'Uyuşturucu işi yapıyorsun' dediğimde, 'Aç mı yaşayalım' demişti / ASALA'yı bitirdik hikâyeleri palavra, yalan...
'Devlet, siyaset, mafya' üçgeni tartışmalarında dönüm noktası niteliği taşıyan 1996 Susurluk Skandalı’nda ölen; adı siyasi cinayetler ve uyuşturucu ticaretiyle anılan Abdullah Çatlı’nın adına film yapılması, devlet yetkililerinin Çatlı hakkındaki sözlerini yeniden gündeme getirdi. Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, T24 Genel Yayın Koordinatörü Gökçer Tahincioğlu’na verdiği söyleşide, Abdullah Çatlı ile bir münakaşası olduğunu “Uyuşturucu işi yapıyorsunuz” dediğinde; “Mecbur kaldık, aç mı yaşayalım” dediğini söylemişti. Eymür, yine Çatlı'nın adının karıştığı 'Kürt iş adamları cinayeti' hakkında da "devletin her şeyi yapabileceğini, bunun meşru olduğunu" söylemişti.
Bahçelievler Katliamı ve Bedrettin Cömert cinayeti başta olmak üzere Türkiye ve Avrupa'da çeşitli suçlardan yargılanmış, hapis yatmış ve kırmızı bültenle aranmış bir isim olan Abdullah Çatlı’nın adını taşıyan film, bir ‘kahramanlık anlatısı’ üzerinden şekillendiği gerekçesiyle tartışmalara neden oldu. Filmin tanıtımında Çatlı’nın bir Türk bayrağının üzerine tabancalar koyarak “Kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim. Bu yolun sonunda ne şan var ne şöhret, ileride Türk milletinin duyacağı bir şöhret var. Unutmamaya yemin ettik. Yolumuz açık, gazamız mübarek olsun, vatan sağ olsun” dediği görülürken, tanıtımın sonunda Çatlı’nın “Milletimin kimliğine zeval gelmesin diye on sekiz yıl kimliksiz yaşadım” sözüne yer veriliyor.
Tepkilere neden olan filmin ardından 1970’lerden itibaren yaşanan, Çatlı’nın adının karıştığı şiddet ve uyuşturucu olayları yeniden gündeme gelirken, devletin o dönemdeki tutumu ve sonrasında yapılan açıklamalar bir kez daha tartışmaya açıldı.
Çatlı hakkında en çarpıcı açıklamalardan birini 2024’te hayatını kaybeden eski MİT mensubu Mehmet Eymür, 2021 yılında T24 Genel Yayın Koordinatörü Gökçer Tahincioğlu’na verdiği söyleşide yapmıştı.
“Devlet her şeyi yapabilir”
Eymür, Çatlı’nın da isminin karıştığı, 3 yılda 19 kişinin öldürüldüğü ‘Kürt iş adamları cinayetleri’ olarak anılan ‘faili meçhul cinayetler’ hakkındaki soruya, “Devlet benim gözümde her şeyi yapabilir. Meşrudur. Benim için böyle. Ama işin içinde menfaat varsa… ‘Bu kadar para ver yoksa seni öldüreceğim.’ Bu insanlar maalesef böyle öldürüldü…” yanıtını vermişti.
Eymür, Tahincioğlu’nun soruları üzerine ayrıca şunları söylemişti:
"Çatlı, uyuşturucu işi için ‘Mecbur kaldık, aç mı yaşayalım' dedi"
- Abdullah Çatlı ile Mehmet Ağar ilişkisi neydi? Çiller bilmiyor muydu bu ilişkiyi, Çatlı'nın aranırken bu işlerde kullanıldığını?
Çiller biliyordu herhalde. Çatlı ile de münakaşam oldu. Bebek'te bir restorana getirmişti biri. Dedim ki uyuşturucu işi yapıyorsunuz. O zaman yurt dışında yaşıyorlardı. "E biz mecbur kaldık, aç mı yaşayalım" dedi. "Başka iş yapamayacak mısın" dedim. Münakaşamız oldu.
“Fransa'da mezarlıktaki anıta bomba koydular, başka yaptıkları bir şey de yok”
- Çatlı kim o sırada, sıfatı neydi, sizinle de görüşebiliyor…
Kullanıyorlardı. Bahçelievler katliamı, devletin parmağının olduğu cinayet değil. Her türlü pisliğin içindeler zaten. Nuri Gündeş'ler (Eski MİT Bölge Başkanı) kullandı onları. Birileri tabii kullandı. Hiçbir şey de yapmadılar. ASALA'yı bitirdik hikâyeleri palavra, yalan. Fransa'da bir mezarlıktaki anıta bomba koydular. Başka yaptıkları bir şey de yok.
- Devlet niye buna ihtiyaç duyar?
Çatlı, kullanılabilir tabii ama kimin kimi kullandığı önemli. Buna dikkat etmeniz lazım. Yanlış adamları seçmişler bence.
- MİT'in işi bitince Ağar'a mı geçiyor bu ekip?
Evet, onlar aynı ekibin adamları oldular. "Çiller cinayetleri biliyordur, ama Ağar kim bilir nasıl takdim ediyor"
- Çiller bu cinayetlerden haberdar değil miydi?
Biliyordur. Ama Mehmet Ağar kim bilir nasıl takdim ediyor? Ağar bunlara pasaport veriyor, yetki veriyor.
Susurluk raporunda “Terör örgütleriyle mücadele başka yöntemler aranıyordu” vurgusu
Susurluk Skandalı’nın ardından TBMM’de kurulan Susurluk Araştırma Komisyonu raporunda da, kazayla ilgili olarak şu tespitlere yer verilmişti:
“Yasadışı bölücü terör örgütlerine destek veren kişilerle hukuki yollarla mücadele edebilmek imkânı bulunmadığını düşünen bir kısım görevliler tarafından başka yöntemler aranmaya başlanmıştır. Bu düşünceyle emniyet, MİT ve jandarma teşkilatlarında bazı görevliler tarafından bu istikamette çalışmalar başlatılmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü ve Özel Harekât dairesinde bazı üst düzey görevliler ve yine Özel Harekât dairesinde görev yapmış bir kısım polis memurlarıyla bu görevliler tarafından önceki tarihlerden beri bilinen ve tanınan ancak muhtelif suçları sebebiyle gıyabi tutuklu olarak aranan bir kısım sivil kişilerden oluşan teşekkül meydana getirilerek terör örgütlerine destek sağladığını düşündükleri kişilere yönelik eylem ve faaliyetlerde bulunulmuştur.
Bir süre sonra, bu teşekkülün eylem yapacakları hedef veya eylemlerini haklı gösterecekleri sebep bulunmadığı görülmekle beraber, oluşturulan bu gruplar dağılmamış aksine, siyasetçi ve kumarhane işletmecisinin de katılımıyla kişisel çıkarlar sağlamaya yönelik eylemler yaptıkları ifade ediliştir.”
Abdullah Çatlı'nın adının karıştığı suçlardan bazıları
Çatlı, özellikle uyuşturucu kaçakçılığı suçundan Avrupa'da hüküm giymişti:
Fransa (1984): Paris'te uyuşturucu kaçakçılığı suçundan yakalandı. Yapılan yargılama sonucunda 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve La Santé Cezaevi'nde yattı.
İsviçre (1985-1990): Fransa tarafından İsviçre'ye iade edildi. Burada da uyuşturucu kaçakçılığı suçundan tutuklu bulunduğu Bostadel Cezaevi'nden 1990 yılında firar etti.
Türkiye'de birçok siyasi cinayet ve eylemle ilişkilendirilmiş, hakkında gıyabi tutuklama kararları çıkarılmıştı:
Bahçelievler Katliamı (1978): 7 TİP'li öğrencinin öldürülmesi olayının planlayıcısı ve azmettiricisi olduğu gerekçesiyle hakkında gıyabi tutuklama kararı ve Kırmızı Bülten çıkarıldı.
Bedrettin Cömert cinayeti (1978): Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in öldürülmesi olayının faili olduğu iddiasıyla hakkında Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından gıyabi tevkif kararı verildi.
6136 Sayılı Kanuna Muhalefet (1977): Ruhsatsız silah bulundurma, polise ateş açma ve suç aletini gizleme suçlarından hakkında işlem yapıldı.
Abdi İpekçi cinayeti ve Mehmet Ali Ağca: Gazeteci Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca'nın hapishaneden kaçırılmasına yardım etmek ve ona sahte pasaport temin etmekle suçlandı.
Susurluk Skandalı (1996): 1996'daki kazada hayatını kaybettiğinde, üzerinde "Mehmet Özbay" adına düzenlenmiş sahte kimlik ve pasaportlar ile emniyet tarafından verilen "silah taşıma izin belgesi" bulundu. Bu durum, devlet-siyaset-mafya üçgenindeki ilişkilerin en somut kanıtı olarak tarihe geçti. (T24)
