Gazetecilerin “terör tehdidi” yalanları ve “utandıran” belediye soruşturmaları

“Terör örgütlerinin listesindeyim” ifadeleri, ayrıcalıklı bir kesimin tarihi yalanıdır. Her iktidar döneminde aynı ya da birbirine benzer profildeki “gazeteciler” bir biçimde nasıl oluyorsa terör örgütlerinin “hedef” listesine girmiştir. Bunları bırakın iki tane özel, iki tane ses getiren haberini bile bulamazsınız… Ama yöntem basittir. Ne olduğu belli olmayan birkaç hesaptan birkaç “görüşürüz” mesajı attırmanız yeterli.


Ne çok yalan ne çok “itibar” ne çok ayrıcalık sığabiliyor “terör” başlığının altına…

Bu ülkede “terör” başlığının sürekli yaşayıp gitmesini ısrarla isteyenlere, kötücüllüğü, yıkıcılığı ısrarla besleyenlere yakından bakın… Orada mutlaka ayrıcalıklarla karşılaşacaksınız…

Basın piyasasında da biraz zaman geçirdiğinizde, “terör örgütlerinin listesindeyim” sözlerini duymaya başlarsınız.

Her iktidar döneminde aynı ya da birbirine benzer profildeki “gazeteciler” bir biçimde nasıl oluyorsa terör örgütlerinin “hedef” listesine girmiştir.

Merak edip araştırırsınız…

Uğur Mumcu gibi mafyanın, tarikatların, radikallerin hedefi haline gelebilecek araştırma dosyalarına mı imza atmış, Hrant Dink gibi derin devletin içindeki klikleri harekete geçirebilecek yazılar mı kaleme almış, Musa Anter gibi JİTEM’in hedefi olabilecek bir toplumsal rol mü üstlenmiş…

Hiçbirini bulamazsınız…

Bunları bırakın iki tane özel, iki tane ses getiren haberini bile bulamazsınız…

Ama yöntem basittir.

Bir merkezden, bir yerlerden iki tane saçma elektronik posta attırırsınız, birilerine bir mektup postalatırsınız…

Yeni dönemde daha da kolay…

Ne olduğu belli olmayan birkaç hesaptan birkaç “görüşürüz” mesajı attırmanız yeterli.

Hemen İçişleri’nin, emniyetin kapısı çalınır. Birkaç hatırlı siyasetçi aratılır…

* * *

Bu gazeteciler ayrıcalıklı alanlarda haber takibi yapmayı, silah bulundurmayı, korumayla gezmeyi çok severler.

Asıl tehdit altında olabilecek gazeteciler işe otobüsle, yürüyerek gidip gelirken çakarlı araçlar, korumalarla hareket ederler.

Gencecik gazeteciler işkenceleri, yolsuzlukları, mafyayı, çeteleri yazar ve saklanmadan hayatına devam ederken bunlar suya sabuna dokunmadan ama çok da mühim şahsiyetlermiş gibi sürekli kollanırlar.


Gerçek gazeteciler haberleriyle davaların, soruşturmaların hedefi haline gelip, üzerine bir de tehdit edilirlerken bu ayrıcalıklı kesim sadece iktidarın söylediklerini yazmakla yetinip, bir de ne büyük mücadeleler verdiklerini anlatırlar.

“Terör örgütlerinin listesindeyim” ifadeleri, ayrıcalıklı bir kesimin tarihi yalanıdır.

Örgütler, bu insanların kim olduğunu bile bilmez.

Varlıkları ya da yokluklarının herhangi bir ağırlığı yoktur.

Var olduklarını hakaretlerinden, çakarlı araçlarından, birilerini başkalarının gücüne güvenerek tehdit etmelerinden anımsarsınız.

O nedenle nerede ve kimden bu ifadeyi duyarsanız bilin ki orada bir ayrıcalık merakı gizlidir.

Bunu devlet de kendileri de iktidar da gayet iyi bilir!

* * *

“Utandıran” soruşturmalar

CHP’li kadın siyasetçilerden Gamze Pamuk, X hesabından isyanını duyuruyor:

“Alçaksınız, acizsiniz, şerefsizsiniz!  Sevgilisiyle otel odasında basılan eski belediye başkanı, kendi rezilliğini örtmek için şimdi de benim adımı kullanmaya çalışıyor. Ancak yalan söylemenin de bir zekâ seviyesi gerekir. İfadede adı geçen kişi, benim dönemimden sonra PM üyesi olmuş biri. Bunu bile hesap edemeyecek kadar aciz bir iftira mekanizmasıyla karşı karşıyayım. Kendi ahlaki ve insanlık çöküşünü örtmek için kadınların adını ortaya atan, itibarı bitince sağa sola çamur bulaştırmaya çalışan bu şerefsizlerle hesaplaşacağım.

Sadece kadın bir siyasetçi olduğum için bu yalanları “ifade” diye oraya koyduran da sözde haber diye bu alçaklığa alet olanlar da bu ağır suçun ortağıdır.  Ben böyle ölmem. Benim tertemiz hayatımı o çamur dilinizle kirletemezsiniz. Yine diyorum: Bu haysiyetsizlerle mücadele edeceğimi, yalanlarının misliyle hesabını soracağımı, tetikçilerinden azmettiricilerine kadar hepsini o çukurda mahkûm edeceğimi herkes bilsin. Hodri meydan!”

Genç bir kadın siyasetçinin bu isyanının nedeni, görevden alınan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın ifadelerine dayanarak, üzerine bin bir söz eklenerek yapılan haberler!

Kimi hesaplar, “şuradan da duyduk” diyerek CHP’li kadın siyasetçilerin fotoğraflarını da kullanarak bu edepsiz spekülasyonlara imza atıyor.

İnsanların itibarı, hayatı zerre umursanmadan, “vuralım gitsin” denilerek yapılan bu haberlerin çıkacağı adres belli.

Özel hayat sınırı yerle bir edilmiş, insanların mahrem görüntüleri savcılığa emanet edilen telefonlardan alınıp, sızdırılarak diğer iddiaların doğruluğuna karine oluşturmak için kullanılmaya başlanmış…

Geriye ne kalacak peki?

Böyle mi seçim kazanılacak?

Doğrunun yanına bin bir yalan eklenerek, insanların onuru, şerefi yerle bir edilerek mi sonuç alınacak?

Diyelim ki ortaya atılan 100 iddiadan biri doğru.

Bunların suçla, belediye operasyonlarıyla nasıl bir ilgisi var?

Biri eşini aldatıyorsa, birileri birileriyle ilişki yaşıyorsa kendilerinden başka kimi ilgilendirir?

Bu ülke bu kadarını yaşamak zorunda mı, bu çıta daha ne kadar aşağıya çekilecek?

* * *

Belediye operasyonlarının kendisi de en az bu iddialar kadar sıkıntılı…

Artık hangi belediyede ne olduğu ne yaşandığı konusunda bilgi sahibi olabilen biri var mı?

Konuyu yakından izlemek zorunda olanlar dışında kim, hangi iddiayı biliyor?

Birbirine karıştırılmış, torbaya dönüştürülmüş onlarca dosya…

Ajanlık dosyasına gazeteci konuluyor, ajan olduğu söylenen kişi “devlet görevlisi” olduğunu vurgulayıp Cumhurbaşkanlığı’nı işaret ediyor…

Misal, bu kadar vahim bir iddiayı bile kaç kişi biliyor ve takip ediyor, belirsiz.

Sadece ana muhalefet partisine bağlı belediyelerde yolsuzluk yapıldığı, yolsuzlukların da sadece belli bir döneme ilişkin olduğu varsayımından hareketle yapılan bütün bu operasyonlardan amaç, “CHP budur” demekse, kutuplaşmış toplumda fazla bir karşılığı yok.

Amaç kararsız seçmeni etkilemekse, soruşturmaların, operasyonların ne derecede sonuç vereceği, seçmen algısının bu şekilde şekillenip şekillenmeyeceği de meçhul…

Geriye siyaset mühendisliği ihtimali kalıyor.

Seçime, en büyük rakibini en dağınık halde sokup böyle kazanmak…

Anlık olarak bu yöntemden sonuç alınabilir, doğru.

Ancak bir ülke bu yöntemlerle yönetilmeye başlandığında, sonu gelmez kaotik bir ortamın kapılarını da sonuna kadar açmış olursunuz.

Kimse, hangi belediyede ne olup bittiğini bilmiyor, anlamıyor.

Geriye de sadece bu vahim tablo kalıyor. (GÖKÇER TAHİNCİOĞLU - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.