Ve TKP, CHP’nin NATO’culuğunu keşfediyor!

Kemal Okuyan ve TKP, istediği kadar NATO’ya karşı eylem yapsın; ABD-Batılı emperyalistlerin ve NATO’nun gözdesi Saray rejimine karşı demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesinden uzak durarak dönüp dolaşıp bu güçlerin değirmenine su taşıyan bir politik platforma savrulmuş durumdadır. Bu nedenle Okuyan’ın “Yarın hep beraber NATO’yu protesto eder, azıcık toparlarız ortalığı!” diyerek tutarlı bir demokrasi mücadelesi yürüten sol-sosyalist güçlerle dalga geçmeye çalışmadan önce dönüp kendi politikasına bakması herkesin hayrına olacaktır!


Dünya ve bölge (Ortadoğu) emperyalist güçler arasındaki mücadelede yeniden şekillenirken Saray rejimi ve kader birliği halinde bulunduğu tekelci burjuva gericilik, kendi çıkarlarını korumak için ABD ve batılı emperyalistlerle uyum içinde pozisyonunu yenilemeye çalışıyor. Böylesi bir siyasal konjonktürde Kürt sorununda başlatılan süreç de CHP’ye yargı eliyle yapılan operasyonlar ve “mutlak butlan” kararı da ülkedeki iktidar blokunun bu yöndeki tahkimatının birer parçası olarak anlam kazanıyor. O yüzden dün işlerine geldiğinde Türkiye’deki rejimi demokratikleşme meselesi üzerinden eleştiren AB ve ABD emperyalistleri; bugün seçme ve seçilme hakkının tasfiye edildiği, muhalefetin yargı eliyle dizayn edilmeye çalışıldığı, her türlü demokratik hakkın askıya alındığı koşullarda bile “kaygı” ifade etmenin ötesine geçmiyorlar.

Bu koşullar, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek zirve öncesinde NATO’ya karşı eylem yasakları örneğinde olduğu gibi kaçınılmaz bir şekilde, en küçük demokratik hakkın kullanılmasını bile bir mücadele konusu haline getiriyor. Ülkedeki rejim; burjuva muhalefetten işçi eylemlerine, sendikacılardan medya organları ve gazetecilere, gençlik ve kadın hareketlerinden doğal alanların yağmasına karşı toprağını savunan halka kadar bu tahkimata ve emperyalist güçlerle çıkar/iş birliği temelindeki dönüşüme karşı durabilecek bütün güçleri kendi hukuk ve yasalarını da çiğneyerek tasfiye etmeye dayalı çok boyutlu bir saldırı politikası izliyor. Bu nedenle “mutlak butlan” kararı, CHP’ye karşı yargı eliyle yapılmış bir operasyon olmanın ötesinde Türkiye’nin söz konusu eksene oturtulması için yapılmış bir müdahale olarak anlam kazanmaktadır. 

Böylesi kritik süreçlerde aldığınız tutum, yaptığınız açıklamalar sizin bu mücadele ve saflaşmanın neresinde yer aldığınızı görmek/göstermek bakımından önem taşır.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Amerikan Newsweek dergisine yazdığı bir yazıda NATO’yu savunması üzerine sosyal medya hesabından bir açıklama yayımladı. Okuyan, Özel’in NATO’yu savunması üzerinden, aralarında Emek Partisi’nin de yer aldığı sol-sosyalist güçlerin “mutlak butlan” kararına karşı ortak mücadele etme tutumunu “İktidarın CHP’ye genel başkan atamasının ardından görevden alınan CHP yönetimine olmadık misyonlar yükleyerek onun arkasına yığınak yapanlar kendilerini nasıl hissediyor?” sorusunu sorarak eleştiriyor. Ardından da kendince bu güçlerle dalga geçerek “Yarın hep beraber NATO’yu protesto eder, azıcık toparlarız ortalığı!” diyor.

Öncelikle Okuyan, EMEP gibi “mutlak butlan” saldırısına karşı yapılan eylemlere katılarak açık tutum alan güçleri eleştirmek için bile isteye politik mücadelenin birbirinden tamamen farklı iki konusunu aynılaştırarak çarpıtıyor: Çünkü herhangi bir saldırıya karşı demokratik bir hakkı savunmak için başka güçlerle ortak tutum almayı, mücadele etmeyi, birlikte mücadele edilen güçlerin programını savunmakla eşitliyor. 

Oysa TKP de konuyla ilgili yaptığı açıklamada; CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararını “siyasi partilerin iktidar tarafından dizayn edilmesi” yönünde bir “müdahale” olarak değerlendiriyor ve “siyasi partiler ve seçim kanununun toptan tasfiyesi anlamına gelen” bir hukuksuzluk olarak tanımlıyordu. 

Peki, bu durumda kendine “sosyalist” ve hatta “komünist” diyen bir partinin görevi olup biteni kenardan seyretmek mi yoksa bu saldırıya karşı demokratik hakları savunmak için halk güçleri ile birlikte mücadele etmek mi?

Özel NATO’cu olduğu için, TKP mücadelenin dışında kalarak “devrimci bir duruş” ortaya koyuyor! TKP ve Okuyan’ın, Saray rejimi ve kader birliği yaptığı güçlerin saldırıları karşısında en acil demokratik talepler için birlikte mücadele etmenin karşısına Özel’in NATO’culuğunu koyması elbette sebepsiz değil.  Nitekim TKP de CHP’nin NATO’culuğunu yeni keşfetmiyor olsa gerek!

TKP’nin 2023 genel seçimlerinde “Bir oy Erdoğan gitsin diye, bir oy TKP’ye” diyerek oy istediği Kılıçdaroğlu’nun programı da çok açık bir biçimde NATO’cu bir programdı.

Okuyan ve TKP, “Biz Kılıçdaroğlu’na kefil olmadık” diye savunma yapıyor şimdi, peki EMEP’in Saray rejiminin saldırıları karşısında demokratik talepler için halkın kitlesel mücadelesine katılırken CHP’nin programına kefil olduğunu nerede gördünüz ya da duydunuz!

Gerçek şu ki; TKP ve Okuyan, ülke böylesine kritik bir kavşaktan geçerken Özel’in NATO’culuğunu öne çıkararak bu durumu halk kitlelerinin demokrasi mücadelesinden uzak durmanın ve bazı ulusalcı güçlerle kendi ittifak politikasının dayanağı haline getirmek istiyor. Sosyalizmi savunma adına demokrasi mücadelesini reddeden bu “sol” sekterliğin arkasında yatan gerçek budur!

Kuşkusuz TKP’nin bu konudaki tutumu, bir diğer demokrasi sorunu olan Kürt sorunu ve Kürt halkının ulusal-demokratik talepleri karşısındaki tutumunun bir devamı olarak karşımıza çıkıyor.

Bu nedenle Okuyan ve TKP’ye; eğer ortak talepler için birlikte mücadele etmek aynı programda birleşmek anlamına geliyorsa sizin programınız da Kemalizm ve ulusalcılıkla eşitlenmiş olmaz mı diye sormaya gerek yok!

Burada TKP, demokrasi mücadelesinden uzak durmayı sosyalizm için mücadele ile gerekçelendirdiği için bir noktayı daha açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Bugün sosyalist bir programı savunmak –ki EMEP’in programı öyledir– ülkedeki boyutu giderek artan ciddi demokratik sorunlar ve bu sorunların çözümü konusunda sosyalistlerin görevlerini ortadan kaldırır mı?

İşçilerin grevleri ve Doruk Madencilik işçileri örneğinde olduğu gibi hak eylemleri yasaklanıyor, işçi sınıfını örgütleyen sendikacılar, rejimin kirli-karanlık ilişkilerini ortaya çıkaran gazeteciler, demokratik üniversite isteyen gençler hapse atılıyorsa; ulusal hak eşitliğini savunduğu için belediyelere kayyımlar atanıyor ve siyasetçiler tutuklanıyorsa, laiklikle ilgili sınırlı kazanımlar tasfiye ediliyor, toplumsal cinsiyet eşitliği isteyen kesimler baskı altına alınıyorsa ve artık ülkedeki rejim muhalefet partilerini dizayn etmeye kadar seçme ve seçilme, siyaset yapma hakkına müdahale ediyorsa sosyalistler bu demokratik sorunları görmezden gelip çözümlerini sosyalizme mi havale edeceklerdir?

TKP gibi bu demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi ile sosyalizm mücadelesi arasındaki bağı görmezden gelen siyasi oluşumlara Lenin şöyle yanıt veriyor: “Demokrasi uğruna savaşımın, proletaryanın dikkatini, sosyalist devrimden başka yöne çekeceğini ya da bu devrimi gizleyeceğini, ikinci plana iteceğini vb. sanmak büyük yanılgı olur. Tam tersine, nasıl ki tam demokrasiyi uygulamayan başarılı sosyalizm olmazsa aynı şekilde, proletarya, demokrasi uğruna, bütün alanlarda tutarlı bir devrimci savaşım yürütmeden burjuvaziyi yenilgiye uğratamaz.”

Dolayısıyla bugün rejimin saldırısı altındaki burjuva muhalefet bu taleplerin bir kısmını savunuyor, savunmak zorunda kalıyor diye demokratik talepler için mücadeleye sırt çevirmek işçi sınıfı ve emekçi halkın yararına ve devrimci bir politika olamaz. Bu nedenle TKP’nin iddiasının aksine EMEP’in bir yandan “NATO’cu Özel” ve burjuva muhalefetle “mutlak butlan” saldırısına karşı ve demokratik talepler için ortak mücadele yürütmesi ama öte yandan NATO’ya, emperyalizme karşı tam bağımsızlığı savunması, bir çelişki değil; kendi sosyalist programını tutarlılıkla savunmasının, sosyalizm uğruna tutarlı bir mücadele yürütmenin gereğidir. Çelişki ya da tutarsızlık bir tarafa bu durum, EMEP’in demokratik talepleri savunurken burjuva muhalefete yedeklenmediğinin kanıtıdır!

Aslında TKP’nin tuttuğu yolun aksine, sıkça vurgu yapılan saldırı altındaki “cumhuriyet mirası”nı ulusalcı-Kemalistlerle birlikte savunabilmek için de Saray rejimine karşı en geniş demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesi dışında bir seçenek bulunmuyor. Sonuç olarak; bugün saray rejimi ve kader birliği yaptığı emperyalist ve tekelci burjuva güçlerin saldırısının burjuva muhalefeti dün imtina ettiği demokratik talepleri ve mücadele biçimlerini savunmak zorunda bırakması ve geniş toplum kesimlerinin bu mücadeleye katılması, işçi sınıfı ve halk güçlerinin demokrasi ve sosyalizm mücadelesi için bir tehdit değil; bu mücadele için bir olanaktır. İşçi sınıfı ve halk güçleri bu mücadele içinde sınanıp eğitilmeden NATO’ya ve emperyalizme karşı tutarlı ve güçlü bir mücadelenin örgütlenmesi de olanaklı değildir.

Kemal Okuyan ve TKP, istediği kadar NATO’ya karşı eylem yapsın; ABD-Batılı emperyalistlerin ve NATO’nun gözdesi Saray rejimine karşı demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesinden uzak durarak dönüp dolaşıp bu güçlerin değirmenine su taşıyan bir politik platforma savrulmuş durumdadır. Bu nedenle Okuyan’ın “Yarın hep beraber NATO’yu protesto eder, azıcık toparlarız ortalığı!” diyerek tutarlı bir demokrasi mücadelesi yürüten sol-sosyalist güçlerle dalga geçmeye çalışmadan önce dönüp kendi politikasına bakması herkesin hayrına olacaktır! (YUSUF KARADAŞ - EVRENSEL)

[1] Lenin, Sosyalist devrim ve Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı (Tezler) Collected Works (Toplu Eserler), 22. Cilt, İngilizce 4. Baskı

Blogger tarafından desteklenmektedir.