19 Mart ve 21 Mayıs’ın aynasında sermaye, halk ve siyaset

İktidarın siyaseti düzenleme aygıtına dönüşen yargının da bir sınırı var. Doğan Öz’ü yetiştirmiş bir halk, Akın Gürlek’e hak ettiği yanıtı verecektir.


AKP’nin, iktidara geldiği 2002’den sonra, tek başına iktidar için gerekli 276 sandalyeye ulaşamadığı ilk seçim olan 7 Haziran 2015 genel seçimleri, yakın tarihimiz açısından görece normal seçimlerin sonuncusunu ifade eder. 

HDP’nin yüzde 13.1 oy oranı ile yüzde 10 barajını geçtiği bu seçimlerde AKP, yüzde 40.9 oy oranı ile 258 sandalye elde etmişti. Ondan sonraki tüm seçimlerde AKP’nin kural ihlalleriyle iktidarını korumaya çalıştığına tanıklık ederken, yargı organlarının, siyasetin dizaynı için sınırsız biçimde harekete geçirildiğini gördük. 

Dokuz yıl sonra gerçekleştirilen 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde  Erdoğan’ın partisinin, ikinci parti durumuna düşmesi ise, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının hukuksuz biçimde iptalinden bir gün sonra, 19 Mart 2025 günü gözaltına alınması ve ardından tutuklanması yeni bir dönemin kapısını açtı. Bugün İmamoğlu ile birlikte ilçe belediye başkanları, belediye bürokratları ve emekçilerinin yargılandığı 414 sanıklı İBB davası, Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü ve Beşiktaş Belediyesi davası olarak da bilinen dava ve İmamoğlu, Necati Özkan ve kayyım atanan TELE 1’nin tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın, Hüseyin Gün’ün ifadelerine dayanarak yargılandıkları ‘casusluk davası’ ve baskı yoluyla AKP’ye geçen belediye başkanları, Bayrampaşa belediye başkanı gibi, bu baskıyı kabul etmediği için tutuklananlar ve dalga dalga devam eden yeni operasyonlar… Son olarak da ‘21 Mayıs süreci’ diye de ifade edebileceğimiz, CHP Genel Merkezine ‘kayyım atama’ gibi de tanımlanabilecek ‘mutlak butlan’ kararı… 

Türkiye’de YSK’ye ait olan bir yetkiyi yerel bir mahkemeye tanıyarak Saray’ın siyasal hedeflerine ve müesses nizamın ‘makbul muhalefet’ ölçülerine uygun bir ‘ana muhalefet’ yaratma girişimi olan bu operasyon, ‘tek adam rejimi’ açısından, koşullarını uygun gördüğü her adımın deneneceği bir sınıra dayanıldığını gösteriyor. Uzun süredir, yeni oy alamayan AKP açısından, emekçileri sürekli yoksullaştıran ekonomi politikaları, yeni oy kayıplarının zeminini oluşturuyor. 18 ayını geriden bırakan ‘süreç’, iktidar açısından, oy kazanma umudundan ziyade, bu sefer de umutlar boşa çıkarılırsa, oy kaybı yaşanabileceği kaygısıyla gündemde tutuluyor gibi görünüyor. 

Bu noktada, gazetemiz yazarlarından Kansu Yıldırım’ın, Evrensel’de önceki gün “Türkiye kapitalizmi ve “mutlak butlan” başlığıyla yayımlanan yazısındaki şu önemli vurgusunu hatırlatalım: “Türkiye kapitalizmi yapısal bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşüm; lojistik koridorlardan finans merkezlerine, maden sahalarından emek rejimine kadar uzanan geniş bir yeniden yapılanma programı içeriyor. Bazı sektörler ve kurumlar tasfiye ediliyor, bazı sektörlere ve alanlara daha çok kaynak ayrılıyor. Erdoğan’ın siyasal varlığı da bu dönüşümün taşıyıcısı ve garantörü; buna itiraz edenlere karşı ise bir tür korkuluk olarak görülüyor. Bu nedenle mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidar arzusu değil; onun iktidarında cisimleşen çok katmanlı çıkar ilişkilerinin sürdürülebilirliğidir.” 

Sermayeye kendisini ‘istikrar teminatı’ olarak sunan Saray rejiminin, halk desteğini yitirdiği için temel stratejisini muhalefeti her türlü kural ihlaliyle baskı altında tutma ve bölerek mecalsiz kılma üzerine kurduğu artık mahalle kahvelerinde görülen bir gerçeklik durumunda. 

2015 seçimlerinden bu yana değişim istediğini güçlü biçimde hissettiren halk yığınlarının talepleriyle birleşen, onu örgütlü bir güç olarak siyasetin merkezine yerleştiren bir muhalefet, belki Cumhuriyet tarihi boyunca ulaşılamayan, halkın talepleri ve mücadelesi üzerinde yükselen bir demokrasinin de önünü açabilir. Her ne kadar yargının siyasetin merkezine yerleştiği bir dönemden geçiyor olsak da buradan çıkışın yolu da siyasetle olacaktır. 

19 Mart sürecinde İstanbul Üniversitesinde barikatları yıkarak Saraçhaneye akan öğrenciler, meselenin CHP’nin meselesi olmasının ötesinde olduğunu hatırlatmışlardı. Bugün de 19 Mart’taki müdahalesini 21 Mayıs’ta ‘ana muhalefete’ kayyım atamaya vardırmak isteyen Saray rejimine verilecek yanıt, halk güçlerinin hedef ve beklentileriyle, onun gücüyle birleşen bir yanıt olmalıdır.

İktidarın siyaseti düzenleme aygıtına dönüşen yargının da bir sınırı var. Doğan Öz’ü yetiştirmiş bir halk, Akın Gürlek’e hak ettiği yanıtı verecektir. (FATİH POLAT - EVRENSEL)

Blogger tarafından desteklenmektedir.