Bay Kemal'in Kemal Bey, Öcalan'ın kurucu önder olmasının hikmeti
Muktedirlerin iktidarlarını korumak için başvurdukları devletin bekası mugalatası aslında kendi bekalarını korumaktan başka bir şey değildir. Son birkaç günün tartışmalarına konu olan devlet aklı, günümüz koşullarında kimilerinin halkı inandırmaya çalıştıkları gibi cumhuriyeti korumuyor, cumhuriyetin demokratikleşmesini engelliyor. Kılıçdaroğlu da böyle bir aklın aparatı olmayı tercih etmiş görünüyor...
Üç yıl önce AKP cenahının 'bey'liği bile yakıştırmadığı, aşağılamak için Bay Kemal dediği, yetinmeyip düzmece videolarla terörist ilan ettiği, dahası Fethullahçılıkla suçladığı Kemal Kılıçdaroğlu bugün yine aynı kadrolar tarafından Kemal Bey diye yere göğe sığdırılmıyorsa, bütün yandaş kanalların gözbebeğiyse…
İki yıl öncesine kadar bölücü hain, bebek katili, terörist başı denilen Öcalan bugün bizzat Devlet Bahçeli tarafından kurucu önder sayılıp Meclis'te konuşması öneriliyorsa; Kürt siyasî hareketini hain, bölücü ilan etmiş, Kürt milletvekillerinin vatandaşlıktan çıkarılmasını ağzı köpürerek talep etmiş, miting meydanlarında yağlı urgan sallayarak Öcalan'ın idamını îma etmiş Bahçeli, Öcalan'ın baş müzakereci olması teklifini getiriyor, DEM partili milletvekilleriyle sarmaş dolaş oluyorsa…
Bu işin bir hikmeti vardır.
Eskiler "hikmet-i hükûmet" ya da "hikmet-i devlet" derlerdi, şimdilerde devlet aklı deniyor. Fransızca "raison d'état" kavramından yetersiz bir çeviri. Burada "raison" sözcüğü "zorunlu neden" ya da "gereklilik" anlamında. Meraklıları "hikmet" ve "hikmet-i devlet" terimlerinin dinî, felsefî, siyasî anlamlarını araştırabilirler. Günümüzde siyaset literatüründe "devletin gücünü, bekasını korumak için kriz ve tehlike durumlarında başvurulan, kurallardan ve hukuktan arınmış söylem ve uygulamalar" olarak anlaşılıyor.
Olağanüstü durum ve dönemlerde hikmet-i devlet anlayışı hukuk devletiyle kimi zaman örtük kimi zamansa açık biçimde çelişir. Devlet çarkını döndüren muktedirler yargıya hâkim olarak ya da darbelerle, bazen de tetikçi gizli odakları kullanarak topluma, siyasete şu veya bu şekilde müdahalede bulunurlar. Özellikle TC devleti bu konuda deneyimli ve mahirdir.
Yazının başlığındaki sorunun cevabını devlet aygıtına hâkim zevatın ya da güçlerin (derin devlet de diyebilirsiniz) hikmet-i hükûmet anlayışında bulabilirsiniz.
Yereli aşan büyük proje
Eski dünyanın yıkılmakta, eski güç dengelerinin dramatik biçimde değişmekte olduğu bir dönemde, emperyalist güçlerin önemli oyun alanlarından bir olan Ortadoğu'da, ABD ağırlığındaki Batı'nın Türkiye' ye biçtiği yeni rolü ayrıntılandırmak beni aşar, ancak şu kadarını anlayabiliyorum: kıpırtısız, dirençsiz, muhalefetsiz, demokrasiden vazgeçmiş ya da göstermelik bir sandık demokrasisi ile yetinen, işbirlikçi ve itaatkâr bir Türkiye amaçlanıyor. Bunun için otoriter, gerekirse totaliter bir yönetim gerekiyor. Unutmayalım; 2017'de anayasa değişikliğiyle adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olan tek adam rejimine geçilirken bu işin öncüsü ve heveskârı Erdoğan'dı ama destekçisi ve baş mimarı Devlet Bahçeli'ydi. Sonuçları kuşkulu bu referandumda evetçilerin kazanmasından sonra, zamanın ABD büyükelçisinin "Biz de bunu istiyorduk" demesini hatırlayan var mı? Daha birkaç ay önce Trump'ın bölge valisi pozisyonundaki Tom Barrack'ın bölge ülkelerinde, bu arada Türkiye'de istikrar için yumuşak monarşilerin, otoriter liderlerin gerekli olduğunu söylemesini Osmanlı'ya atıf yapmasını; buralarda demokrasi yürümez demeye getirmesini herkes hatırlıyordur.
Demokratik ortamda gerçekleşecek adil bir seçimde AKP'nin birinci parti olamayacağı, güçlü bir aday karşısında Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilemeyeceği iktidar cephesinin mâlumu. Büyük projeye uygun olarak muhalefetin yok edilmesi gerekiyor. Muhalefetin Kürt hareketi ayağı Devlet Bahçeli'nin iç cepheyi tahkim etme gerekçesi ve terörsüz Türkiye sloganıyla zayıflatılıp devlete eklemlendi. Diğer güçlü ayak olan Özgür Özel'li CHP de 19 Mart 2025'ten itibaren adım adım geriletildi. Son darbe Kılıçdaroğlu ile vuruldu.
Kılıçdaroğlu hain değil görevlidir
Kılıçdaroğlu, Türkiye için planlanan gelecek projesinin atanmış aktörüdür. Hikmet-i devlet ya da derin devletin görevlisidir. CHP'nin dağıtılıp bitirilmesi, böylece seçimlere muhalefetsiz girilmesi operasyonu, kullanışlı Bay Kemal'in yardımıyla yürütülmektedir. Kişiliğinin, koltuk hırsının, son günlerdeki halinden tavrından çıkardığım kadarıyla aklî melekelerinin zayıflamasının belirleyici payı olsa da, olanları onun koltuk hırsıyla açıklamak yeterli değildir. Böylesine bir saygınlık yitimini kabullenmesi devlet aklına hizmet ettiğini düşünmesinden, konumunu böyle görmek istemesindendir.
Kemal Bey, "CHP'yi kuruluş kodlarına döndürmek"ten söz ederken, özellikle 1923'te kurulmuş Halk Fırkası'nın Cumhuriyet Halk Partisi adını aldığı tek parti döneminin kodlarını hatırlatıyor ki, bunların günümüzdeki anlamıyla demokrasi olmadığını, Türk devlet aklının tekçi, merkeziyetçi, asimilasyonist kırmızı çizgilerinden türemiş olduğunu hatırlatmakta yarar var. Özgür Özel, kendi deyimiyle "müesses nizama çomak soktuğu için", özellikle de iktidarı devretmemeye kararlı Erdoğan tarafından desteklenen emperyalist projenin aparatı olmayacağını gösterdiği için "istenmeyen kişi"dir.
Öte yandan, iktidarın Kılıçdaroğlu ve çevresindekileri kullanarak yürüttüğü darbe operasyonunun sadece Özgür Özel çizgisinde ilerleyen CHP'ye değil CHP'nin varlığına yöneldiğini düşünüyorum. İlk birkaç günün görüntüleri: Kemal Bey'in çizdiği donuk, beceriksiz, kucaklayıcı değil çatışmacı, intikamcı portre, belli ki yazılıp eline tutuşturulmuş metni okuyuşu, partiyi arındırmaktan kastinin geniş ihraçlar olacağını, belki de dokunulmazlıkların kaldırılmasına varacağını îma etmesi, bu iş için özellikle seçilmiş olduğu izlenimi veriyor. Böyle bir liderin partiyi derleyip toplayamayacağı, kitleleri mobilize edemeyeceği, iktidar alternatifi olamayacağı besbelli. Hesap: yüzde 35'lere kadar çıkmış, iktidar alternatifi olabilecek CHP'yi değil sadece, yüzde 20'lik, 25'lik Kılıçdaroğlu CHP'sini de yok etmek.
"Devlet aklı" matah bir akıl değildir. Türk toplumunun yüz yılı aşan, Osmanlı dönemine kadar giden "devlet yüceltmesi" halkın genetik kodlarına kimi zaman baskı ve korkuyla, kimi zaman da iradesini devletlûlara terk etme konforuyla işlenmiştir. Muktedirlerin iktidarlarını korumak için başvurdukları devletin bekası mugalatası aslında kendi bekalarını korumaktan başka bir şey değildir. Son birkaç günün tartışmalarına konu olan devlet aklı, günümüz koşullarında kimilerinin halkı inandırmaya çalıştıkları gibi cumhuriyeti korumuyor, cumhuriyetin demokratikleşmesini engelliyor. Kılıçdaroğlu da böyle bir aklın aparatı olmayı tercih etmiş görünüyor. (OYA BAYDAR - T24)
