THKO önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan idamlarının 54. yıldönümünde Taksim Atatürk Kültür Merkezi’nden Dolmabahçe’ye yapı...
THKO önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan idamlarının 54. yıldönümünde Taksim Atatürk Kültür Merkezi’nden Dolmabahçe’ye yapılan yürüyüşle anıldı.
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan idam edilişlerinin 54. yıldönümüde İstanbul’da yapılan yürüyüşle anıldı.
NATO Defol kampanyası kapsamında Taksim Atatürk Kültür Merkezi önünde bir araya gelenler, Dolmabahçe’ye yürüdü. Yürüyüş esnasında “Emperyalizme karşı Denizlerin yolunda! NATO defol” pankartı açılırken savaşa ve emperyalist haydutluğa karşı dövizler taşındı.
Yürüyüş esnasında sık sık “Mahirlerden Özenç’e selam olsun DEV-GENÇ’e”, “Mahir, Hüseyin, Ulaş kurtuluşa kadar savaş, “Emperyalistler, işbirlikçiler Efraim Elrom’u unutmayın”, “Faşizme ölüm, tek yol devrim” sloganları atıldı.
Yürüyüş esnasında mayıs ayının ilk üç gününde biri çocuk işçi olmak üzere 17 işçinin iş cinayetlerinde katledildiği belirtilerek “Her geçen gün daha da yoksullaşıyorsak, gün Denizlerin-Mahirlerin yolunda ilerleme, açtığı yolda mücadele ve ilerleme günüdür” denildi.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gümüşsuyu Kampüsü’nün önünden geçilirken Devrimci Gençlik Marşı okundu.
Dolmabahçe’de yapılan basın açıklamasında 6 Mayıs 72’de idam edilen üç fidanı anmak için toplandıkları yinelenirken emperyalizme ve işbirlikçi oligarşiye karşı verdikleri tam bağımsızlık mücadelesi selamlandı.
“Amerikan emperyalizmine karşı tepkilerini yalnızca söz yoluyla değil, bizzat Amerikan askerlerini denize dökerek de gösterdiler. İşte 6. Filo’ya karşı başlayan bu eylemler, halkının kurtuluş mücadelesi için ölüme yürüyecek nice yiğitlerin yetiştiği bir okul gibiydi. Bu okul ki Filistin halkının kurtuluş mücadelesi için Siyonist İsrail’e ve emperyalizme karşı savaşacak gençlik yetiştirdi” denilerek örnek birer devrimciler olarak ölümsüzleştikleri ve miraslarının kendilerine aktarıldığı gibi gelecek nesillere de aktarılacağı vurgulandı.
Türkiye’nin NATO’ya dahil olma süreci hatırlatılarak bu sürecin yalnızca askeri bir ittifak olmadığı belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:
NATO yalnızca bir askerî ittifak değildi. NATO, dünya halklarının eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesine karşı emperyalist-kapitalist sistemin kurduğu uluslararası savaş örgütüdür. Kurulduğu günden bu yana halklara güvenlik değil işgal, bağımsızlık değil bağımlılık, barış değil savaş getirmiştir. Türkiye’nin NATO’ya dahil edilmesi, bu savaş aygıtının ülkemizde kurumsallaşması anlamına gelmiştir. NATO’nun gizli maddeleriyle kurulan ve CIA bağlantılı olarak faaliyet gösteren Özel Harp Dairesi, emperyalizm tarafından onlarca yıl halka karşı sürdürülen savaşın örgütlenmesi görevini üstlendi. Denizlerin idam sehpası, emperyalizmin bu coğrafyadaki uzantısıydı.
“Savaşın faturası ezilen halklara çıkarılıyor”
Bugün Amerikan emperyalizmi, Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. Amerikan emperyalizminin Trump eliyle ilan ettiği yeni askerî hamle askeri operasyon, sermaye düzeninin tıkanan yapısal krizini aşmak için Ortadoğu’nun enerji kaynakları, ticaret yolları ve jeopolitik geçiş hatları üzerindeki denetimi yeniden kurmaya dönük emperyalist bir müdahale olarak karşımızda duruyor. İran’a, Suriye’ye, Irak’a, Lübnan’a ve Filistin’e uzanan emperyalist eller, dünyayı her geçen gün daha büyük bir kaosun içine sürüklüyor.
Emperyalist savaş politikalarının faturası da yine ezilen halklara çıkarılıyor. Eğitime değil savaşa bütçe ayrılıyor; geniş halk kesimleri işsizliğe, yoksulluğa ve geleceksizliğe ve güvencesizliğe mahkûm edilirken milyarlarca lira savaş aygıtlarına aktarılıyor.
“Onların mücadelesini taşıyarak kavgaya girişeceğiz”
54 yıl önce darağacına yürürken Deniz, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!” diye bağırdı. Bu slogan bir veda değildi. Bize bırakılan bir görevdi.
O görev bugün hâlâ önümüzde duruyor. Emperyalizm bu topraklardan çekilmedi; üsleri hâlâ burada, ikili anlaşmalarıyla, borçlandırma mekanizmalarıyla, enerji ve savaş politikalarıyla bu ülkenin üzerine çökmeye devam ediyor ve son olarak savaş aygıtı NATO’nun zirvesi 7-8 Temmuz’da yurdumuzda gerçekleşecek. NATO’nun bu zirveyi Türkiye’de toplaması tesadüf değildir. Türkiye, emperyalizmin Ortadoğu’daki askerî, siyasal ve lojistik planlarında kritik bir ileri karakol olarak konumlandırılmaktadır. Ankara’da kurulacak her masa Ortadoğu halklarına karşı yeni saldırı planlarının karargahı olacaktır. Saray rejiminin işbirlikçiliği her geçen gün daha açık hale geliyor. Ama biz de buradayız. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in ve onların idamına karşı Kızıldere’de ölümsüzleşen Mahirlerin açtığı yolda, onların mücadelesini taşıyarak kavgaya girişeceğiz!
Nasıl ki Deniz Gezmiş ve yoldaşları üniversiteleri emperyalizme ve işbirlikçi düzene karşı mücadelenin mevzileri haline getirdiyse ve bu yolda İstanbul Üniversitesi işgalini gerçekleştirdiyse, nasıl ki “Vietnam Kasabı” Robert Komer’in arabası ODTÜ’de Amerikan emperyalizmine karşı halkın ve gençliğin öfkesinin sembolü olarak yakıldıysa, bugün de görevimiz aynıdır. Anti-emperyalist, anti-faşist mücadele karmaşık bir görevler bütünüdür ve bu görevler içerisinde en kritik görevlerden biri de gençliğe düşmektedir çünkü üniversiteler bilim üreten kurumlar değil; sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılan, savaş sanayisine teknoloji geliştiren, gençliği ucuz emek gücü olarak hazırlayan meta üretim alanlarına dönüştürülmüştür. Teknokentler bu dönüşümün en somut biçimidir: Sermayenin kampüs içindeki karargahları, emperyalist-kapitalist sistemin bilgi üretim merkezleridir. Bu nedenle gençlik ve üniversite mücadelesi de yalnızca üniversitenin özerkliği ya da eğitimin niteliği meselesi değildir. Asıl mesele bilginin kimin çıkarına üretildiği ve üniversitenin halk için mi yoksa sermaye ve savaş tekelleri için mi örgütlendiği sorusudur. Bugün kampüslerde büyüyen mücadele, tam da bu düzene karşı bir mevzi savaşıdır. Nasıl ODTÜ Teknokent’i teşhir edip hedef aldıysak, bundan sonra da kampüs kampüs, fakülte fakülte sermayenin üniversitelerdeki karakolları haline gelen teknokentleri, şirket işbirliklerini ve savaş sanayisinin uzantılarını teşhir etmeye devam edeceğiz. Üniversiteleri halkın, bilimin ve mücadelenin alanları haline getireceğiz!
“NATO zirvesine karşı alanlarda olacağız”
Bu üsler kapatılacak. Bu topraklar emperyalistlerin ileri karakolu olmaktan çıkacak. Bunu söylemekle kalmıyoruz; bunun için örgütleniyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesine karşı alanlarda olacağız. Filistin halkının yanında, bölge halklarının yanında, emperyalizme karşı direnen tüm halkların yanında olacağız. Bu memleket emperyalistlerin toplantı salonu değildir. Bu memleket NATO generallerinin savaş planları yapacağı bir karargâh değildir. Bu memleket Amerikan üsleriyle kuşatılmış bir ileri karakol değildir. Bu memleket halkındır; gençliğindir; işçilerindir; emekçilerindir: Tekrar tekrar söylüyoruz, bu memleket bizimdir, emperyalistlere ve işbirlikçilerine bırakmayacağız! Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in düşlediği ülke için mücadeleyi sürdüreceğiz.


