Anneler öldürülebilir, evlat acısı çekebilir, evlatlarının açlığıyla kahrolabilir, devlet marifetiyle kayıp evlatlarının bir kemiğini bulabi...
Anneler öldürülebilir, evlat acısı çekebilir, evlatlarının açlığıyla kahrolabilir, devlet marifetiyle kayıp evlatlarının bir kemiğini bulabilmek için yıllarca nöbet tutabilir... Bu durumlarda “annelik değersizleştirilen bir kavram olmaz” Aile Bakanı Hanımefendi’nin deyişiyle… Ama onca kadın (ve erkek) bir hayvana “annelik” ediyor, bu bir reklama da konu oluyorsa “kavram değersizleşir!”
![]() |
| Bosh Türkiye'nin Anneler Günü reklamı |
Anneler öldürülebilir: Bakınız kadın cinayetleri
Anneler yanabilir: Bakınız atölyelerde yanan işçi kadınlar
Anneler kamyon kasasında istiflenmişken “kaza”da, bazen çocuklarıyla can verebilir: Bakınız mevsimlik tarım işçisi kadınlar
Anneler ömrünce evlat acısı çekebilir: Bakınız “şehit anneleri” veya “ölü ele geçirilen çocukların anneleri”
Anneler bir enkazı eşeleyerek evladından bir iz arayabilir: Bakınız çürük iktidarların çürük kentleri
Anneler evlatlarının açlığıyla kahrolabilir: Bakınız yoksulluk
Anneler bir sabah okula gönderdiği evladının cesedini alabilir: Bakınız okul katliamı, çocuk cinayetleri
Anneler çocuğunun geleceğinin olmamasıyla acı çekebilir: Bakınız eğitim, fırsat ve iş eşitsizlikleri, işsizlik
Anneler çocuğunun, bilhassa kızının hayatının kararmasıyla gözyaşı dökebilir: Bakınız mutsuz evlilikler, evlilik içi şiddet vb.
Anneler travmalarını, mutsuzluklarını, umutsuzluklarını, pişmanlıklarını bir ömür boyu taşıyabilir: Bakınız aile içi şiddet, sevgisizlik, erkek despotluğu, hayal kırıklıkları, çaresizlikler
Anneler çocuklarının önüne bir ekmek koyabilmek için çırpınabilir: Bakınız eşitsiz, düşük ücretlerle, her an işten atılma tehdidiyle, çoğu yerde güvencesiz çalışan, hatta pazar yerlerinin kapanışında artık toplayan, çöp karıştıran anneler
Anneler ömürlerinin belki de son yıllarını üç kuruş gelirle, ödeyemedikleri kiralarla, başlarını sokamadıkları evlerden atılarak, bazen ölümden başka bir şey düşünmeyerek geçirebilir: Bakınız emekliler, ucuz otellere sığınanlar, ne yapacağını nasıl hayatta ve ayakta kalabileceğini bilemeyen anneler
Anneler topraklarını, köylerini, sularını, ağaçlarını yağmacı sermaye ve onların bekçilerinden korumak isterken süründürülebilir, gazlanabilir: Bakınız Akbelen ve her türlü yağma alanındaki kadınlar
Anneler devlet marifetiyle kayıp evlatlarının bir kemiğini bulabilmek için yıllarca nöbet tutabilir: Bakınız Cumartesi Anneleri
Bu durumlarda “annelik değersizleştirilen bir kavram olmaz” Aile Bakanı Hanımefendi’nin deyişiyle… Değersizleştirilmiş hayatları bir sorun olmaz, dert edilmez, “akışına” bırakılır… Bazen “kan akışı”na bile!
Ama onca kadın (ve erkek) bir hayvana “annelik” ediyor, bu bir reklama da konu oluyorsa “kavram değersizleşir!” İnsan hayatı, kadın hayatı, çocuk hayatı, annelik çileleri, hayvanların yaşam hakkı, sevgi, şefkat hepsi değersizleştirilmişse, mesele yok!
Hatta neyin bile önemi yok biliyor musunuz? Reklamı “annelik kavramını değersizleştiriyor” diye yayından kaldırılan şirket, mesela, kademeli olarak da yapılsa bile, 1400 işçiyi işten çıkarma kararı almışsa, erkek ya da kadın işçiler fark etmez, bir o kadar ailenin, annenin evine ekmeğin girmemesi söz konusu olmuşsa, bu bile “kavramı değersizleştirmez!”
Nasıl bir ikiyüzlülük ve yüzsüzlüktür bu “kavram” kavrayışı! Hayatı zehret, cesetler dizilsin, kadınlar başlarını kendi kanlarına koysun, evlatlarının ölüsüne sarılsın son defa, endişeler-korkular içinde ömür tüketsin, bir akıbetten kalan bir kemiğin bulunması için dua etsin, kısacık ömürlü mezar taşları önünde dualarıyla kalakalsın… fakat bir canlıya ana şefkati sizin dengenizi, kavramınızı, ahlakınızı, itikadınızı bozsun!
O zaman iktidarın “kavram hükümdarları”na tavsiyem şu: Çocuklara verilen hayvan isimlerini de yasaklayın: Öyle ya, Ceylan ne ki, Maral ne, Arslan veya Aslan ne oluyor, Pars, Şahin, Ahu, Suna, Kumru, Kurt, Doğan, Kartal hele bi bak!
Siz gerçekte ne anneleri ne kadınları ne çocukları ne çalışanları ne yaşlıları düşünüyorsunuz. Bu sevgisizliğin bir tezahürü de hayvan nefreti. Ama “kavram” kavramanız mükemmel. Öyle ya “ağlarsa analar ağlasın, kavramlar yalan ağlasın!”
“Tam bi anne hikâyesi”nin envai acı dolu çeşidi eseriniz. Kavramınızla ne kadar övünseniz de bir o kadar değersizleştirmişsiniz!
Not: Hayatımda olmuş dört anneye, başta rahmetli anneme, sonra anne yarısı teyzeme, rahmetli anneanneme ve çocuklarımın annesine saygıyla… tüm annelere, sevgi ve şefkatini ne çocuklardan ne diğer canlılardan esirgeyen tüm annelere sevgiyle… Bu “kavram bekçileri”ne inat, toprak altındakine de hayattakine de “tam bi huzur” dileyerek! (UMUR TALU - T24)
