15, 16, 17, 18 Temmuz... 2016-2026 (UMUR TALU)

Darbe darbedir. Darbeci, darbecidir. İktidar ne kadar anti-demokratik olursa olsun, darbe anti-demokratikliğin, demokrasi karşıtlığının daniskasıdır...


10 yıl önce "darbe girişimi" olduğunda Montreal'deydim. Kızımın yanında. Uzunca bir süre için. Öğleden sonra "Cirque du Soleil" gösterisine gidiyorduk ki henüz girmeden içeri, o "garip haberler" gelmeye başladı. "Sirk çadırı"na adım atarken, niteliği değil ama manası anlaşılıyordu. Gösteri başlamak üzereyken "sirk çadırı"ndan çıkıp Türkiye'nin "çadır sirki"ni anlamak, hatta tam anlaşılmasa bile hızla bir yazı yazmak için kızımın evine koştum.

Bir yandan muğlak haberleri izlerken yine hızla kısa bir yazı yazıp Habertürk'ün internet sitesine koydurdum. O sırada ne "darbe girişimi"nin adı ve gücü ya da güçsüzlüğü ortadaydı, ne iktidar ortadaydı ne de gazete ve diğer medya kuruluşları ne tavır alacaklarını bilebiliyordu. Yazıyı gazetede çıkmak üzere versem, ancak sabah çıkacak, internet sitesine de öyle girecekti. O yüzden rica ederek hemen o an konmasını istedim.

Attığım başlık şuydu: Darbe darbedir, darbeci de darbecidir... Darbeye hayır!

Sanırım o bilinemezlik içinde alınmış en erken tavırlardandır; "en erken" diye iddia edemediğim için. 

Yazı şöyle akmıştı:

Bu başlığı en son "Mısır darbesi" için atmıştım. Kısmet bir de bugüneymiş!

İktidar ve TSK yahut "bir kısım darbeci TSK" Türkiye'yi bir iç savaşın eşiğine getirdi. Yok, diyebilirsiniz ki, "Zaten bitmeyen bir iç savaş var." Öyledir. Hem din hem etnisite, hem demokrasi-cumhuriyet ekseninde yıllardır süren, darbelerle doruğa ulaşan, 30 yılda 40 bin ölüyle yayılan, bir yenisi "paralel" denen her şey ile ortaya konan iç savaşlarımız zaten var. Darbeler, darbe girişimleri, darbe tasavvurları bunların şahikaları. Bu da öyle. 

İktidarın darbelerle ilginç serüveni ise, 28 Şubat sonrasında doğup 2002'den sonra bir dizi darbe hevesiyle yüz yüze kalıp "darbeciler" yargılayıp sonra onları serbest bırakıp "darbecileri içeri atan darbeciler"i kumpasçı, ötekileri kumpas kurbanı saymasında... Ama lafı uzatmadan söyleyeyim: Darbe darbedir. Darbeci, darbecidir. İktidar ne kadar anti-demokratik olursa olsun, darbe anti-demokratikliğin, demokrasi karşıtlığının daniskasıdır.

İster emir-komuta zincirinde olsun, ister zincirlerinden boşalmış olsun!  

12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan'da aynı tavrı alan... Ayrıca iktidara "Evet" demeyen biri olarak... Darbeye tüm kalbimle, tüm aklımla Hayır diyorum. Bir daha söyleyeyim: Darbeye hayır... Darbeye hayır!

Her türlü darbeye, her türlü hukuksuzluğa, her türlü dayatmaya, her türlü baskıya, her türlü kuşatmaya, her türlü otoriterliğe hayır! Bir kez daha: Darbeye Hayır! Öyle de böyle dee, darbeye hayır! 

Yukarıdaki ilk, erken, acele yazıdan sonraki yazılarım, 2016 kasımında yazılarıma son vermek zorunda kaldığım güne kadar hep şunu anlatmaya çalıştı:

Bu bir darbe girişimi ya da hevesi ama "darbeciler" bizzat bu iktidarın Genelkurmay, Silahlı Kuvvetler, Emniyet, yargı vd. içinde "konuşlandırdığı kişilerdi. Kimi, Astsubay Ömer'in vurduğu General Semih başta, Yüksek Askeri Şura'da ilk sıradan general yapılmıştı. Kimi Genelkurmay Başkanı'nın yanı başındaydı, hatta AKP'li Dişli ailesinden biri zar zor "paşa" yapılıp Genelkurmay içinde ona özel stratejik bir birim tahsis edilmişti.

Kendimden bir örnek vereyim: Kıbrıs'ta bir albay bir astsubayı darp etmiş, ben de bunu birkaç kez yazmıştım. "Sıralı amirler" bana dava açtı: O albaydan başlayarak, Kıbrıs'taki bir general... ve Genelkurmay ikinci başkanı Yaşar Güler ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, aynı dosyada sıralı imzalarla. Bir de o meşhur ve kayıp "Genelkurmay Adli Müşaviri." Darpçı albay o 15 Temmuz gecesi, "darbeci general" olarak ortaya çıktı. General Semih'le birlikte aynı Şura'da terfi ettirilmişti, arkasında bir astsubayı darp edişi olduğu halde. Kıbrıs'taki o general emekliydi ama o da içeri alındı. Adli Müşavir kaçtı. En üstteki iki sıralı amir ise, "direnmeden teslim" ve derdest olmuştu. Bir astsubay veya uzman çavuş, er böyle teslim olsa, "direnmeyerek TSK'nın onurunu zedelemek"ten ordudan atılır. IŞİD kovalarken esir düşen bir astsubay atılmıştı mesela! 

Aynı şey, Hrant Dink cinayetinin kilit devlet görevlilerinden olup Emniyet İstihbarat'ın başına iktidarın en üst imzalarıyla getirilen kişi için de geçerliydi. Yine kendi hayatımdan örnekle, "Malatya'da kitabevi vahşeti" için yazdığım yazıda beni dava eden hâkimle ilgili olarak, davayı Yargıtay'da kazanmış iken ben, istinafta oylarını değiştirip beni mahkum eden birkaç üye için de. (Yıllar yıllar sonra o davayı AİHM'de kazandım.)

Kasım 2016'ya kadar yazılarım bu minvalde aktı. "Darbe girişimi gerçekse, FETÖ'cü ise; bu yapıyı yıllardır iktidar, devlet, yargı, askeriye, Emniyet iktidarı yapan iktidar da sorumluydu." Direnmek için sokağa çağrılanların öldürülmesinden de, bu iktidarın getirdiği sıkı disiplin kuralları yüzünden emre itaatsizlik yapamayıp hiçbir şey bilmeden "darbe girişimi"nin ortasında kalan gencecik askerlerin öldürülmesinden veya hayatlarının çalınmasından da. (15 Temmuz'un hemen arkasından Emekli Astsubaylar Derneği Başkanı arayıp "Bu darbenin önlenmesinde sizin de payınız var çünkü yıllarca alttaki askerlere her hukuksuzluğa boyun eğmemeyi anlattınız. Ve onların birçoğu, astsubay ya da uzman çavuş, tankları, zırhlıları, helikopterleri, uçakları çalıştırmadı" dedi. Bilemem elbette!)

2016-2026 arasını zaten biliyorsunuz. Bugünü de. O 15 Temmuz'da yazdığım erken yazıdaki cümleyle: Her türlü darbeye, her türlü hukuksuzluğa, her türlü dayatmaya, her türlü baskıya, her türlü kuşatmaya, her türlü otoriterliğe hayır! 

Bu cümledeki ve tavırdakilerden sadece "darbe" 10 yıl öncede kaldı; diğerlerinin hepsi 10 yılda koyulaştı, koyulaştı, koyulaştı. O yüzden onlara da her zaman Hayır!

 Not: Elbette varsayım ama, daha önce de belirttiğim şüphelerle, şimdi "suikast" ve "ölüme terk" kuşkularıyla yeniden açılmış Muhsin Yazıcıoğlu (ve gazeteci İsmail Güneş) dosyasının, yani olayın "Dink suikastı" ile bağlantılarına da bakılsa iyi olur! (UMUR TALU - T24)

Blogger tarafından desteklenmektedir.