Ne bu şiddet bu celal? İşte size “Bay Kemal”

Şimdiye kadar girdiği bütün seçimleri kaybeden ana muhalefet partisinin eski başkanının, görevdeyken kendisine, “İki koyun versek güdemez,” diyen Erdoğan’ın talimatıyla tekrar göreve gelmesini nasıl yorumlamamız lazım? Tekrar genel başkan olmasının üzerinden iki gün geçmişken, onlarca polisin parti binasını basmasının, ülkedeki tüm ipleri elinde bulunduran Tayyip Erdoğan’ın ve İçişleri Bakanı’nın haberinin olmaması mümkün mü?


Türkiye’ye nefes alış-verişimizdeki gibi bir normallikte seyreden gündem dar gelir. Panik atak safhasına geçmek şarttır ki; toplum ritmini yakalasın. Ancak son bir haftada yaşadıklarımızı akılla, mantıkla, izanla açıklamaya kalkışmak, bize bile ağır gelir. Nereden tutsak bir yeri elimizde kalacak olan bir düzenin dahi kapasitesinin almayacağı olaylar silsilesinin dumanında boğuluyoruz. Bir de bunun üzerine resmi olarak adı konulmamış bir OHAL sistemiyle yönetilirken, AKP iktidarı için bulunmaz bir nimet olan “kullanışlı muhalefet”in baş aktörünün tekrar sahneye çıkması her şeyin üzerine tam anlamıyla tüy dikti. 

19 Mart darbesinden bu yana cayır cayır kaynayan, itirafçıların söylemleriyle, sebepsiz yere yüzlerce kişinin sorgusuz sualsiz içeri tıkıldığı bir süreçte CHP ve yaşanan bu hukuksuzluklardan şikâyetçi olan muhalefet partilerinin, yurttaşların sesini kapatmak için önce suçu, sonra suçluyu yaratarak hapse atan AKP, iyice köşeye sıkışmışken yaptığı mutlak butlan hamlesiyle şimdilik rahat bir nefes aldı. Çünkü mutlak butlan olarak atadığı kişi, bu ülkenin kurucu partisi CHP’nin başına gelen en işe yaramaz “lider” Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Tabii Kılıçdaroğlu için “lider” sıfatını her ne kadar tırnak içinde kullansak da kesmez, onu biliyoruz. Anlatmaya da gerek yok. Ama çoktan unutulmaya yüz tutmuşken adının tekrar dolaşıma girmesi belli ki kendisini bir hayli memnun etmiş. Onu da anlıyoruz. Ancak gelelim asıl meseleye… 

Yandaş medya yazarları geçtiğimiz hafta içinde cuma günü mutlak butlan kararının uygulanacağını yazmaya başlayarak milletin kulağına kar suyu kaçırmaya başlamıştı. Ancak onun öncesinde hafta başında Trump’la Erdoğan bir telefon görüşmesi yaptı ve Trump Erdoğan için, “Bence kendisi çok iyi bir müttefik oldu. Bazıları bundan şüphe duyabilir, ama bence harika bir müttefik oldu ve halkı ona saygı duyuyor” dedi. Ardından Kemal Kılıçdaroğlu bir video paylaştı ve o videoda, “Bu ulu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla olamaz” açıklamasında bulundu, ardından da siyaseti temiz tutmanın ülkede siyaset yapan herkesin “namus borcu” olduğunu da ekledi. Hemen ertesi gün de mutlak butlan kararı çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu hesapta yeniden CHP Genel Başkanı oldu. Öküz altında buzağı aramak olabilir ama bunların bir tesadüf olamayacağı da biz, yurttaşların tecrübesiyle sabittir. 

Mutlak butlan kararı sonrasında ortalık toz dumana boğulmuşken Kemal Kılıçdaroğlu ne zamandır ellerini ovuştura ovuştura bekliyorsa artık, ilk “icraat”ı, CHP Genel Merkezi’nin boşaltılması için tebligat göndermek oldu. Özgür Özel ve ekibi parti binasını terk etmedi. Kılıçdaroğlu taraftarları dün sabahın köründe parti binasını bastı. Kesmedi çevik kuvvet geldi ve ülke tarihinde ilk kez bir partinin, üstelik son seçimlerde milyonlarca yurttaşın oyunu alarak birinci parti olan CHP’nin Genel Merkez binasını bastı. Ortalığı savaş alanına çevirdi. Kemal Kılıçdaroğlu da şimdilik muradına erdi. Zurnanın son deliğine gelip mevzuyu bağlayalım. 

Kılıçdaroğlu, evinin önünde basın mensuplarına yaptığı açıklamada CHP’nin şimdiye kadar çok eleştirildiğini ancak partinin “ahlak”, “etik” gibi konularda bu kadar eleştirilmediğinden dem vurdu. O zaman biz de ahlak ve etikten giderek sormak isteriz: Şimdiye kadar girdiği bütün seçimleri kaybeden ana muhalefet partisinin eski başkanının, görevdeyken kendisine, “İki koyun versek güdemez,” diyen Erdoğan’ın talimatıyla tekrar göreve gelmesini nasıl yorumlamamız lazım? Tekrar genel başkan olmasının üzerinden iki gün geçmişken, onlarca polisin parti binasını basmasının, ülkedeki tüm ipleri elinde bulunduran Tayyip Erdoğan’ın ve İçişleri Bakanı’nın haberinin olmaması mümkün mü? Bir etkisi olmasa da gayretini hesaba katarsak şimdiye kadar yaptığı en anlamlı işin “Adalet Yürüyüşü” olan Kılıçdaroğlu, aynı rozeti taşıdığı partililerinden onlarca kişiyi sebepsiz yere hapse tıktıktan sonra Adalet Bakanı olan eski bir savcının, “demokrasinin gereği” açıklamasına istinaden mutlak butlan görevini cebir ve şiddetle uygulamaya koyarak genel başkanlık koltuğuna oturmayı midesi kaldırabiliyor mu? Sorunun cevabı belli de biz yine âdettendir diye bir yoklayalım dedik… (BURAK SOYER - SENDİKA.ORG)

Blogger tarafından desteklenmektedir.