Akın Gürlek gururla sunar: Domates, salatalık ve biber yoluyla örgüte finansman!
İki farklı banka hesabı olup da hesapları arasında para transferi yaptığı için yargılananlar, kitap aldığı yayınevine kitap parası yatıranlar da listenin içinde. Ama tüm farklılıklarına rağmen hepsinin bir ortak noktası var. Yani hepsinin aynı koğuşta toplanması tesadüf değil elbette. Hepsinin iddianamesi Akın Gürlek’in Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde hazırlanmış. Yani tüm bu İstanbul merkezli “yasadışı örgüt finansmanı” suçlamalarının, tutuklamalarının ve yargılamanın mimarı dönemin savcısı, şimdiki Adalet Bakanı. Tabii onun ardından gelen savcılar, onun açtığı yolda tam gaz ilerlemeyi görev bilmiş. Balık baştan kokar misali bu tabloda yargıya olan güven azalmasın da ne olsun
Geçtiğimiz günlerde ana akım medyada “Yargıya güven azalıyor” diyen bir haber yayınlandı. Birkaç uzman çıkaran kimi haber programları konuya dair uzun uzun konuştu. Herhangi bir konuya dair birkaç söz söyleyebilen herkesin uzman sayıldığı güzel ülkemde 4 kez tutuklanmış, 3 kez beraat etmiş ve sayısız defa gözaltına alınmış biri olarak ben de yargıya azalan güven konusunda birkaç kelam etme hakkına sahibim. Ama yine de sicilimi yeterli görmeyenler için 42 kişilik bir siyasi koğuşta kaldığımı da ekleyeyim ki konuya dair bilgilerimin saha araştırmasına dayandığını netleştirmiş olayım. Çünkü çarşıya pazara çıkmadan ekonomik istatistik veri yayınlayan, her konuda uzman tek adam tarafından yönetilen ülkemde saha araştırması önemli bir güvenilirlik ölçütü.
Konu yargıya güven olunca elbette saha da ya adliyeler ya hapishaneler oluyor doğal olarak. Ben de tutsak olduğum hapishanede 42 kişilik koğuşumuzu saha olarak seçip havalandırmaya çıktım ve küçük bir araştırma yaptım. Kişisel bilgilerin korunması hakkındaki ilgili maddeye dayanarak kimlik bilgilerini saklı tutup, “Sizi buraya hangi rüzgar attı” diyerek ilk sorumu sordum. “Neden tutuklandınız?” diye de sorabilirdim ama malum siyasi koğuştayız konu uzar gider tercih etmedim. Sohbet havasında sordum ki doğal cevaplar alabileyim. Aldığım cevapların ilk sırasında son dönemde revaçta olan “örgüt finansmanı” suçlaması yer alıyor. Neredeyse ayrı ayrı dört örgütü finanse ettiği iddiasına muhatap olan 18 adımlık havalandırmamızdaki saha araştırmamıza da muhatap olan bu kadınların yaş aralığı çok geniş. 22-66 yaş arasındaki bu kadınların arasında öğrenci olan da var, pazarcı, emekli, işsiz olan da. Çok dikkatli ve şüpheci okurlar için araştırmamın çok geniş bir sosyo-ekonomik kesimi kapsadığını söyleyebilirim. Aldığım en popüler cevaplarıysa sizin için derledim elbette. Ancak bu sonuçlara geçmeden önce koğuşta yer alan tutsak gazetecilerin, siyasi parti eşbaşkanı ve yöneticilerinin, 25 Kasım, 8 Mart, Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku için adalet komisyonu üyelerinin çalışmalarının tutsaklık nedenlerinin bu saha araştırmasının kapsamı dışında tutulduğunu ifade edelim. Çünkü artık neredeyse olağanlaştı bu siyasi tutsaklıklar. İktidarın bu kategori için özel bir gerekçe bulmasına ihtiyacı olmadığı için zaten bu kategori yargıya güven kapsamına girmiyor. 5 yaşındaki çocuklar bile bunların siyasi intikam saldırısı olduğunu biliyor. O yüzden biz popüler olana yani örgüt finansmanı meselesine geri dönelim.
Araştırmamın en popüler cevabına dönecek olursam 29 yaşındaki Pazarcı Yaprak’ın sattığı domates, salatalık ve biber aracılığıyla illegal bir örgütü finanse ettiği iddiasını liste başına eklerim. Kulağa şaka gibi gelebilir ama değil. Olayın arkasındaki büyük resme bakınca “pazarda domates, biber el yakıyor” başlıklı haberlerin neden yapıldığını anlayabilirsiniz. Öyle ki sıradan bir emekçinin evine bir kilo domates almasının lüks olduğu bu dönemde pekala bu yolla illegal bir örgüt finanse edilebilir. Ama buradaki esas mantık hatası bu değil. Çünkü devrimciler halkın dilini yakacak kadar acı biber satmaz. O yüzden suçlamanın bu kısmının biraz abartılı ve gerçeğe uygun olmadığını söylemeliyim. Zaten tutsak arkadaşım da tam buradan kurmayı düşünüyor savunmasını. Buradan küçük bir uyarı yapmayı halkımıza karşı sorumluluk sayıyorum. Siz siz olun domates, salatalık ve biberi alırken tane usulü alın. Ki yarın öbür gün “sebze alarak örgüte yardım yataklık yapma” iddiasıyla tutuklanmayın. Olmaz demeyin kazanın doğurduğuna inanan hakim ve savcıların kazanın öldüğüne inanacağı tutar aman diyeyim.
Şimdi siz dostluk, arkadaşlık dersiniz ve darda olan arkadaşınıza birkaç yüz TL gönderirsiniz. Ya da bu yoksullaşma krizinde ortak bir şeyler alıp payınıza düşen miktarı kolay yoldan yani internet bankacılığıyla transfer edersiniz ya; yapmayın. Ev arkadaşına 50 TL gönderdiği, tutsak eşine para yatırdığı için aylardır tutsak edilen kadınlarla kalan bir uzman görüşü olarak an itibariyle yasa dışı bir örgütü finanse etmekle MASAK raporlarına konu olabilirsiniz. Daha da vahimi 42 olan mevcudumuzu daha da arttırabilirsiniz. “50 TL ile ne oluyor ki” demeyin. MASAK sizin alamadığınız ama illegal bir örgütün alabileceği bir şeyler bulmuş olacak ki koskoca bir savcı üşenmemiş gözaltı kararı vermiş, iddianame hazırlamış sayfalarca; yıllarca hukuk okuyan bir hakim tutuklama kararı vermiş, o kadar polis ev basmış vb. Evet, ne alınabileceğini öğrenmek iyi olurdu, belki bu sayede dolmayan pazar filesini, kaynamayan tencereyi onunla doldururduk ama sanırım bu çok gizli bir bilgi. Öyle ki ilgili arkadaşlara bu suçlama yöneltilirken bile o soruya bir cevap verilmiyor. Ama iz üstündeyim öğrenir öğrenmez toplumsal sorumluluğum gereği açıklayacağım.
Bu liste böyle uzayıp gidiyor aslında. İki farklı banka hesabı olup da hesapları arasında para transferi yaptığı için yargılananlar, kitap aldığı yayınevine kitap parası yatıranlar da listenin içinde. Ama tüm farklılıklarına rağmen hepsinin bir ortak noktası var. Yani hepsinin aynı koğuşta toplanması tesadüf değil elbette. Hepsinin iddianamesi Akın Gürlek’in Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde hazırlanmış. Yani tüm bu İstanbul merkezli “yasadışı örgüt finansmanı” suçlamalarının, tutuklamalarının ve yargılamanın mimarı dönemin savcısı, şimdiki Adalet Bakanı. Tabii onun ardından gelen savcılar, onun açtığı yolda tam gaz ilerlemeyi görev bilmiş. Balık baştan kokar misali bu tabloda yargıya olan güven azalmasın da ne olsun.
En ucuz komedi dergilerine malzeme olacak biçimde iddianame hazırlayan bir de buradan istatistik yayınlayan yargıya da onun başına da değil güvenmek olsa olsa gülebiliriz ki bu da suç potansiyeli taşıyor. Sonuçta gülmek devrimci bir eylem. Gülmek suretiyle devleti yıkmaya çalışmak suçlaması karşısında ödeyeceği bedele razı olanlar kahkaha atsın. Henüz Silivri’nin yeteri kadar ısınmadığına kanaat getirenler sessiz sessiz gülsün, hala yargıya güvenenlerse ağlamaya devam etsin. Sonuçta ne demişler izahı olmayanın mizahı olur… (EBRU YİĞİT - Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi - SENDİKA.ORG)
