Top hep sende sanıyorsun, ama karşında duvar var!

“Bizim çocuklar”sın sen de. Ne umutlarla, ne gazlarla başladığın hayatta, onca uğraş didin, sonunda yeniksin. Çünkü önünde duvar. Senden azlar ama karşında ne çoklar. “O duvar, duvarınız… Vız gelir, vız” demekle de olmuyor. Vız gelmiyor çünkü. Üstüne geliyor. Umudunun enkazına biniyor. Seni tüketiyor. Yeniksin!


Milyonlarca insanın hayatı da biraz “Milli Takım”ın Avustralya maçındaki haline benziyor sanki.

Koşuyorsun, topu koşturuyorsun, nefes nefese kalıyorsun, hayatına yüzde 70 hâkim olduğunu sanıyorsun, hayallerin ve ideallerin için bir sürü şut atıyorsun, kan ter içinde kalıyorsun…

Fakat karşında bir duvar. Ceza sahası senin kalenin önüne kurulmuş. Cezalandırılıyorsun. Hayat gülmüyor. Aşamamışsın engelleri. Aşamadığın gibi golü kendi kalende görüyorsun. Bir kere değil; bir daha da!

Ankara’ya yürüyen, aldatılan, hakları verilmemiş, devletin patronu korumak adına önünde duvar olduğu madenciler mesela.Ya da başka madenciler. Açlık grevinde. Kendilerini madene kapatmış. Bildiği hayatı boyu ölümün kıyısı bir yana, ölümün kuyusunda yaşamış. Soma’yı Soma’da yaşayıp ölmemişse bile, Soma’yı hayatının her anında yanı başında hissetmiş.

Patron duvar örüyor, devlet ve iktidar duvar örüyor. Sen daha kalabalık, daha çoksun ama, tek patron, tek iktidar yetiyor. Çünkü onlar senden güçlü değil aslında ama “daha uzun!”

Öğretmenler mesela. Senin de başkentin orası. Senin de Meclis’in ya da devletin veya öyle sanıyorsun. Coplanıyor, sürükleniyor, gazlanıyorsun. Madenci gibi hayatının manası alın teri. Yüzde 70’i emek, çalışmak, biraz umut etmek, mücadele etmek, durmadan topu koşturmaya çalışmak. Ama duvar, işte duvar var!

Ciddi hasta bir küçük çocuğun babasısın. Yaşamak onu yaşatmak senin için. Sabır, endişe, mücadele, çaresizlik. Duvarları aşamıyorsun. Hayatın elinde sanmışsın ama değil. Çocuğun sayende yaşayacak sanmışsın ama öyle değil. Koşturmaktan, acıdan, umutsuzluktan bunalıyorsun. Evladının “fişini çekip” kendini yok ediyorsun. Çünkü onca umut çökmüş, onca mücadele tükenmiş, sen bitmişsin. Çünkü önünde bir duvar, hiçbir topun hanene skor olarak yazılmamış.

TBMM önünde basın açıklaması yapmak isteyen özel sektör öğretmenlerine polis müdahalesi

Madenciye duvar, öğretmene sopa bir polis de olabilirsin mesela. Onları ezmeyi, aşağılamayı, onlara şiddet kusmayı hayat sanıyorsun. Hayatının yüzde 70’ten fazlası öyle belki. Ama esas hayatın “gaileler”in elinde tutsak. Orada dayak yiyen sensin. Milyonlarca insan gibi. 90 dakika uzatmalarla bitiveriyor bir an. Belki de bir yılda intihar eden 40 polisten birisin!

“Bizim çocuklar”sın sen de. Ne umutlarla, ne gazlarla başladığın hayatta, onca uğraş didin, sonunda yeniksin. Çünkü önünde duvar. Senden azlar ama karşında ne çoklar. “O duvar, duvarınız… Vız gelir, vız” demekle de olmuyor. Vız gelmiyor çünkü. Üstüne geliyor. Umudunun enkazına biniyor. Seni tüketiyor. Yeniksin!

Not: “Bir futbol, Dünya Kupası yazısı” ya bu, sahanın ortasından bildireyim bir notla: Fransa, biliyoruz, kupanın favorilerinden. Kopa gibi birkaç yıldızın istisnai yıllarından sonra uzun süre Avrupa’nın “sıradan” bir ligi, fazla iddialı olmayan bir futbol ülkesiydi. Sonra, şimdi faşoların beğenmediği “göçmen çocuklar” ya da “göçmen çocukları” ortaya çıktı. Ama esas sabırlı, yaygın bir “altyapı” ortaya çıktı. Hollanda örneği gibi. Sonradan Belçika’nınki gibi.

Bakın bugün durum ne: Fransa futbol altyapısı ve kulüpleri kendi milli takımındaki 26 futbolcudan 23’ünü yetiştirmiş. Bunların çoğu Afrika, Mağrip kökenli çocuklar. Diğer üçü de öyle zaten. Elbette sömürge tarihi yazmış bu talihi de. Ama yetmemiş: Cezayir takımının 13 futbolcusu Fransa doğumlu ve orada yetişmiş. Haiti’nin 12 oyuncusu, Demokratik Kongo’nun 11, Senegal’in 10, Fildişi Sahili’nin 8, Tunus’un 7, Fas’ın 6 oyuncusu da böyle.

“Futbol ülkesi” sadece transferlerle, fanatik bağlılıklarla, başkan kim olsunlarla, Sergen gelsin Sergen gitsinlerle, Ahmet Dursun Seba gitsinlerle, yine Aziz Başkan olsunlarla, gazla, togglarla, bahisle, Var ve yok tartışmalarla, medyada futbol geyikleriyle tam olmuyor. Heyecanlı olsa da.

Notu, İsveç’in Tunus’a iki gol atan oyuncusu Yasin Ayari’nin de Tunus ve Faslı anne babadan İsveç’te doğma olduğunu, ama bütün eğitimini İsveç’te altyapıda aldığını ekleyerek bitireyim. Haydi “Bizim çocuklar!” (UMUR TALU - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.