gününde Başbakan Saad Hariri, “krizin etkilerini hafifletecek bir dizi reformu hayata geçireceklerini” açıkladı. Bunlar arasında milletvekili maaşının yarıya indirilmesi, iletişim sektörünün özelleştirilmesi ve ülkede kronikleşmiş elektrik sorununa kalıcı çözüm getirecek adım atılması gibi önlemler de var.
Liderlik: Hareket tamamen anonim herhangi bir lideri ya da kurumsal örgütlenmesi yok. Eylemciler tüm siyasi partileri reddederek sadece Lübnan bayrağı altında toplanıyor.
Yöntem: Protestoların ilk iki gününde lastik yakarak yolları trafiğe kapatma, polisle çatışma gibi olaylar yaşansa da hareket üçüncü günden itibaren sadece barışçıl protestolar üzerinden ilerledi.
Sosyal medya: Lübnan isyanı sosyal medyayla ilişkisi açısından da biricik özellikler taşıyor. İsyanın başlangıç motivasyonu sosyal medya uygulamalarına vergi getirilmesi oldu. Doğal olarak beklenir ki bu isyan büyük ölçüde sosyal medyadan örgütlensin. Ne var ki tam tersine Lübnan protestocuları diğer 2019 isyanlarına kıyasla sosyal medyaya en az yaslanan kitleyi oluşturuyor. Lübnanlılar, geleneksel topluluklar (özellikle mezhepsel) üzerinden örgütleniyor ama işe geleneksel topluluklarının seçip merkeze yolladığı yöneticileri eleştirerek başlıyor ve her topluluk kendi "resmi liderliğini" diğerlerinden önce hedef tahtasına koyuyor. Böylelikle mevzu "sizinkiler suçlu, bizimkiler iyi" yarışından çıkıp, egemenlere karşı toplu ve mezhepler üstü bir tavır niteliği kazanıyor. Batı medyasının ilk günlerde görmek istediğinin aksine sosyal medya vergileri vesilesiyle başlayan bu eylemler kesinlikle sosyal medya merkezli eylemler değil. Vergi mevzusunda da temel mesela sosyal medyadan ziyade, parçalı bulutlu Lübnan hükümetinin ekonomiyi yönetmekte acziyeti... Özetlersek Lübnan isyanı çıkış anı itibariyle sosyal medyayla son derece ilgili görünse de gelişimi itibariyle sosyal medyadan en uzak eylem dalgalarından biri.
Dış destek ve dünyadan tepkiler: Lübnan isyanı tüm mezheplerden Lübnan halkının kendi temsilcilerine karşı tepkilerini de ifade ettiği, temel motivasyonu ekonomik nedenler olan bir isyan olsa da İran rejim medyası tarafından "Gösteriler, Nasrallah'a ve direniş eksenine karşı bir komplo" manşetleriyle değerlendirildi. Öte yandan üst düzey bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi çarşamba günü (24 Ekim) yaptığı açıklamada Lübnan’daki protestoların desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Talepleri neler: Eylemlerin temel hedeflerinden biri olan vergi zammının geri çekilmesi talebi gerçekleşmiş durumda. Eylemciler arasında rejim değişikliği, hortumlanan malların iadesi ve devrim gibi daha radikal talepleri olanlar bulunduğu gibi, "hedefimize ulaştık, evlerimize dönelim" diyenler de var. Protestoların devam edip etmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecek.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: İlk geceki protesto gösterilerinde iki kişi hayatını kaybetti. Aynı gece yaklaşık 70 kişi gözaltına alındı ancak herhangi bir suçları bulunmadığı gerekçesiyle ertesi sabah serbest bırakıldı.
Haiti halkı bir yılı aşkındır ayakta
Halihazırda süren protestolardan en uzun süredir devam edenlerden biri 7 Temmuz 2018’de başlayan Haiti protestoları… Haiti halkı tam 472 gündür Devlet Başkanı Jovenel Moise’nin istifası talebiyle sokaklarda.
Yaygınlık: Protestolar, ülkenin tamamını sardı.
Nasıl başladı: Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden Haiti’de devlet başkanı Jovenel Moise ve çevresinin Venezuela’yla yapılan Petrocaribe programından gelen yardım paralarını iç ettiğinin anlaşılması üzerine yolsuzluk karşıtı protestolar başladı.
Kitlesellik: Protestolara katılanların sayısı onbinlerle ifade ediliyor. Ülkenin toplam nüfusu yaklaşık 11 milyon.
Eylemci profili: Haiti isyanı, halkın her kesiminden kendisine katılımcı buluyor. Öğrenciler, işsizler, esnaflar gibi halk kesimlerinin katıldığı isyana, Haiti işçi sınıfı da ülke çapında genel grevle destek verdi.
Devletin tavrı ne oldu: Başkan Moise protestoların başından beri diyaloga açık bir tutum sergiledi. “Haiti’nin sorunları sadece politik değildir, sosyal, ekonomik ve politiktir” diyen Moise, muhalefete defaatla masaya oturma çağrısında bulundu. Haiti polisiyse barışçıl gösterileri rayından çıkarmak isteyen kötü niyetli insanları suçladı.
Liderlik: Başkan Jovenel Moise ile aynı soyadını taşıyan ancak herhangi bir akrabalık ilişkisi bulunmayan Jean-Charles Moise ana muhalefet lideri olarak hareketin de önderi konumunda.
Yöntem: Şiddetli sokak eylemlerini yeğleyen göstericiler sıklıkla polise taş atıyor ve araçları ateşe veriyor, molotof kokteyl de göstericilerin sık kullandığı silahlar arasında.
Sosyal medya: Temmuz 2018’de başlayan ama kısa sürede hız kesen eylemler, Ağustos ayı ortalarında atılan “Petrocaribe paraları nereye gitti?” tweeti ve #petrocaribechallenge etiketiyle yapılan paylaşımların ardından yeniden alevlendi.
Dış destek ve dünyadan tepkiler: Moise hükümetinin, Venezuela’yla yakınlaşma politikalarına karşı olan ABD, Haiti’deki protestoların baş destekçisi konumunda. Diğer yandan, Haitili eylemciler, Batılı gazetecileri sık sık hedef almalarıyla Batı kamuoyunda sık sık eleştiri konusu oluyor.
Talepleri neler: Eylemcilerin bütün protestolarda dile getirdiği tek bir talep var; Başkan Jovenel Moise’nin istifası ve bir geçiş hükümetinin kurulması.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Şimdiye dek 9 protestocu hayatını kaybederken 100’e yakın protestocunun da yaralandığı bildiriliyor.
Mısır halkı diktatörlere boyun eğmiyor
Tahrir Meydanı durulmuyor. 2011’de Mısır’ın kadim diktatörü Hüsnü Mübarek’i deviren, seçimle gelen Mursi’nin diktatörleşme emareleri göstermesinin ardından 2013’te ona karşı da ayaklanan ama Mursi’ye yapılan darbeyle durdurulan Mısır halkı bu kez Abdulfettah Sisi’nin diktatörlüğüne karşı sokakları doldurdu.
Ne zaman başladı, ne kadardır sürüyor: 20 Eylül’de başlayan protesto dalgası düşük yoğunluklu olsa da halen devam ediyor.
Yaygınlık: Mısır’ın tamamına yayılan protestolar, yurtdışında yaşayan Mısırlıların bulunduğu ABD, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık ve Güney Afrika gibi ülkelere de uzandı.
Nasıl başladı: İspanya’da sürgünde yaşayan Muhammed Ali adlı müteahhitin sosyal medyadan yaydığı yolsuzluk videolarıyla başlayan protestolarda Mısır halkı Sisi’nin istifası talebiyle sokaklara çıktı.
Kitlesellik: 2011 ve 2013’teki protestoların sayısına ulaşamayan eylemlerde, katılımcıların sayısı binlerle ifade ediliyor.
Eylemci profili: Eylemlerde gençler başı çekiyor. Mısırlı aydınların da geniş desteği söz konusu… İlk günlerdeki iddiaların aksine eylemlerin arkasında Müslüman Kardeşler’in bulunduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamadı.
Devletin tavrı ne oldu: “Halkımla benim aramdaki ilişki bir güven ilişkisidir” diyen Sisi, protestoların ardından aralarında öğrenciler, avukatlar, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin bulunduğu muhalif kesimlere yönelik bir tutuklama dalgası başlattı. Gösterilere yanıtı da kendisini destekleyenlere düzenlettiği Sisi yanlısı eylemler oldu.
Liderlik: Yolsuzluk videolarını yayan iş insanı Muhammed Ali hareketin lideri olarak öne çıkıyor.
Yöntem: Barışçıl sokak protestoları.
Sosyal medya: İnternetten yayılan videolarla başlayan Mısır isyanında sosyal medyanın rolü büyük. Bunun farkında olan Sisi yönetimi ülkede BBC News gibi yabancı haber sitelerine ve WhatsApp, Signal gibi mesajlaşma uygulamalarına erişimi bloke etti.
Dış Destek ve dünyadan tepkiler: Batı dünyasının genellikle duyarsız kaldığı protestoların herhangi bir dış desteği yok.
Talepleri neler: Bütün siyasi mahkumların serbest bırakılması, Abdulfettah Sisi’nin istifası.
Can kaybı, yaralı ve tutuklamalar: Aralarında avukat, akademisyen, gazeteci ve öğrencilerin bulunduğu 3 bine yakın kişi eylemleri destekledikleri gerekçesiyle tutuklandı.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ekvador’da akaryakıt isyanı zafer kazandı
Correa’nın 6 yıl başkan yardımcılığını yaptıktan sonra başkanlığa aday olan Lenin Moreno, devrimci olan babasından kalan “Lenin” isminin aksine Correa’nın sol popülist politikalarını ters yüz eden neoliberal bir program izledi. Hatta Correa hakkında soruşturma açılmasını da sağladı. Moreno, IMF’yle yaptığı anlaşma çerçevesinde, 1 Ekim’de neoliberal bir kemer sıkma paketini kararnameyle geçirdi. Bu paket, akaryakıtta devlet sübvansiyonlarını kaldırarak benzin fiyatlarını tamamen serbest bırakıyordu.
![]() |
| Ekvador'daki protestolara gençler ve kent yoksulları damga vurdu (Reuters) |
Kararname sonucunda, dizel benzinin fiyatı hemen iki katına çıktı, normal benzinin fiyatı ise %30 arttı. Bu artış, bütün diğer fiyatlarda hızlı artışlara yol açtı ve ülkede sosyal bir krize sebep oldu. Kemer sıkma paketinin iptal edilmesi için 3 Ekim’de başlayan protestolar kısa sürede birçok sektörde grevler, şiddet olayları ve öfkeli yerlilerin de başkente yürümesiyle tam bir isyan biçimine büründü ve Moreno protestolardan korunmak için hükümetini başkent Quito'dan liman kenti Guayaquil'e taşıdı. Sekiz kişinin hayatını kaybettiği protestoların neticesinde Moreno, 14 Ekim itibariyle kemer sıkma paketini geri almayı kabul etti.
Kardeş Azerbaycan polisi Türkiye’yi hatırlattı
Azerbaycan’da da muhalifler düşük ücretlere, yolsuzluğa ve siyasi baskılara karşı siyasi dokunulmazlıkların kaldırılması talebiyle 17 Ekim’de sokağa çıktı. Göstericilere destek vermek isteyen Azerbaycan Halk Cephesi lideri Ali Kerimli, evinden çıktıktan kısa süre sonra polis tarafından gözaltına alındı. Türk emniyeti tarafından eğitilen Azerbaycan polisinin eylemlere müdahale tarzı, Türkiye’deki protestolarda yaşananların ikizi gibiydi. Azerbaycan’daki protestolar diğer ülkelerdeki gibi bir isyana dönüşmedi ancak 2011’de şiddetle bastırılan büyük protesto dalgasından bu yana ülkede yaşanan ilk önemli protesto eylemi olarak tarihe geçti.
Katalonya’da ekim isyanı
Katalonya’nın tek taraflı olarak İspanya’dan bağımsızlık ilan etmesinden bu yana bölgede devam eden gerginlik 2019 protestolarının zirve yaptığı gün olan 14 Ekim’de yeni bir isyan dalgasına dönüştü. Referandumda öne çıkan 9 Katalan siyasetçinin İspanyol Anayasa Mahkemesi’nde cezaya çarptırılması eylemlerin kıvılcımını çaktı. Eylemler genel grev ve sivil itaatsizlik kampanyalarıyla bölge çapında bir isyana dönüştü. 500 binin üzerinde protestocunun katıldığı eylemlerde 19’u ağır olmak üzere 576 protestocu, üçü ağır olmak üzere 283 polis yaralandı. Katalonya’da bağımsızlık isyanının ateşi yanmaya devam ederken diğer yandan bağımsızlık istemeyen Barcelonalılar da sokağa çıktı.
![]() |
| Peru'daki eylemler her kesimden, her yaştan yurttaşı sokaklara döktü (CNN) |
Peru’da anayasa krizi
2017’den beri hükümet krizinin yaşandığı Peru’da da krizin sokağa taşması 2019 sonbaharına denk geldi. Devlet Başkanı Martin Vizcarra’nın Kongre’yi, Kongre’nin de Devlet Başkanı’nı görevden alması üzerine ülke kendisini bir anda büyük bir yönetilememe krizinin ortasında buldu. Kongre’de çoğunluğu elinde bulunduran Halk Gücü’nün lideri Pedro Olaechea da kendisini devlet başkanı ilan edince işler iyice karıştı. 30 Eylül’den itibaren Vizcarra’yı destekleyenlerle Olaechea’yı destekleyenler aynı anda sokağa çıkarken, siyasi kaosa son verilmesini ve yolsuzluk karşıtı reformlar yapılmasını isteyen üçüncü bir kesim de Kongre binası önünde gösteriler düzenlemeye başladı. Protestolar şimdiye dek barışçı çizgide devam ediyor ama henüz kriz aşılmış değil.
![]() |
| Irak'ta çocuklar ölümcül sonuçları olabilen gösterilerin tam ortasında (Reuters) |
En ölümcül isyan Irak’ta
Ekim 2019 isyan dalgasında en çok can kaybı, ABD işgalinden bu yana kanın oluk oluk aktığı, insan hayatının neredeyse hiçbir öneminin kalmadığı Irak’ta yaşandı. Ekim başındaki protestolarda 226 kişinin halihazırda süren eylemlerde ise şu ana dek 74 kişinin hayatını kaybettiği isyanda, yaklaşık 8 bin kişi de yaralandı. İşsiz üniversite mezunlarının öncülüğünde başlayan ayaklanmada 50’den fazla resmi kurum ve 8 kadar da parti binası kundaklandı. Diğer Ekim 2019 ayaklanmalarından farklı olarak bardağı taşıran son nokta olmadan kendiliğinden başlayan isyanda "Başbakan ve yozlaşmış parti sistemi devrilmedikçe protestolara devam" yazan pankartlar öne çıktı. Gösteriler Twitter'da "Haklarım için protesto ediyorum" etiketiyle paylaşılan mesajlarla büyüdü. Protesto kitlesinin çoğunluğunu Şiiler oluştursa da eylemlerde İran’ın Irak’tan elini çekmesi talebinin dillendirilmesi de dikkat çekti. Bu anlamda isyan Lübnan isyanına katılan Şiilerin Hizbullah’ı da hedef tahtasına koymasına çok benziyor. Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, daha gösterilerin ilk günü "üniversite mezunlarına iş sözü" vererek protestocuların temel taleplerinden birini karşılamak suretiyle tansiyonu düşürmek istese de durulmayan gösterilere sert müdahale emri vermekten çekinmedi. Çok sayıda ölümle sonuçlanan bu sert müdahalelerin ardından isyan duruldu ve Irak’ın yakın tarihine kanlı bir sayfa daha eklemenin ötesine geçemediği yorumları yapıldı. Ne var ki, 23 Ekim'den itibaren isyan bir kez daha alevlendi. Hükümet güçlerinin sert müdahaleleri bir kez daha ölümlere neden olsa da inatçı direniş, siyasal alanda da ses getirmeye başladı. Hafta sonu ikisi Irak Komünist Partisi'nden olmak üzere dört milletvekili ülkede devam eden gösterilerdeki taleplerin hükümet tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle görevlerinden istifa ettiklerini duyurdu.
![]() |
| Cezayir protestolarında kadınlar belirgin bir rol oynayarak "gülümseme devrimine" önderlik etti (AP) |
Cezayir’de gülümseme devrimi
2019 isyan dalgasını en güçlü yaşayan ülkelerden biri de Cezayir oldu. Gülümseme Devrimi olarak da adlandırılan bu hareket, 2010-2012’de Arap Baharı adı verilen isyan dalgasında koltuğunu kaybetmeyen az sayıdaki yöneticiden biri olan Abdülaziz Buteflika’yı hedef aldı ve onu devirmeyi başardı. 1999’dan bu yana 20 yıldır ülkenin başkanı olan Butefelika’nın 82 yaşında, tekerlekli sandalyeye mahkum ve neredeyse konuşamayacak durumda olmasına karşın devlet başkanlığına yeniden aday olması üzerine başlayan protesto dalgasında üç protestocu hayatını yitirdi, 112’si polis memuru olmak üzere 183 kişi yaralandı. Genel olarak barışçıl ve şiddetsiz ilerleyen protestolar ordunun da isyancılara destek vermesiyle 2 Nisan 2019’da Buteflika’nın istifasına neden oldu. Buteflika 5. kez aday olmaktan çekilirken gösterilerin bir diğer hedefi olan Başbakan Ahmed Uyahya da istifa etmek zorunda kaldı. Başkanlık seçimleri belirsiz bir süreye ertelenirken Ordu’nun vesayetinde kurulan ulusal birlik hükümeti yeni bir anayasa yazmaya koyuldu. Öte yandan eylem dalgası Buteflika yönetiminin çökmesiyle tümden sönümlenmedi. Başkanlık seçim tarihinin belirlenmesi talebiyle yapılan gösteriler 15 Eylül’de sonuç verdi ve 12 Aralık Cezayir için seçim tarihi olarak belirlendi. Protestolar eylülden bu yana seyrelse de daha demokratik bir anayasa talebiyle zaman zaman eylemler yapılmaya devam ediyor. Cezayir diğer 2019 isyanlarına kıyasla kadınların devrimde daha güçlü bir rol oynamasıyla öne çıktı. 22 Mart’tan itibaren “Eşitliğe Doğru Değişim için Cezayirli Kadınlar” adlı bir grup, Cezayir Üniversitesi önünde her Cuma “Feminist Meydan” (carré féministe) eylemi yapmaya başladı. Bu eylem halen sürüyor ve devrimin temel sloganlarından birini “kadınlar olmazsa demokrasi olmaz” şiarı oluşturuyor.
(MERİÇ ŞENYÜZ - INDEPENDENT TÜRKÇE)








