Utangaç ve utanmaz Amerikancılar: Tehdit giderek büyüyor...
AKP iktidarı içine girdiği ağır yönetme krizini Amerikancılığın gazına basarak aşma arayışında. Ancak belli ki bu arayışta yalnız değil, bu kısa liste de bunun sağlaması niteliğinde. Ancak utangaç ya da utanmaz fark etmiyor, ülkemiz bu listenin daha da genişlemesi tehdidiyle karşı karşıya. Önlem alınması gereken şey bu, önlem alınması gereken bağımsızlık ve egemenlik fikrinin giderek ucuzlatılmasıdır...
Bağımsız ve egemen bir ülkeye haydut gibi girip onlarca kişiyi katlettiler, yüzlercesini yaraladılar, birçok noktaya bomba yağdırdılar ve son olarak devlet başkanını eşiyle birlikte kaçırdılar…
Bununla da yetinmeyip şimdi dünyanın birçok noktasına yeni saldırılar düzenleyebileceklerini ilan edip, en az 6 ülkeyi açık açık vurmak ve işgal etmekle tehdit ediyorlar.
Ve tüm bunlar dünyanın gözü önünde gerçekleşirken, ülkemizde birileri açık açık mandacılık yapıyor, işbirlikçiliği arşa çıkarıyor, birbirleriyle Amerikancılık yarışına giriyor.
Birileri ise kendi çıkarları için olabildiğince sessiz kalıyor ve Amerikancı pozisyonları zarar görmesin diye pusuda bekliyor.
Gelin şimdi mandacılık yapanların, işbirlikçilik yarıştıranların, sessiz kalanların; kısacası Amerikancıların kısa bir listesini çıkaralım…
Listenin ilk sırasında AKP var
“Muhalefette konuşmak kolay. Ancak Erdoğan omuzlarında milletin yükünü, devletin sorumluluğunu taşıyor. Devlet sorumluluğu ile hareket ediyorsanız neyi, ne zaman söylemeniz gerektiğini iyi ayarlamanız gerekiyor. Cesur olmak aynı zamanda akıllı olmayı, ilmi siyasetle hareket etmeyi gerektirir. Arabayı at’ın önüne koymamak gerekir. Doğrusu at’ı arabanın önüne koymaktır.”
Bu sözler yandaş yazar Abdulkadir Selvi’ye ait.
Çok açık sözlü bir şekilde yazmış Selvi.
Bu düzenin dünyasında dayanışma ve kardeşlik sözlerinin konu ABD emperyalizmi olunca bir anda nasıl buhar olduğunu ve hatta olması gerektiğini anlatıyor.
Sonrasında da bugün Erdoğan’ın Trump ile görüşeceğini; F-16, F-35, CAATSA yaptırımları ve SDG başlıklarının masada olduğunu aktarıyor.
Tam da Selvi’nin bu yazdığı not dolayısıyla, AKP iktidarının koşulsuz ve sınırsız Amerikancılığı sayesinde Dışişleri Bakanlığı'nın ilk ve tek açıklamasında “Maduro”, “saldırı”, “ABD” ve “kaçırma” ifadeleri yer almadı bile.
İlkeli olduklarından değil ama içerdeki kavganın bir yansıması olarak Bahçeli, Soylu ve Mehmet Uçum'dan gelen itiraz da AKP’nin kritik konumdaki hiçbir isim tarafından yüz bulmadı.
Koşulsuz Amerikancılık tepki çekince Erdoğan adına yapılan ilk açıklama AKP Sözcüsü Ömer Çelik’ten gelmişti. Çelik’in açıklamasında da “Maduro”, “saldırı”, “ABD” ve “kaçırma” ifadelerinin geçmemesi tabii ki tesadüf değildi.
Venezuela'daki saldırı ve sonrasında yaşananlar çok şey anlatıyor. soL, ilk andan itibaren kimsenin açıkça söyleyemediklerini yazmaya, anlatmaya, aktarmaya devam ediyor. soL'un bu haberlerine güç vermek için sen de abone ol.
Listenin en pespaye tarafı: Ertuğrul Özkök, Özgür Demirtaş, Cem Küçük
Türkiye’de iktidar yandaşları ve kendini “sosyal demokrat” olarak tanımlayan gazeteci ve siyasetçilerden devasa bir utanmaz Amerikancılar listesi çıkarmak mümkün.
soL okurunu böylesi çirkin bir listeyle baş başa bırakmak istemiyoruz.
Bunun yerine Amerikancılık konusunda öne çıkan üç ismi aktarmakla yetineceğiz.
Bu görevi büyük bir gurur ve hiçbir yüz kızarma belirtisi olmadan yerine getiren, AKP’nin sessizliğiyle gurur duyan isimlerden biri Ertuğrul Özkök oldu.
ABD ve Batı yalanlarıyla bezediği yazısında “Sayın Özel ve CHP’liler lütfen iktidarı kışkırtmayın” diyen Özkök, AKP’nin Venezuela pozisyonuna da övgüler yağdırdı.
Yazı boyunca büyük bir mutlulukla ABD haydutluğu öven Özkök, ayarı fazla kaçırdığını düşünmüş olacak ki, “Yanlış anlaşılmasın. Bu yaklaşımımla Trump’ın müdahalesini doğru bulduğum sonucu çıkarılmasın. Asla öyle bir şey düşünmüyorum” sözleriyle şaşırtmayan bir ikiyüzlülük de sergiledi.
Soykırımcı İsrail ve işgalci ABD’yi dokunulmaz olarak gören Özkök, AKP’ye bir de İsrail tavsiyesinde bulunduğu yazısında, “Cumhurbaşkanı ve hükümetin Venezuela politikası doğru. Çünkü meseleye Maduro değil, Venezuela meselesi olarak bakıyorlar. Bir adım daha ileri gideyim: Keşke İsrail ve Gazze politikamız da daha serinkanlı bir dil üzerinden yürütülseydi” demeyi başardı.
Özkök’ün işbirlikçilik kalitesinin uzağında kalan Özgür Demirtaş adlı akademisyen ise mandacılık yapıp aradaki farkı kapatmaya çalıştı. Bir akademisyen düşünün, haydutça bir ülkeye bomba yağdırılması ve ülkenin devlet başkanının kaçırılmasını mutlulukla karşılayıp, ABD’nin tehdit ettiği diğer ülkeleri ABD’nin eyaleti olmaya çağıracak kadar mandacı…
Bu süreçte ABD övücülüğüyle öne çıkan isimlerden bir diğeri de partisinin sessizliğine aldırmayıp açık Amerikancılık yapan Cem Küçük oldu. Küçük, ABD’nin bu haydutça saldırısına öyle sevinmiş ki, ABD’nin petrol şirketleri eliyle yağmaya başlayacağını ilan ettiği Venezuela’ya “yatırım” yapılacağını söyleyiverdi.
Peki, İmamoğlu ve CHP?
CHP, ABD barbarlığını kınamakta oldukça zorlandığı günler geçiriyor.
Parti içine gönderilen bilgi notunda Chavez’in darbeyle iktidara geldiği gibi gerçek dışı bir iddiaya yer veren CHP, pozisyon almak zorunda kalmaktan şikayetçi.
Örneğin CHP Dış Politika Koordinatörü İlhan Uzgel, olayın hemen ardından katıldığı bir programda, “İstediğiniz kadar Maduro’yu beğenmeyin, eleştirin ama ABD’nin müdahale ettiği hiçbir ülkede tam bir istikrar kurulamadı. Bu bizi kötü bir çelişkiyle karşı karşıya bırakıyor, taraf tutmaya zorluyor. Saddam’ı beğenmiyorduk ama Irak işgali yüz binlerce insanın ölümüne neden oldu. Kaddafi’ye ilişkin çok eleştiri olabilir ama ülke üçe bölündü” dedi.
Uzgel bu konuda yalnız da değil.
İmamoğlu ve Özgür Özel de tam olarak aynı çizgide.
“Venezuela’da yaşananlar hepimize hayati bir gerçeği hatırlatıyor. Nicolás Maduro, seçimlerde halkının iradesine saygı göstermeyen, demokratik değerleri sistematik biçimde ihlal eden otoriter bir lider. Hükümetimiz, bu şaibeli seçimlerin sonuçlarını tanımış, bununla da kalmayıp Maduro’yla yakın ilişkiler kurmuştur” deyip ABD’nin Venezuela yalanlarını tekrarlayan İmamoğlu, bu geniş “ama”lı çıkışının ardından ABD müdahalesini doğru bulmadığını da ekledi.
Buna çok benzer bir açıklama Özgür Özel’den de geldi.
AKP’nin mevcut dış politikası için bundan aylar önce “aklın yoluna geldiler, bizim sayemizde oldu” diyen CHP yönetiminin bu anlamıyla aldığı pozisyon şaşırtıcı değil.
Bu açıdan Ertuğrul Özkök’ün CHP’den endişe duymasını gerektirecek bir tablo görünmüyor.
Türkiye için tehdit yok mu?
ABD emperyalizmi Türkiye'de siyasi iktidarlar eliyle ülkenin en derinlerine kadar sokulmuş durumda.
Ülkemizde ABD kontrolünde, NATO kontrolünde bilinen tam 28 üs var.
Bu üslerde nükleer silahları dahi var.
Yani ABD uzakta bir güç değil, tam dibimizde, hatta ülkenin içinde.
ABD emperyalizminin olduğu hiçbir yerde güvenlik ve dostluk olamayacağını tüm dünya son bir haftadır bir kez daha çok açık şekilde görüyor, yaşıyor.
Venezuela’ya saldıran, İran’ı, Meksika’yı, Grönland’ı ve Kolombiya’yı işgal etmekle tehdit eden, buna Küba’yı da ekleyen bir saldırganlık var karşımızda.
Ve dünya böylesine tehlikeli bir uçuruma doğru sürüklenirken, bu haberde de hatırlattığımız üzere, ülkemizin içinde çok sayıda Amerikancı ve hatta mandacı var.
soL’da uzun süredir vurguladığımız üzere AKP iktidarı içine girdiği ağır yönetme krizini Amerikancılığın gazına basarak aşma arayışında.
Ancak belli ki bu arayışta yalnız değil, bu liste de bunun sağlaması niteliğinde.
Ancak utangaç ya da utanmaz fark etmiyor, ülkemiz bu listenin daha da genişlemesi tehdidiyle karşı karşıya.
Önlem alınması gereken şey bu, önlem alınması gereken bağımsızlık ve egemenlik fikrinin giderek ucuzlatılmasıdır... (ALİ UFUK ARİKAN - SOL.ORG)
