Yoksul bir mahallede 17 yaşındaki bir çocuk maddeyle yakalandığında bu bir istatistiktir. Bir ünlü yakalandığında ise “ülke gündemi

Bu görüntüler, uyuşturucuyla mücadeleden çok algı yönetimine hizmet ediyor. Tartışma bir anda yoksulluktan, işsizlikten, umutsuzluktan koparılıyor; magazinle karışık bir suç hikâyesine indirgeniyor. Yoksul bir mahallede 17 yaşındaki bir çocuk maddeyle yakalandığında bu bir istatistiktir. Bir ünlü yakalandığında ise “ülke gündemi”


ÜNLÜLER VİTRİN, UNUTMAK UCUZ

Uyuşturucu meselesi Türkiye’de ancak ünlüler karıştığında “milli mesele”ye dönüşüyor. Kameralar kuruluyor, isimler fısıldanıyor, manşetler büyüyor. Kim ne kullanmış, nerede yakalanmış, kaç yıl ceza alır? Tartışma burada kilitleniyor.

Oysa aynı maddeler, aynı gün, aynı saatlerde yoksul mahallelerde binlerce gencin hayatını sessizce kemirmeye devam ediyor. Ama orada kamera yok. Orada reyting yok. Orada gündem yok.

Uyuşturucu Türkiye’de bir asayiş sorunu değil; açık bir toplumsal çöküş göstergesi. Özellikle ucuz ve sentetik maddelerin yoksul kesimler arasında hızla yayılması, bireysel ahlakla ya da “gençlik bozuldu” klişesiyle açıklanamaz. Bu tablo, doğrudan doğruya ülkenin ekonomik ve sosyal düzeninin ürettiği bir sonuçtur.

Mutluluk pahalı, unutmak ucuz

Bugün milyonlarca genç için hayat pahalı.

Barınmak pahalı.

Eğlenmek pahalı.

Sosyalleşmek pahalı.

Gelecek kurmak pahalı.

Buna karşılık unutmak ucuz. Ucuz uyuşturucular tam da bu yüzden yayılıyor. Bir “zevk” sundukları için değil, erişilebilir tek kaçış oldukları için. Asgari mutluluğa bile ulaşamayanlar için, asgari unutma yeterli oluyor.

Uyuşturucu burada bir neden değil; yoksulluğun kimyasal sonucu.

Devlet çalışıyor mu? Kamera öyle söylüyor

Devletin bu tabloya verdiği yanıt tanıdık: Operasyonlar. Ancak dikkat çekici olan, bu operasyonların en görünür olanlarının genellikle ünlü isimler üzerinden yürütülmesi.

Bir oyuncu, bir şarkıcı, bir “tanınmış sima”…

Kameralar hazır, haber dili hazır, mesaj net: “Bakın, devlet iş başında.”

Bu görüntüler, uyuşturucuyla mücadeleden çok algı yönetimine hizmet ediyor. Tartışma bir anda yoksulluktan, işsizlikten, umutsuzluktan koparılıyor; magazinle karışık bir suç hikâyesine indirgeniyor.

Yoksul bir mahallede 17 yaşındaki bir çocuk maddeyle yakalandığında bu bir istatistiktir.

Bir ünlü yakalandığında ise “ülke gündemi”.

Bu fark, sorunun nerede değil, neyin gizlenmek istendiğini gösterir.

Vitrin parlak, arka plan karanlık

Ünlülere yapılan operasyonlar, uyuşturucunun yayılma nedenlerini tartışmamak için idealdir. Çünkü asıl nedenler rahatsız edicidir:

Umut üretmeyen ekonomi.

Eğitimin gelecek sunmaması.

Kamusal alanların tasfiyesi.

Gençliğin sistemli biçimde değersizleştirilmesi.

Bunları konuşmak yerine “ünlü de kullanıyormuş” denir. Toplum oyalanır. Sorun kişiselleştirilir. Sistem sorgulanmadan kalır.

Uyuşturucu böylece toplumsal bir mesele olmaktan çıkar, bireysel bir sapmaya indirgenir.

Bu sorun nasıl çözülmez, artık onu biliyoruz

Uyuşturucuyla mücadele; daha çok polisle, daha sert cezalarla, daha çok manşetle çözülemez.

Çünkü uyuşturucu, bu düzenin nedeni değil; ürünüdür.

Bu ülkede uyuşturucu, ünlüler kullandığında sorun oluyor.

Yoksul gençler kullandığında ise kader.

Oysa mesele kimin kullandığı değil; neden bu kadar çok insanın unutmaya ihtiyaç duyduğu.

Ve vitrine bakmaya devam ettikçe, arka plandaki çöküş derinleşir. (KEMAL YILMAZ - SENDİKA.ORG)

Blogger tarafından desteklenmektedir.