27 senedir süren Pınar Selek dosyasındaki yalanlar ve profesör unvanıyla açığa çıkan gerçek
Sosyolog Pınar Selek, tam 27 yıldır suçsuzluğunu kanıtlamak için adalet mücadelesi veriyor. 27 yıl içerisinde dört kez beraat eden, ifadelerinin işkenceyle alındığı kanıtlanan Selek’le ilgili davanın son duruşmasında dosyayla ilgili büyük bir yalan daha açığa çıktı. Örgüt yöneticisi olduğu, hiçbir bilimsel araştırması bulunmadığı söylenen Selek, 1996-98 yılları arasındaki araştırmasıyla Fransa’da profesör ünvanı aldı. Ne hikmetse örgütsel faaliyet yerine yıllardır bilimle uğraşmış ve yapılmadığı söylenen araştırmayla bu ünvanı almıştı. Dosyadaki yalanlar bunlarla sınırlı değil. Bütün bunların nedenlerine yönelik güçlü ipuçları da araştırılmayı bekliyor...
Bu uzun yargılama sürecini anlayabilmek için uzun bir tarihi sabırla okumak gerekiyor.
9 Temmuz 1998 günü İstanbul’da, tarihi Mısır Çarşısı’nın girişindeki bir yiyecek büfesinde meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti 100’ü aşkın kişi yaralandı. Olayın ardından başlatılan soruşturmada, iki hafta boyunca altı ayrı tutanak hazırlandı, rapor düzenlendi. Bu tutanak ve raporların tamamında, “bomba bulgusuna, buna ilişkin bir parça, madde veya malzemeye rastlanmamıştır” yorumu yapıldı.
Patlamanın yaşandığı iş yeri, daha önce usulsüz ve normal sayıdan fazla tüp bulundurduğu için uyarılmıştı. Uzmanlar da tüplerdeki gaz kaçağının tabana yayılmasından kaynaklı olarak patlamanın meydana gelmiş olabileceği görüşünü savcılığa iletti.
* * *
Ancak Sosyolog Pınar Selek, patlamadan iki gün sonra, 11 Temmuz’da terörle mücadele şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı. Ancak bu gözaltının patlamayla herhangi bir ilgisi yoktu. Selek, bir süredir alanıyla ilgili bir çalışma yürütüyordu ve bu çalışmalar nedense “göze batmıştı.”
“PKK terör örgütüne üye olmakla” suçlanıyordu. DGM Başsavcılığı talimatıyla yedi gün gözaltında tutulan Selek, bu süreçte avukatları ve yakınları ile görüştürülmedi. Adli tıp raporlarına göre Filistin askısı, elektrik gibi işkence yöntemleri ile ifadesi alındı. Kolunun çıkması nedeniyle emniyette düştüğü ve kolunun çıktığı yönünde tutanak düzenlendi. Yedi gün sonra savcılığa çıkartıldı. Savcılık ve hakimlik, işkence altında ifade verdiğini söylemesine rağmen tutuklamaya hükmetti. Bütün bu süreçlerde avukat yardımı alamadı.
* * *
Selek, cezaevindeyken televizyondan Mısır Çarşısı patlamasından da sorumlu tutulduğunu öğrendi. Oysa ne emniyette ne savcılıkta kendisine bu konu soruldu. Bir suçlama bile yöneltilmemişti.
28 Temmuz 1998’de, Selek hakkında DGM Savcısı iddianame hazırladı ve örgüt üyeliği suçundan 15 yıla kadar hapsini talep etti.
Bu dava açıldıktan 15 gün sonra Yunanistan’daki PKK kamplarına katılmak üzere sınırı geçmeye çalıştığı iddiasıyla gözaltına alınan Baran Öztürk sorgulandı. Öztürk’ün ifadeleri doğrultusunda 21 kişi hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Yakalananlardan bazıları ifadelerinde karıştıkları eylemlerin talimatını Selek’ten aldıklarını öne sürdü. Yakalananlar arasında yer alan Abdülmecit Öztürk de Mısır Çarşısı’na bomba koyduklarını, bombalı eylemi Selek’le birlikte planladıklarını söyledi.
* * *
Öztürk’ün ifadelerinin ardından savcılık, Prof. Dr. Sevil Atasoy başkanlığında yeni bir bilirkişi heyeti kurdu. Önceki uzman raporlarına aykırı biçimde sonradan çok eleştirilen bir rapora imza attı ve olay yerinde bulunan nitroselüloz adlı maddenin, patlamanın bombadan kaynaklanmış olabileceği kuşkusunu yarattığını bildirdi.
Öztürk, ilk ifadesinde bombayı halasının evinde Selek’le birlikte yaptıklarını söylemiş, halası da aynı yönde ifade vermişti. Ancak savcılık aşamasında Öztürk, Mısır çarşısı olayını bilmediğini, Pınar Selek’i tanımadığını, bunların tümünün uydurmaca ve komplo olduğunu, işkence altında kendisine polis tarafından zorla ifade imzalattırıldığını söyledi.
Öztürk, savcıya ifade verdikten sonra polisler tarafından bir başka odada bekletildi. Burada yaptığı görüşmeden sonra ek ifade vermek istediğini belirterek, bir dilekçe kaleme aldı. Buradaki ifadesinde emniyetteki ifadesini tekrarladı. Ancak savcı bu ifadeye imza koymadı. Aynı savcı, bu tutanağa 2,5 yıl sonra yargılama aşamasında imza attı.
* * *
Öztürk’ün halası, bombanın evinde imal edildiğini söylemiş, Selek’i de fotoğrafından teşhis etmişti. Mahkeme aşamasında ise Türkçe bilmediği, ifadesinin yazılı olduğu kâğıda sadece parmak bastığını anlattı. Hala, duruşmada Selek’i tanımadığını da kaydetti. Aynı duruşmalarda, Öztürk de Selek’i tanımadığını ve Mısır Çarşısı olayını bilmediğini vurguladı.
İşkence altında alındığı ortaya çıkan bu ifadeler doğrultusunda Selek hakkında yeni bir dava açıldı. Mısır Çarşısı patlamasından sorumlu tutulan Selek hakkındaki iki dava 1999’da birleştirildi.
* * *
Yargılama aşamasında, İstanbul Üniversitesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan gelen iki ayrı raporda, patlamanın bombadan kaynaklandığının söylenemeyeceği belirtildi. 2000 yılında bu raporlar dosyaya girdi.
19 Nisan 2001’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü savcılığa bir yazı göndererek yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti. Yazının ekinde İçişleri Bakanlığı’nın hazırlattığı, tarihsiz ve imzasız, patlamanın bombadan kaynaklandığına dair rapora yer verildi. Bunun üzerine mahkeme, talep edilmeden gönderilen bu yazı ve raporu esas alarak yeni rapor istedi.
İki ay sonra Adli Tıp Kurumu’ndan gelen raporda, patlamanın nedeninin tespit edilemediği belirtildi. Adli Tıp Genel Kurulu da altı ay sonra aynı yönde rapor hazırladı. Mahkemenin bunlara rağmen rapor istediği Jandarma Kriminal Laboratuvarı ise patlamanın bombadan meydana geldiği yönünde rapor hazırladı. Aynı heyette yer alan bir akademisyen rapora şerh koydu.
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 2006 yılında çelişkili bilirkişi raporları ve kuşkulu ifadeler nedeniyle iddiaların şüpheden arınmış olarak kanıtlanamadığını belirterek davada karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Savcılık, dosyaya giren, patlamanın bombadan kaynaklandığını belirten raporların dikkate alınması, ifadelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görüşüyle bu kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de mahkemenin davayı ya mahkûmiyet ya da beraat şeklinde karara bağlaması gerektiğini belirterek, kararı bozdu.
* * *
Bunun üzerine mahkeme yeniden yargılama yaptı ve 2008’de beraat kararı verdi. Savcılık bu kararı da temyiz etti. Ancak savcı Abdülmecit Öztürk hakkındaki beraat kararına itiraz etmedi. Selek’i, Öztürk’ün ifadesine dayanarak suçlayan savcılık, bu ifadeyi veren Öztürk’ün beraatini ise normal karşıladı.
Yargıtay da Öztürk’ün beraat hükmünün kesinleşmiş olmasına ve dosyadaki farklı bilirkişi raporlarına rağmen, patlamanın bombadan kaynaklandığının kanıtlandığını, bunun ifadelerle de desteklendiğini belirterek Selek hakkındaki beraat kararını bozdu. Yargıtay, Selek’in, Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmesi gerektiğini de belirtti.
Bu kararı çelişkili bulan Yargıtay Başsavcılığı, itiraz yetkisini kullanarak davayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşıdı. Genel Kurul, oy çokluğuyla başsavcılığın itirazını reddetti ve dairenin kararını yerinde buldu. Böylece Selek, ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmaya başladı.
* * *
Genel Kurul kararında, başsavcılığın itirazında, “patlamanın bombadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı belirsizdir” denilmesine rağmen, “Daire ve başsavcılık arasında patlamanın bombadan kaynaklandığı konusunda görüş ayrılığı yoktur” denildi. Sevil Atasoy, Genel Kurul kararının tartışıldığı dönemde yaptığı açıklamada, “Bizim raporumuzda, patlamanın bombadan meydana geldiğine dair bir tespit yok, bu konuda söylenmiş tek bir cümle de yok, raporumuzda patlamanın nasıl ve neden meydana geldiğinin saptanabilmesi için bilimsel olarak izlenmesi gereken yol ve yönteme dair bilgiler var” dedi.
Yargıtay kararı uyarınca yeniden yargılamaya başlayan mahkeme, 9 Şubat 2011’deki ilk duruşmada yeniden beraat kararı verdi. Mahkeme, dosyadaki farklı sanıklar yönünden ise Yargıtay kararına uydu ve davayı sürdürdü. Savcılık, bu kararı da temyiz etti.
* * *
Haklarında beraat kararı verilen Selek ve Öztürk’ün dosyaları, yargılaması süren diğer sanıklarla ilgili karar verilmesi için beklemeye alındı. Tüm dosyanın birlikte Yargıtay’a gönderilmesi gerektiğinden bu yol izlendi. Ancak yaklaşık 1,5 yıl sonra ilk duruşmada beraat kararı veren mahkeme, bu görüşünü değiştirdi ve savcılığın bile “beklemiyorduk” yorumunu yapmasına neden olan bir karar verdi. Mahkeme, Yargıtay’ın “mahkûmiyet” görüşüne uymayı kararlaştırdı. Bu karar mahkeme başkanının izinli olduğu, yerine başkasının geçici olarak baktığı duruşmada verildi. 15 yıl boyunca davaya bakan mahkemenin asıl başkanı yerine, geçici görevle davaya bakan başkanın baktığı duruşmada dosya hükme bağlandı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2014 yılında verdiği kararla bu hükmü usul yönünden bozdu ve davanın yeniden görülmesini kararlaştırdı. Davaya kapatılan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi yerine İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi baktı. Mahkeme, Selek ve Öztürk hakkında yeterli kanıt olmadığını belirterek beraat kararı verdi.
Evet. Yargıtay, 19 Aralık 2014’te verilen beraat kararlarını 2022’de bozdu. İlk kararını tekrarlayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Selek’in devletin birliğine karşı suç işlediği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
* * *
Mahkeme, geçtiğimiz ocak ayında bu karar doğrultusunda Selek hakkında kırmızı bülten çıkartılmasını kararlaştırdı. Mahkeme, beraat kararını tekrarlayabilir ancak ceza yargılamasının en üst organı olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı nedeniyle bu ihtimalin zayıf olduğu yorumu yapılıyor. Beraat kararının tekrarlanması durumunda dosya yeniden Yargıtay’ın önüne gidecek.
* * *
Sabırla okuyabildiniz mi?
Bezdirici değil mi?
Tam dört kez beraatine karar verilen bir bilim insanı hakkında, defalarca “bomba izi yoktur” diye rapor verilmesine rağmen aksi yöndeki nadir raporlara itimat edilen, ısrarla cezalandırmak için hareket edilen garip bir yargılama…
Bu davanın son duruşması geçtiğimiz çarşamba günü görüldü.
Kırmızı bültenle “aranan” Selek yoktu ancak yine dostları, yurtdışından gelen bilim insanları, insan hakları savunucuları oradaydı.
Selek hakkındaki yakalama kararının kaldırılması talebi yine geri çevrildi. Duruşma eylül ayına ertelendi.
Ancak çok ilginç bir gelişme daha yaşandı.
Selek, o genç yaşında, gözaltına alınmadan önce göç eden Kürtlerle ilgili bir araştırma yapıyordu. Bu araştırma için yaptığı görüşmeleri de ifadesinde anlatmıştı. Buna rağmen böyle bir araştırma yapmamış, tamamen örgütsel faaliyetlerde bulunmuş gibi davranıldı.
Duruşmada mahkemeye bilgilendirme notu sunan, URMIS (Unité de Recherche Migrations et Société) araştırma laboratuvarı direktörü Florence Boyer, Selek’e yakın zamanda profesör ünvanı verildiğini vurguladı.
Profesörlük tezini, sosyoloji alanında yaptığını, “Göçebe sosyoloji: eşikler epistemolojisi” başlıklı 89 sayfalık tezin bir araştırmayı içerdiğini aktardı.
Bu araştırma, Selek’in 1996-98 yılları arasında yaptığı araştırmaydı.
Şimdi kitap haline gelen araştırma gerçekten yapılmıştı ve bu ünvan da bu araştırmanın yapıldığının kanıtıydı.
* * *
Ne garip değil mi?
Örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen, yaşamından tam 27 sene çalınan bir kadın, nedense yurtdışında örgütsel faaliyetlerde bulunmuyor, gidiyor bilimle uğraşıyor.
Nedense örgütsel tek bir bağlantısı bulunamıyor, gidiyor profesörlük unvanı alıyor.
Üstelik, gözaltına alındığı dönemde yaptığı araştırmayla.
Ortada büyük bir yalan var.
27 sene, bu yalanın üzerinde bile durulmadan geçti.
Selek dosyasındaki bu büyük yalanın nedenlerine dair ipuçları da var.
Bu da bir sonraki yazının konusu olsun… (GÖKÇER TAHİNCİOĞLU - T24)
