Devleti halka patron, halkı devlete işçi olan bir dünyada...
Yarın 1 Mayıs... Takvimdeki tek bir gün ama aslında bir ömür. Muhteşem bir bahar günü ama sanki karakışa girer gibi. Tüm bunlar insanın, devleti halka patron ve halkı da devlete işçi kıldığı şu dünyada rüyalara olan düşkünlüğünden ve gerçeklere olan kayıtsızlığı yüzünden böyle...
Günlerdir İstanbul’un mimli noktalarında polis güvenlik önlemleri alıyor ve her yıl olduğu gibi bu yıl da 1 Mayıs’ta sokakların “güvensiz” olacağı hissi yayılıyor.
Yarın şehirdeki yolları “güvenlik” bahanesiyle kapatacak olanlar, ortalığı “muhafızlarla” donatanlar, işçilerin, emekçilerin taleplerini yüksek sesle haykırmasından korkanlar bir bahar günü sokakları alenen güvensiz kılmaya hazırlanıyorlar.
O gün meydanlarda olma hakkını talep edenlerden değil o talebi geçersiz kılmak için şehrin merkezini hapishaneye çeviren zihniyetten ürkmenin gerektiğini anlayanların sayısı, bunu ısrarla anlamayanlardan hep daha az olduğu için, devamlı kendini gerçekleştiremeyen bir kehanete dönüşen 1 Mayıs sloganları yine havada bir müddet asılı kalacak ve sonra vahşi düzenin içinde bir kez daha buharlaşıp kaybolacaklar.
Şehrin merkez noktaları günler önceden polis tarafından ablukaya alındı.
Cuma günü emeğin ve gücün hikayesini meydanlarda haykırmak isteyenlerin yollarını iktidar yine barikatlarla kesmeye hazırlanıyor.
İnsanların diledikleri zaman, diledikleri yerde, diledikleri şekilde eylem yapma hakkı iştahla gasp etmeyi sürdürüyor.
Ölümüne çalışmakla ve hak ettiğini hiçbir zaman tam olarak alamamakla lanetlenmiş kalabalığın sesini bastırmaya uğraşıyor.
Sadece emeğinin karşılığını talep eden ve insanca bir yaşam düşleyenlerin üzerine tomalar, silahlı adamlar, zehirli gazlar ve korkunç bakışlar salmaya niyetleniyor.
Hakkın istenmeden gündeme gelmediği, istendiğinde de çoğu kez verilmediği bir emek dünyasının yüzlerce yıllık yükünü omuzlarında taşıyan 1 Mayıs, insanın kendi değeri başta olmak üzere tüm değerleri yozlaştırarak vardığı şu görece uygarlık noktasında, bir kez daha iktidar tarafından kriminalize edilerek gerçek bağlamından kopartılmaya hazırlanıyor.
İnsana değil sadece ekonomiye göre şekillenen iktidarlar kendi devamlılıklarına hizmet eden yasaları ve kuralları paketleyip, “güvenlik” etiketiyle mağdurlarına geri satarlar. Bu niyetin hakimiyetinde verilen mücadelede güçsüz kalınmasının en önemli nedeni, insanlığın çağlar boyunca hevesle pazarladığı ahlak, aile, inanç gibi kavramsal oyuncaklarla vakit geçirirken, aslında nasıl vakit kaybettiğini hiç farketmemesidir.
İnsanlığın kaybettiği o vakti kendi mevcudiyetine katan iktidar birbirine paralel olarak ilerleyen uygarlıkla barbarlığı aynı anda var etmeyi becerir.
O yüzden iktidarların korkuları, tehditleri ve engellemeleriyle amacından çok uzaklara düşürülmeye çalışılan 1 Mayıs, sadece ekonomik ve politik bir mücadelenin değil aynı zamanda insanın uygarlık uğraşının da en önemli simgesel günlerinden biridir.
Hukukla tanınan hakların ancak büyük bedeller ödenen zorlu mücadelelerle alınmaya çalışılması olağan değildir.
İstenmeden verilmeyen hatta çoğu zaman istense de verilmeyen hakların söz konusu olduğu bir düzenden de güvenli değildir.
Adalete, eşitliğe, paylaşıma ve şiddetsiz bir dünyaya duyulan inancı kökünden sarsmak için şekillenen politikalar, insan aklını korku ve kaygılarla boşuna bulandırmıyorlar. Sisteme itiraz etmek ya da sistem dışı kalmanın risklerini göze alamayacak nesiller yetiştirmenin peşine boşuna düşmüyorlar. Ve o barikatları boşuna kurmuyor, şehri polislerle abluka altına boşuna almıyorlar.
Üretimin ve emeğin değerini unutmaya yüz tutan, tüketim cehenneminde birbiriyle yarışan ve bu yarışın neye mal olduğunu fark edemeyecek kadar yorucu ve tekinsiz bir hayatta kendisine satılan sahte rüyalara dalan insanın kendisini gerçekten güvende hissedip rüyadan uyanmasından çok korkuyorlar.
Yarın 1 Mayıs…
Takvimdeki tek bir gün ama aslında bir ömür.
Muhteşem bir bahar günü ama sanki karakışa girer gibi.
Tüm bunlar insanın, devleti halka patron ve halkı da devlete işçi kıldığı şu dünyada rüyalara olan düşkünlüğünden ve gerçeklere olan kayıtsızlığı yüzünden böyle… (MİNE SÖĞÜT - T24)
